Son haber yazılarımız

köşe yazıları

ihtiyaç düşünceyi yaratır: düşünce eyleme geçtiğinde maddeyi yaratır. madde işlendikçe aklı yaratır. akıl işlendikçe ilerlemeyi yaratır. Aklı işlemeyenler sadece yaşayarak tecrübeyi yaratır. İdeali ve felsefesi olmayan düşüncelerle; hayat tekerrür eder İlim ve irfan çalışanındır. Ve İlim sahibi dünyanın sahibidir. Aynı zamanda kendinin sahibidir Başkalarından uçak satın alarak onların izin verdiği ...

Daha Fazla Oku &

Beyinle ilgili 10 ilginç bilgi

Bilim camiasının hala sırlarını çözemediği, en sıra dışı organ olan insan beyni, karmaşık yapısı ile gizemini korumaya devam ediyor. Gelişen teknoloji sayesinde her geçen gün beynimiz hakkında yeni ve şaşırtıcı bilgiler öğreniyoruz. Bu konuda Avrupa’nın 2. Beyin Hastanesi NPİSTANBUL uzmanları ile konuştuk. İşte, sizi şaşırtacak 10 ilginç bilgi. 1. Sol ...

Daha Fazla Oku &

Abi Yeğen hayata dair konuşmalar( prens ve prenses üzerine)

Yeğen Abimi zalım abim Dürtmüşün beni Bildirim geldi Bende seni dürttüm Abim baktım beni kimler dürtüklemiş karşılık vereyim dedim uyumayanlar varsa   Yeğen Temizlik yeni bitti Abim benim bu gün uykum geldi erkenden   Yeğen Elifle kahve içiyoruz Baba olmadan uyu bol bol Abim , ablan hstn istirahatinde   Yeğen ...

Daha Fazla Oku &

Recent Posts

Cumhuriyet ve Restorasyon 2

Cumhuriyet ve restorasyon 2

Cumhuriyet genç Türklerin bir ideolojiydi.  Osmanlı sarayı: padişahla meclis yönetme becerisini gösteremeyen bir türlü meşrutiyeti  yönetime bile tahammül edemeyen saray diktatörlüğü kendisini  yenileyemediğinden girdiği tüm savaşları kaybetmiştir: Kurtuluş savaşına kadar batıdaki tüm topraklarını kaybetmiştir. Güneyde Araplar tarafından sırtından vurulmuş ; İngiliz işbirlikçiler Arap çöllerinde Türk askerleri arkadan vurularak ve bu ceplerde savaşarak geri çekilmiştir. ve Kafkas cephesinde 90 bin askeri  Osmanlının basiretsiz idarecileri yüzünden savaşmadan Sarıkamış’ta donarak ölmüştür. Bir türlü nereye yaslanacağını bilmeyen yönünü belirleyemeyen Osmanlı idaresi  güneyde Araplar tarafından kovulunca en son Türklük hayaline bel bağlamıştır. Türk devletlerine yakın olmak ve Kars geri almak için Enver paşa nın Alman’larla işbirliği içinde Bakü petrollerini ele geçirip Hindistan yolunu açma hayalı; kendi hayalini Alman işbirliğine bağlayan Kadük Osmanlıcılık paradigması  Sarıkamış’ta 90 bin askerimizin askeri başarılarına rağmen öngörüsüz liderlerin sayesinde ordularımızın yok olmasına neden olurken Osmanlının Alman’larla birlik hayalinin sonuna geliniyordu.

Kendine ve kendi ordularına güvenmeyen Osmanlı En son padişahının İngiliz himayesini istemesi kendini ve kendi hayalleri bitirmiştir, İmpatorluğun kendini ayakta tutacak payanda arama İngiliz himayesine girme ihtiyacı: kendi özgücüne kendi milletine güvenmeyen yönetimler geniş milletler topluluğu olan Osmanlı yönetiminin kendi küçük beyliğine geri dönme hayalinden başka bir şey değildi. Nasıl Selçuklular parçalanırken Türkler beyliklere bölündüğü gibi en büyük beylik kalabilmenin telaşı ile padişah sırtını İngilizlere dayadı ve Türk halkının kendi liderliğinde yeniden kurulan cumhuriyet hükümetinden kaçarak kendisini İngilizlere iltihak etti. Osmanlıyı tarih sahnesinden silerek yönetimi terk etti.

Padişah giderken onu destekleyenler gitti mi  gitmedi; hep geri dönmenin Cumhuriyet kadrolarını yok etmenin hayali ile yeniden iktidar olabilmek için her türlü takiye (yalancı kadrolar)kadroları ile kendilerini iktidara hazırladılar.  Cumhuriyet  güçlü bir ordu güçlü bir meclis  ve yetişmiş bir yasama yarattı. Ama cumhuriyet kendi ekonomik veçheleri ile çağdaş kapitalizmi yaratamadı. iktidardakiler kendine yakın devletle bütünleşmiş kapitalizm yarattılar. Bu nedenle burjuvazi  cumhuriyet ve demokrasi ideolojisine hiçbir zaman sahip çıkmadı zengin kapitalistler  kendini destekleyen sağ iktidarlardan yana oldu. Sol ve demokrat iktidarlar ne kadar sol söylemli ideoloji ile halka yaklaştılar ise sağ ve sağın tüm fraksiyonlarını yanına çekerek küçük burjuvaya sağ dinsel propaganda ile geniş halk kesimlerini kolaylıkla yanına çektiler. Gerek menderesin kendini yeniden üretemeyen ekonomi politiği  ile ülke krizden çıkışı 60 darbesi ile yeniden cumhuriyet kendini toparlamaya çalıştı. 60 darbesi sağın programsız ve pervasız iktidarını durdurmuştur.

CHP nin kısa süreli koalisyon hükümetinden sonra planlı ekonomiye geçiş argümanı ile Adalet partisinin politikası ile yeniden ithal ikameci politikalar yatırımlar yapılmış ama 70 ler deki  petrol  krizi tekrar ekonominin çökmesine neden olmuş Demirel’in deyimi ile 70 cente muhtaç olmuştur. Demokrat cumhuriyet kadroları Ecevit’in ortanın solu söylemi ile 70 ler deki sol fraksiyonlardaki gençleri kendi kadrolarına çekerken iktidar yürüyüşü  Kıbrıs savaşının ambargosu yine derinleşen petrol krizi ile CHP kadroları ve cumhuriyet kadroları tekrar muhalefete düşmüştür: sonuç olarak sağ kadroların ekonomik beceriksizlikleri yüzünden ülke ikinci kez darbeye maruz kalmıştır. Bu darbe Amerika’dan icazet alınarak en üst beşli çete tarafından gerçek askeri darbe yapılmıştır. 60 darbesi bir subaylar darbesi olduğu için iktidardakiler alaşağı edilmiş hükümet edenler asılmıştır. Ve sonuç olarak sosyal politikalar anayasa girmiştir. 80 darbesi Amerika 60 darbesindeki gibi iktidardakiler yok etmek yerine halka karşı yapılmıştır daha çok 68 kuşağının halka inmesi ile sol fraksiyonlu örgütler ile cumhuriyetcilerin halkçılaşmasının önüne geçmek için sola karşı darbe yapılmıştır. O zamanki parça bölük olan sol örgütler kolay lokma olarak yok edilirken(asılarak) cumhuriyet ve demokrat kadroların hepsi sindirilerek bir daha iktidara gelmesinin önüne geçmek için seçimlerde sosyal politikalar yerine sağ politikalar anayasaya girmiştir. Sağ partilerin solu ezmesi için barajları ile %35 oyla meclisin yarıdan çok oyuna sahip olunmuş demokratların ve sol kadroların asker ve polis eli yok edilmesi ezilmesi politikası güdülmüştür. Sonrasında Türkiye’yi Avrupa’nın iç pazarı haline getirmek için 5 nisan kararlarını Askerler eliyle Özal’ı kerhen  destekleyerek birlikte İthal ikameci politikadan ihraç ikameci politikaya dönülmüştür. Dünya ile entegre olmak için elde ne varsa satarak yeniden kapitalistleşme politikasına gidildi. Ekonomi ivme kazandı dünyanın yeni montaj sanayisinde bayağı ileri adımlar atıldı. Sanayicimizde dünyaya açılarak devletin elindekileri tekelleri büyük kuruluşları: demirçelik fabrikalarını, tüpraşı, barajları ve köprüleri hemen her bir şeyi bir bir Avrupa ile beraber satın almaya başladılar.

Restorasyoncular yeni Osmanlıcılık hayaline biraz daha yaklaştılar. Artık ordu cumhuriyetçi demokrat değil  iktidar ortağı aynı zamanda generalleri şirket yönetimlerine atanarak zenginleşme hayali kurmaya başladılar. Darbeler ordunun  politik gücünü artırırken aynı zamanda iktidar ortağı gibi davranmaya iktidara dizayn etme politikacıları yönlendirmeye başladılar. Özal’ın ölümü ile Özal ideolojisi kadük siyasetçilere kaldı. Gerek sağdan gerek soldan yeni partiler iktidara ortak olmaya Anavatan ve sosyal demokrat partileri ideolojilerini parçalamaya liderler birbirlerini harcamaya başladılar yeni bir ekonomi politik yaratamadıklarından ekonomide hiçbir canlanma olmadı. Sonuç olarak en geniş sağ-sol ve  koalisyonu ile ekonomi 2000 lerin krizine geldi. Artık cumhuriyet kadroları kendi kendilerini yemiş bitirmişler yeni bir ideoloji yaratamamışlar ve kadroları da küçük partilerde  parçalamışlardı. Yardıma ordu çağrılmadı geniş bir koalisyon olduğu için bu sefer Amerika’ dan Türk ekonomisti Kemal derviş getirilerek ekonominin yeniden dizayn etme görevi verildi.  Gerçekten bir parti gibi davranarak ekonomiyi düze çıkardı  eksi  dokuz büyümeden(küçülme) + artı büyümelere getirdi. Ama Solun ayakta duramayan lideri Ecevit’in bitik kadrosu Bahçeli’nin MHP si ve yine Anavatan partisinin Yılmaz’ı ve (Adalet partisinin devamı olan) doğru yol partisi Çilleri ile meclise giremeyerek tarih sahnesinden çekilirken ayakta kalan CHP kadrosu ve yine milli selametin gerek 12 eylül darbesinde hiç zayiat vermeyen yine Özal tarafından özel olarak desteklenen selamet kadrosuydu. Bu kadro krizi fırsata çevirerek kısa zamanda partileşen o zamanki İstanbul belediye başkanı olan Erdogan kadrosu 2001 krizinin ayakta ve diri kalan kadroları meclise sağın ezici çoğunluğu ile gerek Anavatan, gerek Doğruyol partisi kadrolarını içine alarak sağın en geniş iktidarını ak parti kendi içinde toplayarak restorasyon için sağ partiler dikensiz gül bahçesi yaratıldı.

Böylece restorasyonun son halkası milli selamet kadroları cumhuriyetin lider yaratamayan kendini yönetemeyen sürekli kriz yaratan kadroları ile krizdeki çöküşten sonra restorasyoncular iktidar yürüyüşünü tamamladılar. Gerisi artık cumhuriyetin kazanımlarına kendilerine mal etme kendi sarı değil yeşil kapitalistlerini kendi ordusunu ve kendi basınını ve kendi yasama gücünü yaratmak için sağın kullandığı tüm argümanlarını  kullanarak ve aynı zamanda kendi projelerini de üreterek  yaklaşık 20 yıldır cumhuriyetin özgür üretken demokrat  Türk politikalarını hemen hepsinin yeniden üretilmesine engel oldular. sağa iktidar olma sola da ana muhalefet görevi ikincil iktidarı verme gayreti ile iktidarı paylaşmışlardır.

Bu dönemde iki lider solda Baykal  (kaset şantajı ile)koltuğu Kılıçdaroğlu’na kerhen verme ve sağda Abdullah Gül yine koltuğu bir başka senaryolarla koltuğu kerhen Erdoğan’a verme. Ne sağın iktidarı nede solun iktidarı kendi makamını seçimle yada seçimsiz terk etmemektedir. Ak partide 3 dönem kuralı ile kadrolar yenilenirken solda 3 -5 seçim döneminden öte sanki iktidarmış gibi koltuk sevdası ile yeniden yenilen güreşçi güreşe doymazmış misali yenilen muhalefet liderleri  seçimlere doymuyor dolayısıyla ne kadro anlayışı yenileniyor nede partinin çizgisi yeni bir ideoloji yeni bir görüş nede sağ kadrolar gibi yeni bir proje üretemiyor.

Özal’ın köprüyü yaptırırım sol partinin de yaptırmam inadı ile halk yeni projeler ile şimdide İstanbul Kanal yaptırırım yaptırmam  proje savaşları  sağın projelerinin tartışılmasına yol açmakta kendisi yeni bir proje sunmadığından solun da sağ projelerin sadece karşı politika üreterek  kendisinin proje üretememesine dolayısıyla kendini yeniden üretemeyen sol sosyal demokrat kadrolar kendilerini olmayan projelerini yaşlandırarak iktidarsızlaştırmaktadırlar

Ne yapmalı

Sol kendi üzerindeki  ölü toprağını atmalıdır. Artık komünizm korkusu ile sol politikalardan uzaklaşarak  sağ politika üretimi solda durarak yapılmamaktadır. Sadece popülizm yapılırken kendi insanımıza küçük umutlar verirken geniş kitleler sağın kuyruğu haline gelmektedir. Sağın insanlarına sol bakış açısı ile onları içimize katabiliriz. Bu sağ iktidarlar gibi proje üreterek halka projelerimizi anlatarak yapılabilir. İstanbul projesi ile yol ve köprü projesi ile en sonda millet bahçesi pes paye projeleri ile bile kıl payı ile de olsa (her türlü hile hurda ile)  çökmüş ekonomilerini yeniden canlandırabilmektedirler.

Dilimizi sağcıların  dili gibi tek millet tek bayrak tek din söylemini gibi kendimize ortak proje dili yaratarak yapabiliriz. Bu dili İstanbul’da İyi kullanan İmamoğlu kendi söylemini kendi projelerini ortaya koyarak hiçbir zaman geri adım atmadan onca engele rağmen başkanlığı aldı. Sadece onların tekelinde kullandığı camii din tekelini kırarak kendi kişiliğinde yeni yenilenme ideolojisi yarattı.

Sosyal demokratlar kendi halkçı söylemlerini kendilerini yenileyerek yeni bir lider etrafında ideoloji kendini tarif eder ve ideolojisinin taşıyıcısı onun aynı zamanda kurucusudur. İdeoloji sanıldığı gibi soyut bir kavram değildir. İdeoloji liderde ve kişiliklerde canlanırsa kendini yeniden yenileyerek yaratır.

Önümüzdeki bu kapitalizmin salgın krizi: Amerika’daki post modern darbesi görüldüğü gibi iktidarı sağ kadrolar artık bu çöküşün arkasında kendilerinin hezimetini bildikleri için bırakmak istemiyor bu yüzden yandaşlarından desteğini mecliste bekliyorlar, artık sağ eski pervasızlığına kuralsızlığına yani kısacası faşizme geri dönme çabası içinde. Dünyadaki süreç  sağ iktidarlar salgın ile elindeki birikimlerini tüm beceriksizliklerini kendilerinde gördüler. Bu sağın çöküşün önüne geçmek sağ iktidarda kalabilmek için Amerika bile kendi kendine darbe yapabiliyor. Eğer ki iyi bir lider iyi bir projemiz olmazsa bu süreci daha kanlı bir şekilde kendi memleketimizde iktidardakilerden beklemek hiç  öngörüsüz bir şey olmayacaktır.

Sağın projelerini tartışmayı muhalefet partileri yapmaktadır yine sağın söylemlerine laf yetiştirmeyi de yapmaktadır bizim muhalefet partisinin en iyi yaptığı şeydir. Bizim yeni bir liderin kimliğinde( eski liderlerimiz( Atatürk- Ecevit gibi değil ) kendi çağının sorunlarına vakıf onu çözümler üreten sol söylemli politikalar ile sağ programsız ve pervasız  diktatörlüğüne dur diyebiliriz. yoksa yine temcit pilavı gibi bizim bir fatihimiz bir asrın liderimiz solu toparlayan orta solcu halkçı liderimiz var diyerek onlara öykünerek hiçbir yere varamayız.  Onlar ki tarihteki yerini aldılar onlar döneminde başarıyı yakalamış halkına yol göstermiş halkını mutlu etmiş insanlardır. Şimdiye onların ışığında(tarihi iyi okuyarak) yeni lider yaratmamız liderinde vizyonu ile bizi ileriye götürmesi gerekir.

kendinize iyi bakın yeni projelerde buluşmak umuduyla

İbrahim CAN

Cumhuriyetin gelişme dinamikleri ve restorasyon

Cumhuriyet ve restorasyon

                  Cumhuriyetin  kuruluşu: sıcak savaşın sonunda yıkılmış imparatorluğun içinden  kurtuluş savaşı ile galip çıkan azınlığın yeni bir ülke yaratma ve yeni kültür yaratma ve gelişme dinamiği yakalamak için devlet eli ile kapitalistleşme projesi  olarak doğdu. Liderinin yarattığı ülke iyi bir ordu bıraktı ama arkasında güçlü bir kadro bırakamadı. Liderin gidişi ile eski ye dönme yeniden  eski kadroların iktidara gelme istekleri ve kapitaı list gelişme ikinci dünya savaşı ile sekteye uğradı. İnönü dönemi savaştan uzak  bir durgunluk döneminden sonra  tek partinin içinden çıkan sağ kadrolar menderes ile tekrar dış dünyadan yardım alarak iç dinamikleri yok etmeye( uçak fabrikasını kapatma) tüm yatırımları durdurarak dışardan motor (traktör ithal etmeye başladı böylece ithal dönemine geçişle birlikte menderes kendi ekonomik buhranı ile ilk dolarak devalüasyonu ile 3 liradan 9 liraya çıkması ile ekonomik buhran ordunun darbesine zemin sağladı.

         Ayakta kalan cumhuriyetin ordu(60) darbesi  ile tekrar eski cumhuriyet kadroları başa getirilmeye çalışıldı, ithalat ekonomisinden ihraç ekonomisine geçilmeye çalışıldı kısa bir dönemde ekonomik gelişme sağlayamadan ama sola kaymış olan cumhuriyet kadroları fazla tutunamadan tekrar eski sağ kadrolar kolayca halkın dilinden ve dininden iyi anladıkları için demokrat parti çatısında toplandılar ve İkinci İnönü hükümetinin ömrü ekonomik gelişme sağlayamadığından yine kısa sürdü. Ve Tabii dünya sola doğru dönerken Türkiye’de de sol ve gençlik Avrupa ile beraber 67 kuşağı toplumu demokratize etmeye sol  fraksiyonlar toplumu politize etmeye başladı. Ekonomi  çok iyiye gitmezken ordu bu sefer sol fraksiyonları durdurmak için 72 darbesi yaptı. Ama toplum sol fraksiyonlu gençlerin asılması ile daha da politize oldu. Aleviler sola kayarken Sünni ve  mezhepler sağa ve dolayısıyla devleti ele geçirdiler. Şafi mezhepleri doğuda etkin olduklarından daha da sağ kayarak Arap felsefesinin içinde kendilerine tarikatlar  kurmaya başladılar. Arapların içinde çıkan tarikatlara doğru yaklaştı. Cumhuriyetin atılım ve gelişme dinamikleri Avrupa nın kendine pazar olarak tutma çabaları hep çatışma içinde kaldı.

KAPİTALİST :ESKİ İNSAN MUTASYONDA

 

             Bir yandan kapitalizm az doğurganlık isterken nüfus yaşlandı yaşlılar kapital zengini olduğu için her şeyi kendi hizmet eder hale getirdi. Bir yandan hizmetin yanında hastalıkla savaşta büyük medikal şirketler toplumu kalp ve tansiyon hastası, diyabet hastası yapan ürünlerin satışını artırmak için gıda sanayi ile birlikte çalışarak insanların bağımlılık yaratan (cola, kakao glukoz çeşitleri endüstriyel yağlar vb) ürünler insanları hasta ederken hasta olanları da kronik hasta haline getirip insanları ilaçlara bağımlı hale getirdiler.

             Üretimde insani boyut gözetilmediğinden üretim her aşamasında endüstriyel ürünlere patent vererek  kapalı kutu üretimde kullanılması her türlü yağın üretimin boyutunda kullanılması ile Batı doğal üretimden ve uzaklaşarak kutulanmış hazır yiyeceklerle yaşama mecbur edildi, reklamlar ve piyasa sürülen ürünler hepsi hastalık yapıcı ama aynı zamanda ilaç endüstrisi ile de  şekerli yiyecekleri(kutulu yiyeceklerin içinde) reklamlarda sunarak insanlara yedirirken yeni tıp bende çaresi var diyerek  şeker ilaçları ilede insanları diyabete bağımlı hale getirdi

ÖRTÜNMEK ŞART OLDU ——(COVİD 19)—-birinci şartı

OKUMADAN GEÇERSENİZ SİZDE KAYBEDERSİNİZ,,,,,,,,,!!!

Bu yazıdan sonra şapka çıkarmayacaksınız Artık şapka takacaksınız (zorunlu)

            Artık çevrede kapitalistlerin yazdığı vitamin reçeteler kol geziyor. Herkes  doktor olmuş yazıyor şunu yeme bunu yeme şunu kullan her yeri temizle her yerden bulaşır yok şu kadar yaşar yok bu kadar yaşar.

            Aslı astarı bu bir grip influanzanın bir çeşidi hiç grip olmayan biri varsa oda ninelerimizdir ona bu grip bir şey yapmaz. Çünkü başını geleneği icabı küçükten örtmüştür ve anneme sordum hiç grip oluyor musun hayır  dedi, bense her sene iki defa grip olurum ve yerlerde süründürür ve bu seferki virüs süründürmüyor öldürüyor.

            Bin yıldır kadınların kafasını kapatan gelenek hiç grip bilmez bir tek çocukların burnu akar oda şapka takmadığındandır. Genç erkek biraz büyür büyümez hemen bir şapka takar ve kendine bıyık bırakır cinsiyetini belli etmek için genç kızlarda kafasını kapatır anneleri gibi hacı hoca gibi değil o yörenin iklimine göre takar

Kar beyazdır Pamuk kale kardan daha da beyazdır

Pamukkale Travertenleri’nde dikkat edilmesi gerekenler

Önceden bölgeye yapılan oteller Pamukkale Travertenleri’nin çok yakınına inşa edilmiş. Aynı zamanda gelen turistler ise daha jel halinde olan Kalsiyum Karbonat çökelip sertleşmeden üzerinde dolaştığı için bu kar beyaz travertenler birikememeye başlamış. UNESCO Dünya Mirası Listesinde olan tüm yerlerin düzgün bir şekilde korunması gerekiyor. Eğer korunmazsa UNESCO bu unvanı geri alıyor. Bu unvanın alınması da o yerin turizm açısından olumsuz etkilenmesine neden oluyor.
Pamukkale travertenleri, 400 bin yıl önce bir dizi depremle Büyük Menderes havzasında termal suların oluşturduğu bir görsel şölen. Denizli de yer alan Pamukkale, her yıl milyonlarca insanın ziyaret ettiği karbeyazı travertenleri, büyüleyici Kleopatra Havuzu, Hierapolis Antik Kenti ile ünlü. 1000 yıldır kaplıca hizmet veren bu doğa şaheserinin terasları, kaplıca suyundan çökelmiş karbonat minerallerinden oluşuyor. Dünya’da hem doğal hem kültürel özellikleriyle UNESCO Dünya Mirası Listesine girmiş 29 yerden biri aynı zamanda. Kapadokya ile birlikte yabancıların Türkiye’de en çok görmek istedikleri doğal güzelliklerin başında.Pamukkale Travertenleri, kaynak sulardan ve traverten teraslı tepelerden meydana geliyor. Çökelez Dağının eteklerinde yer alan ve ovadan 100–150 m. yükseklikte uzanan bu terasta yaklaşık 6 km. uzaklıkta Pamukkale’yi var eden, travertenlerin oluşumunu sağlayan termal kaynaklar yer alıyor. Travertenler Kadı Deresi yakınındaki Domuzçukuru adı verilen alandan başlayarak kuzeydeki Nekropol’ün son mezarının yanından akan Çaltık Deresine kadar uzanıyor. 50 m. yüksekliğinde yaklaşık 3 km. uzunluğunda ve 250–600 m. genişliğindeki bu travertenlerin oluşumunu termal sular sağlıyor.

Kaynaktan çıkan termal su 320 metre civarındaki bir mesafeyi kat ederek traverten başına gelerek buradan da kar beyazı rengindeki traverten katmanlarına dökülerek 240-300 metre kadar yol kat ediyor. Kalsiyum karbonatla doymuş su güneşin altında buharlaştığında ortaya ilk önce jel halinde beyaz travertenlerin pamuksu görüntüsü çıkıyor ve katılaşarak yüzeyi kristalleşmiş kayalara dönüşüyor. Bileşiminde kalsiyum karbonat dışında sülfat, sodyum, demir, potasyum, magnezyum, serbest karbondioksit bulunuyor.

Tortullu kayaç traverten terası, pamuk gibi beyaz ve ilk halinin yumuşaklığı nedeniyle Pamukkale adını alan bölgede, 33-35 °C sıcaklık aralıklarında 17 adet sıcak su alanı bulunuyor. Antikçağdan bu yana şifalı suları ile tanınan ve o zaman da günümüzdeki gibi şifa bulmak isteyen ziyaretçilerini ağırlıyor. Şifalı suları sindirim, solunum, dolaşım ve deri hastalıklarına iyi geliyor. Bir zamanlar travertenleri yok etme aşamasına getiren; antik hamam yapısı ile travertenlerin arasında yer alan otellerin kaldırılması ile tekrar eski beyazlığına kavuşmtu.
Pamukkale’nin mitolojide nasıl oluştuğu hakkında birkaç hikâye var. Efsaneye göre bu benzersiz coğrafya yakışıklı çoban Endymion ile Ay Tanrıçası Selene’nin aşkının ürünü. Çoban Endymion aşkı Selene’ye tam burada kavuşmuş. Bir araya gelmenin mutluluğuyla kendisinden geçerken ineklerini sağmayı unutmuş. İneklerin memelerinden süzülen sütler Pamukkale’yi oluşturmuş.
Diğer bir hikayeye göre bir çoban kızı bir gün artık çirkinliğinden bıkarak canına kıymak ister ve kendini Hierapolis’in sularına bırakır. O sırada oradan geçen bir prens atından fırlayarak kızı ölümden kurtarır.
Hierapolis sularının şifalı olduğunu bilmeyen çoban kızı, prense öfkelenir. Prens, “Bu kadar güzel bir kızın neden ölmek istediğini anlayamadığını” söyler. Çoban kızı şaşkınlık içerisinde sudaki aksine bakar. Gerçekten de o çirkin kız gitmiş, yerine dünyalar güzeli bir kız gelmiştir.
Gerçeküstü güzelliğiyle Pamukkale’nin hemen yanı başında “Kutsal kent” anlamına gelen Hierapolis Antik Kenti yükseliyor. Hierapolis, hamamları, havuzları, gösterişli kent kapıları, amfitiyatrosu, gymnasiumu, tapınağı ve travertenleri ile gördüğüm en güzel antik kentlerden. Hierapolis Antik Kenti ve Pamukkale, UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine 1988’de girdi.
Bölgede ilk olarak kimlerin yerleştiği kesin olarak bilinmiyor. Antik kentin MÖ 2. yüzyılda Bergama krallarından II. Eumenes tarafından kurulduğu, adını Bergama’nın kurucusu Telephos’un karısı Amazonlar kraliçesi Hiera’dan aldığı sanılıyor
.
Lykos Nehri Vadisine hâkim Hierapolis Antik Kenti, Büyük Konstantin döneminde Frigya bölgesinin başkentliğini yapmış, Bizans döneminde Piskoposluk merkezi olmuş. MÖ 133 ve MS 60’ta meydana gelen korkunç depremler şehri yıkarak Helenistik dokusunu kaybettirse de sonrasında Romalılar tarafından ızgara plana göre yeniden inşa edilmiş. Antik şehir merkezinde günümüzde görülen kalıntılar Roma dönemindeki yapılaşmaya ait.
İsa’nın on iki havarisinden Aziz Philippus burada Hristiyanlığı yaymış ve öldürülmüş. Hierapolis bu nedenle Hıristiyanlar için ayrı bir öneme sahip. Üç güneybatı Frigya kenti olan Hierapolis, Laodikeia, Kolossai kentleri Hristiyan dinini kabul etmişlerdi. Doğu Roma döneminde piskoposluk merkezi ilan edilen şehir, Romalılar döneminde çok sayıda yabancı uzak ülkelerden burayı ziyarete geliyordu. Hac ibadeti için Hierapolis’e gelen her erkek, şehre girmeden önce saçlarını ve kaşlarını kesmek zorundaydı
Doğa ile tarihin eşsiz buluşması Pamukkale, Antik dönemde hem şifalı suları hem de Aziz Philip’ten derman arayanların akınına uğruyor. O dönemin zenginleri yaşamlarının sonuna doğru gelip buraya yerleşmiş ve burada ölmüş. Şehrin nekropolü bu yüzden oldukça görkemli anıt mezarlarla dolu. MS 13. yüzyılda Selçukluların egemenliğine giren kent, 14. yüzyıldaki depremden sonra tamamen terk edilmiş.

Cehennem Kapısı “Pluto’s Gate” veya “Ploutonion” adıyla tanınan mağara Hierapolis’te yer alıyor. Burası Tanrı Plouton ve eşi Persophone’nin hüküm sürdüğü yeraltı dünyasının giriş kapısı olarak kabul ediliyordu. Cehennem Kapısı Plutonium’un yanında büyük bir kutsal alan var, Apollon Tapınağı. Tapınak, eski ve dini mağara olarak bilinen Plutonion üzerinde kurulmuş.
alıntı https://yoldaolmak.com/pamukkale-travertenleri.html