admin

Düzce Balabolon Şelalesi ve Düzce, bolu dağları

Yığılca varlığını orman yapısından alan yeşilin her türlü tonunu taşıyan ağaçlarıyla dolu dağların eteğinde şelaleleri doğal nağmeleri eşliğinde insanı rüya alemine götüren, içerisinde kuş sesleri ve değişik yabani hayvan türlerini barındıran dinlenmeye ve yaşamaya bedel Yığılca Yedigöller yolu üzerinde bulunan Balabalon Şelalesi sizleri doğanın sesine davet ediyor.

Yığılca, Yedigöller yolu üzeri, Bekirler Köyü, Azap Yüzü Deresi üzerinde bulunan şelale kanyon, bölgede Boğabeli olarak bilinmektedir. 200mt. lik parkur boyunca 7 adet şelale ve göletten oluşan kanyon varış noktasında 40mt.den akan şelale ile parkurunu tamamlamaktadır. Bölge özellikle kaya tırmanışı aktiviteleri için uygun olup, bölgenin kendine has yeşil dokusuyla da dikkat çekmektedir.

Yığılca batıdan Düzce ili merkezi ve Akçakoca ilçesi, güneyden Kaynaşlı ilçesi ve Bolu ili, kuzeyden Zonguldak ilinin Alaplı ilçesi, doğudan Bolu ilinin Mengen ilçesi ile çevrili, coğrafi ve tabiat güzellikleri ile birçok turizm potansiyeline sahip, gelecekte bölgesel kalkınmada ilimizin öncü bölgelerinden biri olmaya adaydır.

Bünyesinde yemyeşil bal ormanları, şelaleleri, mağaraları, ve gölleri barındıran Yığılca, bozulmamış doğası, kültürel yaşam tarzı ile ilimizin önemli turizm potansiyellerini içinde barındırır. Düzce Ovasını besleyen Hasanlar Barajı Gölüne dökülen Küçük Melen Çayı’nın yukarısında yer alan bölge, doğudan batıya doğru uzanan Küçük Melen Çayı, kuzeyden ve  güneyden zengin derelerle beslenir.

Bu zengin su kaynaklarının beslediği şelalelerimizden biri ‘‘Yığılca Saklıkent Şelalesi Peyzaj Projesi’’ile gerekli düzenlemeleri yapılarak piknik ve mesire alanı olarak bölgeye kazandırılan Saklıkent Şelalesidir. Diğer bir şelale ise, Yığılca, Karakaş, Mengen, Yaylatepe ve Yedigöller yol güzergahı üzerinde  (35km) bulunan ve ilimizin önemli yürüyüş rotalarından biri olan Yoğunpelit Şelaleleri ve Yılançatı Kanyonudur.

Düzce Saklıkent Şelalesi

Bünyesinde yemyeşil bal ormanları, Şelaleleri, Mağaraları, Gölleri barındıran Yığılca, bozulmamış doğası, kültürel

yaşam tarzı ile ilimizin önemli turizm potansiyellerini içinde barındırır. Birçok güzelliğe sahip olmasının yanı sıra, Yedigöller

Milli Parkına 35km mesafede bulunması sebebi ile de Düzce’nin önemli destinasyon ağının da ayaklarından biridir.

Sınırları içindeki Yağcılar Köyünde bulunan Saklıkent Şelalesi, Yedigöller yolu güzergahında Düzce’ye

40km.ilçe merkezine ise 5km.mesafededir. İlimizin yeni keşfedilen doğa güzelliklerinden olan Saklıkent Şelalesi,

‘‘Yığılca Saklıkent Şelalesi Peyzaj Projesi’’ile gerekli düzenlemeleri yapılarak bölgenin piknik ve mesire

alanı olarak hareketlenmesi sağlanmıştır.

Bölge aynı zamanda trekking, dağ bisikleti gibi alternatif sporların yanında yemyeşil doğasıyla foto-safari içinde

oldukça uygundur.

Yığılca’nın Yağcılar Köyünde bulunan Saklıkent Şelalesi, Yedigöller yolu güzergahında Düzce’ye 40km. ilçe

merkezine 5km. mesafededir

Suç olgusu üzerine deneme

  SUÇ OLGUSU

Suç insanlar var olduğu ve birlikte yaşamaya mecbur olduklarından beri vicdan ile kamu vicdanı arasında oluşan çelişkiden ortaya çıkan bir durum bir oluşum bir vakadan başka bir şey değildir.

                İnsan beraber yaşamaya başlamadan önce hayvani kurallar içinde var olma mücadelesi verirken suç ve suçlulukta yoktu. Sadece hayatta kalmanın koşullarını yaratma sorunu vardı. Kim bu sorunları aşarsa hayatta kalabiliyordu. Ne zaman ki insanlar beraber yaşamaya başladı o zamandan beri tabiatın tabii kurallarını yıkmaya ve yeni kurallar koymaya ve cezalar vermeye başladı. İnsanın hafızası bir hayvanınkinden gelişmiş olduğundan cezayı ve mahiyetini şeklini zamanını kendi belirlemeye başladı. Hayvanlarda sürüye saldırı olduğunda eğer karşı koyabilecek gücü varsa karşı koyuyor yoksa kaçıyordu. Düello bittiğinde ve birisi kaybettiğinde ya kaçıyor kurtuluyor yada canından oluyor yem oluyor ve karnı doyan taraf daha sonra olay yerinde uzaklaşıyordu. Yeniden ihtiyaçlar ortaya çıkana kadar her şey süt liman gibi kendi haline bırakılıyordu.

                İnsanı hayvandan ayıran şey insanı insan yapan onun hafızasıdır yani onun tarihidir. Ne kadar uzun tarihe sahip olursa onun insanlaşma süreci daha gelişmiş yapıya ulaşır. Bu tarih insanın hafızasının gelişim tarihidir. İnsan hafızasını ne kadar sağlam tutarsa ve ne kadar tarihini(geçmişini) iyi okursa geleceğini de o kadar iyi tasarlar. Tarihi olmayanın uzun bir geleceği de olmaz. Dolayısıyla hafızası olmayan bir toplum aynı hastalığa yakalanma ondan kurtulma sorunlarını her zaman yaşar. Hafıza dün insan beyniydi; eksiltici bir hafıza ve aynı zamanda yanlı bir hafızadır. Kimin hafızasında bilgi ve vaka kalırsa onun yorumları ile yeniden tezahür bulur. Beynin hafızası vicdan ile ben arasında sıkışmış bir hafızadır.

suç ve ceza1

                Viçdan toplum içinde yaşama kurallarını belirlerken ben ile çelişki halindedir. Hayvanlarda gelişmiş bir beyin dolayısıyla hafıza olmadığından vicdan sorunu yoktur. ihtiyaçlarını doğal güdü ve dürtüleri aracılığı yapar ve ben psikozu ve (aile) kavramı çabasından başka bir şey değildir. Aile sadece yavruyu korumu (nesli devam ettirme) güdüsüdür. Ve zorunlu ihtiyaçlarını giderdikten sonra (yeme içme gibi) her şey eski haline döner. Aynı insanın bir hayvanı kesip yemesi ne kadar doğal ise hayvanın bir diğer hayvanı parçalayıp yemesi o kadar doğaldır. Bu bir denge içersinde var olur. Hayvan hafızası kayıt tutacak kadar olmadığından çevresel koşulları geçmişi geleceği yada yanındakileri hesaba katmaz. Her hayvan tek başına avlanır yada sürü halinde yaşar. Sürü halinde avlanın hayvanlar azdır. Çoğu hayvan sadece yavrularını doyurmak için fazladan avlanır. Onun dışında her hayvan kendi ihtiyacını kendi karşılar yada kendi yiyeceğini kendi bulur. Hayvanda gelişmiş kayıt tutan bir hafızası olmadığından birikim yapma kısıtlı kodlanmış hareketler bütünü içinde var olur.Sürü yada topluluğun ihtiyaçları birikim sorunlarını beraberce giderirler. Büyük bir hafıza ve birikim sorunu olmadığı için paylaşım sorunu da yoktur. Bu nedenle paylaşım sorunu yoksa çatışma ve kavga sorunu da olmaz. Oysa insan oğlunda ön önemli şey her şeyi biriktirmek hafızaya bilgi biriktirmek elde ettiği şeyleri biriktirmektir. Bir arada yaşama başlaması en önemli birikim sorunu ortaya çıkarmıştır. Her birikim sorunu aynı zamanda paylaşım sorununu yaratır. Her birikim kendisi için olmadığı daha sonra paylaşmaya başka kişilerin dahil olması pay alması üretenle tüketen arasında uzlaşmaz çelişkiyi yaratmıştır. Uzlaşmaz çelişki aynı zamanda suç olgusunu yaratır

                Hayvanda birikim olmadığından paylaşım sorunu ve suç olgusu da yoktur. Hayvanlar yemlerini yerken kimseyle paylaşmaz ama karnı doyduğunda kalan payı sırtına alıp götürmez kalanı

Dünyanın Büyük dertleri (Slayt)

kaynak: 25/08/2015 tarihli slayt  Dünyayı sarsan 50 gerçek
http://www.msn.com/tr-tr/yasam/yeni/d%c3%bcnyay%c4%b1-sarsan-50-ger%c3%a7ek/ss-AAcWK4K#image=15

Antalya Falezleri ve Konyaaltı plaj manzaraları

Konyaaltı, Antalya’nın batı ucunda yer alan bir semt ve aynı ada sahip plajın bulunduğu ilçedir. 10 köy ve 29 mahallesi vardır.Çakırlar Yolu ile Kepez’e, Dumlupınar Bulvarı ile de Muratpaşa’ya komşu’dur.
Bugün Konyaaltı olarak adlandırılan bölgenin, 20. yüzyıl sonlarına kadar, Antalya’nın falezler üzerinde yer almasından dolayı “Koyaltı” biçiminde anıldığı ve halk dilinde zamanla Konyaaltı’na dönüştüğü belirtilmektedir.

Konyaaltı, Anadolu Uygarlıkları yerleşim haritasına göre, Likya sınırları içinde yer almaktadır. Likya, Pamphilya ile sınırdır. MÖ 30 yıl öncesine kadar uzandığı bilinen Likya uygarlığının, Konyaaltı bölgesinde yer alan kentinin adı ise Olbia’dır.

Falez, ~ Fransızca falaise dik kayalık sahil anlamına gelmektedir. Türkçe coğrafya literatüründe yalıyar da kullanılmaktadır. Falezler kayaların aşınması
Konyaaltı :olarak adlandırılan bölgenin, 20. yüzyıl sonlarına kadar, Antalya’nın falezler üzerinde yer almasından dolayı “Koyaltı” biçiminde anıldığı ve halk dilinde

Dalga kesme platformu :platformu, kıyı bankları, dalga-kesme tezgahları veya kıyı platformu genellikle falez dibinde ya da dalgaların hareketi ile kontrol edilen göl, koy veya deniz
Rüzgâr

kıyıların şekillenmesinde etkilidir. Kıyılarda kıyı oku, tombolo, lagün, falez gibi şekillerin oluşumu dalgalarla ilgilidir. Karalarda ise özellikle çöllerde
Antalya

batı bölümü Lara’dan, Antalya’nın üzerine kurulduğu 40 metrelik falezler Düden Şelalesi’nin denize döküldüğü Karpuzkaldıran Antalya

Menderes Bulvarı seyhan ADANA

Adanalı olupta Menderes bulvarını bilmeyen yoktur. Yaz geldiğinde bir günde toplam yüzbin insanın, otuzbeşbin araçla menderes bulvarına akın ettiği tespit edilmiştir. Menderes bulvarı o kadar güzeldirki Adanalıların eğlenmek için gittikleri yerler arasında birinci sıradadır. Neredeyse bütün adanalılar aileleriyle birlikte güzel manzara eşliğinde piknik yapmak için Menderes bulvarına giderler.Yaz aylarında Adana ne kadar sıcak olursa olsun orada hep rüzgar vardır ve hava çok serindir. Nişanlısını sevgilisi yanına alan genç Adanalılar Adana’nın meşhur bici bicisini yemek için oraya giderler. Sevgi adası ve lunaparkı ile mükemmel bir eğlence yeridir. Adana’ya geldiğinizde arkadaşlarınızdan sizi menderes bulvarına götürmesini isteyin, şırdan yiyin bici yiyin ve Adana’nın farklılıklarını sizde keşfedin

Yılan Kalesi manzaraları (Şahmeran efsanesi) Adana

Adı efsanelerle anılan Adana’nın Ceyhan ilçesine 13 kilometre uzaklıkta oldukça sarp kayalık bir tepenin üstünde eski kervan yollarını kontrol etmek için Ceyhan Ovası’na tamamen hâkim bir konumda bulunan bu kalenin Bizans döneminde yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Yöre halkı bu kaleye Şahmeran Kalesi de denmektedir.

Takriben ve tahminen Haçlıların Çukurova’yı işgal ettiği 12. yüzyılda Ceyhan Nehri’ne ve Ceyhan Ovası’na hâkim bir tepeye yaptırılmıştır. Ana maksat İpek Yolu’nu kontrol etmek ve kervanlarda söz sahibi olmaktır. Ticareti denetlemek için kurulan bu kale adeta doğa ile iç içedir. Tepenin sarp kayalık yapısı kaleyi oldukça korunaklı yapar. Fethedilmesi çok güç olan bu kalenin surları oldukça sağlam yapılmış. Üstelik düşmanın kalenin meydanına ulaşabilmesi için üç ayrı kapıdan geçmesi gerek. Kapıları birbirine bağlayan portatif merdiven düzeneği ise o dönemin şartlarına göre kaleyi fethedilmez bir yapı haline getiriyordu. 1357 tarihinden itibaren Adana’nın Ramazaoğlu Beyliği idaresine geçmesiyle kale terk edilmiş bir kale haline geldi. Kalenin asıl adı Kovara iken ünlü Türk gezgini Evliya çelebi tarafından Şahmeran efsanesinden ötürü 17. Yüzyılda Şahmeran Kalesi adını aldı. Anavarza, Tumlu ve Kozan kalelerinin de görüş alanı içerisinde olduğu kalenin ismi sonradan Yılankale diye anılmaya başladı.

Bu kale Gülek Boğazı’ndan Çukurova’ya yönelik saldırıları bertaraf etmek amacıyla savunma kalesi olarak da kullanılmıştır. Yılan Kale’nin güney yönüne bakan bir demir kapısı mevcuttur. En yüksek ve en kuzeydeki sarnıçların büyük bir kısmı şapel bulunmaktadır. Kalenin bendeleri adeta bir dantel gibi işlenerek hem şık hem sağlam yapılmıştır. Kalenin çeşitli duvarlarında Bizans, Haçlı ve Ermenilere ait alametler görülmektedir. Her bir onarımı yapan medeniyet kendi izlerini bırakmıştır. Ermenilerin yaptığı pervazlar, pencereler ve kapı üstü tonozları açıkça kendini belli etmektedir. Ceyhan Nehri’nin kıyısında bulunan kalenin dört cephesi vardır. Çevresi 700 metre civarındadır. Aralarında mazgal bulunan sekiz burç ikişer katlıdır. Sarp kayalar üzerine oturtulan kale sanat bakımından oldukça değerlidir. Yola bakan ve yukarı doğru açılan büyük ana kapı mazgallarla koruyor. Kapıdan girdikten sonra düz bir meydana kalenin avlusuna girilir. Buradan ayrıca gitmek istenen yerlere merdivenlerle ulaşılabilir.

                   Dıştan 700 metre kadar çevresi olan kale ikişer katlı 8 yuvarlak burçla tahkim edilmiştir. Burçlar ve araları tamamen mazgallı olup, bu mazgalların ortaları ateş etmek için deliklidir. Kale bedenleri adeti dantel gibi işlenmiştir. Kalenin güneye bakan bir demir kapısı vardır.

Kale içindeki büyük meydan her yönden birer merdiven inmektedir. Böylelikle meydandan kalenin her yönüne gidiş geliş kolay olmaktadır. Halk arasında “Şahmaran Kalesi” diye tanınan kalede söylentilere göre, Şeyh Meram adında bir kişi yılan besleyip terbiye etmiştir.

Yılanlı Kale Efsanesi – Hikayesi

Adana’da halk arasında “Misis yılanla, Ceyhan yelle, Adana selle gidecektir” diye bir söylenti vardır. Adana-Ceyhan arasındaki Yılankale’nin adı da “Şahmaran Efsanesi”ne karışmıştır.

Bir söylenti de şöyledir: Yılankale’de çok yılan yaşarmış. Yılanlar sütle beslenirmiş. Günün birinde sütsüz kalacaklar ve kaleden çıkıp Misis’e inerek orada yaşayanları sokarak, öldüreceklermiş.

Diğer bir söylenti de şöyledir: Çevrede yaşayan beylerden biri çaresiz bir derde tutulmuş ve yapılan ilaçlar hiç fayda etmez olmuş. Bir doktor, beyi iyi edecek olan şeyin “yılanların padişahı” Şahmaran’ın gözleri olduğunu söylemiş. Ama kimse Şahmaran’ı bulamamış.

Yılanların padişahı Şahmaran, bir zaman insanoğullarından birine büyük bir iyilikte bulunarak, onu yılanların sokup öldürmesinden kurtarmış. Şahmaran’ın saklandığı yeri bilen de sadece o kimseymiş. Bu insanoğlu, beyin vereceği ödülü kazanmak için Şahmaran’ı yakalamaya karar vermiş. Bu arada Şahmaran çok güzel bir kıza aşık olmuş. Bu kızı daha iyi görebilmek için kızın gittiği hamamın tepesine çıkmış ve oradan kayıp hamamın ortasına düşmüş. İşte onu takip eden ve onu çok iyi bilen insanoğlu Şahmaran ı bu hamamda öldürüp  gözlerini götürmüş . Efsane bu ya Şahmaran ın gözlerini yiyen bey de iyi olmuş

Yumurtalık (Adana) sahili, Ayas kalesi ve Kız kalesi manzaraları

eski adı Aigeai  Yunanca’da keçi anlamına gelen  (Aıks ) sözcüğünden gelir

Yumurtalık ilçesinin kuruluşu ilçe merkezi İskenderun Körfezinin kuzeyinde M.Ö. 4. Yüzyılın son çeyreğinde Büyük İskender’in Pers İmparatoru Dara’yı bugünkü İskenderun ile Dörtyol arasında kalan ovada mağlup etmesinden sonra İskenderin halefleri olan Makedonyalı komutanlar tarafından bir liman şehri olarak kurulmuştur. Kente eski Yunanca’da keçi anlamına gelen Aıks sözcüğünden türetilmiş Aigeai adının verilmesinin sebebi ise Büyük İskender’in Dara’dan bu bölgeyi aldığı savaşta Pers ordularının üzerlerine yürürken keçilerin boynuzlarına bağladığı meşalelerle büyük bir ordunun saldırdığı izlenimini vererek Persleri burdan kaçırması sonucu olduğu bir efsane olarak İskender dönemindeki tarih yazarlarınca anlatılmaktadır.

İlçede Bulunan Eserler, Ayas Sur ve Kalesi (ASUR), Süleyman Kulesi, Markopolo İskelesi ve Kız (Atlas) Kalesi bulunmaktadır.

Süleyman Kule; Osmanlı hükümdarı Kanuni Sultan Süleyman zamanında yaptırıldığı için padişahın adını almıştır. Ana gövdesinden kat kat yükselen kule denizden gelebilecek saldırıyı erken haber alabilmek için yapılmıştır. Kule içerisinde dar gözlem pencereleri bulunmaktadır. Askeri amaçlarda kullanılmak için yapıldığından “silahlı ayas kulesi” olarak bilinmektedir. 1536 yılında inşa edildiği tahmin edilmektedir.

Ayas Sur ve Kalesi; Ortaçağdan yapılan, 7. Ve 10. Yüzyılar arasında araplar ve bizanslılarla olan savaşta tamamen tahrip olan kent 11. Yüzyıldan itibaren Ayas adıyla piskoposluk merkezi olmuştur. Bu dönemde ünlü bir ticaret limanı olma özelliğini sürdüren Ayasta biri karada biride limandaki ada olmak üzere iki kale inşa edilmiştir. 1266 yılından 1337 yılına kadar defalarca memlüklülerin saldırısına uğramış ve tahrip edilmiştir. Sıkça yıkılıp yeniden düzenlenmiştir. Kız Kalesi (Atlas); Ayas limanına yanaşan gemilere ek hizmet binası olarak tasarlanmıştır. İtalyan mimarisi ile inşa edilmiştir. Kalenin içersinde ki salonlar ve odalarda yapılan araştırmalar sonucunda bu kalenin bir gümrük kontrol merkezi ve zahire, su sarnıcı, silah ve önemli bürokratik işlemlerin yürütüldüğü bir yer olduğu tahmin edilmektedir.

Markopolo İskelesi; Markopolonun 1269 yılında Ayas’ı ilk ziyaret ettiğinde geldiği iskeledir. Son 60 yıla kadar tahıl ticaretinin yapıldığı işlek bir limandı. Roma döneminde inşa edilmiş olup Bizans ve Osmanlı döneminde restore edilerek aynı amaçla kullanılmaya devam edilmiştir

AYAS  KALESİ

Orta çağdan kalmadır.7. ve 10. yüzyıllar arasında Arap ve Bizanslılarla olan savaşta tamamen tahrip olan kent 11. yüzyıldan itibaren Ayas adıyla piskoposluk merkezi oldu. Bu dönemde ünlü bir ticaret limanı olma özelliğini sürdüren Ayas’ta biri karada biride limandaki ada olmak üzere iki kale inşa edildi. 1266 yılından 1337 yılına kadar defalarca memlukluların saldırısına uğradı ve tahrip edildi. Sıkça yıkılıp yeniden yapılmasından dolayı devşirme yapı olduğu görülmektedir.

KIZ KALESİ 

Ayas limanında yanaşan gemilere ek hizmet binası olarak tasarlanmıştır. İtalyan mimarisi ile inşa edilmiştir. Kalenin içerisindeki salonlar, odalar ile yapılan araştırmalar sonucunda buranın bir gümrük kontrol merkezi, zahire, su sarnıcı, silah ve önemli bürokratik işlemlerin yürütüldüğü bir yer olduğu düşünülmektedir

YUMURTALIK TARİHİ


Hititlerin Kiziwatna ve Arzawa Krallıklarının kurulduğu Coğrafya  içinde Persliler
Devrinde; Mellos Körfezi kıyısında, Liman merkezi olarak kurulan Mella yanında
Bizanslılar Devrinde,‘Cestanbol’Liman şehri kurulmuştur.Şehir girişinde yaptırılan;
Kale ve Liman Kulesi kalıntıları günümüze kadar gelmiştir.
Ermeni Krallığına Bağlı Lajazzo(Ayas) 1261’de Venediklere kiraya verilmiştir.1268
yılında Memlüklerin eline geçen Bölge,Kaza-ı Ayas Arap Vilayeti  üzerin den Halep
Beyliğine bağlandı.1517 yılında Osmanlının eline geçen Bölge Osmanlı Devletinin
Doğuakdeniz yapılanmasında; Üzeyr(Payas) Merkezli Kınık Maa Üzeyr Sancağına
bağlandı.1608-1800 Yıllarında,Ayas-Ceyhan Arasında var olan,Berendi Kazası yer
leşimleri Yumurtalık sınırları içinde kalmıştır.
Cumhuriyet Devrinde Nahiye Merkezi Ayas’tan,Yumurtalığa taşındı.1933’de Nahiye
olan Yumurtalık,1959‘da Adana İlinin İlçesi oldu.