Ev / admin

admin

Grup dinamiği ve sağaltım ve tedavi üzerine

Grup dinamiği ve sağaltım ve tedavi üzerine

            Bizim sosyal demokrasimize ve özelde (Whatsapp) kendi grup dinamiğine gelince sağaltım işlerini bu konuda yapacak insanlara ihtiyacımız var. Bunu en iyi o konularda deneyimlemiş kimi bilimsel kimi sözel kimi pratiği olan insanlarımızın yararlı bilgilerini buraya aktarması gerekiyor

Birde şu kişisel ve parti reklamları yada kişilerinin birbirine eskiden bayram kartları göndererek özelden yazdığı şeyleri sanki tüzel (parti şirket başkanı gibi)bir kişilikmiş gibi tebrik yeri değildir kendi face sayfanızda hayranlarınıza yada sevdiklerinize gönderiniz burası ortak paydada buluşmak için oluşturulmuş bir kültür yaratmak insanların ortaya çıkardığı güzel ve değerli şeyler paylaşma yeridir özel bir alan değildir.

            Burayı özel bir alan olarak kullanacaklarsa kişiler birbirlerini tanıyorsa özelden tebrik mesajı atabilir. Ancak insanların herkesi tanıyabileceği kişilerle ilgili temenniler olursa mesaj insanlara ulaşır yoksa benim yaptığım gibi ilk tebrik mesajlarını sayfamda boş anlamsız resimleri siliyorum ve bu yazılanlar kendi bilgisayarımızın da hafızasını dolduruyor.

İnsanlar herkes okur yazar dır da yazar yazman değildir; insanlar daha çok okur olduğu için yazarlığı beceremeyebilir bunun için yapılması gereken söyleyecek şeyi olan artık elinde telefon ile o konu hakkında bilgi toplayıp kendi söyleyeceklerini bilgilerle yoğurursa ortaya orijinal fikirler çıkar . Yoksa bir başkasının yazdıklarını aktarmaktan öteye geçemez; oradan buradan alıntı yapmak okulda kopya çekerek sınıf geçmeye benzer başkasının anlattıkları bizi tam bağlamaz kendi yönünden anlatırsa meramını daha iyi anlarız; biz kendi yönümüzden anlatmamız gerekir.

Bizim grup çıkarımız gruptan ne beklediğimiz gruptaki insanların deneyimleri birikimleri ve bize iletecekleri bir şeylerin olması lazım herkes üretim yapıyor insanlar hep tüketerek yaşıyor üretime gelince kimse elini taşın altını koymuyor. Üretim yapmayan toplum ve topluluklar tüketim yaparak yaşama mahkum edilir bu da ancak bir başka üretim yapanların ancak artığından kalanlarla seni kendi yarattıkları biçimlendirdikle izin verdikleri kadar seni zindanında beslerler (mahkumlar gibi: dört duvar olması gerekmiyor )

Bu nedenle gruplarımızın kendilerini yaşatmaları için üretim yapması gerekir herkes kendi çıkarlarını dolayısıyla ortak istemlerini anlatırken ortak payda yaratılır ve buda grup dinamiğini oluşturur. İyi bir grup üretim yaparsa ayakta kalır yoksa bir facebook sayfası gibi sulu zırtlakların ve sırtlanların arenasına dönüşür. Hepimizde boş beleş şeyleri paylaşarak birbirlerimizi avutmuş oluruz ki bu en büyük zaman öldürme yöntemidir. insanlarının zamanını çalarak  iktidardakilerin arkadan ekonomik payın büyüğünü sizden çalmak için yarattıkları kılıftan başka birşey değildir; ” oyala mayala götür” iktidardakilerin yöntemidir

            Ne ekerseniz onu biçersiniz, ekmezseniz hasat yapamazsınız ve aynı zamanda insanda iki kurt vardır bir iyilik kurdu bir kötülük kurdu bilin bakalım insanda yada insanlıkta hangi kurt kazanır: bilen bilir ama uygulamaz; bunun Kızılderili sözü olduğunu ve hangi kurdu beslersen o kazanır ya kötü kurdu beslersiniz çocuklarınız ve çevrenizi savaşçı kan dökücü yaparsınız yada iyi kurdu beslerseniz insanlığa eserler bırakırsınız güzel eserlerinizi bekliyoruz.

            Herkes eser miktarda büyük bir eserdir. hayatta kalabilmiş ise kendisine tecrübe ve kendine bir yol çizmiştir. hani derler ya bir yolun varsa yol göster geçelim yollarınızı ve deneyimlerinizi paylaşın : yolun yoksa başkalarının izinden gidersin

            Birazda kişisel sağaltımdan bahsedelim küçük bir kızım var sütten başka bir şey içmiyor biraz bir şeyler yiyor sonra karnı doymayınca süt istiyom diye bağırıyor eskiden ağlardı tabii şimdi dillendi konuşuyor artık. Ve annesi bademcikleri şiş onları aldırmamız lazım diyor tabii kendiside aldırmış ya. Geçen gün minişim elime ışığı verdi boğazına baktım yazın ortasına geliyoruz farenjitlerimizin azaldığı bir zamanda kızımın bademcikleri kıpkırmızı. Hanıma kızdım neden bakmıyorsun birde hemşire olacaksın yarım doktor sayılırsın falan filan, Araştırmaya başladım ve tabii en yaygın olan şekliyle yiyeceklerden şunu iç şunu ye ve bunu gargara yap. Bu çocuk nasıl gargara yapacak nasıl bir şeyi kolaylıkla içirebilirsin mümkün mü

Bir Tuncelili dede Simav’da (mobilyacıydı) benim büyük oğlumla yanına uğradıkça gelsin boğazını biraz ovayım derdi. Çocukken bilerek bilmeyerek bende bademciklerim şiştiğinde ovalardım. Kayınvalide bizimde ninemiz boğazımızı ovalayıp boynumuza bir şeyler sarardı dedi. Tabi benim kafa zınk etti. Düşündü taşındı şimdi minişimin boğazını uykuya daldığında zeytinyağlı kantaron yağı ile ovalıyorum. Evet iyi mi geldi evet . Bu yöntemleri her birimiz büyüklerimizden deneyimlemişizdir. ve Kendi yaşantımızda faydasını görmüşüzdür. Bu gibi sağlık ilgili adabı muaşeretle ilgili bilgisi ilgisi olan varsa insanlarımıza kültür olarak aktarabilir ki bu yöntemlerimiz bizi 10 bin yıldır ayakta tutan gelenek görenek ve eski ocak kültürümüzdür. Büyük aileler parçalanınca gelenek göreneklerimiz ve bu ocak kültürü  kendisini geliştiremeden yok olup gitmek üzere; nasıl doğu akupunktur gibi kendince ayakta kalma sağlıkla kalabilme yöntemlerini geliştirmiş ise bizim toplumda bizi şu 50 yıl önce kapitalizm iliklerimize kadar işlemeden kışla mahalle kültüründe biz bunlarla yaşardık ve ne ağrı kesici ilacımız ne mide koruyucularımız vardı. Hasta yalıtılır ona ayrı özen ihtimam gösterilir tüm toplum onu iyileştirmek için seferber olurdu. Herkes hasta görmeye giderdi

Sizde kültürümüzde kendi yaşam deneyimlerinizi anlatın ki kendimiz herkes tecrübe etmeden sizin (antikorlarınızdan şimdi tecrübeli hastaya böyle diyorlar) tecrübelerinizden faydalanalım toplumumuz hafızasında artık sözlü kültürdeki gibi el vermek çırak yetiştirme devri azaldığından dolayı yazılı kültür ile bilgi birikimi yapalım

İbrahim spnclr

KAPİTALİST :ESKİ İNSAN MUTASYONDA

             Bir yandan kapitalizm az doğurganlık isterken nüfus yaşlandı yaşlılar kapital zengini olduğu için her şeyi kendi hizmet eder hale getirdi. Bir yandan hizmetin yanında hastalıkla savaşta büyük medikal şirketler toplumu kalp ve tansiyon hastası, diyabet hastası yapan ürünlerin satışını artırmak için gıda sanayi ile birlikte çalışarak insanların bağımlılık yaratan (cola, kakao glukoz çeşitleri endüstriyel yağlar vb) ürünler insanları hasta ederken hasta olanları da kronik hasta haline getirip insanları ilaçlara bağımlı hale getirdiler.

             Üretimde insani boyut gözetilmediğinden üretim her aşamasında endüstriyel ürünlere patent vererek  kapalı kutu üretimde kullanılması her türlü yağın üretimin boyutunda kullanılması ile Batı doğal üretimden ve uzaklaşarak kutulanmış hazır yiyeceklerle yaşama mecbur edildi reklamlar ve piyasa sürülen ürünler hepsi hastalık yapıcı ama aynı zamanda ilaç endüstrisi ile de sen şekeri (kutulu yiyeceklerin içinde bol şekeri reklamlarda sunarak insanlara yedirirken bende çaresi var diyerek  şeker ilaçları ile insanları diyabete bağımlı hale getirdi

KAPİTALİZM ve İNSAN MUTASYONDA

           

Sonraki Önceki

Slide 1 |

KAPİTALİZM MUTASYONU

            Dinozorlar  ve Mamutlar neden ve nerden yok oldular Kimsenin bilmediği tarihin kayıdının tutulmadığı bir zamanda uzaydan gelen belki meteor düşmesi ile mutasyona uğrayan bir mikrop yada virüs onların sonunu getirmiş olmalı.

            Deistler ateistler dinciler evrimciler hepiniz yanıldınız artık

            Tarih yaşayarak gördüğünüz gibi   doğal ayıklanma sadece( semavi dinlerin tanrıları yaratılış teorileri ile yaratılıp yok olmuyor yada Darvin’in teorisindeki gibi sadece evrimle değil yaşayarak gördüğümüz gibi başımıza gökten taş yağmadan (meteor düşmeden) mutasyonlarla bir cins bir tür canlı ortaya çıkıp bir türü yok ediyor.

            Düşünki: bu şimdiki modern insanlığa değil de insanların homo eructus, homo sapiens’lerden birine bu virüsün yayıldığını; nere kaçarsan oda seninle geliyor ancak o gruptan ayrılmadığın sürece evrimin halkalarından ( kendiside  zaten mutasyonun ürünü) biri kopardı. Değişik homo türü insanımsı yaratıklar belki böyle yok oldu. İki bin yıl önce insanlara musallat olsaydı şimdiki virüs Sonra arkeologlar buldukları iskelete göre yada bizim varsaydığımız gibi beyaz ırkın bu sarı ırkın bu kara ırkın temsilcileri olarak tarihteki ve doğadaki yerimizi alırdık.

 


Slide 2 |

  İyi ki varsın Marks kapitalizmden kopuşu gösterdiğin gibi ayakta (hegel diyalektiğini materyalizme uygulayarak felsefenin ayakları üstünde durmasını sağlamıştır) durmayı da gösterdin. Tabii bu sadece marksın değil materyalist öğretilerin (Aristo dan Platona Hegel) kadar düşünürlerin sonucu olarak düşüncede kopuş ve maddede kopuş (mekanik makineden elektro teknolojik makineye geçiş) yaşandı.

            Avrupa Lenin öğretisi olmadan bir Stalin’in düşünün. yada faşizmlerin İtalyan faşizminin ve Alman nasyonal (milliyetçi) sosyalizmin ; Leninist bir İdeolojisi olmayan bir Stalin olsaydı aynı ruhla Almanları durduramazdı. Avrupa’daki bilim adamlarının Amerika’ya ve Türkiye’ye kaçmadığını ve Amerika’nın atom bombasını üretiminde geç kalınsaydı, bu bilim adamlarının Almanlara hizmet ettiğini atom bombasını Almanların patlattığını ne Amerika bırakırdı ne Sovyetler bırakırdı nede karşısında faşist İtalya hepsini kavimler göçünde ki  2 Cermen istilası ile Avrupa medeniyeti yakın çağ (kendi yeni orta çağına) geri dönderirdi. Onca üretilen uygarlık ürünlerini yok edersen (değerleri ve rekabeti) kendi gelişme eğrisi yukarı değil aşağı doğru geriler.

Slide 3 |

 Bakınız Roma imparatorluğunun yıkılışına sonrasında Roma medeniyetinden (köle ekonomisinden) Kavimler göçünden sonra küçük devletlere bölünürken her beyliğin bir şatosu ve senyörleri vardı toplum kölelikten kurtulmuş ama köylü serf durumuna düşürülerek bu sefer köle gibi sadece kendisi değil toprağı ile beraber alınıp satılmaya başlanmış Papalık bile kendine devlet kurarak Vatikan bağımsızlığını ilan etmiş ama tüm küçük devletler üzerinde hakimiyet kurmaya İslam devletlerine karşı Hıristiyan orduları haçlı orduları kurarak zengin İslam devletlerine işgale ele geçirmeye tüm Hıristiyan alemini birleştirmeye çalışmıştır.

            Zengin İslam uygarlığının Moğol istilasından sonra kendi orta çağına dönüşüne bakınız: İslam toplumları ve devletleri Bilimden uzaklaşarak günümüze kadar bilime hizmet eden ne bir lider nede İbn’i Rüşt, Farabi gibi bilim adamı yetiştirebildi.

            Moğolların İslam devletlerini yerle bir etmesi sonucu İslam uygarlığından Ömer Hayam’dan sonra çağdaşı olan  Ömer Hayyam’ın yaptığı rasathaneyi yıktırarak kendi felsefesini kurdu sonrasında “Gazali  felsefenin (dolayısıyla bilimin) verdiği cevaplardan şüpheye düştü ve felsefeden uzaklaşarak tasavvuf ve mistik düşünceye yöneldi.” Bu mistik felsefeciden sonra (kötü para iyi parayı kovar misali) iyi bilim adamı ne Farabi ne İbn’i Haldun nede, İbn’i Rüşt düzeyinde İslam alimi bilim alanında yetişmedi.

Slide 4 |

Tasavvufa yönelen yöneticiler ancak düşünce üretenlerin dergah kurduğu Mevlana dergahı Hacı Bektaşi dergahları ile İslamiyette mezhep ehillerinden sonra tarikat kurucuları olarak Osmanlı devletini birisi ordu bakımından(yeniçeri Bektaşidir) diğersi toplumu ehlileştirme görevi loncaları ve sanatkarlar arasında gelişerek güzel ahlak üzerine geliştiler

            Ve halife saltanatı taşıyan yöneticilerin (bilim adamlarından uzaklaşması ile) Gazali’den sonra bilimden kopuşundan sonra İslam toplumları hala kendi orta çağını yaşıyor. Çağımızda hala bir çok İslam devleti bilime ilime ancak orta çağdaki toplumlardaki gibi sadece modern ürünleri tüketerek-katkı-yapıyor. Aynı orta çağ  Avrupa’sı kendi lüks tüketimini doğudan ithal ederdi. Kendi orta çağından çıkamayan İslam toplumlar lüks ürünlerin, üretemedikleri malı batıdan ithal ederek yada batının kötü kopyalarını yaparak yaşıyor.
            Roma imparatorluğunu kavimler göçü. (Avarlar, Bulgarlar, Hunlar, Macarlar’ın yanında birçok Cermen kavim ve Slav halklar, Roma sınırlarına göç ettiler. Bazı gruplar Roma senatosu ya da imparatorunun onayıyla Roma sınırlarına yerleşti. Tarımsal arazi karşılığında bu kavimler Roma’ya askeri destek sundu. Diğer saldırılar küçük çaplı, yağmalama amaçlı saldırılardı. Bu saldırıların en bilineni 410’da Vizigotlar tarafından gerçekleştirilen ve Roma’nın yağmalanmasıyla sonuçlananıdır.) Viki.

Slide 5 |

  Ve yine Cermen istilalara ile 400 yıllardan 1400 yıllarında Türklerin İstanbul’u ele geçirmesi ile roma medeniyeti yok olmuş ama Avrupa 400-1800′ lere kadar orta çağa gömülmüştü.

             Küçük Roma’nın, Yeni Cermenlerin; istilası İtalyan Faşizmi ve Alman nasyonal sosyalizmi dünya karanlık çağa sokacaktı Eğer ki yenilmezse idi Ve bu günkü uygarlık elektriği telefonu bulmuş ama belki tekrar yeniden kaybetmiş olacaktı.

            Lenin ve Mao nun pratisyenliğinde doğu Sovyet bloku ve batı bloğunun soğuk savaşında Amerika batı blokuna katarak güçler savaşına devam etti. Mao’nun 100 çiçek açsın formülasyonunda kendi iç rekabetinin yaratarak Kapitalizmle  savaş pratikleri yerine üretime önem verdi. Ve Kapitalizmi Sovyetler gibi millici devletlere bölünerek değil kapitalizmi içine üretime davet ederek kapitalizmin tekno üstünlüğünü ucuz emek gücü ile kendi ekonomisinin içine kattı ve kapitalizmi kendi örgütlenme üretim gücü ile Avrupa’nın teknolojik üstünlüğü ele geçirdi.

Slide 6 |

Avrupa ve Amerika hala kendi petrol alanlarını ele geçirme Arap dünyasının sürekli savaş alanı içinde tutarak dünya jandarmalığı ile arpalıklarını ayakta tutma savaşına devam etti. Kapitalizm büyüme gelişmede kendine yeni düşmanlar yaparak ona cephe alarak gelişme dinamiği gösterdi Antagonist toplumlar düşmansız yaşayamaz biz ve ötekiler vardır. Mutlaka krallar padişahlar yeni cumhuriyet başkanları ve başbakanları hemen hepsi geldiğinde kendisine bir düşman tayin eder o düşmana göre toplumu dizayn eder. Soğuk savaş döneminde  batının düşmanı Sovyetler’di. Soğuk savaşta Sovyetler kendini dağıtınca yeni düşman Orta doğu’daki petrol üzerinde oturan Arap devletleri yeni demokrasi düşmanları oldular. Sovyetler’e demokrasiyi getiremedikleri gibi Araplar’ada Arap baharı ile arap kıyımı yapıldı. İslam dünyası Petrol üzerinde mülkiyetini batı bloku kendi bağlamak için bölgesel yeni düşmanlar bölgesel  savaş senaryolarını hayata geçirerek hem savaş sanayisini geliştirmeye hemde Arapların elindeki fazla parayı almak için hiç kullanamayacakları savaş araçları satarak fakir yemen üzerinde Suudilerin kendilerini tatmin etmelerine yardımcı oluyorlardı.

            Batı üst sınıflara hizmet eden medikal sağlık sistemi kurgulayarak sosyal devletten uzaklaşmaya başladı. Bu süreçte kendine yeten sağlık sistemi bir virüs ile yerle bir oldu. Toplumlar büyürken hiç büyük belaya karşı önlem almadı. Düşmanı (düşman devleti) kendi belirliyor zaten kendi ekonomik gücü ile o düşmanı dövüyordu hemen ambargo konuyor dünya ya bağlantısı kesiliyor dolayısıyla kendi yarattıkları düşmanı (İran ve geri kalmış Arap devletlerini) kolay lokma gibi zaman geçiriyorlardı.

Slide 7 |

Toplum sağlığı toplumsal hastalıklar onlar gelişmiş toplum olduğu için fakirler üzerinde deneylerini yapıyor kendi üstünlüklerini kendilerine kanıtlıyorlardı. Toplum kendisini kurtardıktan sonra kendi ülkelerini kapatınca hiçbir güç onları yenemiyordu

            Mutasyon-ik bir virüs tüm kapıları deldi geçti. Tüm üst katmanları fakiri zengini hepsini demokratik yerinden vurdu. Herkesin demokratik olarak kullandığı yollar ortak kullanım alanındaki demokratik alanlar herkesi eşitledi bu virüs.

             Verem ve sıtma gibi fakir hastalığı değil fakir zengin ayırt etmeyen grip hastalığı kapitalizmin  hasta ettiği (kalp tansiyon diyabet alerjik) insanları öldüren bir virüs artık kapitalizm üretim yapısı ile insanları hasta etmekten vazgeçmelidir.

İbrahi Gözel 14/04/2020

Sonraki Önceki

           

Daha Fazla Oku &

ÖRTÜNMEK ŞART OLDU ——(COVİD 19)—-birinci şartı

OKUMADAN GEÇERSENİZ SİZDE KAYBEDERSİNİZ,,,,,,,,,!!!

Bu yazıdan sonra şapka çıkarmayacaksınız Artık şapka takacaksınız (zorunlu)

            Artık çevrede kapitalistlerin yazdığı vitamin reçeteler kol geziyor. Herkes  doktor olmuş yazıyor şunu yeme bunu yeme şunu kullan her yeri temizle her yerden bulaşır yok şu kadar yaşar yok bu kadar yaşar.

            Aslı astarı bu bir grip influanzanın bir çeşidi hiç grip olmayan biri varsa oda ninelerimizdir ona bu grip bir şey yapmaz. Çünkü başını geleneği icabı küçükten örtmüştür ve anneme sordum hiç grip oluyor musun hayır  dedi, bense her sene iki defa grip olurum ve yerlerde süründürür ve bu seferki virüs süründürmüyor öldürüyor.

            Bin yıldır kadınların kafasını kapatan gelenek hiç grip bilmez bir tek çocukların burnu akar oda şapka takmadığındandır. Genç erkek biraz büyür büyümez hemen bir şapka takar ve kendine bıyık bırakır cinsiyetini belli etmek için genç kızlarda kafasını kapatır anneleri gibi hacı hoca gibi değil o yörenin iklimine göre takar

köşe yazıları

ihtiyaç düşünceyi yaratır: düşünce eyleme geçtiğinde maddeyi yaratır. madde işlendikçe aklı yaratır. akıl işlendikçe ilerlemeyi yaratır. Aklı işlemeyenler sadece yaşayarak tecrübeyi yaratır.

İdeali ve felsefesi olmayan düşüncelerle; hayat tekerrür eder

İlim ve irfan çalışanındır. Ve İlim sahibi dünyanın sahibidir. Aynı zamanda kendinin sahibidir

Başkalarından uçak satın alarak onların izin verdiği kadar gökyüzünün sahibi olursunuz:

 göklere sahip olan yeryüzüne de sahip olur.

Kar beyazdır Pamuk kale kardan daha da beyazdır

Pamukkale Travertenleri’nde dikkat edilmesi gerekenler

Önceden bölgeye yapılan oteller Pamukkale Travertenleri’nin çok yakınına inşa edilmiş. Aynı zamanda gelen turistler ise daha jel halinde olan Kalsiyum Karbonat çökelip sertleşmeden üzerinde dolaştığı için bu kar beyaz travertenler birikememeye başlamış. UNESCO Dünya Mirası Listesinde olan tüm yerlerin düzgün bir şekilde korunması gerekiyor. Eğer korunmazsa UNESCO bu unvanı geri alıyor. Bu unvanın alınması da o yerin turizm açısından olumsuz etkilenmesine neden oluyor.
Pamukkale travertenleri, 400 bin yıl önce bir dizi depremle Büyük Menderes havzasında termal suların oluşturduğu bir görsel şölen. Denizli de yer alan Pamukkale, her yıl milyonlarca insanın ziyaret ettiği karbeyazı travertenleri, büyüleyici Kleopatra Havuzu, Hierapolis Antik Kenti ile ünlü. 1000 yıldır kaplıca hizmet veren bu doğa şaheserinin terasları, kaplıca suyundan çökelmiş karbonat minerallerinden oluşuyor. Dünya’da hem doğal hem kültürel özellikleriyle UNESCO Dünya Mirası Listesine girmiş 29 yerden biri aynı zamanda. Kapadokya ile birlikte yabancıların Türkiye’de en çok görmek istedikleri doğal güzelliklerin başında.Pamukkale Travertenleri, kaynak sulardan ve traverten teraslı tepelerden meydana geliyor. Çökelez Dağının eteklerinde yer alan ve ovadan 100–150 m. yükseklikte uzanan bu terasta yaklaşık 6 km. uzaklıkta Pamukkale’yi var eden, travertenlerin oluşumunu sağlayan termal kaynaklar yer alıyor. Travertenler Kadı Deresi yakınındaki Domuzçukuru adı verilen alandan başlayarak kuzeydeki Nekropol’ün son mezarının yanından akan Çaltık Deresine kadar uzanıyor. 50 m. yüksekliğinde yaklaşık 3 km. uzunluğunda ve 250–600 m. genişliğindeki bu travertenlerin oluşumunu termal sular sağlıyor.

Kaynaktan çıkan termal su 320 metre civarındaki bir mesafeyi kat ederek traverten başına gelerek buradan da kar beyazı rengindeki traverten katmanlarına dökülerek 240-300 metre kadar yol kat ediyor. Kalsiyum karbonatla doymuş su güneşin altında buharlaştığında ortaya ilk önce jel halinde beyaz travertenlerin pamuksu görüntüsü çıkıyor ve katılaşarak yüzeyi kristalleşmiş kayalara dönüşüyor. Bileşiminde kalsiyum karbonat dışında sülfat, sodyum, demir, potasyum, magnezyum, serbest karbondioksit bulunuyor.

Tortullu kayaç traverten terası, pamuk gibi beyaz ve ilk halinin yumuşaklığı nedeniyle Pamukkale adını alan bölgede, 33-35 °C sıcaklık aralıklarında 17 adet sıcak su alanı bulunuyor. Antikçağdan bu yana şifalı suları ile tanınan ve o zaman da günümüzdeki gibi şifa bulmak isteyen ziyaretçilerini ağırlıyor. Şifalı suları sindirim, solunum, dolaşım ve deri hastalıklarına iyi geliyor. Bir zamanlar travertenleri yok etme aşamasına getiren; antik hamam yapısı ile travertenlerin arasında yer alan otellerin kaldırılması ile tekrar eski beyazlığına kavuşmtu.
Pamukkale’nin mitolojide nasıl oluştuğu hakkında birkaç hikâye var. Efsaneye göre bu benzersiz coğrafya yakışıklı çoban Endymion ile Ay Tanrıçası Selene’nin aşkının ürünü. Çoban Endymion aşkı Selene’ye tam burada kavuşmuş. Bir araya gelmenin mutluluğuyla kendisinden geçerken ineklerini sağmayı unutmuş. İneklerin memelerinden süzülen sütler Pamukkale’yi oluşturmuş.
Diğer bir hikayeye göre bir çoban kızı bir gün artık çirkinliğinden bıkarak canına kıymak ister ve kendini Hierapolis’in sularına bırakır. O sırada oradan geçen bir prens atından fırlayarak kızı ölümden kurtarır.
Hierapolis sularının şifalı olduğunu bilmeyen çoban kızı, prense öfkelenir. Prens, “Bu kadar güzel bir kızın neden ölmek istediğini anlayamadığını” söyler. Çoban kızı şaşkınlık içerisinde sudaki aksine bakar. Gerçekten de o çirkin kız gitmiş, yerine dünyalar güzeli bir kız gelmiştir.
Gerçeküstü güzelliğiyle Pamukkale’nin hemen yanı başında “Kutsal kent” anlamına gelen Hierapolis Antik Kenti yükseliyor. Hierapolis, hamamları, havuzları, gösterişli kent kapıları, amfitiyatrosu, gymnasiumu, tapınağı ve travertenleri ile gördüğüm en güzel antik kentlerden. Hierapolis Antik Kenti ve Pamukkale, UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine 1988’de girdi.
Bölgede ilk olarak kimlerin yerleştiği kesin olarak bilinmiyor. Antik kentin MÖ 2. yüzyılda Bergama krallarından II. Eumenes tarafından kurulduğu, adını Bergama’nın kurucusu Telephos’un karısı Amazonlar kraliçesi Hiera’dan aldığı sanılıyor
.
Lykos Nehri Vadisine hâkim Hierapolis Antik Kenti, Büyük Konstantin döneminde Frigya bölgesinin başkentliğini yapmış, Bizans döneminde Piskoposluk merkezi olmuş. MÖ 133 ve MS 60’ta meydana gelen korkunç depremler şehri yıkarak Helenistik dokusunu kaybettirse de sonrasında Romalılar tarafından ızgara plana göre yeniden inşa edilmiş. Antik şehir merkezinde günümüzde görülen kalıntılar Roma dönemindeki yapılaşmaya ait.
İsa’nın on iki havarisinden Aziz Philippus burada Hristiyanlığı yaymış ve öldürülmüş. Hierapolis bu nedenle Hıristiyanlar için ayrı bir öneme sahip. Üç güneybatı Frigya kenti olan Hierapolis, Laodikeia, Kolossai kentleri Hristiyan dinini kabul etmişlerdi. Doğu Roma döneminde piskoposluk merkezi ilan edilen şehir, Romalılar döneminde çok sayıda yabancı uzak ülkelerden burayı ziyarete geliyordu. Hac ibadeti için Hierapolis’e gelen her erkek, şehre girmeden önce saçlarını ve kaşlarını kesmek zorundaydı
Doğa ile tarihin eşsiz buluşması Pamukkale, Antik dönemde hem şifalı suları hem de Aziz Philip’ten derman arayanların akınına uğruyor. O dönemin zenginleri yaşamlarının sonuna doğru gelip buraya yerleşmiş ve burada ölmüş. Şehrin nekropolü bu yüzden oldukça görkemli anıt mezarlarla dolu. MS 13. yüzyılda Selçukluların egemenliğine giren kent, 14. yüzyıldaki depremden sonra tamamen terk edilmiş.

Cehennem Kapısı “Pluto’s Gate” veya “Ploutonion” adıyla tanınan mağara Hierapolis’te yer alıyor. Burası Tanrı Plouton ve eşi Persophone’nin hüküm sürdüğü yeraltı dünyasının giriş kapısı olarak kabul ediliyordu. Cehennem Kapısı Plutonium’un yanında büyük bir kutsal alan var, Apollon Tapınağı. Tapınak, eski ve dini mağara olarak bilinen Plutonion üzerinde kurulmuş.
alıntı https://yoldaolmak.com/pamukkale-travertenleri.html

Hubyar Sultan türbesine ziyaret ve Sıraç Köylerinde günlük yaşam

Sıraçlar kimdir, kimlere Sıraç denir
Sıraç kelime olarak Farsça olup ışık, nur, kandil, çerağ anlamına gelmektedir. Sıraçlar ise Işık saçan, nur saçan topluluk olarak adlandırılmaktadır.

Diğer taraftan ise Sıraç, Begdili boyuna bağlı bir Türkmen aşiretinin adıdır. Bu topluluklar inançsal olarak Alevi olup Hubyar Ocağı erkanını yürütmektedirler, Hubyar Ocağı içerisinde yaşanan ayrışmalarla bugün Sıraçlar, Hubyar Ocağı ve Anşa Bacı Ocağı mensupları olarak yaşamaktadırlar.

Sıraç Alevi topluluklarına Sıraç isminin verilmesi ile ilgili olarak “Işık topluluğu” yanı sıra “Ser verip sır vermeyen topluluk” sırrını aç anlamında “Sıraç” denildiği anlatılmaktadır.

Aleviler genel bir “Kızılbaş” ve daha sonra “Alevi” ismiyle tanımlanmadan önce bölgesel isimleri vardı. Her Alevi topluluğu yaşadıkları coğrafyada farklı isimlerle adlandırılırdı. Tokat, Sivas, Yozgat, Çorum, Amasya bölgesinde yaşayan ve Hubyar yolunu yürüten topluluklara genel olarak “Sıraç” denilmektedir.

Alevi topluluklarına yönelik her türlü karalama politikası ve iftirasından Sıraçlar daha çok nasibini almıştır. Sıraçlar “ser verip sır vermeyen” topluluklar olarak bilinirler. Alevilikteki sır kavramına sonuna kadar sahip olan ve son derece içine kapalı bir toplum olarak yaşamaktadırlar. Sıraçlar için “yabancı” kavramı Sıraç olmayan herkes için kullanılan bir kavramdır.

Sıraçların yaşadığı bölgelerde Sıraçların ser verip sır vermeyen topluluklar olması hasabiyle sıraç isminin bu topluluklara sırrını aç, sır aç denilerek oluştuğu da anlatılmaktadır.
Bütün Alevi topluluklarında olduğu gibi Sıraçların Cem’lerine de asla yabancı bir kimse giremez. Sıraçlar evlilik konusunda da çok içine kapalı bir topluluktur, o yüzden dışa açılmaları ancak ve ancak son yirmi yıl içerisinde olabilmiştir.

Sıraçların bu kadar çok içine kapalı olmasından kaynaklı olarak daha fazla karalamaya ve iftiraya maruz kalmışlardır. Bu nedenle de zamanla kötü bir anlam olarak kullanılan Sıraç ismi terk edilmeye hatta ret edilmeye başlanmıştır.

Bugün Hubyar Ocağı içerisinde benimde yaşadığım Ocak Merkezinde Sıraç ismi talipler için kullanılsa da taliplerimizde bunu reddetmektedir. Ocak içerisinde büyük çoğunluk Sıraçlığı sadece Anşa Bacılılar için kullansa da onlar da bu ismi kullanmaktan imtina etmektedirler. Hubyar Ocağı ve Anşa Bacı Ocağı dışında ve aynı coğrafyada yaşayan diğer topluluklar ayrım yapmaksızın Hubyar yolunu yürütenlerin tamamına birden “sıraç” demektedirler.

Sıraç isminin reddedilmesi Alevilerce “Kızılbaş” isminin reddedilmesiyle aynı psikolojiye dayanmaktadır. Bu da ismin son derece kötü anlamlara gelebilecek şekilde kirletilmesi ve Sıraçların dışlanmasına neden olmasından kaynaklıdır.

Bu durumu kırmak için 2002 yılında bu topluluklarla ilgili yazdığım ve yayınladığım kitabımın ismini “Hubyar Sultan Ocağı ve Beydili Sıraç Türkmenleri” koydum. Katıldığım tüm Televizyon programlarında, panellerde, festivallerde ve halk toplantılarında “ben Sıraçım” diyerek bizim özgünlüğümüzü ifade eden ismimizin tekrar kullanılması konusunda gayret sarfettim.

Son yirmi yirmi yıldır Alevi toplumunun bu tür değerlerine sahip çıkmaya başlamasıyla birlikte Kızılbaş ismi nasıl hak ettiği onurlu yere oturmuşsa Sıraç ismi de aynı şekilde hak ettiği onurlu yerine oturmuş durumdadır.

Alevi ismi bugün tüm Alevi topluluklarının, Ocaklarının, sürek farklılıklarının üst şemsiye adı olup, bölgesel ve sürek farklılıklarının anlaşılması açısından bu tür isimlerinde korunması gerekmektedir. Günümüzde Sıraç Alevileri, Tahtacı Alevileri, Nusayri Alevileri, Dersim Alevileri, Bektaşiler, Dede Garkınlılar, Hubyarlılar, Anşa Bacılılar, Üryan Hızırlılar, Ağuçanlılar, Baba Mansurlular gibi tanımlamalar bölgesel, yöresel ve/veya Ocak, sürek farklılıklarını ifade eden isimlerdir.

Bu anlamda Sıraç Alevileri günümüzde dar anlamda sadece Anşa Bacılıları ifade etse de genel anlamda tüm Hubyar yolunu yürüten Hubyarlılar ve Anşa Bacılıları ifade etmekte bu toplulukların özgün durumunu yansıtmaktadır.

Şöyle bir anımı paylaşmak isterim; Bir gün Zile de Hubyar yolunu süren ve Anşa Bacı Ocağı mensubu Ana’larımızdan Nurdane Bacı yı evinde ziyaret edip hasbıhal eylemiştik. Kendisinden birlikte bir hatıra fotoğrafı çektirmeyi talep ettiğimde bana “bir şartla çektirebiliriz, bizim Sıraçlar dışında kimseye göstermeyeceksin” demişti. Bende memnuniyetle kabul edip fotoğrafı çektirmiştik. Nurdane Bacının şartı sanırım bu durumu daha iyi anlatmaktadır.

Bu anlamda Sıraç Alevileri günümüzde dar anlamda sadece Anşa Bacılıları ifade etse de genel anlamda tüm Hubyar yolunu yürüten Hubyarlılar ve Anşa Bacılıları ifade etmekte bu toplulukların özgün durumunu yansıtmaktadır.

Çeşitli kaynaklarda başına keçe takmalarından dolayı Sıraçlara “Keçeliler” denildiği de görülmüştür.

25.09.2016

Ali Kenanoğlu

Sıraçlar kimdir, kimlere Sıraç denirSıraç kelime olarak Farsça olup ışık, nur, kandil, çerağ anlamına gelmektedir. Sıraçlar ise Işık saçan, nur saçan topluluk olarak adlandırılmaktadır.Diğer taraftan ise Sıraç, Begdili boyuna bağlı bir Türkmen aşiretinin adıdır. Bu topluluklar inançsal olarak Alevi olup Hubyar Ocağı erkanını yürütmektedirler, Hubyar Ocağı içerisinde yaşanan ayrışmalarla bugün Sıraçlar, Hubyar Ocağı ve Anşa Bacı Ocağı mensupları olarak yaşamaktadırlar.Sıraç Alevi topluluklarına Sıraç isminin verilmesi ile ilgili olarak “Işık topluluğu” yanı sıra “Ser verip sır vermeyen topluluk” sırrını aç anlamında “Sıraç” denildiği anlatılmaktadır.Aleviler genel bir “Kızılbaş” ve daha sonra “Alevi” ismiyle tanımlanmadan önce bölgesel isimleri vardı. Her Alevi topluluğu yaşadıkları coğrafyada farklı isimlerle adlandırılırdı. Tokat, Sivas, Yozgat, Çorum, Amasya bölgesinde yaşayan ve Hubyar yolunu yürüten topluluklara genel olarak “Sıraç” denilmektedir.Alevi topluluklarına yönelik her türlü karalama politikası ve iftirasından Sıraçlar daha çok nasibini almıştır. Sıraçlar “ser verip sır vermeyen” topluluklar olarak bilinirler. Alevilikteki sır kavramına sonuna kadar sahip olan ve son derece içine kapalı bir toplum olarak yaşamaktadırlar. Sıraçlar için “yabancı” kavramı Sıraç olmayan herkes için kullanılan bir kavramdır.Sıraçların yaşadığı bölgelerde Sıraçların ser verip sır vermeyen topluluklar olması hasabiyle sıraç isminin bu topluluklara sırrını aç, sır aç denilerek oluştuğu da anlatılmaktadır.Şöyle bir anımı paylaşmak isterim; Bir gün Zile de Hubyar yolunu süren ve Anşa Bacı Ocağı mensubu Ana’larımızdan Nurdane Bacı yı evinde ziyaret edip hasbıhal eylemiştik. Kendisinden birlikte bir hatıra fotoğrafı çektirmeyi talep ettiğimde bana “bir şartla çektirebiliriz, bizim Sıraçlar dışında kimseye göstermeyeceksin” demişti. Bende memnuniyetle kabul edip fotoğrafı çektirmiştik. Nurdane Bacının şartı sanırım bu durumu daha iyi anlatmaktadır.Bütün Alevi topluluklarında olduğu gibi Sıraçların Cem’lerine de asla yabancı bir kimse giremez. Sıraçlar evlilik konusunda da çok içine kapalı bir topluluktur, o yüzden dışa açılmaları ancak ve ancak son yirmi yıl içerisinde olabilmiştir.Sıraçların bu kadar çok içine kapalı olmasından kaynaklı olarak daha fazla karalamaya ve iftiraya maruz kalmışlardır. Bu nedenle de zamanla kötü bir anlam olarak kullanılan Sıraç ismi terk edilmeye hatta ret edilmeye başlanmıştır.Bugün Hubyar Ocağı içerisinde benimde yaşadığım Ocak Merkezinde Sıraç ismi talipler için kullanılsa da taliplerimizde bunu reddetmektedir. Ocak içerisinde büyük çoğunluk Sıraçlığı sadece Anşa Bacılılar için kullansa da onlar da bu ismi kullanmaktan imtina etmektedirler. Hubyar Ocağı ve Anşa Bacı Ocağı dışında ve aynı coğrafyada yaşayan diğer topluluklar ayrım yapmaksızın Hubyar yolunu yürütenlerin tamamına birden “sıraç” demektedirler.Sıraç isminin reddedilmesi Alevilerce “Kızılbaş” isminin reddedilmesiyle aynı psikolojiye dayanmaktadır. Bu da ismin son derece kötü anlamlara gelebilecek şekilde kirletilmesi ve Sıraçların dışlanmasına neden olmasından kaynaklıdır.Bu durumu kırmak için 2002 yılında bu topluluklarla ilgili yazdığım ve yayınladığım kitabımın ismini “Hubyar Sultan Ocağı ve Beydili Sıraç Türkmenleri” koydum. Katıldığım tüm Televizyon programlarında, panellerde, festivallerde ve halk toplantılarında “ben Sıraçım” diyerek bizim özgünlüğümüzü ifade eden ismimizin tekrar kullanılması konusunda gayret sarfettim.Son yirmi yirmi yıldır Alevi toplumunun bu tür değerlerine sahip çıkmaya başlamasıyla birlikte Kızılbaş ismi nasıl hak ettiği onurlu yere oturmuşsa Sıraç ismi de aynı şekilde hak ettiği onurlu yerine oturmuş durumdadır.Alevi ismi bugün tüm Alevi topluluklarının, Ocaklarının, sürek farklılıklarının üst şemsiye adı olup, bölgesel ve sürek farklılıklarının anlaşılması açısından bu tür isimlerinde korunması gerekmektedir. Günümüzde Sıraç Alevileri, Tahtacı Alevileri, Nusayri Alevileri, Dersim Alevileri, Bektaşiler, Dede Garkınlılar, Hubyarlılar, Anşa Bacılılar, Üryan Hızırlılar, Ağuçanlılar, Baba Mansurlular gibi tanımlamalar bölgesel, yöresel ve/veya Ocak, sürek farklılıklarını ifade eden isimlerdir.Bu anlamda Sıraç Alevileri günümüzde dar anlamda sadece Anşa Bacılıları ifade etse de genel anlamda tüm Hubyar yolunu yürüten Hubyarlılar ve Anşa Bacılıları ifade etmekte bu toplulukların özgün durumunu yansıtmaktadır.Çeşitli kaynaklarda başına keçe takmalarından dolayı Sıraçlara “Keçeliler” denildiği de görülmüştür.25.09.2016Ali Kenanoğlu

Tokat Gönül Dostları paylaştı: 14 Eylül 2018 Cuma

Alıntıdır:

KIZIL AY (KANLI AY): BEYAZDAN KIZIL RENGE DÖNÜŞEN AY; KAMERAMIZA YANSIMALARI

Tutulmuş Ay, sıradan Dolunay’a kıyasla çok daha küçük görünecek. Ay Dünya’nın neredeyse yuvarlak yörüngesinde dönse bile Dünya’ya en en yakın olduğu nokta (yerberi) ile en uzak olduğu nokta (yeröte) arasında oldukça mesafe var.

400 yıldan bu yana biliyoruz ki yörüngesinin en uzak noktasında objeler en yavaş dönüşlerini yapıyor.

Ay tutulması nedir ve 27 Temmuz neden önemli?
Bu teori doğruysa yüzyılın en uzun Ay tutulması Ay’ın yerötesine çok yakın bir noktada gerçekleşmeli, yavaşlayan hızı Dünya’nın göreceli daha küçük gölgesine karşılık gelmeli.

Teorinin doğruluğu Ay’ın yerötesinin 27 Temmuz’da, Ay tutulmasıyla aynı güne denk gelmesi nedeniyle kanıtlanıyor. Ay Dünya’dan 406 bin 223 kilometre uzaklıkta olacak. Bu son 5 bin yılın maksimum yerötesinden 502 kilometre daha az. Sonuçta Ay Süper Ay’ların çapından yüzde 12 daha küçük görünecek.

Değişik diyafram açıklığı kimi otomatik kimi 1250 iso değerinde ve 55-250 lens ve Canon 60 d ile çekilmiştir

Ay tutulması
2. Maksimum tam tutulma için Ay’ın tüm yüzeyinin sıradışı biçimde kızıl olması gerekiyor. Tam Ay tutulması için Ay’ın Dünya’nın gölgesine bütünüyle girmesi gerekli. Ve uzun bir tutulma için Güneş, Dünya ve Ay’ın aynı çizgiye gelmesi ve Ay’ın Dünya’nın gölgesinin ortasından geçmesi lazım.

27 Temmuz’daki tutulma bu yüzyılda diğer tutulmalardan çok daha fazla bu kriteri karşılıyor. TSİ 23:21:44’te (GMT 20:21:44) gerçekleşen maksimum tutulmanın en tepesinde Ay kusursuz, eşit oranda kızıl olacak. Tutulmanın diğer anlarında ise Dünya’nın gölgesinin kıyısına yakın bölgeler daha beyaz görünecek. Bu hayatınızda görebileceğiniz en doğal kızıl Ay olacak.

3. Tutulmuş Dolunay’ın ışığı o kadar sönük olacak ki, Mars bile daha parlak görünecek. Normalde geceleri gökyüzündeki en parlak cisim, hilal şeklinde bile olsa Ay’dır. Dünya’ya en yakın cisim olduğu için Güneş ışınlarını geri yansıtıyor. Tutulma sırasında özellikle de tepe tutulma noktasında yeni Ay’dan bile daha sönük olacak.

27 Temmuz gecesi Ay gökyüzünde Mars’a çok yakın görünecek. Bir seferliğine Mars ve Ay gökün aynı cephesinde görünür olacak ve Mars daha parlak olacak. Jüpiter ve Venüz gezegenleri de tutulmuş Ay’dan daha parlak görünecek. Bu görebileceğiniz en sönük Ay olacak.

4. Ay tutulması sırasında Güneş Dünya’dan bakıldığında daha küçük görülecek. Dünya’nın yıl boyunca Güneş’e olan mesafesi günberi (en yakın) ile günöte (en uzak) arasında yüzde 3’lük bir değişim gösteriyor.

3 Ocak 2018’de günberi, 6 Temmuz’da da günöte yaşandı. 27 Temmuz’da günöteye yakın olduğumuz için Güneş normalden daha küşük görünecek.

5. Dürbün ya da teleskoplar ile Ay’ı herhangi bir filtre olmadan görebilirsiniz. Normalde Ay’a sadece dürbün ya da teleskopla bakmak Ay’ın çok parlak olmasından ötürü gözler için pek iyi değil. Ancak tutulma sırasında Ay’ı bu aletlerle izlemek özel bir şölen olacak.

yazılar alıntıdır kaynak: https://www.bbc.com/turkce/haberler-44966741