Veda piknik2
Veda Piknik
kayabası Gölet gezisi
ISILTILI DERE
Gecenin içine doğru akan dere
Sessizlikte saklı bir melodi.”
“Su gibi ak, hayat gibi yaşa.”
“Küçük dalgalar, büyük hayaller.”
Doğanın kalbinde bir nefes.”
Anılar akar, zaman durur.”
Suyun diliyle konuşan an.”
Huzur, akışın içinde gizli.”
Bir damla su, bin umut.”
IDEOLOJİ
İDEOLOJİLERİN SONU
İdeolojilerin sonu ideolojilerin başlangıcı ile ilgili bir sorundur. İdeolojiler sona ermedeki son olsun. İdelojileri yerel toplumlar kendi hakimiyetlerini kurmak için yarattılar. Ve tabiidirki kendi doğal koşullarının bir ürünü olarak yaratıldı. İslamiyet Ortadoğu ürünü olarak kalırken hiristiyanlık ortadoğu orjinli ama çok kültürlü çok milletli bir din olarak batıya ihraç edildi ordanda germenlere frenklere ve slavlara yayıldı.
Tüm idelojilerin kaynağında din vardır. Toplumları bir arada tutabilmek için bir şeylerin yapılabilmesi için inanmak vardır. Bu doğal bir güdü değil insanın doğayı değiştirebilmesi için gerekli olan yeniden düşünebilme onu uygulayabilme becerisinin bir ürünüdür. Daha aşağı canlılarda böyle bir inanma daha doğrusu dünyayı yeniden tanımlama güdüsü ve duyumu yoktur. Buda tümüyle onu doğaya bağımlı hale getirir.
İnsanı diğer canlılardan ayıran şey demek ki düşünce üretme onu uygulama güdüsüdür. Bu uygulamayı sağlayan şeyde inançtır. Bu yüzdendi ki ilk insanları bir şeye bağlayabilmek için bir idol yaratmak zorundadırlar. Ve tabidir ki bu ilk insan için ateş Ya da güneş ya hayvanlardan en güçlü ya ulaşılamaz ya en kutsallaştırdığı şeye inanarak insanlar yönlendirilmiş ve bu eksen etrafında toplum dizayn edilmiştir.
İlk insanlar kendileri kutsallaştırdıklara nesnelerle bir dünya profili yaratırlar. Bu yarattıklara profil kendi düzenlerine uygun bir yaratıdır. Kurulu düzene hizmet ettiği sürece kutsallaştırılan şey yüceltilir Ya da evrim geçirerek ona katkı yaparlar ve yorumlar getirerek o kutsallığı yani ideolojiyi yeniden yaratırlar. Bu aynı zamanda o toplumların kendi hüviyetini kazanmaya ve kendini geliştirmenin de bir yolu olur. Doğuda büyük topluluklar bir arada yaşarken batıda küçük topluluklar kendi devletlerini kurarar millet bilincini geliştirme gereğini duyar tümüyle bu ekonomik argümanlardan bu ihtiyaçtan yola çıkmıştır. İhtiyaç sona erdiğinde de milliyetçilik ideololisi rafa kaldırılırken başka ideolojiler sürüme sokulur. Oysa doğu toplumları bir çatı altında o medeniyet dedikleri devlet olarak var olan dini dili birbirine yakın insan topluluklarından oluşan hiçbir zaman batı milliyetçiliğinin tanımamış olan devletler kendi milletlerini değil tabidir ki kendi devletlerinin ideolojilerini yaratarak varlığını geliştirmeye ve ilerlemeye çalışmaktadır.
Öbür yandan batı milliyetçiliği kendi ideolojilerini üretirken kendi ekonomilerine hizmet ediyorlardı. Şimdiki batı milleyetçilik modası geçmiş bir ideolojidir bunun karşısına çıkan oyunu bozan ideoloji yediden kuran marksizmi etkisizleştirmek için medeniyet kavramını ortaya atmaktadır. Oysa bu bağlamda batı da tek bir medeniyet mi vardır. Batı tek tip midir hayır küçük devletlerin bir araya gelmesi ile topluluk oluşturmuştur buda dünyayı hegemonyasına almak için yarattığı ekonomik birliktelikdir. Fransız alman ingiliz ve bir çok ayrı medeniyetin tek potada eritilmesi kapitalizmin ürünüdür. Milliyetçiliği yaratırken aynı zamanda onu kendi eli ile yoketmiştir. Nazizmi ve faşizmi.
Bilindiği üzere ideoloji dinlerin ortaya çıkardığı şeydir. Ve hep var olacaktır. İnsanların nesneye ulaşmaları kendi nesnelliğini yaratmaları ile olasıdır. Buda emekçilerin kendi geleceklerini kendi elleri üzerinde kurmaya karar vermeleri ile olacaktır.
ÖZGÜR TOPLUM /sözleşmesi
ÖZGÜR TOPLUM SÖZLEŞMESİ
Din dünyası gercek dünyanın yansımasından başka bir şey değildir.( 96)
Maddi üretim sürecine dayanan toplumun yaşam süresi kendisini saran mistik tülü üretimin serbestçe bir araya gelebilen insanlar tarafından ve saptanmış bir plana uygun olarak bilinçli bir biçimde düzenlenmesi sağlanmadıkça soyulup atılmaz (95)
Marks mistik tülün atılması her toplumun bir maddi temelinin olduğunu ve gelişme sürecinin kendiliğinden oluşmuş ürünleri olan bir dizi var oluş koşulunun bulunmasını da öngörür demektir. Demek ki toplumların yeni örgütlenme biçimlerinde bile yine bir dizi var oluş koşulunu kendiliğinden üreteceğini söylemektedir
Öyleyse her zaman var oluş biçimleri toplumda yaşayacaksa dini tümden ortadan kaldırmak mümkün olmayacak sadece yeni toplumun kendini o var oluş biçimlerini kendi üretim yapısına yorumlamasında kalacaktır. Her üretimdeki örgütlenme biçimi kendi mistik örtüsünü yaratmak zorundadır. Toplum özgürleşmesi kadar dahası mistik havaya ihtiyaç kalmayıncaya kadar.
İster sözel (türel) ister yazılı(yasal) sözleşme olsun her biri toplumun ekonomik örgütlenme yapısından kaynaklanır. İnsanlar bu tür sözleşmelerin yaptırımları ve kurallarını koyacak o günkü üretim yapısını her türlü şekilde maksimize ederek hayatta kalmaya ve başat olmaya devam eder.
Öyleyse bu sözleşme nasıl kapitalistin işçiye imzalattığı metindeki sözleşmeyi yapar ve bunu da kabul ettirir.ettirmez yasal olarak da güçlerle donanır
Her üretim biçimi zımni yada belli kurallarını irade arasındaki mutabakatından başka bir şey değildir
(Marx) bu sözleşmede ifadesini bulan bir hukuksal ilişki bir sözleşme gelişmiş bir yasal sistemin bir parçası olsun yada olmasın iki irade arasındaki bir ilişkidir. Bu haliyle iki insan arasındaki gerçek ekonomik ilişkinin yansımasından başka bir şey değildir. Bunun gibi her hukuksal sözleşmesinin konusu belirleyen şey işte bu ekonomik ilişkidir. (100)
Yeni toplumumuzda yapmamız gereken şey öyleyse yeni sözleşmedir. Nasıl sözleşme yapma yetkisini elinde bulunduran kişi tek taraflı bir biçimde düzenleyerek mülksüzleri kendilerine köle serf proleter(işçi) yaptıysa yeni toplum üyeleri bir mülk sahibi gibi değil bir özgür birey gibi yaptığında dolayısıyla karşısındakini bir işçi sözleşmesi değil özgür emekçi özgür toplum olarak sözleşme yaptığında yeni toplum özgür toplum olarak hayata adımını atacaktır.
Nasıl serfler köyleri boşaltarak proleter olmak için şehirlere göçmüşse ve daha zor şartlarda çalışmasına rağmen serf olmaya köye geri dönmeye razı olmamışsa yen toplumda proleter belki özgür emekçiler birliğinde daha zor şartlarda çalışması gerekecektir. Ama bu birliğin toplumca öğrenilmese ve rüştünü ispatlaması ile mümkündür.
Doğal madde doğanın kendi kendini yeniden üretmesi aracı olduğuna göre yine ham madde insanın kendi doğasını yeniden üretmesine hem aracı hem de kendisidir
Madde ilk sahiplenilmesi ile nasıl mülkiyet doğuruyorsa bu hem madde üzerinde emek gücünün işlemesi ile ayrı yarı mamul ve mamul madde haline gelerek bir degişimin değeri ve kullanım değeri yaratır.
Antalya Kurşunlu Şelalesi Manzaraları
Kurşunlu Şelalesi, Antalya-Isparta karayolunun 24. km’nden sola dönülerek 7 km devam edildiğinde ulaşılan bir şelaledir.
Kurşunlu Şelalesi’ne su 18 metre yükseklikten dökülmekte ve küçük şelaleciklerle 7 adet küçük gölet birbirine bağlanmaktadır. Kurşunlu Şelalesi 2 kilometrelik bir kanyonun içinde kalmaktadır. Bu alan 1986 yılında park haline getirilerek ziyarete açılmıştır. Şelale ve piknik yeri 33 hektarlık bir alanı kaplamaktadır. Piknik alanı içinde; manzara seyir teraslan, çocuk parkı, restoran, otopark, gezinti patikaları, içme suyu, tuvalet vardır. Ulaşım, belediye otobüsleri ve minibüslerle sağlanabilmektedir.
Kurşunlu şelalesine ulaşmak için 230 ve 231 numaralı minibüsl ver 79 numaraları otobuüs kullanılabilir. Bu araçlar saat başlarına Antalya merkezden kalkar
Yeri: Akdeniz Bölgesinde Antalya ili merkez ilçesi sınırları içerisindedir.Ulaşım: Tabiat Parkı Antalya’dan 22 km. uzaklıktadır. Parka Antalya-Aksu karayolunun Soğucaksu köprüsünden kuzey istikametine ayrılan 7 km’lik bir yol ile ulaşılır.
Özelliği: Sağlıklı orman dokusu ve zengin bitki topluluğu örneklerinin ilgi çekici su ve kaya formlarıyla bütünleştiği eşsiz bir doğal peyzaj özelliğine ve önemli özelliğini meydana getiren Kurşunlu Şelalesi’ne sahip olması nedeniyle 394 hektarlık bölümü 1991 yılında Tabiat Parkı olarak ayrılmıştır. [espro-slider id=11390]
Kızılçamın hakim olduğu alanda yer yer tek veya küçük gruplar halinde doğu çınarı, defne, harnup, yabani zeytin, sakız ağacı, sögüt ve incir ağaçları bulunmaktadır. Mersin, alıç, zakkum, böğürtlen, yabani gül, sütleğen, ılgın, ladin, kermes meşesi, kekik, yabani nane, kayıt, eğrelti ve sarmaşıklan alt florayı meydana getirir. Su bitkilerinden ise (su üstü) topalak, su nanesi, kamış(su içi) su avizeleri, iplikli yeşilalgler, (yüzer bitki) nilüferleri görmek mümkündür.
Yabandomuzu, tilki, tavşan, sincap, yarasa, ibibik, ağaçkakan, üveyik, sazan, su kaplumbağası, köpek, yılan ve kertenkele Tabiat Parkının faunasını oluşturur.
Mevcut Hizmetler ve Konaklama: Nisan-Aralık ayları arası parkı ziyaret için en uygun dönemdir. Günübirlik piknik, doğada yürüyüşler ziyaretçilerin yapabileceği uğraşılar arasındadır. Tabiat Parkı içerisinde ziyaretçilerin yeme-içme ihtiyaçlarını karşılayacakları tesis mevcuttur.
eser kalmamış, aşırı kirli ve suları büyük oranda kurumuştur. Kaynak: Kültür Bakanlığı/İl Kültür Müdürlüğü İnternet Sitesi
Antalya Düden Şelalesi
Antalya’ya yaklaşık 7 km, Varsak Belediyesi’ne 1 km mesafede cennetten akan bir doğa harikasıdır. Düden Şelalesi Antalya’nın en güzel şelalelerinden biridir.
Dünyanın dört bir yanından Düden Şelalesi’ni görmek için turistler akın akın Antalya’ya gelmektedir. Şelalede bir de mağara vardır. Bu mağara, şelaleyi daha güzel yapmaktadır. Düden Şelalesi, bu mağaradan 10 km sonra başka bir güzelliği daha Lara’dan Akdeniz’e dökülerek bir kez daha insanlara güzelliğini göstermektedir.
Düden Şelalesi’nin suyunun geçtiği her yerde hayat vermektedir… Ama değişen Dünya şartları ve küresel ısınmanın yaptığı etkilerle Düden Şelalesi’nin güzelliği ve cazibesini kaybetmektedir. Bu durum Türkiye’nin önemli turistik yerlerini kaybetmesi demektir.
Düdenbaşı’ndan sonra Koyunlar regülatöründe, iki ana kanala ayrılan Düden Çayı, dokuz kilometre sonra Antalya’nın doğusunda kırk metre yüksekliğindeki traverten bir eşikten şelale yaparak Akdeniz’e dökülür
SosyalSanat Değişmeyen tek şey değişimdir
































































