admin

Meryem ana evi Selçuk

Meryem Ana Evi, Efes çevresinde yer alan Bülbüldağı’nda bulunan bir Katolik mabet yeridir. Selçuk’a 7 km uzaklıktadır. Ev, 19. yüzyılda Katolik rahibesi olan Anne Catherine Emmerich (1774-1824)’in rapor edilmiş rüyalarını takiben keşfedilmiştir. Görümleri ölümünden sonra Clemens Brentano’nun kitabında toplanmıştır. Katolik Kilisesi evin gerçekten Meryem Ana’nın olup olmadığı hakkında bir yorum yapmamıştır, fakat ev keşfedildiğinden bugüne düzenli olarak hac ziyaretleri almaktadır.

Katolik hacılar İsa’nın annesi Meryem’in, Havari Yuhanna tarafından bu taş eve getirildiği ve cennete alınışına kadar (Katolik doktrinine göre Meryem’in göğe yükselişi, Ortodoks doktrinine göre Dormition) bu evde yaşadığına inanarak ziyaret etmektedirler.

Meryem’in mezarının da Bülbüldağı’nda olduğu düşünülür.

Efes antik kentin üst kapısının yanından geçilerek çıkılan Meryem Ana ören yerinde, küçük bir Bizans kilisesi bulunmaktadır. Burada İsa’nın annesi Meryem’in yaşadığına ve öldüğüne inanılır. Hristiyanlar tarafından kutsal sayılır ve ziyaret edilir, hastalara şifa aranır, adaklar adanır.

Mekan

Evin iç bölümü.

Mabet, büyük olmaktan ziyade mütevazı bir ibadet yeri olarak tanımlanabilir. İnşaat ve korunan taşları, o zamanlardan beri korunmuş diğer binalarla tutarlı olarak Havariler Çağı’na uzanır. Yalnızca küçük bahçe düzenlemeleri ve bina dışına ibadet için eklentiler yapılmıştır. Mabede girişte ziyaretçiler Kutsal Bakire Meryem’in merkezde öne çıkarıldığı bir heykelinin olduğu genişçe bir oda ve karşıda sunakla karşılaşırlar.

Eve giden yol üzerinde bulunan heykel

Sağ tarafta daha küçük bir oda bulunur. (Geleneksel olarak Bakire Meryem’in uyuduğu asıl oda olduğuna inanılır.) Gelenekte Bakire Meryem’in uyuduğu ve dinlendiği odada, binanın dışında bulunan çeşmeye çıkan akan bir suyun bulunduğu bir çeşit kanal olduğuna inanılır.

Dilek Duvarı

Mabedin dışında, gelen ziyaretçilerin kişisel niyetlerini kağıtla veya kumaşla bağladıkları bir çeşit dilek duvarı bulunur. Çevresinde çeşitli meyve ağaçları, çiçekler ve evin daha iyi gözlemlenebilmesi için mabedin dışında ek ışıklandırmalar bulunur. Ayrıca bazı ziyaretçilerin olağanüstü doğurganlık ve iyileştirme gücü oluğuna inandıkları bir çeşit çeşme ya da kuyu bulunmaktadır.

Wiki alıntı

Hierapolis antik kenti

 

SU VE İNANCIN KENTİ HIERAPOLIS

Denizli İlinin 18 km kuzeyinde yer alan Hierapolis Antik Kenti Bergama Krallarından II. Eumenes tarafından İ.Ö. 2 yy’da kurulmuş olup, Bergamanın efsanevi kurucusu Telephos’un karısı Hiera’dan dolayı Hierapolis adını aldığı söylenebilir. Kent bir deprem bölgesinde bulunmasından dolayı meydana gelen depremlerle sürekli yıkılıp yeniden inşa edilmiştir. Ancak bugün ayakta olan yapılar ise İ.S. 60 yıllarında olan büyük depremden sonra inşa edilmiş olup kent bundan sonra tüm Helenistik niteliğini kaybetmiş tipik bir Roma kenti görünümünü alarak ızgara planlı inşa edilmiştir. Hierapolis, Roma Döneminden sonra Bizans Döneminde de çok önemli bir merkez olmuştur. İ.S. 4 yy.dan itibaren Hristiyanlık merkezi olması, İ.S 80 yıllarında Hz.İsa’nın havarilerinden olan Aziz Philip’in burada öldürülmesi nedeniyledir. Kent İ.S. 4 yyda Bizanslıların eline geçince Aziz Philip adına Martyrıum olarak adlandırılan sekizgen kilise inşa edilmiştir. Bundan dolayı kentin ünvanı artar ve Metropolis ünvanını alır. Kent İ.S. 7 yydaki büyük depremle tahrip olmuş ve kent kimliğini kaybetmiştir. 12. yy da küçük bir kasaba haline gelmiş, İ.S. 13. yyda Selçukluların egemenliğine geçmiş ve 14 yy daki depremden sonra tamamen terkedilmiştir.

Kent 2 anıtsal kapısı, ana caddeye paralel ve dik gelen cadde ve sokakların oluşturduğu ızgara planlıdır. Yaklaşık 1 km uzunluğundaki ana cadde kenti ikiye böler ve bu caddenin her iki tarafında revaklar, kamu binaları dükkan ve atölyeler bulunur.

Kent surlarının dışında ve kentin kuzey, güney ve doğu yönünde bulunan nekropol alanları Güneybatı Anadolu’nun en büyük nekropolüdür.

Bunun dışında kentin başlıca yapıları; Hamam-Bazilika, Latrina, Tiyatro, Plutonıum, Apollon Tapınağı, Su Kanalları ve Nymphaeumlar, Kiliseler (Aziz Phılıp Martyriumu, Aziz Phılıp Kilisesi..) Büyük Hamam Kompleksi’dir.

Kalıntıların büyük bölümü Roma döneminden olan Hierapolis (Pamukkale) antik kenti, tüm görkemiyle yanında durduğu Pamukkale Travertenleri’yle beraber 1988 yılında hem kültürel, hem doğal miras olarak UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır. Ayrıca tarihin her döneminde önemli bir şifa ve inanç merkezi olmuştur.

muze.gov.tr

 

Dünyanın en şirin yeri/ Şirince

Şirincem

Özgün adı olan Kırkınca’nın efsanevi bir çağda dağlara vuran kırk kişiye atfen verildiği rivayet edilir. Rum telaffuzunda Kirkice, Kirkince ve nihayet Çirkince gibi biçimler alan bu ad, Cumhuriyet’in ilk yıllarında dönemin İzmir valisi Kazım Dirik’in talimatıyla Şirince şeklinde resmîleştirilmiştir.

19. yüzyılda, özellikle ihracata yönelik incir üretimiyle ünlü, 1.800 haneli bir Rumkasabasıydı. 1923’te Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi sonucu Rumların ayrılmasıyla (çoğu Katerin’nın Nea Efesos köyüne yerleşmiştir), Kavala’nın Müştiyan (Moustheni) ve Samoko (Domatia) köylerinden gelen mübadillerle iskân edilmiştir. Mahalle içinde iki Rum kilisesi bulunmaktadır. Şirince’de hiçbir ev diğerinin manzarasını kapatmaz. Nişanyana göre ise Şirince (Çirkince) köyünün bulunduğu konumda 14. veya 15. yüzyıllarda bir Rum köyü bulunmaktaydı ve sonraları köy boşaltılmıştı. 18. yüzyılda ise Güney Arnavutluktan bir kısım Rum Şirince (Çirkince)’ye iskân edildi ve köy kısa süre içinde tekrar canlandı. Rumlar garip olarak köye yerleştiklerinden beri dil olarak Türkçe ana dilliydiler. Köy mimarisine bakılınca Güney Arnavutluk (Berat- Arnavutluk’un bir kenti) mimarisinin korunmuş olduğu göze çarpmaktadır. Rumların Yunanistan’a gidişi ile Mübadele sonrası Şirince’ye Yunanistan göçmenleri yerleştirildi.

Kıyamette güvenli bölge

Mahalle, Maya takvimine göre 21 Aralık 2012’de kopacak olan kıyamette güvenli bölge olduğu gerekçesiyle gündeme gelmiştir. 21 Aralık 2012 günü yaklaşık 150 polis ve jandarma biriminin yanı sıra 270 basın mensubu bölgeye gelmiştir. Ziyaretçi sayısında beklenen artışın aksine düşüş bile gözlemlenmiştir.

Vikipedi/alıntı

Efes yedi uyuyanlar

 

 

Efes

Anlatılana göre Roma İmparatoru Decius zamanında yedi veya sekiz Hristiyan genç, devrin putperest inançlarına kurban edilmekten korkarak yaşadıkları yerin (Efes) yakınlarındaki bir mağaraya sığınırlar. Fakat Romalı askerler, onları takip ederek ve mağarayı bularak yerlerini tespit ederler. Ancak, askerler içeri girdiklerinde kimseyi bulamazlar ve bunun üzerine komutanları mağaranın girişinin taş ve harçla kapatılmasını emreder. Ardından, mağaranın girişine “Yedi Kâfir’in ölüme terk edildiklerini” bildiren bir levha bırakarak giderler. Gençler çaresizce ne yapacaklarını düşünürlerken, birden üzerlerine bir ağırlık çöker ve orada mucizevi bir uykuya dalarlar.Bu kişilerin adları bir rivayete göre Maximilian, Iamblicus, Martinian, John, Dionysius, Exacustodianus ve Antoninus idi. Başka kaynaklarda ise başka isimler rivayet edilir.

Efes‘teki mağaradan bir bölüm (Selçuk, İzmir, Türkiye)

Yedi Uyurlar’ın üzeri kapatıldıktan yaklaşık 184, 200 veya 230 sene sonra mağaranın yer aldığı arsanın sahibi, işçileriyle birlikte mağaranın girişini açar ve Yedi Uyurlar ile karşılaşır. İçlerinden biri şehre ekmek almaya gider. Şehrin çok değiştiğini ve insanların Meryem oğlu İsa‘nın adını artık şehirde serbestçe andıklarını fark eder. İmparator Decius zamanından kalma paralarla alışveriş yapmaya çalışır, alışveriş yaptığı dükkanın sahibi parayı görünce şaşırır, çünkü aldığı para çok eski bir döneme aittir.

Hristiyanlar tarafından kabul edilen hikâyedeki bu mağara, Türkiye‘nin Selçuk ilçesindeki Efes antik şehrinin yakınlarındaki Panayır Dağı eteklerinde bulunmaktadır. Bu mağaranın üstüne bir kilise yapılmış hâli, 1927-1928 yılları arasındaki bir kazıda ortaya çıkarıldı. Kazıda 5. ve 6. yüzyıla ait mezarlar bulundu. Yedi Uyurlar’a ithaf edilmiş yazıtlar hem mezarlarda, hem de kilise duvarlarında bulunmaktadır.

 

Efes antik kenti ve tarihi anıtları

Tarihsel Gelişim
  • İlk Yerleşimler: Bölgenin tarihi Neolitik Çağ’a ve Hititler döneminde Apasa adına kadar dayanır. MÖ 10. yüzyıldan itibaren İyonyalılar tarafından önemli bir liman kenti haline getirilmiştir. [1, 2, 3]

  • Altın Çağ ve Roma Dönemi: MÖ 129’da Roma egemenliğine giren kent, Roma Asya Eyaleti’nin başkenti olmuş ve nüfusu 200.000’i aşmıştır. [1, 2]

  • Çöküşü: Küçük Menderes nehrinin taşıdığı alüvyonlarla limanın denizden uzaklaşması ve yaşanan depremler sonucu MÖ 7. yüzyıldan itibaren önemini kaybetmiş, 15. yüzyılda tamamen terk edilmiştir. [1]

  • Statüsü: Kültür Portalı verilerine göre 2015 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edilmiştir. [1]

    Önemli Yapılar ve Eserler

    • Celsus Kütüphanesi: Antik dünyanın en büyük kütüphanelerinden biridir ve iki katlı etkileyici cephesiyle ün salmıştır.

    • Efes Antik Tiyatrosu: Yaklaşık 25.000 kişi kapasitesiyle Anadolu’nun en büyük açık hava tiyatrosudur.

    • Artemis Tapınağı: Antik Dünyanın Yedi Harikası’ndan biri olan, dünyadaki ilk mermer tapınaktır.

    • Kuretler Caddesi ve Herakles Kapısı: Şehrin ana mermer caddesi ve anıtsal giriş kapısıdır.

    • Yamaç Evler: Roma dönemindeki zengin ailelerin lüks konutlarıdır.
    • Efes (Hititçe: 𒀀𒉺𒊭 Apaša,[1] Eski Yunanca: Ἔφεσος Ephesos), Anadolu‘nun batı kıyısında, bugünkü İzmir ilinin Selçuk ilçesinin üç kilometre güneybatısında yer alan antik bir Luvi şehriydi. Şehir Anadolu’da Yunan sömürgeciliğinin başlamasıyla birlikte İyonya ve daha sonra Roma dönemlerinde de önemini korumuştur. Kuruluşu Cilalı Taş Devri‘ne yani MÖ 6000 yıllarına dayanır. MÖ 10. yüzyılda eski Arzava başkentinin yerine Attik ve İyonyalı Yunan kolonistleri tarafından inşa edilmiştir.

      Klasik Yunan döneminde İyonya‘nın on iki şehrinden biriydi. Şehir, MÖ 129’da Roma Cumhuriyeti‘nin kontrolüne geçtikten sonra gelişti.

      1994’te UNESCO tarafından Dünya Mirası Geçici Listesi‘ne dâhil edilenEf es 2015’te ise Dünya Mirası olarak tescil edildi.

      Şehir antik Dünyanın Yedi Harikası‘ndan biri olan şehrin yakınındaki Artemis Tapınağı (MÖ 550 civarında tamamlandı) ile ünlüdür. Diğer birçok anıtsal yapı arasında Celsus Kütüphanesi ve 25.000 seyirci alabilen II. Claudius zamanında başlanıp, Trajan (MS 98-117) döneminde tamamlanan antik tiyatro da vardır.Efes, Vahiy Kitabı‘nda adı geçen Asya’nın yedi kilisesinden biriydi. Yuhanna İncili burada yazılmış olabilir.

      Şehir 5. yüzyıl birkaç Hristiyan konsilinin yeriydi (bkz. Birinci Efes Konsili). Şehir 263 yılında Gotlar tarafından yıkıldı ve yeniden inşa edilmesine rağmen limanın Küçük Menderes Nehri tarafından yavaş yavaş silinmesi nedeniyle şehrin ticaret merkezi olarak önemi azaldı. MS 614’teki bir depremde kısmen tahrip oldu. Efes harabeleri Adnan Menderes Havalimanı‘ndan 65,7 km, Kuşadası Limanı‘ndan ise 17,9 km uzaklıktadır.

      2015 yılında UNESCO Dünya Mirası olarak eklendi. 2022 yılındaki kazı çalışmalarında MS 7. yüzyıla denk gelen Erken Bizans Dönemi’nden kalma dükkânlara ve bir mahalleye ulaşıldı.[8] Efes ören yeri 2 milyon 634 bin 355 kişi ile 2024 yılında Türkiye’den en çok ziyaret edilen müze olmuştur.

      Tarihçe

      Neolitik dönem

      Efes’i çevreleyen alan yakındaki Arvalya ve Çukuriçi olarak bilinen yapay höyükler tarafından ortaya çıkarıldığı üzere Neolitik Çağ (yaklaşık MÖ 6000) sırasında zaten iskân edilmişti.[9][10]

      1996 yılı içinde Selçuk, Aydın ve Efes yol üçgeninin yaklaşık 100 m kadar güney batısında, mandalina bahçeleri arasında Derbent Çayı’nın kıyısında Çukuriçi Höyüğü saptanmıştır. Arkeolog Adil Evren başkanlığında yapılan araştırma ve kazılar sonucu, bu höyükte taş ve bronz baltalar, iğneler, açkılı seramik parçaları, ağırşaklar, obsidyen (volkanik cam) ve sileks (çakmak taşı), deniz kabukluları, öğütme ve perdah aletleri bulunmuştur. Yapılan değerlendirmelerle Çukuriçi Höyük’te Neolitik dönemden Erken Bronz Çağı’na kadar bir yerleşimin ve yaşamın olduğu saptanmıştır. Aynı tür malzemeler yine Selçuk-Kuşadası yolunun yaklaşık 8. km’sinde Arvalya Deresi’nin bitişiğinde Gül Hanım tarlasında buluna Arvalya Höyüğü’nde saptanmıştır. Çukuriçi ve Arvalya (Gül Hanım) höyüklerinde saptanan eserler ile Efes’in yakın çevresinin tarihi böylece Neolitik Dönem’e kadar ulaşmaktadır.

      Bugün Artemis Tapınağı’nın yerinde yıkılmış kolonlardan oluşturulmuş bir sütun haricinde hiçbir şey yoktur.

      Helenistik dönem

      MÖ 1050 yıllarında Yunanistan‘dan gelen göçmenlerin de yaşamaya başladığı liman kenti Efes, MÖ 560 yılında Artemis Tapınağı çevresine taşınmıştır. Bugün gezilen Efes ise Büyük İskender’in generallerinden Lisimahos tarafından MÖ 300 yıllarında kurulmuştur. Şehir Roma’dan özerk bir şekilde Apameia Kibotos şehri ile ortak para bastırmıştır. Bu şehirler klasik dönemdeki Küçük Asya’da çok parlak yarı özerk davranmaya başlamışlardı. Lisimahos, kenti Miletli Hippodamos’un bulduğu “Izgara Plan”a göre yeniden kurar. Bu plana göre, kentteki bütün cadde ve sokaklar birbirini dik olarak keser.

      Roma dönemi

      Nike

      Hellenistik ve Roma çağlarında en görkemli dönemlerini yaşayan Efes, Roma İmparatoru Augustus zamanında, Asya Eyaleti’nin başkenti olmuş ve nüfusu o dönem (MÖ 2-1. yüzyıl) 200.000 kişiyi aşmıştır. Bu dönemde her yer mermerden yapılmış anıtsal yapılarla donatılır.

      Efes

      MS 4. yüzyılda limanın dolmasıyla Efes’te ticaret geriler. İmparator Hadrianus, limanı birkaç kez temizletir. Liman kuzeyden gelen Marnas Çayı ve Küçük Menderes nehrinin getirdiği alüvyonlarla dolar. Efes denizden uzaklaşır. 7. yüzyılda Araplar bu kıyılara saldırır. Bizans döneminde tekrar yer değiştiren ve ilk kez kurulduğu Selçuk‘taki Ayasuluk Tepesi’ne gelen Efes, 1330 yılında Türkler tarafından alınır. Aydınoğullarının merkezi olan Ayasuluk, 16. yüzyıldan itibaren giderek küçülmeye başlamıştır. Günümüzde ise bölgede Selçuk ilçesi bulunmaktadır.

      Efes ören yerinde, Hadrianus Tapınağı girişindeki frizde Efes’in 3 bin yıllık kuruluş efsanesi şu cümlelerle yer alır: Atina kralı Kodros’un cesur oğlu Androklos, Ege’nin karşı yakasını keşfetmek ister. Önce, Delfi kentindeki Apollon Tapınağı’nın kahinlerine danışır. Kahinler ona, balık ve domuzun işaret ettiği yerde bir kent kuracağını söyler. Androklos bu sözlerin anlamını düşünürken Ege’nin lacivert sularına yelken açar… Kaystros (Küçük Menderes) Nehri’nin ağzındaki körfeze geldiklerinde karaya çıkmaya karar verirler. Ateş yakarak tuttukları balıkları pişirirlerken çalıların arasından çıkan bir yaban domuzu, balığı kaparak kaçar. İşte kehanet gerçekleşmiştir. Burada bir kent kurmaya karar verirler…

      Doğu ile Batı arasında başlıca kapı durumunda olan Efes önemli bir liman kenti idi. Bu konumu Efes’in çağının en önemli politik ve ticaret merkezi olarak gelişmesini ve Roma Devrinde Asia eyaletinin başkenti olmasını sağlamıştır. Efes, antik çağdaki önemini yalnızca buna borçlu değildir. Anadolu’nun eski ana tanrıça (Kybele) geleneğine dayalı Artemis kültürünün en büyük tapınağı da Efes’te yer alır.

      MÖ 6. yüzyılda bilim, sanat ve kültürde Milet ile birlikte en ön sırada yer alan Efes, bilge Herakleitos, rüya tabircisi Artemidoros, şair Callinos ve Hipponaks, gramer bilgini Zenodotos, hekim Soranos ve Rufus gibi ünlü kişileri yetiştirmiştir.

      Mimari eserler

      Efes, tarihi boyunca birçok kez yer değiştirdiğinden kalıntıları yaklaşık 8 kilometrelik geniş bir alana yayılır. Ayasuluk Tepesi, Artemision, Efes ve Selçuk olarak dört ana bölgedeki harabeler yılda ortalama 1,5 milyon turist tarafından ziyaret edilmektedir. Tümüyle mermerden yapılmış ilk kent olan Efes’teki başlıca yapılar ve eserler aşağıda açıklanmıştır:

      Artemis Tapınağı

      Artemis Tapınağı modeli, Miniatürk, İstanbul.
      Tiyatro
      Meryem Ana Evi
      Ashab-ı Kehf mağarası, Efes

      Dünyanın yedi harikasından biri olan Artemis Tapınağı, antik dünyanın mermerden inşa edilmiş ilk tapınağı olup temelleri MÖ 7. yüzyıla kadar gitmektedir. Tanrıça Artemis‘e ithafen Lidya kralı Croesus tarafından yaptırılan yapı, Yunan mimar Chersiphron tarafından tasarlanmış ve dönemin en büyük heykeltıraşları Pheidias, Polycleitus, Kresilas ve Phradmon tarafından yapılmış olan bronz heykellerle süslenmişti. Büyüklüğü 130 x 68 metre ve ön cephesi diğer Artemis (Ana Tanrıça) tapınakları gibi batıya dönüktü. Tapınak hem bir pazar yeri, hem de bir dinî müessese olarak kullanılıyordu. Artemis Tapınağı MÖ 21 Temmuz 356’da adını ölümsüzleştirmek isteyen Herostratus adlı bir Yunan tarafından yakıldı. Aynı gece Büyük İskender doğmuştur. Büyük İskender Anadolu’yu fethettiğinde Artemis Tapınağı’nın yeniden yapılması için yardım teklif etmiş fakat reddedilmiştir. Tapınaktan günümüze sadece birkaç mermer blok kalmıştır.

      Artemis Tapınağı ile ilgili kazı çalışmaları 1863 yılında British Museum‘un katkılarıyla arkeolog John Turtle Wood tarafından başlatılmış ve 1869 yılında 6 metre derinlikte, Artemis Tapınağı‘nın temellerine ulaşılmıştır.[11]

      Celsus Kütüphanesi

      Roma dönemi yapılarının en güzellerinden birisi olan yapı hem kütüphane, hem de mezar anıtı görevini üstlenmiştir. 106 yılında Efes valisi olan Celsius ölünce oğlu kütüphaneyi babasının adına mezar anıtı olarak yaptırmıştır. Celsius’un lahdi kütüphanenin batı duvarı altındadır. Cephesi 1970-1980 yılları arasında restore edilmiştir. Kütüphanede kitap ruloları, duvarlardaki nişlerde saklanıyordu.

      Meryem Ana Evi

      Bülbüldağı‘nda İsa‘nın annesi Meryem‘in son yıllarını Yuhanna ile birlikte geçirdiğine inanılan kilisedir.Hristiyanlar için hac yeridir ve bazı papalar tarafından da ziyaret edilmiştir. Meryem’in burada ölü mezarının da Bülbüldağı’nda olduğu düşünülmesine karşın Kitab-ı Mukaddes‘te anlatıldığı gibi Meryem’in mezarı dönemin Selefkos’unda bugünün Silifke‘sinde olduğu inanılmaktadır.

      Vikipedi alıntı

    Bafa Gölü / Kapıkırı Latmos manzaraları

     

    Kapıkırı, Muğla’nın Milas ilçesine bağlı, Bafa Gölü kıyısında ve antik Herakleia Antik Kenti kalıntıları üzerine kurulmuş tarihi bir yerleşimdir. 
    Genel Bilgiler ve Tarihçe
    • Konum: Muğla’nın Milas ilçesinde, Latmos (Beşparmak) Dağları’nın eteklerinde ve Bafa Gölü kıyısında yer alır. 

    • Antik Dönem: Antik çağda adı Herakleia ad Latmos (Latmos kenarındaki Herakleia) olan kent, adını mitolojik kahraman Herakles’ten alır. 

    • Coğrafi Değişim: Antik dönemde Ege Denizi’ne bağlı bir körfez (Latmos Körfezi) olan bölge, Büyük Menderes nehrinin taşıdığı alüvyonlarla kapanmış ve bugünkü Bafa Gölü‘ne dönüşmüştür. [

    • Önemli Yapılar: Kentte Athena Latmia Tapınağı, agora, tiyatro, meclis binası, hamam ve dönemin savunma surları ile kulelerinin kalıntıları bulunur. 

    • Orta Çağ: MS 7. yüzyıldan itibaren bölge bir Bizans manastır merkezine dönüşmüş, dağlık alanda çok sayıda kilise ve manastır inşa edilmiştir.
    •  ai bakışı

    • Ören yeri

      Ören yeri aslen MÖ 5. yüzyıldan kalma bir Karya yerleşimidir, yıllık haraç ödeyerek Delos Birliği’ne üye olmuştur. MÖ 4. yüzyılda Halikarnassos’un egemenliğine girdiği ve Kral Mausolos, askerleri şehre yerleştikten sonra antik şehir güçlü bir sınır tahkimatına dönüştürüldü. O dönemde konumu Latmus denizinin güneydoğu köşesindeydi (Priene ve Milet gibi) ve Ege Denizi ile bağlantısı vardı. 4. yüzyılda Menderes nehri kıyısındaki tortular bu bağlantıyı kapatarak 1367 metre yüksekliğindeki Latmos granit masifinin eteğinde Bafa Gölü’nü oluşturdu. Endymion efsanesinin geçtiği bazı noktalardan biridir. Strabon Bafa gölünün doğu ucundaki kenti tanımladığında;

      Latmos körfezinde gemi demirleme yerinde Herakleia adında küçük bir yerleşim bulunmakta, biraz ileride küçük bir ırmağı geçtikten sonra bir mağara içinde Endymion mezarı var.

      Günümüzde görkemli izleri barındıran savunma duvarları ve kuleleri dışında göze çarpan kalıntıları kayalar üzerinde yükselen, duvarları sağlam kaldığı için uzaktan görülebilen Athena Latmia Tapınağı ve kayalar arasında iyi korunmuş Endymion mitiyle ilişkilendirilen bir kutsal alan bulunmaktadır.

      İsim

      İsmini mitolojik kahraman Herakles’ten alan kentin hangi tarihte imar edildiği kesin olarak bilinmemektedir.

      Coğrafi konumu

      Latmos eteklerinde Bafa gölünün doğusunda kıyıya yakın eski Latmos yerleşimi yer almaktadır. Sırtını Latmos dağı’na yaslanarak korunaklı bir kayanın yamaç üzerine oturan Latmos kenti, eğimli yerleşim düzeni nedeniyle aşağı kent yukarı kent olmak üzere iki merkeze sahiptir.

      Yerleşim

      İyonya bölgesi yerleşimi olmasına rağmen, tarihi geçmişiyle Karya bölgesi şehri olarak kabul edilmiştir. Büyük İskender, Persler ve Seleukos İmparatorluğu hakimiyetleri altında kalmış antik kent tarih boyunca konumu gereği keşişlerin uğrak yeri olmuştur. Helenistik dönem izleri taşıyan antik kent mimarisinde kaya, sur ve taşlarla biçimlendirilmiş ve içerisinde Athena tapınağı günümüze kadar ayakta kalmış yapılardan biridir. Yakındaki adalarda manastırlar var Bizans Kalesi inşa edilmiştir.

      (Vikipedi ) alıntı

    Demokrasi, Özgürlük ve İktidarın Gölgesinde Türkiye (X yazılarım

    Giriş: Demokrasi Kimin İçin?

    Demokrasi, kişilere ya da belirli zümrelere özel bir yönetim biçimi değildir. Gerçek demokrasi, tüm yurttaşların eşit hak ve özgürlüklere sahip olduğu bir düzendir. Ancak Türkiye’de son yıllarda yaşanan gelişmeler, demokrasinin nasıl araçsallaştırıldığını ve özgürlüklerin nasıl daraltıldığını gözler önüne sermektedir.

    Yargının Siyasallaşması ve Çifte Standart

    Bir iktidar, suçu sabit olmadan CHP’li belediye başkanlarını tutuklayıp yargılarken; PKK’nın suçlarını affedip erteleyerek barış sağlamaya çalışıyorsa, burada ciddi bir çifte standart vardır. CHP ise yeni kadrolarının tutuklanmasını yalnızca seyretmektedir.

    Demokrasilerde tutuklama ve cezalandırma hukuki süreçlerle işler. Cezası verilmeden tutuklanan her kişi aslında siyasi bir bedel ödemektedir. Kürtlerle barışacağız diye kendi partidaşlarını savunamayan, özgürlük getiremeyen bir parti; başka örgütleri özgürleştirirken kendi örgütünü siyasi tutsak haline getirmektedir.

    Kendi Özgürlüğünü Savunamayan Parti

    Kendi özgürlük mücadelesini veremeyen bir parti, Kürt seçmeni kırmamak için “evet” demesiyle liberal demokrasinin pragmatist faydacılık anlayışına sığınarak yarın kazanacağını sanır. Ancak yarın dengeler değiştiğinde elindeki kadrolar hâlâ hapistekilere ağıt yakmaya, türkü yakmaya devam eder.

    Demokratik mücadele bir bütündür: Bugün Kürtlere, yarın sana. Ya herkes için demokrasi vardır ya da iktidarın izin verdiği kadar özgürlük ve demokratik tutsaklık vardır.

    Türk ve Kürt Demokrasi Hastalığı

    Sistemin kendini onarmak için yaptığı her müdahaleyi demokrasi sanan aymazlar, dün “yetmez ama evet” diyenlerden bugün çerçeve yasaya karşı çıkmayıp vekilleri serbest bırakmayı bekleyen aynı yeni partidir. Size yapılan az; yarın başkanınızı da fezleke ile elinizden alırlar.

    Yarın demokrasi kırıntıları değil, elinizde koca bir hiç kalacak. “Hep beraber ya hiç” diyordunuz; belediye başkanları içeride yatarken kırıntı demokrasiye kanıp iktidarı demokrat yaparsınız. Onlar kendilerini dünden demokrasi havarisi ilan ederler; siz yolunuzdan çıkarak nal toplarsınız.

    Atatürk ve Emperyalizm

    Atatürk, emperyalistlerin istemediği adamdır. Emperyalist; Osmanlı gibi geri kalsın, teokraside boğulsun, mezhep savaşları emperyalistlerin kucağından inmesin, Afrika gibi madenlerini sömürsün ve zenginliği Batı kendi ülkesine götürsün ister.

    Atatürk laikliği getirdi; mezhep ve din özgürlüğünü sağladı. Ekonomiyi yatırımla kalkındırdı, ülkesinin bağımsızlığını sağladı. Türk milletini tekrar dünya milletleri arasına soktu. Diğer İslam ülkeleri ise kendi sefaletleri ve petrolleriyle ABD’ye bağımlı Arap ülkeleri olarak kaldı.

    Anayasa ve Barış

    Anayasa ve yasaları uygulamayan, demokratik adım atmayan bir iktidar hiçbir barışı getiremez. Kürt ve Türk barışını örgüt ve iktidar kendi konsensüsüyle sağlamak ister; ancak iktidar barışı kullanırken antidemokratik yargı sopasıyla muhalefeti ezerek iktidarını uzatma aracı olarak kullanmaktadır.

    Tarih ve İktidar

    Tarihsel yüklü amaçların ilk tetikleyici yıkım kararlarının arkasından gelen tepkiler sonucu tarihsel kişilikler ortaya çıkar. Kimi iktidarlarla birlikte birçok lider ya yıkılır ya da güçlenerek çıkar. Tarihsel olaylar, lider kararları sonucu tarih yeniden yazılır.

    Tarih yazımı; tarihsel izdüşümler, iktidarda kimin kaldığı, muhalefetin başına gelenler, yenilgiler ve kayıpların tarihini yazar. Dolayısıyla demokrasilerde muhalif, kendi yazarlarını ve sanatçılarını yaratsa da iktidar tüm erkleri ve devlet aygıtını elinde tutar.

    Kendi iktidarında iddialarıyla güçlü tarihini, pratiği biçimlendiren tarihi ve talihini yeniden yazar. Demokrasilerde başarısızlık, iktidarların el değiştirmesini sağlar. Otokratik ve teokratik rejimler ise seçim yerine muhalefeti yok ederek ya da sindirerek ayakta kalır. Sonuç: zulüm ile abad olma.

    Büyüme ve Gelişme

    Büyüme simetrik değildir; gelişme ise simetriktir ama o da kendi içinde asimetriyi barındırır. İki gözün aynı netlikte görmemesi gibi. Bu yüzdendir ki bir neslin birikimlerini üst sınıflar hoyratça tüketirken, gelişme için mutlaka demokratikleşme olmadan halka açılmadan mümkün olmaz.

    Biz dünün sefahatini, birikimlerinin zenginliğini yaşıyoruz. Dün zenginler buzdolabı alırken bizim babalarımız tel dolap alabiliyordu. Bugün halk buzdolabı alırken üst sınıf yeni ve ilk o sahip oluyor. Bu, uç veren filizin çiçek açması gibidir. Yeter ki demokratikleşmenin önünü kapatmasınlar.

    CHP Gerçekten Arınıyor mu?

    İktidar, CHP’yi bölüp belediyeleri ele geçirdikten sonra geçmeyenleri Osmanlı gibi fizana değil ama tutuklayarak suçlu ilan etti. CHP’nin imajını bitirip büyüme ve iktidar olmasını engellemeyi başardı. Ancak CHP’nin küçük CHP olmasını öngöremedi.

    Yeni parti miting yapmalı; kendi programıyla beraber yürüyeceği partilerle ortaklık kurmalı. İktidarın belediye başkanlarını ele geçirme politikası, eski CHP’yi eski iktidarsız lideriyle etkisizleştirip büyümesini engellemekti. Amaç ve sonuç aynı olmadı. Belediyeleri yeni partiye almadan programıyla halkla kucaklaşmalı.

    İlahiyat Profesörünün Fetvası

    İlahiyat Profesörü Hayrettin Karaman, 17-25 Aralık’tan sonra “Yolsuzluk hırsızlık değildir” diye fetva vermiş ve “Yolsuzluğa hırsızlık demek iftira olur” demiştir. “Allah bize günah işleme özgürlüğü verdi” diyerek bugünün iktidarını, yönetimini ve ideolojisini desteklemişlerdir.

    İktidarın yolsuzluğuna yol verirken, günah işlemeyi kendilerine mübah görüyorlar. İktidar için her şeyi mübah gören Makyavelist anlayışla kendilerine de her şeyi mübah görerek, vahşi kapitalizmin sermaye oluşturması için sözde Müslümanların iktidarda kalması adına ahlaklarını biçimlendirdiler.

    26 Temmuz 2026

    Muş Mercimekkale ve Murat Köprüsü manzaalrı

     

    Muş’taki Mercimekkale’nin ismi, halk arasında anlatılan kuraklık ve Hz. Hızır rivayetine dayanır. [1]
    Mercimekkale Efsanesi
    • Kuraklık: Geçmişte Muş Ovası’nda çok büyük bir kuraklık yaşanır ve tarlalardaki bütün ürünler kurur. [1]

    • Sekavi Bey’in Mercimekleri: Bu dönemde ovada sadece Sekavi Bey’in ektiği mercimekler yetişir. Sekavi Bey topladığı bu bol miktardaki mercimeği kale gibi üst üste yığar. [1, 2]

    • Hz. Hızır’ın Ziyareti: Günün birinde yaşlı bir adam (Hz. Hızır) Sekavi Bey’in yanına gelir. Allah rızası için bir avuç mercimek ister. [1]

    • Bencillik ve Beddua: Sekavi Bey cimrilik yaparak mercimek vermek istemez ve yalan söyleyip “Eğer benim mercimeğim var ise taş olsun” der. Bunun üzerine ihtiyar, “Allah’ım, bu beyin mercimeklerini taş et” diye dua eder. [1]

    • Taşa Dönen Mercimekler: Beyin yığdığı bütün mercimekler aniden taşa dönüşür. Bölge o günden sonra Muş Valiliği resmi kayıtlarında da yer alan Mercimekkale adını alır. [1, 2] Ai bakışı