admin

Aslantaş Karatepe Tarihi kalıntıları (Osmaniye)

Karatepe-Aslantaş Geç Hitit döneminde M.Ö. 8. yüzyıl’da kendisini “Adana Ovası Hükümdarı” olarak tanıtan Asativata tarafından kuzeydeki kavimlere karşı bir sınır kalesi olarak kurulmuştur. Karatepe-Aslantaş kalesi M.Ö. 720 ya da M.Ö. 680 yıllarında Asurlular’ın saldırıları sonucu yakılıp yıkılmıştır. Bu Geç Hitit kalesinde bulunan ve Anadolu tarihinin karanlık kalmış bir bölümünün aydınlığa kavuşmasına büyük katkısı olan eserlerin en önemlisi yazıtlardır. Yazıtları açık Hava Müzesi içerisinde görmek mümkündür.

aslantas-osmaniye-0001-17

Yazıtlar çift dillidir. Açık Hava Müzesinin girişinin sağında, Hitit hiyeroglif, solundakiler de Fenike dilinde yazılmıştır. Bu ortostatlar Karatepe’nin bulunmasından önce çözülememiş olan Hitit hiyeroglif yazısının okunabilmesinde büyük rol oynamıştır. Fenike dilindeki metin, onun kelime kelime tekrarı olan hiyeroglif yazısının okunmasını da mümkün kılmıştır. Bu yazıtlar Fenike yazısı ve Hitit hiyeroglifi ile yazılmış en uzun metinlerdir.

Karatepe-Aslantaş Kalesi 1 km uzunluğunda 3-4 metre kalınlığında, taştan yapılmış savunma duvarı ile çevrilidir. Belirli aralıklarla yerleştirilmiş 28 tane dörtgen planlı burçla güçlendirilmiş duvarlar yaklaşık 5 km’lik bir alanı çevrelemektedir.

Hasancıklı mahallesindeki eski mezarlıkta, kesme taş ve moloz dolgudan yapılma kilise harabesi bulunmaktadır. Sarıdüzü mahallesindeki kalıntılar ise Doğu duvarı izlenebilen bir bazilika kalıntısının mozaik taban döşemesidir. Üzerine buranın sahipleri (Mustafa Kayan) tarafından mozaiği koruyacak şekilde bir ev yapılmıştır. Evin bulunduğu meydanda bir zeytinyağı ezgi taşı, hemen arkasındaki tarlada M.S. 4. yüzyıl, 5/6. yüzyıl, 6/7. yüzyıl ve 13. yüzyıla ait ince ithal, kaba ve kiremit parçaları saptanmıştır.

Karatepe köyü, Sarıdüz mahallesi, Ayvalı Pınar mevkiinde bulunan eserler ise yassı tuğlalarla örülmüş hamam harabesidir. Hamamın Son Roma veya Bizans eseri olduğu tahmin edilmektedir. Yamaçtaki tarlada M.S. 4.-7. yüzyıl ince ithal mallar, Domuztepe tipinde M.S. 5.-6. yüzyıl ince ithal ve kaba mal ile küp ve kiremit örnekleri bulunan eserler arasındadır.

Karatepe köyü, Çürükler mahallesi, Danakaya mevkiinde sarp kayalık bir tepenin batı yamacının Roma dönemine ait olduğu tahmin edilen değirmen taşı, Doğu Sigilata ithal parçaları, zirvede kocaman taşlardan örülmüş Demir Çağı’na ait olduğu tahmin edilen duvar, Roma dönemine ait olduğu tahmin edilen harçlı duvar, bulunmuştur. Yerleşimin M.Ö. 2. yüzyıl M.S. 1. yüzyıl başlarına kadar sürdüğü tahmin edilmektedir.

Karatepe köyü, Aşağı Dikenli mahallesinde Roma çağına ait tuğladan yapılmış bir tonozla örtülü çeşme, Dikenli mahallesinde Roma Dönemine ait kaptaj bulunmaktadır. Kızyusuflu köyü, Cennetler mahallesinde eski Kırağılı derenin zaman zaman Aslantaş baraj sularının altında kalan kuzey yamacında vaktiyle pöhrekler bulunmuştu. Halen çok aşınmış ve az miktarda, muhtemelen Son Roma Çağı mutfak mallarına rastlanmıştır

Aslantaş Karatepe Milli parkı Osmaniye

Ulaşım: Akdeniz Bölgesinde, Osmaniye İlinin Kadirli İlçesine 22 km. uzaklıkta ve Ceyhan ırmağının kenarında yer alan Milli Park’a Adana-Kadirli ve Adana-Osmaniye karayolu ile ulaşılmaktadır.

Özelliği: Anadolu’da Kızılırmak kavisli içerisine MÖ 2000 yıllarında yerleşen Hattilerin devamı olan Hititler, MÖ 1750’de krallık kurmuşlar ve MÖ 1450’de doğunun en önemli İmparatorluklarından biri olmuşlardır. MÖ 1200 yıllarında Deniz kavimleri tarafından yıkılan Hitit İmparatorluğu’nun merkez Hattuşaş (Boğazköy)’ı terk ederek güneydoğuya çekilen Hititler MÖ 8. yüzyılda Klikya bölgesine hakim olan Kral Asatiwada tarafından Karatepe-Aslantaş yöresinde bir Hitit Krallığı kurmuşlardır. Sınır kalesi olan Karatepe-Aslantaş ile Ceyhan nehrinin karşıyakasındaki Domuztepe’de görülen harabeler ve özellikle kuzey-güney kapıları ile kapı aslanları, kalıntıların en ilginç olanlarıdır. Ortaya çıkarılan eserler modern müzecilik anlayışına uygun olarak tarihi çevreleri içinde onarılarak açık hava müzesi haline getirilmiştir.

Karatepe-Aslantaş’ın diğer önemli özelliği de, burada yapılan kazı ve araştırmalarda Fenike alfabesi ile yazılmış Aram dilindeki çevirisi, Hitit hiyeroglif yazısının çözülmesine imkan vermiş olmasıdır.
Kızılçam, ılgın, meşe türleri ve maki florasının meydana getirdiği bitki örtüsü, karaca, domuz, çakal, tavşan, tilki, turaç, keklik gibi yaban hayvanlarının toplulukları ile Ceyhan nehrinde yayın ve sazan balıkları bulunmaktadır.

Görülebilecek Yerler: Roma ve Bizans döneminde de yerleşim gören alanda özellikle Pınarözü köyü yakınlarında bazilika tipinde bir tapınağın tabanında görülen çok renkli mozaikler üstün sanat değeri taşımaktadır. Nisan ve Kasım ayları arasında Park’ın arkeolojik ve tabii değerleri, açık hava müzesi görülebilir.

Mevcut Hizmetler ve Konaklama: Sahada günübirlik piknik yapılabilir.Baraj gölü çevresinde mevcut patikalarda yürüyüş yapılabilir. Çadır ve karavan ile konaklama yapılabilir.

Alıntı

http://tunalim.blogcu.com/osmaniye-karatepe-aslantas-tarihi-milli-parki/11298009

FLORA

Karatepe-Aslantaş Milli Parkı florası, Amanos dağları ve Doğu Toroslar ile ilişkili coğrafi konumu nedeniyle bu iki bölgenin mediteran kuşağı ile benzerlik taşımaktadır. 50 -600 m yükseltiler arasında arızalı topoğrafik yapı gösteren alan, alçak mediteran kuşak özellikleri sergilemektedir. Bu kuşakta kserofitik çalı ve orman toplulukları yayılmıştır, dere, ırmak ve göl kenarlarında farklı bir bitki örtüsü oluşmuştur

FAUNA

Karatepe-Aslantaş Milli Parkı ve yakın çevresi kuşlar yönünden oldukça zengin bir yapıya sahiptir. Bunun en önemli nedenleri arasında alanda birbirinden farklı yapıda habitat bulunması ve alan içerisinde bir baraj gölünün (Aslantaş baraj gölü) bulunması yanında milli park kapsamında avcılığın yasaklanmış olması ve koruma önlemleri sayılabilir.

52 familyaya ait 185 kuş türünün 120’si Kırmızı Liste içinde görünmektedir. Alanda; 17 memeli hayvan türü, 12 adet sürüngen, 5 adet amfibi, türü görülebilir.

Değişik türlere ait, 22 adet balık türü tespit edilmiştir.

Alanda, uzun devreli Gelişim Planı çalışmaları sırasında, 9 takıma ait 49 familya ve bu familyalardan bazılarında ise cins ve tür düzeyine kadar teşhisleri yapılmıştır.

http://www.milliparklar.gov.tr/mp/karatepeaslantas/

Zamantı ırmağı küp şelalesi en doğal en güzel manzaraları

img_0048kup-selalesi-adana-manzaralari

Adana’nın en güzel en nadide yerlerini  gezmek ve fotoğraflamak için yola çıktık;  Kozan ilçesinin yanından geçerek köy yollarına döndük  Küçük çaylardan geçip  bir derenin kenarındaki  çınar ağaçlarının gölgesindeki pınarın bir köşesinde dinlemeye karar verdik.  Semaver çayımızı yapıp yine semaverde şişlerde sucuklarımızı pişirdikten sonra güzel ve bol oksijenli küçük bir dere kenarında  kahvaltımızı yaptıktan sonra yolumuza koyulduk. Yolumuz uzun; önce Adana da haberlere konu olan Göksu deresi üzerindeki Gökdere baraj kapakları patlayan yere geldik. . Zamantı ırmağı ile Göksu nehrinin birleşimi ile Seyhan nehrini oluşturan bu üç çatal ağzı olarak birleştiği yerde güzel manzaraları görüntüledik. Gükdere barajına yaklaştığımızda yol ikiye bölünüyordu. Biz baraja doğru değil sola dönüş yaparak  köy yolluna girdik. Stabilize yoldan yaklaşık 40-50 kilometre dağların arasında geçerek şelaleyi görmek için yolumuza devam ettik. Arada güzel gördüğüm manzaraları yalçın Toros dağlarını ve derin akan Zamantı ırmağını yakından ve uzaktan görüntüleyerek yolumuza ilerlerledik. Ergenuşağı köyünün yakın mahalleleri arasında geçerek Zamantı ırmağının kıyısından yolumuza devam ettik.  Kılavuzumuz Ergenuşağı köyünden arkadaşımız, yer köprü yakınındaki tünel girişinde arabayı durdurarak bize yer köprüyü gösterdi. Nehir 100 metreye yakın taşın altında kaybolurken yine kanyonun başka taş oyuğun altından tekrar yeryüzüne çıkarak nehir suyu hiç kaybolmadan yoluna devam eder. Buraya bizden önce başka gezgin kafilelerin oraya geldiği gördük. Yer köprüden suyun tekrar yeryüzüne çıktığı yerde nehre ip atarak  derin ve yeşil nehir suyunda yüzdüklerini fotoğrafladıktan sonra tünel içinden geçerek biraz sararmış otların olduğu düzlüğe geldik. hiç bir esprisi olmayan düzlükte dağcılar, amatör doğa severler çadır bile kurmuşlardı.. Tabi bu yöreleri iyi bilen arkadaşımız suya gireceğimizi söyledi. Bu nedenle ayaklarımızı tekliklerimizi takıp şelalenin üstündeki eski un değirmenine doğru meyilli taşların üzerinden akan suların içinden bizde suyun içinden yürümeye başladık.

Herkes gibi şelalenin nehre inen yerine doğru yönelirken şelaleye doğru akan suyun taşların üzerinde iki büyük göze den buz gibi suyu ve şelalenin üst tarafının bayağı fotoğraflar çektim. Oysa daha şelaleyi görmemiştik. Taşların arasından  suyun içinden ilerleyerek 7-8 metre yükseklikten nehre doğru herkes gibi inmeye başladık. Nehre indiğimizde yine gençlerin suyun içinde yakından yüzdüklerini gördük. Bazı sevgililer bezden iskemlelerin üzerinde serin suların içinde mayolarını giymiş keyif çatıyorlardı. Bizim gibi hazırlıksız gelenler için elbisenin kot pantolonun ıslanması artık önemli değildi. Paçalar iyice ıslanmış artık suya aldırmaz olmuştuk. Şelalelin net pozlarını almaya başlamış mest olmuştum. Arkadaşlar nehri benden önce keşfe çıktıklarından; nehrin karşısında onları görünce bana da cesaret geldi, nehrin karşısına geçmeye karar verdim. Elimde fotoğraf makinesi ayağımda kot pantolon üzerimde mavi tişört ile suya girdim. Artık pantolon ıslanmıştı biraz fazla olsa bir şey fark etmezdi. Suyun içine girdikçe  (boyum kısa ya) nehir suyu belime kadar gelmeye başladı; suyun yarısına vardığımda herkes geçti bende geçerim dedim. Ama ilerledikçe artık tişört de tamamen ıslanmaya başladı. Irmağın suyu göğüs hizasına gelince ayaklarımın altından ince kumlar geçer gibi oldu ama yine de yoluma devam ettim ve suyu geçtim. Merak ya; nasılsa nehri geçmiştim. Oğlum baba ileriye beraber gidelim dedi; yılan gibi kıvrılarak akan  nehirde ikinci defa ırmağı yine geçmeye karar verdik, tabii geçtik. Artık tişörtte ıslanmıştı. Sudan korkumuz ve elbiselerin ıslanma korkusu kalmamıştı. Güneşin sıcağında derin ve en serin sularda tişörtümüzü çıkartıp suya dalmak soğuk suyun serin keyfini yaşamak için yüzmeye başladık. Arkadaşları mangal yapmaya gönderirken ıslak elbiselerin üstünü çıkartıp biraz kurutmaya çalıştım, havadaki güneşte kaybolmaya başlamıştı. Bu arada şelalenin tül etkisi yapacak şekilde fotoğrafını yakalayınca her ne kadar tripot olmasa da çektiklerimin arasında net olanı yakalarım diye tül gibi akan şelaleyi çekmeye başladım. Artık kot pantolonun ıslaklığını unutmuştum, üstümde kurumaya başlamıştı. Yine şelalenin akan suların yıkanan erkekler,  elbiseleri ıslanan güzel bayanlar serinliğin doyumsuzluğunda, şelalenin şarlamasındaki güzelliği içlerine yudumlarken suyun duruluğunda paklanıyorlardı. Gelenin bir daha gelmek isteyeceği insanı içine doğru çeken berrak  suları her taşın altından dereye akan küçük pınarları ve eşsiz şelaleleri ile güzel manzara doyumu ile  Torosların zirvesinde güzel bir gün geçirdik. Hala doğal güzelliğini koruyan bakir bir kanyon olarak Torosun zirvesinden akan Zamantı nehri sularını alıp Adana’nın 100 km yakın düz ve sıcak ovasına yeşil suyunu taşıyordu. Dünyanın en verimli;  Anadolu’yu doyuran yılda üç hasat yapan Çukurova’sını sulamak için dereler tepeler toplanıp adana sıcak bağrını soğutmak için Seyhan olup Adana ya üç koldan sulayan çukur bir ovayı bir ağ gibi örerek yayılıyordu. Dünyanın en verimli ovasının en sıcağını Anadolu’muza güzellik katan bu nehir; Adana’yı  Zamantı dan akan göz pınarları ( eşmeleri  ve şelaleleri ) doyuruyordu.  Bu doyumsuz güzelliği sizde göresiniz diye değişik açılardan şelaleyi  sizleri sunuyoruz.

İbrahim GÖZEL

Seyhan (Zamantı)nehri KÜP şelalesi Yer köprü Manzaraları ve Adana Torosları

img_9921kup-selale-yerkopru-manzaralariZamanti Irmağı : Seyhan Nehri ve havzasını besleyen iki büyük koldan biridir. Kayseri’nin Pınarbaşı ilcesinde bulunan 1500 metre yükseklikteki Uzunyayla’da yer alan Şerefiye köyünden doğar. Pınarbaşı’ndan başlayarak derin bir boğaz halini alan Zamantı Vadisi boyunca önce kuzey-güney doğrultusunda sonra kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda akarak Kayseri’nin Pınarbaşı, Tomarza, Develi ve Yahyalı ilçelerinden geçer. Tomarza’da batı, Yahyalı’da ise kuzey-güney doğrultusunu alır. Büyükçakır’ı geçtikten sonra Kayseri-Adana sınırını çizerek Mengez’e doğru akar ve Karantı dağının eteklerinde Kayseri sınırlarını terkeder; Adana’ya 80 km kala, Aladağ ilçesinin Akinek Dağı yamaçlarında Göksu Irmağı ile birleşerek Seyhan Nehri’ni oluşturur.

Kapuzbaşı Şelalelerinin oluşturduğu Zamantı nehri üzerindeki Küp Köyü Yerköprü ve Şelalelerine, gezinti parkuru denilebilecek kolay bir parkura ve görsel şölene sahiptir
Yaklaşık 2 km lik bir alanda inanılmaz manzaralar görecek ve bol bol yüzüp serinleme imkanı bulabileceğiniz bulabileceğimiz bir yerdir,

Zamantı nehri (rafting kanyonu) ve Göksu çayı Manzaraları

Ergenuşağı  kalesi

080-1375 yılları arasında Çukarova bölgesinde hüküm sürmüş olan bağlı Kilikya Ermeni Krallığı’na  müstahkem bir kale idi.
Ergenuşağı, Adana ilinin Kozan ilçesine bağlı bir köydür.

Adana iline 130 km, Kozan ilçesine 60 km uzaklıktadır.

Köyün iklimi,  sınırları vasıtasıyla Kayseri’ye daha yakın olması itibariyle karasal ve Akdeniz iklimleri beraber yaşanmaktadır. Yazın serinlemek için biraz yukarısında  Meydan yaylasına çıkarlar. Köyün ev tipi genellikle toprak ev olup çardak çıkıntılıdırKöyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.

Zamantı Irmağı,

Seyhan Nehri’nin ve en büyük kolu olup nehrin batısında yer alır. Kayseri’nin Pınarbaşı ilcesinde bulunan 1500 metre yükseklikteki Uzunyayla’nın Şerefiye köyünden doğar. Zamantı Irmağı, Kayseri’nin Pınarbaşı, Tomarza, Develi, Yahyalı ilçelerinden geçerek Adana’ya 80 km kala Aladağ ilçesinin Akinek Dağı yamaçlarında Göksu ırmağıyla birleşerek Seyhan Nehri’ni oluşturur. Tahtalı Dağları’nın bütün batı kısmını oluşturan ve yolu boyunca dar ve derin vadiler içinde akan Zamantı Irmağı, Boran, Çermişek, Kuş, Tahtacık, Bercan, Tahtalımezar, Kuru ve Alagöz gibi çay ve dereleri de sularına katar.

img_9872ergenusagi-adana-manzaralari

Yağış alanı yaklaşık 8.700 km² olan Zamantı Irmağı’nın ortalama yıllık akımı 65603 m³ tür. Irmağın en yüksek debisi saniyede 970 m³’e bu sıradaki su derinliği 410 cm’ye kadar çıkmaktadır. Akıttığı en az su miktarı saniyede 29 m³ olarak ölçülen Zamantı Irmağı’nın bu sıradaki su düzeyinin de 1 m. düştüğü gözlenmiştir

 

Zamantı Irmağı Türkiye’nin rafting yapılan en önemli akarsularından biridir. Kayseri’nin Yahyalı İlçesi’nden geçen Zamantı Irmağı, uzunluğu, su debisi, yeraltı geçişleri ve kanyonlarının yanı sıra, profesyonel ve amatör raftingcilerin kullanabileceği parkurları olması nedeniyle son zamanlarda ilgi odağı bir rafting parkuru durumuna geldi. İki yıldan beri rafting turizmine kazandırılması için çalışma yapılan Zamantı Irmağı, su düzeyinin en yüksek olduğu bahar aylarında özellikle yurt dışından gelen rafting gruplarını kendine çekmeye devam ediyor. Zamantı Irmağı’nın Yahyalı İlçesi sınırları içinde kalan Yeşilköy’den başlayan rafting parkuru, 18 kilometre uzunluğa sahip. Su debisi de rafting için oldukça elverişli olan Zamantı, dev kanyonlar arasından geçiyor ve rafting için bu ırmağı tercih edenlere eşsiz doğal güzellikleri görme olanağı sağlıyor. Biri 78, dişeri 92 metre uzunluğundaki iki doğal köprünün de altından geçen parkur, rafting yapanlara ayrı bir heyecan vererek Kapuzbaşı Şelalelerin de son buluyor.

Seyhan Nehri’nin Toros Dağları arasında akan kolu Zamantı Irmağı’nın zorluk seviyesi 3. Irmağın Yahyalı ilçesinden geçen kısmında son yıllarda zorluk seviyesi 5-6 olan bir parkur belirlenmiş. Bu parkur, profesyonel raftingçilere hitap ediyor. Aynı zamanda Zamantı Kanyonu’nun mavi sularını, coşkulu şelalelerini eski su değirmenlerini keşfedebilirsiniz. Zamantı Irmağı, Nisan-Eylül arasında rafting sporuna elverişli. Sağlık problemi olmayan 15 yaş ve üzeri herkes Zamantı’da rafting yapabilir. Ayrıca, Kayseri Valiliği Yahyalı ilçesinde her yıl Rafting şenliği düzenleniyor.

alıntı:     http://www.raftingturlari.net/zamanti_irmagi_rafting.html

kapıkaya kanyonu doğa harikası (Adana Karaisalı )

Adana deyince Çukurova akla gelir. Dünyanın sayılı verimli ovalardan biridir Çukurova… 120 kilometre uzunlukta ve 100 kilometresi verimli olan bir ova.

Adana; Seyhan, Ceyhan nehirlerinin aktığı bu ovada güneşin, toprağın ve suyun bol olduğu bir kentin adıdır.
Ancak Adana’da, ÇAdana deyince Çukurova akla gelir. Dünyanın sayılı verimli ovalardan biridir Çukurova…
120 kilometre uzunlukta ve 100 kilometresi verimli olan bir ova.
Adana; Seyhan, Ceyhan nehirlerinin aktığı IMG_9632Karaisalı Kapıkaya kanyon Manzaralarıbu ovada güneşin, toprağın ve suyun bol olduğu bir kentin adıdır.

Ancak Adana’da, Çukurova’nın dışında dağlık bir coğrafya da bulunmaktadır.
Aladağ, Karaisalı, Kozan, Pozantı, Feke, Saimbeyli, Tufanbeyli gibi bir çok ilçesi dağlık bölgededir.  Çukurova’yı doğudan Amanoslar, Kuzey ile Batıdan Toros Dağları kuşatmıştır.
Adana dağcılık açısından oldukça elverişli koşullara sahip. Adana merkezinden bir saatlik yolculuk sonrası birçok dağ yürüyüşü yapılacak rotalara ulaşılır.
Dağ yürüyüşü dışında aynı zamanda Karaisalı taraflarındaki Kapıkaya Kanyonu’nu görmeye değer.

ADANALILAR HABERSİZ
Adana Kapıkaya Kanyonu, Türkiye’nin gezmeye görmeye değer yerlerinden biri. Kapıkaya Kanyonu,  Adana iline bağlı Karaisalı ilçesinde.
Bu kanyon aynı zamanda meşhur Varda Köprüsü’ne (Alman Köprüsü) yakın.
Çok az Adanalı Kapıkaya Kanyonu’ndan haberdar. Kapıkaya Kanyonu, Karaisalı ilçesinin batısında yer alıyor. Uzun bir kanyon ve nehir boyunca keyifli bir yürüyüş güzergahına sahip.
Kanyonun doğal güzelliği görülmeye değer. Günün birinde yolunuz Karaisalı’ya düşerse mutlaka Kapıkaya Kanyonu’nu görmenizi isterim. Ancak görmek yeterli değil. 7 bin 250 metre yürüyüş güzergahını tamamlamak gerek. Bunun için de hazırlıklı gitmekte fayda var. Piknik yapacak noktaları, suya girecek alanlar mevcut

.KAPIKAYA KANYONU’NA NASIL GİDİLİR?
Haftasonunu değerlendirmek için harika bir yer olan Kapıkaya Kanyonu, ilçe merkezine 5 kilometre uzaklıkta.
20 kilometre uzunluktaki Kanyon’un,  7 kilometresi yürüyüşe açık hale getirilmiş. Kanyonun etrafı zakkum, çınar  ve çam ağaçları ile çevrili.
Suyun yardığını tahmin ettiğimiz dağ da başka muhteşem bir görüntü oluşturuyor.
Karaisalı Belediyesi, Kapıkaya Kanyonu yürüyüş parkurunu 16 metrelik köprü ile bağladı. Suya batmadan, atlamadan, zıplamadan Yerköprü piknik alanından yürüyüşe başlayanlar, muhteşem bir manzara eşliğinde Kapıkaya Kanyonu’na ulaşabilecek. Kapıkaya Kanyonu’nda doğaseverler için bir dinlenme alanı oluşturulmuş. Kanyonun ortasında şelaleyi karşıdan gören bir ahşap bina yapıldı.
Bina misafirlerin ihtiyaçları düşünülerek hazırlanmış. Kanyonun içine doğaseverlerin yürüyüş sırasında uçuruma düşmemeleri için dört yüz metre boyunca güvenlik amaçlı olarak korkuluk yapıldı. Kanyonda bazı kesimlerde daralan yol, doğal yapıya zarar verilmeden genişletildi. Üç dört metrelik köprülerle yürüyüş daha güvenli ve kolay kılındı.

Son Yüzyılın En Büyük İtirafları

 

ABD’li Yahudi bankacı işadamı David Rockefeller, son yüzyılın en büyük itiraflarını yaptı. Rockefeller’e atfedilen bu itiraflar, aslında hepimizin bildiği tarihi gerçekler.. İşte David Rockefeller’in söyledikleri:

TÜRKİYE’YE ADNAN MENDERES ZAMANINDA “MARSHALL YARDIMI” İLE EL ATTIK

Mesela Türkiye’yi ele alalım. Türkler de yıllar boyu komünizme karşı savaşmıştır. 1950’lerde ülke yönetimine bize desteğimizle Adnan Menderes gelmişti. Aslında Menderes bizimle başta gayet güzel bir diyalog kurmuştu. Bizden seçimde aldığı destek karşılığında, Marshall yardımı adı altında devamlı borç alıyor ve ülkesinde yatırımlar yaparak sanayi yapısını geliştiriyordu. Fakat o kadar plansız ve programsız harcama yapıyordu ki ödeme günleri geldiğinde, bizden, borç ödemek için tekrar tekrar borç istemeye başladı. Biz de kendisinden ülkesini yabancı sermayeye açmasını ve bizim şirketlerimize özel imtiyazlar tanımasını, diğer bir deyişle Osmanlı İmparatorluğu’na dayatılan kapitülasyonlar benzeri şeyler talep ettik Menderes bize bunu hiçbir zaman kabul etmeyeceğini söyledi ve bizden uzaklaşamaya başladı. Ülke insanı ilk defa asfalt yollarla tanışıyor, fabrikalar arka arkaya dikiliyordu. Ülkenin çoğunluğu Müslüman olduğu için ülkenin her yerine camiler yaptırıyordu. Menderes bu şartlarda iktidarda ki yerini uzunca bir süre için, sağlamlaştırdığını sanıyordu. Bir darbe ile bu işe bir son verildi ve sonunun öyle bitmesini istemediğimiz halde, çalışma arkadaşlarıyla beraber idam edildi. Sadece CELAL BAYAR kurtuldu, çünkü bir MASONDU ve yakın arkadaşı Papa Roncalli ya da diğer adıyla 23. John, Vatikan’ın baskısıyla onu idamdan kurtardı.

1980 DARBESİ BİZİM İSTEKLERİMİZ DOĞRULTUSUNDA YAPILDI

Aynı ülkede gerçekleşen 1980 darbesi de bizim isteklerimiz doğrultusunda yapıldı. O zamanlar ülkede bir solcular, bir sağcılar iktidara geliyor ve bizim isteklerimiz doğrultusunda ülke ekonomisini yönlendiriyorlardı. Fakat Amerika ve Avrupa’da gelişmiş ülkelerin piyasaları doyuma ulaşmışlar ve biz yeteri kadar mal satamaz olmuştuk. Bunun üzerine diğer az gelişmiş ülkelere uyguladığımız planı onları da uygulamak istedik ve serbest piyasa ekonomisine geçmelerini ve ithalatın serbest bırakılmasını talep ettik. Bu istediğimizi kabul etmiş görünüyorlar, fakat işi uzatıyorlardı.

BİNLERCE TÜRK GENCİ UYDURMA İDEOJİLER UĞRUNA CAN VERDİ

En sonunda bu ikilem yine bildiğimiz yollarla, Ordo Ab Chaos ile çözüldü. Yani önce kaos, sonra düzen. Provokatörlerimiz aracılığıyla sağ ve sol ideoloji kavgaları başlatıldı. Aslında başında onay vermiş gibi göründüğümüz Kıbrıs Savaşı’ndan sonra ülkeye uygulanan ambargo sayesinde halk canından bezmiş, ülkede yağ ve tuz bile bulunamaz olmuştu. Karaborsacılar zenginleşirken halk iyice sefalete düşmüştü. Ülkeye gönderilen provokatörlerimiz için bu halkı kışkırtmak hiç zor olmadı. Ülke halkı sağcı ve solcu olarak iyiye bölündü ve çatışmaya başladılar. Olaylar öyle bir dereceye geldi ki, hergün elli-altmış kişi sokak çatışmalarında ölmeye başlamıştı. Bütün ülke terör korkusu altında eziliyordu. İnsanlar akşamları sokağa çıkamaz olmuştu. Her an bir serseri kurşuna hedef olmak vardı. Binlerce Türk genci uydurma ideolojiler uğruna can vermişti. Hükümetler birbiri arkasına iktidara geliyor fakat olayları önleyemiyorlardı. Sonra darbe geldi ve bütün olaylar bıçak gibi kesiliverdi. Zavallı ülke halkı bu sözde başarıyı darbenin bir neticesi olarak gördüler. Çünkü nihayet terörizm sona ermiş, ülkeye huzur gelmişti. Aslında provokatörlerin görevi bitmiş, sahneden çekilmişlerdi. Burada oynanan oyun, halkı umutsuz ve çaresiz bir duruma düşürmek ve onlara bir “kurtarıcı” sunmaktır; ondan sonra bu kurtarıcı ne yaparsan yapsın hemen kabullenecektir.

Torosun Dumanlı dağları ve Feke barajı -Aytepesi yayla manzaraları

               Feke, Adana ilinin bir ilçesidir. Adana’ya 122 km uzaklıkta olup deniz seviyesinden 620 m yüksekliktedir.

Tarihçe

             Feke ilk çağlardan günümüze kadar birçok kavim ve Devletlere yerleşim alanı olmuştur. Feke’nin MÖ 16. yüzyılda Hititlerin hakim olduğu bir federasyon bölgesinde kurulduğu rivayet edilmektedir. Son yıllarda Kayseri Kültepe ve Osmaniye Karatepe tablet ve yazıtlarından anlaşıldığına göre yönetim yeri Mezopotamya da ki Asur kenti olan, Asur Devleti vatandaşlarından oluşan tüccarlar MÖ 19. ve 18. yüzyılda Kültepe ve çevresi ile Anadolu’nun değişik yerlerinde ticaret kolonileri kurarak iyi örgütlenmiş bir Pazar ağı geliştirmişlerdir. MÖ 19. yüzyılda Asur ticaret kolonilerinin oluşturduğu Pazar ağında: İç Anadolu’nun yüksek Platoları ile Klikya Ovası arasındaki bağlantıyı sağlayan bir geçit olması ve bu güzergahtan geçen ticaret kervanlarının güvenliğini ve denetimini sağlamak amacıyla hakim noktalara karakollar kurulmuştur. Feke MÖ 6. yüzyılda Perslere, MÖ 333 yılında ise Persleri yenen Büyük İskenderin eline geçmiştir. İskenderden sonra MÖ 1. yüzyıl sonlarına doğru Roma İmparatorluğuna, daha sonraları Bizanslıların eline geçmiştir. 1375 yılında Mısır Memluklarının işgali ile Ermeni hakimiyetine son verildi. Vahka (Feke) Yavuz Sultan Selim’in 1517 yılında Mısır seferi sırasında Osmanlı Devleti tarafından feth edilmiştir. Sonraki yıllarda Yüreğir Türkmen Beylerinden Ramazanoğlu ailesinin idaresine girmiştir. Daha sonraki yıllarda Avşarlar, Varsaklar ile Kınık boyuna bağlı sırkıntı, bozdoğan, berber gibi Türkmen boyları bu bölgeyi yaylak olarak kullanmışlardır.

                                                                 feke barajı yansımaları

                 Feke 2 Barajı ve HES Adana’nın Feke ilçesinde Göksu Nehri üzerindedir. Akenerji firmasına ait santral 69,34 MW kurulu gücü ile Türkiye’nin 164. Adana’nın ise 11. büyük enerji santralidir. Tesis ayrıca Türkiye’nin 71. büyük Hidroelektrik Santrali’dir. Feke 2 Barajı ve HES ortalama 151.088.673 kilovatsaat elektrik üretimi ile 45.646 kişinin günlük hayatında ihtiyaç duyduğu (konut, sanayi, metro ulaşımı, resmi daire, çevre aydınlatması gibi) tüm elektrik enerjisi ihtiyacını karşılayabilir. Feke 2 Barajı ve HES sadece konut elektrik tüketimi dikkate alındığında ise 47.965 konutun elektrik enerjisi ihtiyacını karşılayabilecek elektrik üretimi yapmaktadır.

((((((  Feke’nin eski adı Asmaca dır, Feke barajından sonraki durağımız Torosların zirvesindeki ayın ilk doğduğu Aytepesi  yaylasıdır. Aytepesi yaylası yaklayık 1700 metre rakım civarı Çam ağaçları artık seyrek olarak yetiştiği sedir ormanlarının yoğunlaştığı ormanlık alanda kurulu bir yaylamızdır. Aytepesi adını yaşayan yerel  halkın üzerinden yeni ayın doğuşunu seyrettikleri tepeye koydukları bir addır . Aytepesi Feke Kayadibi köyü sınırları içinde Çataloluk yaylası batısında  gür sedir ağaçları ormanları ile kaplı insanların  gidip görmediği doğası bozulmamış tahtacı köylerinin bol olduğu yörük yaylasıdır   )))))

15. yüzyılın sonlarında Osmanlıların Kilikyayı ele geçirmeleri üzerine Kozanoğulları, Sırkıntıoğulları, Menemencioğulları, Küçükalioğulları gibi birtakım derebeyleri ortaya çıkmıştır. Bunlardan Kozanoğulları Kozan’da idi ve askerleri Feke havalisinde bulunuyordu.

           I. Dünya Savaşı sırasında Fransızların Maraş-Antep ve Adana’yı işgalini fırsat bilen Haçin ve Feke Ermenileri buralarda bulunan Türklere, Fransızların tahrikiyle akla hayale gelmedik işkenceler yapmaya başlamışlardır. Kozan’ın Fransızlar tarafından işgal tarihi olan 1919 yılı Feke’nin de işgali demektir.

        Gerçi Feke’ye işgal maksadıyla doğrudan bir Fransız askeri kuvveti gelmemiş olmakla beraber,Fransız askerinden güç alan Ermeniler Türklere işkenceye ve işgal hareketine başlamıştır. Ermenilerin bu hareketlerini önlemek için Kaymakam Şeref Bey şehrin ileri gelenlerini ve halkı silahlandırarak bunlarla mücadeleyi başlatmıştır. Ermeni vahşeti kısa zamanda milli bir ayaklanmaya neden olmuştur. Feke’nin bu vahşetten kurtuluşu 1920 yılının Mart ayına rastlar. Arap Ali kumandasındaki kuvvetlerin Feke’ye girmesiyle Feke’nin kurtuluşu gerçekleşmiştir. Fekeliler her yıl 22 Mart tarihini kurtuluş günü kutlamaktadır.