admin

Yılan Kalesi manzaraları (Şahmeran efsanesi) Adana

Adı efsanelerle anılan Adana’nın Ceyhan ilçesine 13 kilometre uzaklıkta oldukça sarp kayalık bir tepenin üstünde eski kervan yollarını kontrol etmek için Ceyhan Ovası’na tamamen hâkim bir konumda bulunan bu kalenin Bizans döneminde yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Yöre halkı bu kaleye Şahmeran Kalesi de denmektedir.

Takriben ve tahminen Haçlıların Çukurova’yı işgal ettiği 12. yüzyılda Ceyhan Nehri’ne ve Ceyhan Ovası’na hâkim bir tepeye yaptırılmıştır. Ana maksat İpek Yolu’nu kontrol etmek ve kervanlarda söz sahibi olmaktır. Ticareti denetlemek için kurulan bu kale adeta doğa ile iç içedir. Tepenin sarp kayalık yapısı kaleyi oldukça korunaklı yapar. Fethedilmesi çok güç olan bu kalenin surları oldukça sağlam yapılmış. Üstelik düşmanın kalenin meydanına ulaşabilmesi için üç ayrı kapıdan geçmesi gerek. Kapıları birbirine bağlayan portatif merdiven düzeneği ise o dönemin şartlarına göre kaleyi fethedilmez bir yapı haline getiriyordu. 1357 tarihinden itibaren Adana’nın Ramazaoğlu Beyliği idaresine geçmesiyle kale terk edilmiş bir kale haline geldi. Kalenin asıl adı Kovara iken ünlü Türk gezgini Evliya çelebi tarafından Şahmeran efsanesinden ötürü 17. Yüzyılda Şahmeran Kalesi adını aldı. Anavarza, Tumlu ve Kozan kalelerinin de görüş alanı içerisinde olduğu kalenin ismi sonradan Yılankale diye anılmaya başladı.

Bu kale Gülek Boğazı’ndan Çukurova’ya yönelik saldırıları bertaraf etmek amacıyla savunma kalesi olarak da kullanılmıştır. Yılan Kale’nin güney yönüne bakan bir demir kapısı mevcuttur. En yüksek ve en kuzeydeki sarnıçların büyük bir kısmı şapel bulunmaktadır. Kalenin bendeleri adeta bir dantel gibi işlenerek hem şık hem sağlam yapılmıştır. Kalenin çeşitli duvarlarında Bizans, Haçlı ve Ermenilere ait alametler görülmektedir. Her bir onarımı yapan medeniyet kendi izlerini bırakmıştır. Ermenilerin yaptığı pervazlar, pencereler ve kapı üstü tonozları açıkça kendini belli etmektedir. Ceyhan Nehri’nin kıyısında bulunan kalenin dört cephesi vardır. Çevresi 700 metre civarındadır. Aralarında mazgal bulunan sekiz burç ikişer katlıdır. Sarp kayalar üzerine oturtulan kale sanat bakımından oldukça değerlidir. Yola bakan ve yukarı doğru açılan büyük ana kapı mazgallarla koruyor. Kapıdan girdikten sonra düz bir meydana kalenin avlusuna girilir. Buradan ayrıca gitmek istenen yerlere merdivenlerle ulaşılabilir.

                   Dıştan 700 metre kadar çevresi olan kale ikişer katlı 8 yuvarlak burçla tahkim edilmiştir. Burçlar ve araları tamamen mazgallı olup, bu mazgalların ortaları ateş etmek için deliklidir. Kale bedenleri adeti dantel gibi işlenmiştir. Kalenin güneye bakan bir demir kapısı vardır.

Kale içindeki büyük meydan her yönden birer merdiven inmektedir. Böylelikle meydandan kalenin her yönüne gidiş geliş kolay olmaktadır. Halk arasında “Şahmaran Kalesi” diye tanınan kalede söylentilere göre, Şeyh Meram adında bir kişi yılan besleyip terbiye etmiştir.

Yılanlı Kale Efsanesi – Hikayesi

Adana’da halk arasında “Misis yılanla, Ceyhan yelle, Adana selle gidecektir” diye bir söylenti vardır. Adana-Ceyhan arasındaki Yılankale’nin adı da “Şahmaran Efsanesi”ne karışmıştır.

Bir söylenti de şöyledir: Yılankale’de çok yılan yaşarmış. Yılanlar sütle beslenirmiş. Günün birinde sütsüz kalacaklar ve kaleden çıkıp Misis’e inerek orada yaşayanları sokarak, öldüreceklermiş.

Diğer bir söylenti de şöyledir: Çevrede yaşayan beylerden biri çaresiz bir derde tutulmuş ve yapılan ilaçlar hiç fayda etmez olmuş. Bir doktor, beyi iyi edecek olan şeyin “yılanların padişahı” Şahmaran’ın gözleri olduğunu söylemiş. Ama kimse Şahmaran’ı bulamamış.

Yılanların padişahı Şahmaran, bir zaman insanoğullarından birine büyük bir iyilikte bulunarak, onu yılanların sokup öldürmesinden kurtarmış. Şahmaran’ın saklandığı yeri bilen de sadece o kimseymiş. Bu insanoğlu, beyin vereceği ödülü kazanmak için Şahmaran’ı yakalamaya karar vermiş. Bu arada Şahmaran çok güzel bir kıza aşık olmuş. Bu kızı daha iyi görebilmek için kızın gittiği hamamın tepesine çıkmış ve oradan kayıp hamamın ortasına düşmüş. İşte onu takip eden ve onu çok iyi bilen insanoğlu Şahmaran ı bu hamamda öldürüp  gözlerini götürmüş . Efsane bu ya Şahmaran ın gözlerini yiyen bey de iyi olmuş

Yumurtalık (Adana) sahili, Ayas kalesi ve Kız kalesi manzaraları

eski adı Aigeai  Yunanca’da keçi anlamına gelen  (Aıks ) sözcüğünden gelir

Yumurtalık ilçesinin kuruluşu ilçe merkezi İskenderun Körfezinin kuzeyinde M.Ö. 4. Yüzyılın son çeyreğinde Büyük İskender’in Pers İmparatoru Dara’yı bugünkü İskenderun ile Dörtyol arasında kalan ovada mağlup etmesinden sonra İskenderin halefleri olan Makedonyalı komutanlar tarafından bir liman şehri olarak kurulmuştur. Kente eski Yunanca’da keçi anlamına gelen Aıks sözcüğünden türetilmiş Aigeai adının verilmesinin sebebi ise Büyük İskender’in Dara’dan bu bölgeyi aldığı savaşta Pers ordularının üzerlerine yürürken keçilerin boynuzlarına bağladığı meşalelerle büyük bir ordunun saldırdığı izlenimini vererek Persleri burdan kaçırması sonucu olduğu bir efsane olarak İskender dönemindeki tarih yazarlarınca anlatılmaktadır.

İlçede Bulunan Eserler, Ayas Sur ve Kalesi (ASUR), Süleyman Kulesi, Markopolo İskelesi ve Kız (Atlas) Kalesi bulunmaktadır.

Süleyman Kule; Osmanlı hükümdarı Kanuni Sultan Süleyman zamanında yaptırıldığı için padişahın adını almıştır. Ana gövdesinden kat kat yükselen kule denizden gelebilecek saldırıyı erken haber alabilmek için yapılmıştır. Kule içerisinde dar gözlem pencereleri bulunmaktadır. Askeri amaçlarda kullanılmak için yapıldığından “silahlı ayas kulesi” olarak bilinmektedir. 1536 yılında inşa edildiği tahmin edilmektedir.

Ayas Sur ve Kalesi; Ortaçağdan yapılan, 7. Ve 10. Yüzyılar arasında araplar ve bizanslılarla olan savaşta tamamen tahrip olan kent 11. Yüzyıldan itibaren Ayas adıyla piskoposluk merkezi olmuştur. Bu dönemde ünlü bir ticaret limanı olma özelliğini sürdüren Ayasta biri karada biride limandaki ada olmak üzere iki kale inşa edilmiştir. 1266 yılından 1337 yılına kadar defalarca memlüklülerin saldırısına uğramış ve tahrip edilmiştir. Sıkça yıkılıp yeniden düzenlenmiştir. Kız Kalesi (Atlas); Ayas limanına yanaşan gemilere ek hizmet binası olarak tasarlanmıştır. İtalyan mimarisi ile inşa edilmiştir. Kalenin içersinde ki salonlar ve odalarda yapılan araştırmalar sonucunda bu kalenin bir gümrük kontrol merkezi ve zahire, su sarnıcı, silah ve önemli bürokratik işlemlerin yürütüldüğü bir yer olduğu tahmin edilmektedir.

Markopolo İskelesi; Markopolonun 1269 yılında Ayas’ı ilk ziyaret ettiğinde geldiği iskeledir. Son 60 yıla kadar tahıl ticaretinin yapıldığı işlek bir limandı. Roma döneminde inşa edilmiş olup Bizans ve Osmanlı döneminde restore edilerek aynı amaçla kullanılmaya devam edilmiştir

AYAS  KALESİ

Orta çağdan kalmadır.7. ve 10. yüzyıllar arasında Arap ve Bizanslılarla olan savaşta tamamen tahrip olan kent 11. yüzyıldan itibaren Ayas adıyla piskoposluk merkezi oldu. Bu dönemde ünlü bir ticaret limanı olma özelliğini sürdüren Ayas’ta biri karada biride limandaki ada olmak üzere iki kale inşa edildi. 1266 yılından 1337 yılına kadar defalarca memlukluların saldırısına uğradı ve tahrip edildi. Sıkça yıkılıp yeniden yapılmasından dolayı devşirme yapı olduğu görülmektedir.

KIZ KALESİ 

Ayas limanında yanaşan gemilere ek hizmet binası olarak tasarlanmıştır. İtalyan mimarisi ile inşa edilmiştir. Kalenin içerisindeki salonlar, odalar ile yapılan araştırmalar sonucunda buranın bir gümrük kontrol merkezi, zahire, su sarnıcı, silah ve önemli bürokratik işlemlerin yürütüldüğü bir yer olduğu düşünülmektedir

YUMURTALIK TARİHİ


Hititlerin Kiziwatna ve Arzawa Krallıklarının kurulduğu Coğrafya  içinde Persliler
Devrinde; Mellos Körfezi kıyısında, Liman merkezi olarak kurulan Mella yanında
Bizanslılar Devrinde,‘Cestanbol’Liman şehri kurulmuştur.Şehir girişinde yaptırılan;
Kale ve Liman Kulesi kalıntıları günümüze kadar gelmiştir.
Ermeni Krallığına Bağlı Lajazzo(Ayas) 1261’de Venediklere kiraya verilmiştir.1268
yılında Memlüklerin eline geçen Bölge,Kaza-ı Ayas Arap Vilayeti  üzerin den Halep
Beyliğine bağlandı.1517 yılında Osmanlının eline geçen Bölge Osmanlı Devletinin
Doğuakdeniz yapılanmasında; Üzeyr(Payas) Merkezli Kınık Maa Üzeyr Sancağına
bağlandı.1608-1800 Yıllarında,Ayas-Ceyhan Arasında var olan,Berendi Kazası yer
leşimleri Yumurtalık sınırları içinde kalmıştır.
Cumhuriyet Devrinde Nahiye Merkezi Ayas’tan,Yumurtalığa taşındı.1933’de Nahiye
olan Yumurtalık,1959‘da Adana İlinin İlçesi oldu.

Bolu gölcük gölü ; gizli cennet

Her mevsim ayrı güzelliğe bürünen Aladağlar eteğindeki göllerden biri de Gölcük.
Göknar cinsi çam ormanının ortasında yüzük taşı gibi parıldayan göl, her mevsim bir başka güzel…

GÖLCÜK ORMAN İÇİ DİNLENME YERİ

Yeri: Bolu’nun 13 km. güneyinde ormanlar arasında suni olarak yapılmış küçük ve şirin bir set gölüdür.

Ulaşım: Göle ulaşım şehir merkezinden kalkan Seben ve Kıbrıscık ilçe minibüsleri ile sağlanabilir. Yaz aylarında ise Kaplıca Birlik tarafından seferler düzenlenmektedir.
Özellikleri: Yükseltisi 1206 m. olan gölün alanı 4,5 hektar, çevresi 1.300 metredir.

Etrafı sarıçam ve göknar ağaçları ile kaplı gölün her mevsim görüntüsü muhteşemdir. Doğanın olağan üstü güzelliğiyle kaplı olan gölün hemen kenarında Orman Bakanlığı’nın misafirhanesi olan şirin bir ev bulunmaktadır. Gölün etrafında bu tesisten başka kır gazinosu adıyla bir restaurant vardır. Göl ve etrafı “Orman İçi Dinlenme Yeri” olarak Milli Parklarca koruma altındadır. Çok şirin ve küçük olan bu göl çevresine araçla girilmemektedir. Gölde yılın belirli zamanlarında ücret karşılığı sportif olta balıkçılığı yapılabilmektedir.

Yılın her mevsiminde bölge halkı ve yurdun her yerinden günübirlik gezmek, görmek, dinlenmek ve piknik yapmak amacıyla bir çok ziyaretçi gelmektedir.

Göl çevresinde konaklama imkanı bulunmamaktadır. Ancak yakınlığı nedeniyle Bolu ve Karacasu’daki konaklama tesislerinde kalınabilinir.

Günübirlik veya hafta sonu şehir atmosferinden çarçabuk kurtulmak, bölgesel yemeklerle damak zevkini yaşamak, tertemiz havada yürüyüş yapıp, görsel güzellikleri doyasıya seyretmek isteyenler Bolu Gölcük‘e mutlaka uğramalı.

Yaz aylarında yemyeşil çimenlerin arasında yürüyüş yapmanın zevkini en iyi çıkarabileceğiniz Gölcük‘te, kışın bembeyaz karlar altında pastoral güzellikler sizi bekliyor. Gölcük, günübirlik piknikçilerin yanında, şifalı suya sahip termal kaplıcaları ve turistik dinlenme tesisleriyle de ilgi çekiyor.

Bolu ABANT GÖLÜ doğa harikası, eşsiz manzaraları

Temel Özellikler[değiştir
Abant Gölü, Batı Karadeniz bölümü dağlarının ikici sırasını oluşturan, Abant ve Keremali dağları üzerinde yer alır. Abant Deresinin, vadisinde oluşan bir heyelan gölü oluşturmuştur. Göl çevresinde 1400-1700 metrelere varan tepeler yer alır. Gölden çıkan fazla sular Abant Deresi ile Bolu Çayına dökülür. Göl birkaç kaynak suyu, iki-üç kısmen devamlı olan akarsu ve özellikle de kar ve yağmur suları ile beslenmektedir. Göl ve çevredeki 1196 hektarlık alan Tabiat Parkı olarak işletilmektedir. Göl derinliklerinin görülebileceği kadar durudur.

Doğal Yaşam
Çevrede şu hayvanlar yaşamaktadır: Yabandomuzu, tavşan, karaca, ayı, tilki, yaban ördeği, keklik ve yaban güvercini. Gölden çıkan ve Abant Alabalığı olarak bilinen endemik balık, literatüre Salmo trutta abanticus olarak girmiştir.

Göl çevresinde yayla olarak kullanılan açık alanlarda olsa da, gür ormanlarda yer alır. Köknar, çam, meşe, kayın, gürgen, kestane, yabani meyve ağaçları zengin bir bitki örtüsü oluşturur. Göl kıyılarda sarı ve beyaz nilüferler su yüzeyini kaplarlar.

Devamını Oku »

Antalya Perge Fotoğrafları

Antalya şehir merkezinin 17 km. doğusundaki, Aksu sınırları içinde yer alan Perge, sadece bölgenin değil, tüm Anadolu’nun en düzenli Roma dönemi kentlerinden biridir. Mimarisi yanında mermer heykeltıraşlığıyla da ünlüdür. 1946 yılından beri İstanbul Üniversitesince yürütülen kazılar sonucu şehir merkezinin önemli anıtsal yapıları gün ışığına çıkarılmış, ele geçen heykel buluntuları sayesinde Antalya Müzesi dünyanın en zengin Roma Dönemi heykel müzelerinden birisi olma özelliğini kazanmıştır.
Perge’nin kuruluş hikayesini tarihçiler Troia savaşlarının sonrası gibi gösterirler (i.Ö.1275). 1986 yılında bulunan bir Hitit tabletinde Perge’nin adının geçmesi buranın Troia savaşından önce kurulduğunu göstermektedir. Filolojik bilgiler de kentin İ.Ö. 3. binden beri iskan edildiğini gösterirken, bulunan bazı keramik, taş alet ve gömüler iskan tarihini şimdiye kadar bilinenden çok önceye, Erken Tunç Çağma kadar indirmektedir. Şehirde ilk yerleşim kuzeyde tepe düzlüğünde gerçekleşmiştir. Zamanla şehir tepenin güneyindeki düzlükte gelişip genişlemiştir. Bergama’da başlayıp Side’de sona eren antik yolun üzerinde yer alan Perge, coğrafi önemi ve gelişimini özellikle Aksu (Kestros) nehrine borçludur. Bugün ulaşıma uygun olmayan nehir, eski çağda toprağı verimli kılmasından başka, şehirde ulaşımı sağlaması bakımından da çok önemli bir rol oynamıştır. Havari Paulos ve arkadaşlarının Kıbrıs’taki Paphos limanından yelken açıp Perge’ye ulaştıkları bilinmektedir. Bunun da ancak Kestros aracılığıyla olabileceğinden şüphe yoktur. Şehrin nehirle olan bu bütünleşmesi sikkeler, kabartmalar ve akropolisin güney eteğinde bulunan anıtsal nymphaeumdaki nehir tanrısı (kestros) heykelinden de anlaşılmaktadır.
Şehrin tarihe geçmiş şahsiyetleri arasında, astronomi, geometri ve matematikte ünlü “Pergeli Apollonius” ön sırayı alır. Diğer ünlü Pergeli İ.S. 2.y.y.da yaşamış filozof Varus’tur. Perge’de birçok tanrı ve tanrıçanın tapım görmesine rağmen bunların içinde Artemis’in özel bir yeri ve önemi bulunmaktadır. Kökü çok eski devirlere dayanan ve önceleri yerli dilde VVanessa-Preiia (Perge Kraliçesi) olarak geçen Artemis şehrin baş tanrıçasıydı. Şehirde Artemis Pergaia olarak anılan tanrıçanın kültü komşu şehir ve hatta deniz aşırı ülkelere yayılıp tapım görmüştür. Birçok antik yazarın sözünü ettiği büyüklük, güzellik ve inşa bakımından harika olan Artemis tapınağı, şehrin dışında yüksekçe bir tepe üzerinde bulunmaktaydı ki, yeri bugüne değin hala bulunamamıştır. Yapılan kazı ve araştırmalar Perge’nin genel olarak üç parlak dönemden geçtiğini göstermektedir. Birinci dönem İ.Ö. 3. ve 2. y.y. lardaki Helenistik devre ait bulunmakta, bu devir kısmen ayakta kalan muhteşem sur ve kulelerle temsil edilmektedir. İkinci dönem, Roma İmparatorluk devrine (İ.S. 2.-3.y.y.) rastlamakta, bunu da bugün birçoğu ayakta duran anıtsal yapılar (tiyatro, stadyum, hamamlar, anıtsal çeşmeler ve agora) açığa vurmaktadır. Son refah dönemi ise Hıristiyanlık dönemi yani İ.S. 5. ve 6.y.y. lara rastlamaktadır ki, bu dönem şehir kilise teşkilatı içinde bir metropolitlik merkezi olmuş ve birçok kilise inşa edilmiştir.
İ.Ö. 333’de Büyük İskender’in bölgeyi zaptı sırasında Pergelilerin hiç direnme göstermeden İskender kuvvetlerini konuk etmeleri şehri koruyan surların olmamasına bağlanır.

Bugün şehrin en anıtsal yapıları olan ve şehri sembolü haline gelmiş iki yuvarlak planlı kule ve sur duvarları İskender’in zaptından sonra yapılmışlardır. Günümüzde gezilebilen kalıntılar çoğunlukla Roma dönemine aittir. Perge şehir planının ana hatlarını biri kuzey- güney, diğeri doğu-batı doğrultusunda iki ana cadde oluşturur. Şehrin belkemiği olan sütunlu cadde Helenistik kapıdan başlayıp akropolisin eteğindeki anıtsal nymphaeumda (çeşme) son bulur. Yaklaşık 300 metre uzunluğundaki caddenin ortasında iki metre genişliğinde bölmeli bir su kanalı, her iki yanında ise mozaikli portikolar ve dükkanlar yer alır. Kuzeydeki nymphaeumdan beslenen kanal sıcak yaz günlerinde caddenin ve dükkanların hayat kaynağı olmalıydı. Caddelerin kesiştiği şehir merkezinde ise Apollonius Demetrius takı bulunur. Günümüz yerleşiminde şehre giden yol üzerinde ilk karşılaşılan yapı, Yunan-Roma tipinde inşa edilmiş anıtsal tiyatro binasıdır. Yaklaşık 12 bin kişi kapasitesindeki İ.S. 2.y.y.a tarihlenen yapı sahne binasının zengin mermer dekorasyonu ile ünlüdür. Prof. Dr. Jale İNAN ve ekibi tarafından 1985-1993 yılları arasında kazılmış olan tiyatronun heykel buluntuları Antalya Müzesinin “Perge Tiyatrosu Salonunda” sergilenmektedir. Tiyatronun kuzeyinde Anadolu’nun en iyi koruna gelmiş stadyumlarından biri yer alır. Agora, değişik planlı mekanlarıyla şehrin diğer bir sosya merkezi hamamlar ve palaestra görülebilecek diğer yapılardır. Gerek mimari, gerekse heykel buluntularının mükemmelliği Perge’nin heykeltıraşlık konusunda kendine özgü çizgilere sahip ekol kent olduğunu vurgular.

http://www.antalyamuzesi.gov.tr/tr/perge-orenyeri

Antik Aspendos tiyatrosu

Aspendos veya Belkıs Antalya ili Serik ilçesinde bulunan Belkıs köyünde yer alan amfi tiyatrosuyla meşhur bir antik kenttir.

Aspendos, Serik ilçesinin 8 kilometre doğusunda, Köprüçayı’nın dağlık bölgesinden düzlüğe ulaştığı yerde M.Ö. 10. yüzyılda Akalar tarafından kurulmuş ve antik devrin mamur zengin kentlerinden biridir. Buradaki tiyatro M.S. 2. yüzyılda Romalı’lar tarafından inşa edilmiştir. Kent biri büyük, biri küçük iki tepe üzerine kurulmuştur.

Coğrafyacı Strabon ve Pamponrus Mela, Kentin Agruslularca kurulduğunu yazarlar. Bölgeye MÖ 1200’den sonra Yunan göçleri olmuştur oysa Aspendos adının kaynağı Rumlardan önceki yerli Anadolu dilidir. Önemli bir ticaret yolu üzerinde olduğu ve Köprüçay Irmağı ile limana bağlandığı için Aspendos, her çağda ele geçirilmek istenen kentler arasında yer almıştır.

Aspendos’un en önemli yapısı tiyatrosudur. Antik tiyatrolar arasında en iyi şekilde korunanarak gelmiş bir açık hava tiyatrosudur. Bu tiyatro Anadolu’daki Roma Tiyatrolarının günümüze sahnesi ile ulaşabilen en eski ve sağlam bir örneğidir. Mimarı Aspendos’lu Theodorus’un oğlu Zenon’dur. Antonius Piu zamanında yapımına başlanmış Marcus Aurelius zamanında tamamlanmıştır (138-164). Tiyatro, kentin yerli tanrıları ile imparator ailesine sunulmuştur.

Koordinatları : 36 56 20 K – 31 10 20 D

Her yıl binlerce yerli, yabancı turist Aspendos’u gezmektedir. Antik tiyatro ayrıca konserler, etkinlikler için kullanılmaktadır.

Bir de Aspendos Antik Tiyatrosu’nun küçük bir öyküsü var. Aspendos kralının bir zamanlar herkesin evlenmek istediği çok güzel bir kızı vardır. Kral kızını kime vereceğini bilemediği için halka, “Kim halkımız, kentimiz için en yararlı şeyi yaparsa kızımı ona vereceğim” diye duyurur. Bunun üzerine iki ikiz kardeş iki büyük yapı yaparlar. Biri kente çok uzaklardan, karmaşık yolları birçok zorluğu geçerek, su getiren su kemerleri; öteki ortasında yere metal para atıldığında üst sıralardan bile sesinin duyulduğu dünyanın akustik olarak en iyi tiyatrosudur. Kral su kemerlerini gördükten sonra kızını su kemerlerini yapana vermek ister. Bunun üzerine tiyatronun mimarı Zenon krala bir oyun oynar. Kral tiyatronun üst sıralarında gezerken bir fısıltı duyar: “Kral kızını bana vermeli.” Akustiğe hayran kalan kral kızını büyük bir kılıçla ikiye ayırır ve kardeşlere verir.

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Kara Derili ve Kara Afrika

Kara Derili ve Kara Afrika

Tarihe bakıyorum karanlık çağlara
Uçsuz bucaksız kavgalara
Kocaman pençeleriyle tarihi
Yıkıp geçerken insanlık seyreder

Sonrasında kavgalar denkleşti
Kan oluk oluk akarken karasevda
Yine karalar içinde
Yıkım gelmiş şehrime
Gözlerinde güneş patlamış çekik gözlümün

Kara derili artık özgürleşmiş
Nafile kara Afrika’sı, hala kara
Açlıkla kavgalı hala

Afrika’nın güneşi yakıp kavuruyor bedeni mi
Amerika fazla yemekten ölürken
Kara Afrika’sı açlıktan ölmekte
İnce çelimsiz kol ve bacakları
Ekmek su dileyen aç kalmış gözleri

Açlıktan ölüyor kara derili

Kara deriliydi dün
Avrupa’da Amerika’da köleydi dün
Şimdi Amerikan köleleri efendi oldu
Kara Afrika ‘ sı hala kara bulutlu
Değişmedi kör talihi kara Afrika’nın
Dünya bakıyor uzaktan Afrika’ya
Her şeyi çarçur ederken
Birkaç popçu vicdanı karın doyuruyor

Çağımız ilerledi çare oldu kapitalizm
Bir açlığa çare olamadı
Atomu parçaladı, bir şehri yoketti

Diktatörleri devirdi uydu yaptı

Hala kara Afrika sı
Kara çarşafı atamadı sırtından
Bir yanda arabın kara, beyaz çarşafı
Öbür yanda kabilenin tamtamlar
Birbiri ile kavga ediyor yamyamları

Elindeki her şey bir bir alınırken
Bir ekmek uğuruna her şeyini feda eder
Toprakları kıraç, gölleri çöl

Tarih yine yüzüne gülmedi
Kara derili dün köleydi
Bu gün köle bile değil
aç be aç  ölümü bekler

köleydi doyurulurdu
Amerika köle istemiyor
Özgürlük getirdi dünyaya
Kara deriliyi başına baş yaptı.
Kara derili Afrika ya
Özgürlüklerden:

Aç kalma özgürlüğü kaldı.

Afrika’da  üç saniyede bir açlıktan çoçuk (insan yavrusu) ölmekte

İbrahim Gözel
[