admin

Ayvalık seyir tepe ve Cunda Adası

 

Cunda Adası (resmi adıyla Alibey Adası), Balıkesir’in Ayvalık ilçesine bağlı, Ayvalık koyundaki irili ufaklı 22 ada arasında yerleşim bulunan tek adadır. Türkiye’nin Ege Denizi’ndeki dördüncü büyük adasıdır. 
Temel Bilgiler ve Tarihçe
    • İsim Kökeni: Antik dönemde Moshonisi (Kokulu Ada) adıyla bilinen ada, kuş bakışı görünümünün gemi cundasına benzemesi veya zamanla Yund Adaları isminin değişmesiyle “Cunda” adını almıştır. Diğer resmi adı olan Alibey, Kurtuluş Savaşı’nda düşmana ilk kurşunu sıkan kahramanlardan Yarbay Ali Çetinkaya’dan gelir. 
    • Bağlantı: Anakaraya ve Lale Adası’na 1896 / 1964 yıllarında yapılan Türkiye’nin ilk boğaz köprüleri ile bağlanır. 
    • Mimari: 1923 nüfus mübadelesine kadar yoğun bir Rum Ortodoks nüfusa ev sahipliği yapmış olan adada, günümüzde restore edilmiş taş evler, dar sokaklar ve tarihi kiliseler bulunur.

Gezilecek Yerler

    • Taksiyarhis Kilisesi (Rahmi M. Koç Müzesi): 1873 yılında yapılan ve restore edilerek müzeye dönüştürülen önemli bir yapıdır.
    • Sevim ve Necdet Kent Kitaplığı: Aşıklar Tepesi’nde yer alan, eski bir kiliseden dönüştürülen ve harika bir ada manzarası sunan kütüphanedir.
    • Tarihi Taş Kahve: Adanın merkezinde, damla sakızlı Türk kahvesiyle ünlü simge mekanlardan biridir.
    • Cunda Yel Değirmenleri: 1600’lü yıllardan kalma, restore edilerek kafe ve kütüphane işlevi kazandırılmış noktalardır.
    • Plajlar ve Koylar: Ortunç Koyu, Patriça Koyu (Pateriça) ve Çataltepe denize girmek için en çok tercih edilen alanlardır. 

Yeme – İçme

  • Ada mutfağı Girit ve Ege kültürünün izlerini taşır.
  • Papalina (küçük bir balık türü), zeytinyağlı Ege mezeleri, Cunda ezmesi ve lor tatlısı adanın öne çıkan lezzetleridir.

(x)Sosyal medya yazılarım 2

♦OSMANLI HALİFELİKLE YÜKSELİŞİ VE ÇÖKÜŞÜ

 

Yavuz selim ile halifelik makamı gelirken aynı zamanda mısır alimleri fetva makamını görüş alma dine uygunluk gibi din adamını siyasi iradenin padişahın üstünde konumlanmaya başlar.böylece padişah eylem ve işlemlerinde dini otoritenin gölgesinde kalarak gücü ve iradesi sınırlanır.

İslam dünyası halifelik ile uhrevi otorite iktidara ortak olur. siyasi güç karar alacağı zaman fetva ile dini otoriteden icazet almaya başlayarak padişah İslam dünyasına güç kazanmaya çalışırken dini otorite güç kazanıp siyasete yön vermeye başlar iktidara yakın tarikat güçlenir.

Bu dönemde Osmanlı toprak kazanma, genişleme starejisi askeri yapı bozulmaya başlar. mezhep savaşları şia ve Alevi düşmanlığı safevi devletine karşı Sünni ve Mevlevi tarikatlar güçleniyor.Osmanlı doğuya dönük yapılanması savaş ekonomisinden İslam Sünni mezheplerin hizmetine girer.

Batıya küffara savaş yerine yüzünü doğuya dönmesiyle doğu ile meşgul olurken batıda savaşlar kaybedilmeye başlar.savaşların kaybedilmesi sarayın ipek ve baharat yolu dışında savaş ganimeti ve yeni vergiler alamaması sarayın gelirlerini azaltır.Fetvanın bir ürünü olan kardeş katli,

Saray bürokrasisi kimden yana olursa onun padişah olması zayıf mizaçlı padişah olması ile sarayın otoritesini zayıflatır. kişiliksiz,delilerin padişah yapılması zayıf kişiliklerden seçilmesi savaşçı ruhunu kaybeden padişah ile saray çevresi lale devri gibi zevk safahata düşürür.

otoritesini kaybeden padişah isyancıların eline düşecek kadar yoksun kalan Osmanlı soyu vezirlerin güç kazanması ile osmanlıda birlik bozulur.Kavalalı M.Ali pş mısır valisi hanedanlığını kurarken Osmanlı bir valisi ile savaşacak gücü kalmaz.tarikat ve fetvalar ile geriye gider

 

Oysa batı Amerikaya doğru yelken açarken yeni kıtalar keşfeder.deniz yoluyla doğuya giderek kara yoluna alternatif yol bularak Osmanlı’nın ipek ve baharat yolu üstünden gelirleri azalır.Osmanlıra Sünni mezhepler eli ile ruhban sınıfı tarikaler iktidara yönlendirir..

Osmanlı Batı’nın gelişmi dinamiğinin dışında kalarak doğu despotizmi doğu mistizmine boğulur.batı buharı yeni yolları yeni kıtayı bularak kendine Amerika’dan getirdiği altınlar ile şehir efendileri merkantilizm ile burjuvaya sermaye sunar.Osmanlı savaş kaybederek geliri yokolur.

İpek ve baharat yolunun değerini kaybetmesi ile bu geliri azalmaya başlar. Eşraf ve ayanlar kendileri tarım gelirlerine kalırken aynı zamanda yedek akçe azalması askerin bakımı ve gelişmesi azalır.batıda pasarofça antlaşmasıyla ilk yenilgiyi tadar. batı askeri yatırım artırır.

Batı dinamikleri avrupayı geliştirirken Osmanlı halifelikle özellikle mısırdan gelen alimler ve fetva makamının padişahın üstünde konumlanması ile Osman eski gelişme dinamiklerinin hepsini kaybeder.silahları eskir rasathanenin kapatılması ile iç politakada reformların önünü keser.

 

29/eylül/2026

 

Eskiden başbakanın önüne yazar kasa atan esnaf ile basın yeri göğü inletmişti.polis emeklisi geçinemiyorum diye hemde anayasa mahkemesi önünde kafasına sıkarak intihar ediyor. Ne basın duydu ne mahkeme nede polis duydu ne çam ağacı herkes korkudan ininden ç*k armıyor kafasını

 

Hırsızlık babadan evlada geçer.

Fakir çalmadığı çalamadığı için fakirdir.

Halkda değilde belli zümre, üst kadro zenginleşiyorsa bu toplumdan üsteki çalarak zenginleşiyor demektir.

Bir toplum hala krize tepki vermiyorsa ya esir alınmış yada hala iktidardan baklentisi var demektir.

 

Ne güzel değil mi? Muhalefeti kendin ayarla: Biri ümmetçi milliyetçi, diğeri Kürt Alevi, kendisini Dede Piro diye tanıtıyor. Birini yanı almış, milicilik oynuyor; Kürt Alevisi karşısında onunla yargıyla demokrasicilik oynuyor. CHP’yi soldan ve demokrasiden arındırıyor, üstten atayarak.

 

Suç da suçlu da kendileri belirleyip, kendi yargıçları yargılıyor. Troller kimin tutuklanacağına, ne kadar ceza alacağına karar veriyor. İktidar oyunlarına küçük siyasi lider hamle yapıyor, bürokrasi ezerken yargı kararı uygulatıyorlar. Emperyalist politikalar, emperyal fonlarla besleniyor.

 

Denize düşen yılana sarılırmış. Depremde çadır satan Kızılay’dan kaçarken, daha önce ceza almış şarkıcı Rakcı Levente para yatırarak “ehveni şer” yani kötünün iyisi olan Haluk abilerine inandılar. Devlet de Haluk’u takibe ve abluka altına aldı, denetimi altında kullandı, ihtiyaç anında patlattı.

 

Ahbap huylarından vazgeçer mi? Düne kadar kullandıkları ahbabı Türkiye’nin Irak petrolü. 1.5 milyon ceza aldığı dönemde ahbaba çöktüler. CHP ve laik muhalefeti karalamak için trollerin ağızlarına sakız verdi. İktidarın politik manevraları gerçekleri gizleyerek gündemi dolduruyor.

 

Cumhuriyeti (Darulharp) savaş ülkesi ilan ettiler. Unuttukları şey, iktidarı için her şeyi mubah sayan savaş ahlaksızlığını uzun süre iktidarda kalınca, savaş ahlakının kendi ahlakları olarak halkına getirdiler. Yandaşı dışında herkesi düşman hukuku ile yargıladıkları için zulüm yapan oldular.

 

Sürekli kendine yeni düşmanlar yaratarak ideolojilerin ve yaşam biçimlerini ona göre dizayn ettiler. Önce Ergenekon, sonra Kürtler, sonra FETÖ ve şimdi düşman hukuk CHP ve belediyeler. Hepsi de yargıyı araç olarak kullanıp olası rakipleri suçlayarak hapse atıp kendini akladılar.

 

Darulharp, iktidar-muktedir olmak için düşman gördüğü muhalife her şeyi mübah gördü. İktidarların da asıl amacı sermaye birikimi ve İslam liderliği olduğu için oyunlarına devam ettiler. Batı yaptırımına karşı doğu sermayesi, enflasyon ile sermaye halktan alıp üst yaratarak yüksek İslam toplumu yada İslam kapitalizmini yaratarak islam dünyasında tekrar egemen olmak için yeni Darulharp politikasına devam ettiler.

 

İslamiyet’te hiçbir dönem yoktur ki katliam, kıyım olmamıştır. Ölenlerin adları, şehirler değişiyor; zalimler ve yardakçıları hep aynı. Gücü eline alan, zayıf ve muhalif olan kim varsa oradan başlıyor. İslamiyet’in yükselme yılları, Peygamber’in torunları, katliam yapan İslam anlayışı her dönem yapmıştır.

 

Geç kalan adalet, adalet değildir. Geç gelen karar doğru karar değildir. Son finişte herkes kazanamaz. Erken kalkan yol alır, erken başlayan döl alır. Eski CHP, 6’lı masa gibi son ana bırakırsa kendi yeliyla yine yıkılır. Az farkla ayak oyunu, trol ve bürokrasi oyunları ile yine yıkarlar.

 

Bazı ülkeleri 70’lik bunak siyasetçiler yönetiyor. Memuru, emekliyi iş göremez diye tüm birikimlerini heba ederken, bulunmaz Hint kumaşı sanan siyasi: Biri ABD’nin başında dünya macerasına atılırken, diğerleri ele geçirdiği koltukları terk etmiyor. Vahşi kapital yaşlıyla çalışıyor.

 

İktidara gücü yetmeyen, patrona ses çıkaramayan eşeğin semerini dövermiş. İktidarın yolsuzluğu, yasa ve anayasa tanımazlıklarına, iktidar belediyelerin götürdüklerine bakmaz. Muhalefet belediyesinin gözündeki çöpü mertek görür. Eski CHP meğerse gizliden kendini aşağı çekiyormuş.

 

15 Haziran 2026

Hierapolis Antik havuz, Kleopartra havuzu pamukkale

Hierapolis Antik Havuzu, M. S. 7. yüzyılda gerçekleşen bir deprem sonucunda antik kentin ortasında büyük bir çukur meydana gelir ve bölgedeki şifalı sulara sahip termal hamamların suları, zamanla oluşan çukur içerisinde toplanmaya başlar. Böylelikle, bir zamanlar dönemin görkemli yapısını oluşturan antik sütunlar ile mimari yapılar bu havuzun zeminini oluşturan doğal bir havuza dönüşür.

Kleopatra Antik Havuzu, Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın da yüzmü olduğu rivayet edilen bir havuzdur. Depremden önce de şifa merkezi olarak ün salan bölgede, birçok hamam bulunmaktaydı. O dönemde bile temizlenmek ve şifalanmak için bu hamamların ziyaret edildiği bilinmektedir.


Hierapolis Antik Havuzu, UNESCO Dünya Kültürel ve Doğal Miras Listesi’nde koruma altına alınmıştır.

Meryem ana evi Selçuk

Meryem Ana Evi, Efes çevresinde yer alan Bülbüldağı’nda bulunan bir Katolik mabet yeridir. Selçuk’a 7 km uzaklıktadır. Ev, 19. yüzyılda Katolik rahibesi olan Anne Catherine Emmerich (1774-1824)’in rapor edilmiş rüyalarını takiben keşfedilmiştir. Görümleri ölümünden sonra Clemens Brentano’nun kitabında toplanmıştır. Katolik Kilisesi evin gerçekten Meryem Ana’nın olup olmadığı hakkında bir yorum yapmamıştır, fakat ev keşfedildiğinden bugüne düzenli olarak hac ziyaretleri almaktadır.

Katolik hacılar İsa’nın annesi Meryem’in, Havari Yuhanna tarafından bu taş eve getirildiği ve cennete alınışına kadar (Katolik doktrinine göre Meryem’in göğe yükselişi, Ortodoks doktrinine göre Dormition) bu evde yaşadığına inanarak ziyaret etmektedirler.

Meryem’in mezarının da Bülbüldağı’nda olduğu düşünülür.

Efes antik kentin üst kapısının yanından geçilerek çıkılan Meryem Ana ören yerinde, küçük bir Bizans kilisesi bulunmaktadır. Burada İsa’nın annesi Meryem’in yaşadığına ve öldüğüne inanılır. Hristiyanlar tarafından kutsal sayılır ve ziyaret edilir, hastalara şifa aranır, adaklar adanır.

Mekan

Evin iç bölümü.

Mabet, büyük olmaktan ziyade mütevazı bir ibadet yeri olarak tanımlanabilir. İnşaat ve korunan taşları, o zamanlardan beri korunmuş diğer binalarla tutarlı olarak Havariler Çağı’na uzanır. Yalnızca küçük bahçe düzenlemeleri ve bina dışına ibadet için eklentiler yapılmıştır. Mabede girişte ziyaretçiler Kutsal Bakire Meryem’in merkezde öne çıkarıldığı bir heykelinin olduğu genişçe bir oda ve karşıda sunakla karşılaşırlar.

Eve giden yol üzerinde bulunan heykel

Sağ tarafta daha küçük bir oda bulunur. (Geleneksel olarak Bakire Meryem’in uyuduğu asıl oda olduğuna inanılır.) Gelenekte Bakire Meryem’in uyuduğu ve dinlendiği odada, binanın dışında bulunan çeşmeye çıkan akan bir suyun bulunduğu bir çeşit kanal olduğuna inanılır.

Dilek Duvarı

Mabedin dışında, gelen ziyaretçilerin kişisel niyetlerini kağıtla veya kumaşla bağladıkları bir çeşit dilek duvarı bulunur. Çevresinde çeşitli meyve ağaçları, çiçekler ve evin daha iyi gözlemlenebilmesi için mabedin dışında ek ışıklandırmalar bulunur. Ayrıca bazı ziyaretçilerin olağanüstü doğurganlık ve iyileştirme gücü oluğuna inandıkları bir çeşit çeşme ya da kuyu bulunmaktadır.

Wiki alıntı

Hierapolis antik kenti

 

SU VE İNANCIN KENTİ HIERAPOLIS

Denizli İlinin 18 km kuzeyinde yer alan Hierapolis Antik Kenti Bergama Krallarından II. Eumenes tarafından İ.Ö. 2 yy’da kurulmuş olup, Bergamanın efsanevi kurucusu Telephos’un karısı Hiera’dan dolayı Hierapolis adını aldığı söylenebilir. Kent bir deprem bölgesinde bulunmasından dolayı meydana gelen depremlerle sürekli yıkılıp yeniden inşa edilmiştir. Ancak bugün ayakta olan yapılar ise İ.S. 60 yıllarında olan büyük depremden sonra inşa edilmiş olup kent bundan sonra tüm Helenistik niteliğini kaybetmiş tipik bir Roma kenti görünümünü alarak ızgara planlı inşa edilmiştir. Hierapolis, Roma Döneminden sonra Bizans Döneminde de çok önemli bir merkez olmuştur. İ.S. 4 yy.dan itibaren Hristiyanlık merkezi olması, İ.S 80 yıllarında Hz.İsa’nın havarilerinden olan Aziz Philip’in burada öldürülmesi nedeniyledir. Kent İ.S. 4 yyda Bizanslıların eline geçince Aziz Philip adına Martyrıum olarak adlandırılan sekizgen kilise inşa edilmiştir. Bundan dolayı kentin ünvanı artar ve Metropolis ünvanını alır. Kent İ.S. 7 yydaki büyük depremle tahrip olmuş ve kent kimliğini kaybetmiştir. 12. yy da küçük bir kasaba haline gelmiş, İ.S. 13. yyda Selçukluların egemenliğine geçmiş ve 14 yy daki depremden sonra tamamen terkedilmiştir.

Kent 2 anıtsal kapısı, ana caddeye paralel ve dik gelen cadde ve sokakların oluşturduğu ızgara planlıdır. Yaklaşık 1 km uzunluğundaki ana cadde kenti ikiye böler ve bu caddenin her iki tarafında revaklar, kamu binaları dükkan ve atölyeler bulunur.

Kent surlarının dışında ve kentin kuzey, güney ve doğu yönünde bulunan nekropol alanları Güneybatı Anadolu’nun en büyük nekropolüdür.

Bunun dışında kentin başlıca yapıları; Hamam-Bazilika, Latrina, Tiyatro, Plutonıum, Apollon Tapınağı, Su Kanalları ve Nymphaeumlar, Kiliseler (Aziz Phılıp Martyriumu, Aziz Phılıp Kilisesi..) Büyük Hamam Kompleksi’dir.

Kalıntıların büyük bölümü Roma döneminden olan Hierapolis (Pamukkale) antik kenti, tüm görkemiyle yanında durduğu Pamukkale Travertenleri’yle beraber 1988 yılında hem kültürel, hem doğal miras olarak UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır. Ayrıca tarihin her döneminde önemli bir şifa ve inanç merkezi olmuştur.

muze.gov.tr

 

Dünyanın en şirin yeri/ Şirince

Şirincem

Özgün adı olan Kırkınca’nın efsanevi bir çağda dağlara vuran kırk kişiye atfen verildiği rivayet edilir. Rum telaffuzunda Kirkice, Kirkince ve nihayet Çirkince gibi biçimler alan bu ad, Cumhuriyet’in ilk yıllarında dönemin İzmir valisi Kazım Dirik’in talimatıyla Şirince şeklinde resmîleştirilmiştir.

19. yüzyılda, özellikle ihracata yönelik incir üretimiyle ünlü, 1.800 haneli bir Rumkasabasıydı. 1923’te Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi sonucu Rumların ayrılmasıyla (çoğu Katerin’nın Nea Efesos köyüne yerleşmiştir), Kavala’nın Müştiyan (Moustheni) ve Samoko (Domatia) köylerinden gelen mübadillerle iskân edilmiştir. Mahalle içinde iki Rum kilisesi bulunmaktadır. Şirince’de hiçbir ev diğerinin manzarasını kapatmaz. Nişanyana göre ise Şirince (Çirkince) köyünün bulunduğu konumda 14. veya 15. yüzyıllarda bir Rum köyü bulunmaktaydı ve sonraları köy boşaltılmıştı. 18. yüzyılda ise Güney Arnavutluktan bir kısım Rum Şirince (Çirkince)’ye iskân edildi ve köy kısa süre içinde tekrar canlandı. Rumlar garip olarak köye yerleştiklerinden beri dil olarak Türkçe ana dilliydiler. Köy mimarisine bakılınca Güney Arnavutluk (Berat- Arnavutluk’un bir kenti) mimarisinin korunmuş olduğu göze çarpmaktadır. Rumların Yunanistan’a gidişi ile Mübadele sonrası Şirince’ye Yunanistan göçmenleri yerleştirildi.

Kıyamette güvenli bölge

Mahalle, Maya takvimine göre 21 Aralık 2012’de kopacak olan kıyamette güvenli bölge olduğu gerekçesiyle gündeme gelmiştir. 21 Aralık 2012 günü yaklaşık 150 polis ve jandarma biriminin yanı sıra 270 basın mensubu bölgeye gelmiştir. Ziyaretçi sayısında beklenen artışın aksine düşüş bile gözlemlenmiştir.

Vikipedi/alıntı

Efes yedi uyuyanlar

 

 

Efes

Anlatılana göre Roma İmparatoru Decius zamanında yedi veya sekiz Hristiyan genç, devrin putperest inançlarına kurban edilmekten korkarak yaşadıkları yerin (Efes) yakınlarındaki bir mağaraya sığınırlar. Fakat Romalı askerler, onları takip ederek ve mağarayı bularak yerlerini tespit ederler. Ancak, askerler içeri girdiklerinde kimseyi bulamazlar ve bunun üzerine komutanları mağaranın girişinin taş ve harçla kapatılmasını emreder. Ardından, mağaranın girişine “Yedi Kâfir’in ölüme terk edildiklerini” bildiren bir levha bırakarak giderler. Gençler çaresizce ne yapacaklarını düşünürlerken, birden üzerlerine bir ağırlık çöker ve orada mucizevi bir uykuya dalarlar.Bu kişilerin adları bir rivayete göre Maximilian, Iamblicus, Martinian, John, Dionysius, Exacustodianus ve Antoninus idi. Başka kaynaklarda ise başka isimler rivayet edilir.

Efes‘teki mağaradan bir bölüm (Selçuk, İzmir, Türkiye)

Yedi Uyurlar’ın üzeri kapatıldıktan yaklaşık 184, 200 veya 230 sene sonra mağaranın yer aldığı arsanın sahibi, işçileriyle birlikte mağaranın girişini açar ve Yedi Uyurlar ile karşılaşır. İçlerinden biri şehre ekmek almaya gider. Şehrin çok değiştiğini ve insanların Meryem oğlu İsa‘nın adını artık şehirde serbestçe andıklarını fark eder. İmparator Decius zamanından kalma paralarla alışveriş yapmaya çalışır, alışveriş yaptığı dükkanın sahibi parayı görünce şaşırır, çünkü aldığı para çok eski bir döneme aittir.

Hristiyanlar tarafından kabul edilen hikâyedeki bu mağara, Türkiye‘nin Selçuk ilçesindeki Efes antik şehrinin yakınlarındaki Panayır Dağı eteklerinde bulunmaktadır. Bu mağaranın üstüne bir kilise yapılmış hâli, 1927-1928 yılları arasındaki bir kazıda ortaya çıkarıldı. Kazıda 5. ve 6. yüzyıla ait mezarlar bulundu. Yedi Uyurlar’a ithaf edilmiş yazıtlar hem mezarlarda, hem de kilise duvarlarında bulunmaktadır.

 

Efes antik kenti ve tarihi anıtları

Tarihsel Gelişim
  • İlk Yerleşimler: Bölgenin tarihi Neolitik Çağ’a ve Hititler döneminde Apasa adına kadar dayanır. MÖ 10. yüzyıldan itibaren İyonyalılar tarafından önemli bir liman kenti haline getirilmiştir. [1, 2, 3]

  • Altın Çağ ve Roma Dönemi: MÖ 129’da Roma egemenliğine giren kent, Roma Asya Eyaleti’nin başkenti olmuş ve nüfusu 200.000’i aşmıştır. [1, 2]

  • Çöküşü: Küçük Menderes nehrinin taşıdığı alüvyonlarla limanın denizden uzaklaşması ve yaşanan depremler sonucu MÖ 7. yüzyıldan itibaren önemini kaybetmiş, 15. yüzyılda tamamen terk edilmiştir. [1]

  • Statüsü: Kültür Portalı verilerine göre 2015 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edilmiştir. [1]

    Önemli Yapılar ve Eserler

    • Celsus Kütüphanesi: Antik dünyanın en büyük kütüphanelerinden biridir ve iki katlı etkileyici cephesiyle ün salmıştır.

    • Efes Antik Tiyatrosu: Yaklaşık 25.000 kişi kapasitesiyle Anadolu’nun en büyük açık hava tiyatrosudur.

    • Artemis Tapınağı: Antik Dünyanın Yedi Harikası’ndan biri olan, dünyadaki ilk mermer tapınaktır.

    • Kuretler Caddesi ve Herakles Kapısı: Şehrin ana mermer caddesi ve anıtsal giriş kapısıdır.

    • Yamaç Evler: Roma dönemindeki zengin ailelerin lüks konutlarıdır.
    • Efes (Hititçe: 𒀀𒉺𒊭 Apaša,[1] Eski Yunanca: Ἔφεσος Ephesos), Anadolu‘nun batı kıyısında, bugünkü İzmir ilinin Selçuk ilçesinin üç kilometre güneybatısında yer alan antik bir Luvi şehriydi. Şehir Anadolu’da Yunan sömürgeciliğinin başlamasıyla birlikte İyonya ve daha sonra Roma dönemlerinde de önemini korumuştur. Kuruluşu Cilalı Taş Devri‘ne yani MÖ 6000 yıllarına dayanır. MÖ 10. yüzyılda eski Arzava başkentinin yerine Attik ve İyonyalı Yunan kolonistleri tarafından inşa edilmiştir.

      Klasik Yunan döneminde İyonya‘nın on iki şehrinden biriydi. Şehir, MÖ 129’da Roma Cumhuriyeti‘nin kontrolüne geçtikten sonra gelişti.

      1994’te UNESCO tarafından Dünya Mirası Geçici Listesi‘ne dâhil edilenEf es 2015’te ise Dünya Mirası olarak tescil edildi.

      Şehir antik Dünyanın Yedi Harikası‘ndan biri olan şehrin yakınındaki Artemis Tapınağı (MÖ 550 civarında tamamlandı) ile ünlüdür. Diğer birçok anıtsal yapı arasında Celsus Kütüphanesi ve 25.000 seyirci alabilen II. Claudius zamanında başlanıp, Trajan (MS 98-117) döneminde tamamlanan antik tiyatro da vardır.Efes, Vahiy Kitabı‘nda adı geçen Asya’nın yedi kilisesinden biriydi. Yuhanna İncili burada yazılmış olabilir.

      Şehir 5. yüzyıl birkaç Hristiyan konsilinin yeriydi (bkz. Birinci Efes Konsili). Şehir 263 yılında Gotlar tarafından yıkıldı ve yeniden inşa edilmesine rağmen limanın Küçük Menderes Nehri tarafından yavaş yavaş silinmesi nedeniyle şehrin ticaret merkezi olarak önemi azaldı. MS 614’teki bir depremde kısmen tahrip oldu. Efes harabeleri Adnan Menderes Havalimanı‘ndan 65,7 km, Kuşadası Limanı‘ndan ise 17,9 km uzaklıktadır.

      2015 yılında UNESCO Dünya Mirası olarak eklendi. 2022 yılındaki kazı çalışmalarında MS 7. yüzyıla denk gelen Erken Bizans Dönemi’nden kalma dükkânlara ve bir mahalleye ulaşıldı.[8] Efes ören yeri 2 milyon 634 bin 355 kişi ile 2024 yılında Türkiye’den en çok ziyaret edilen müze olmuştur.

      Tarihçe

      Neolitik dönem

      Efes’i çevreleyen alan yakındaki Arvalya ve Çukuriçi olarak bilinen yapay höyükler tarafından ortaya çıkarıldığı üzere Neolitik Çağ (yaklaşık MÖ 6000) sırasında zaten iskân edilmişti.[9][10]

      1996 yılı içinde Selçuk, Aydın ve Efes yol üçgeninin yaklaşık 100 m kadar güney batısında, mandalina bahçeleri arasında Derbent Çayı’nın kıyısında Çukuriçi Höyüğü saptanmıştır. Arkeolog Adil Evren başkanlığında yapılan araştırma ve kazılar sonucu, bu höyükte taş ve bronz baltalar, iğneler, açkılı seramik parçaları, ağırşaklar, obsidyen (volkanik cam) ve sileks (çakmak taşı), deniz kabukluları, öğütme ve perdah aletleri bulunmuştur. Yapılan değerlendirmelerle Çukuriçi Höyük’te Neolitik dönemden Erken Bronz Çağı’na kadar bir yerleşimin ve yaşamın olduğu saptanmıştır. Aynı tür malzemeler yine Selçuk-Kuşadası yolunun yaklaşık 8. km’sinde Arvalya Deresi’nin bitişiğinde Gül Hanım tarlasında buluna Arvalya Höyüğü’nde saptanmıştır. Çukuriçi ve Arvalya (Gül Hanım) höyüklerinde saptanan eserler ile Efes’in yakın çevresinin tarihi böylece Neolitik Dönem’e kadar ulaşmaktadır.

      Bugün Artemis Tapınağı’nın yerinde yıkılmış kolonlardan oluşturulmuş bir sütun haricinde hiçbir şey yoktur.

      Helenistik dönem

      MÖ 1050 yıllarında Yunanistan‘dan gelen göçmenlerin de yaşamaya başladığı liman kenti Efes, MÖ 560 yılında Artemis Tapınağı çevresine taşınmıştır. Bugün gezilen Efes ise Büyük İskender’in generallerinden Lisimahos tarafından MÖ 300 yıllarında kurulmuştur. Şehir Roma’dan özerk bir şekilde Apameia Kibotos şehri ile ortak para bastırmıştır. Bu şehirler klasik dönemdeki Küçük Asya’da çok parlak yarı özerk davranmaya başlamışlardı. Lisimahos, kenti Miletli Hippodamos’un bulduğu “Izgara Plan”a göre yeniden kurar. Bu plana göre, kentteki bütün cadde ve sokaklar birbirini dik olarak keser.

      Roma dönemi

      Nike

      Hellenistik ve Roma çağlarında en görkemli dönemlerini yaşayan Efes, Roma İmparatoru Augustus zamanında, Asya Eyaleti’nin başkenti olmuş ve nüfusu o dönem (MÖ 2-1. yüzyıl) 200.000 kişiyi aşmıştır. Bu dönemde her yer mermerden yapılmış anıtsal yapılarla donatılır.

      Efes

      MS 4. yüzyılda limanın dolmasıyla Efes’te ticaret geriler. İmparator Hadrianus, limanı birkaç kez temizletir. Liman kuzeyden gelen Marnas Çayı ve Küçük Menderes nehrinin getirdiği alüvyonlarla dolar. Efes denizden uzaklaşır. 7. yüzyılda Araplar bu kıyılara saldırır. Bizans döneminde tekrar yer değiştiren ve ilk kez kurulduğu Selçuk‘taki Ayasuluk Tepesi’ne gelen Efes, 1330 yılında Türkler tarafından alınır. Aydınoğullarının merkezi olan Ayasuluk, 16. yüzyıldan itibaren giderek küçülmeye başlamıştır. Günümüzde ise bölgede Selçuk ilçesi bulunmaktadır.

      Efes ören yerinde, Hadrianus Tapınağı girişindeki frizde Efes’in 3 bin yıllık kuruluş efsanesi şu cümlelerle yer alır: Atina kralı Kodros’un cesur oğlu Androklos, Ege’nin karşı yakasını keşfetmek ister. Önce, Delfi kentindeki Apollon Tapınağı’nın kahinlerine danışır. Kahinler ona, balık ve domuzun işaret ettiği yerde bir kent kuracağını söyler. Androklos bu sözlerin anlamını düşünürken Ege’nin lacivert sularına yelken açar… Kaystros (Küçük Menderes) Nehri’nin ağzındaki körfeze geldiklerinde karaya çıkmaya karar verirler. Ateş yakarak tuttukları balıkları pişirirlerken çalıların arasından çıkan bir yaban domuzu, balığı kaparak kaçar. İşte kehanet gerçekleşmiştir. Burada bir kent kurmaya karar verirler…

      Doğu ile Batı arasında başlıca kapı durumunda olan Efes önemli bir liman kenti idi. Bu konumu Efes’in çağının en önemli politik ve ticaret merkezi olarak gelişmesini ve Roma Devrinde Asia eyaletinin başkenti olmasını sağlamıştır. Efes, antik çağdaki önemini yalnızca buna borçlu değildir. Anadolu’nun eski ana tanrıça (Kybele) geleneğine dayalı Artemis kültürünün en büyük tapınağı da Efes’te yer alır.

      MÖ 6. yüzyılda bilim, sanat ve kültürde Milet ile birlikte en ön sırada yer alan Efes, bilge Herakleitos, rüya tabircisi Artemidoros, şair Callinos ve Hipponaks, gramer bilgini Zenodotos, hekim Soranos ve Rufus gibi ünlü kişileri yetiştirmiştir.

      Mimari eserler

      Efes, tarihi boyunca birçok kez yer değiştirdiğinden kalıntıları yaklaşık 8 kilometrelik geniş bir alana yayılır. Ayasuluk Tepesi, Artemision, Efes ve Selçuk olarak dört ana bölgedeki harabeler yılda ortalama 1,5 milyon turist tarafından ziyaret edilmektedir. Tümüyle mermerden yapılmış ilk kent olan Efes’teki başlıca yapılar ve eserler aşağıda açıklanmıştır:

      Artemis Tapınağı

      Artemis Tapınağı modeli, Miniatürk, İstanbul.
      Tiyatro
      Meryem Ana Evi
      Ashab-ı Kehf mağarası, Efes

      Dünyanın yedi harikasından biri olan Artemis Tapınağı, antik dünyanın mermerden inşa edilmiş ilk tapınağı olup temelleri MÖ 7. yüzyıla kadar gitmektedir. Tanrıça Artemis‘e ithafen Lidya kralı Croesus tarafından yaptırılan yapı, Yunan mimar Chersiphron tarafından tasarlanmış ve dönemin en büyük heykeltıraşları Pheidias, Polycleitus, Kresilas ve Phradmon tarafından yapılmış olan bronz heykellerle süslenmişti. Büyüklüğü 130 x 68 metre ve ön cephesi diğer Artemis (Ana Tanrıça) tapınakları gibi batıya dönüktü. Tapınak hem bir pazar yeri, hem de bir dinî müessese olarak kullanılıyordu. Artemis Tapınağı MÖ 21 Temmuz 356’da adını ölümsüzleştirmek isteyen Herostratus adlı bir Yunan tarafından yakıldı. Aynı gece Büyük İskender doğmuştur. Büyük İskender Anadolu’yu fethettiğinde Artemis Tapınağı’nın yeniden yapılması için yardım teklif etmiş fakat reddedilmiştir. Tapınaktan günümüze sadece birkaç mermer blok kalmıştır.

      Artemis Tapınağı ile ilgili kazı çalışmaları 1863 yılında British Museum‘un katkılarıyla arkeolog John Turtle Wood tarafından başlatılmış ve 1869 yılında 6 metre derinlikte, Artemis Tapınağı‘nın temellerine ulaşılmıştır.[11]

      Celsus Kütüphanesi

      Roma dönemi yapılarının en güzellerinden birisi olan yapı hem kütüphane, hem de mezar anıtı görevini üstlenmiştir. 106 yılında Efes valisi olan Celsius ölünce oğlu kütüphaneyi babasının adına mezar anıtı olarak yaptırmıştır. Celsius’un lahdi kütüphanenin batı duvarı altındadır. Cephesi 1970-1980 yılları arasında restore edilmiştir. Kütüphanede kitap ruloları, duvarlardaki nişlerde saklanıyordu.

      Meryem Ana Evi

      Bülbüldağı‘nda İsa‘nın annesi Meryem‘in son yıllarını Yuhanna ile birlikte geçirdiğine inanılan kilisedir.Hristiyanlar için hac yeridir ve bazı papalar tarafından da ziyaret edilmiştir. Meryem’in burada ölü mezarının da Bülbüldağı’nda olduğu düşünülmesine karşın Kitab-ı Mukaddes‘te anlatıldığı gibi Meryem’in mezarı dönemin Selefkos’unda bugünün Silifke‘sinde olduğu inanılmaktadır.

      Vikipedi alıntı