admin

Kapadokya Paşabağ Rahipler Vadisi (Peri bacaları — deve bacaları)

Avanos – Göreme yolundan Zelve istikametine döndükten bir süre sonra Zelve’ye varmadan hemen önce Paşabağ Vadisi’ne gelirsiniz. Kapadokya bölgesinde yol üzerlerinde nerede hediyelik eşyalar satan yerler veya parketmiş otobüsler görürseniz orada mutlaka ilginç birşeyler vardır. Paşabağ Vadisi de böyle biryerdir. Kapadokya bölgesinde benzersiz olan mantar formundaki enteresan Peribacalarının bulunduğu Paşabağ Vadisi aynı zamanda da Peribacası oluşumu ve gelişiminin de en iyi gözlenebildiği yerlerden birisidir. Ayrıca yürüyüş yolları da peribacalarının arasından geçtiği için burada yürüyüş yapmak da oldukça zevklidir

Paşabağ Rahipler Vadisi, Göreme-Avanos yolu üzerindedir. Vadi şapkalı peri bacalarının sıklıkla küçüklü, büyüklü enteresan örneklerini görebileceğiniz bir yerdir.

Kapadokya’ya gelen turistlerin tur programları dahilinde kesinlikle ziyaret ettikleri bu görsel açıdan zengin vadinin iki ismi var. Rahipler Vadisi de denilen Paşabağ Vadisi’ni pahipler ve din adamları kayalara oydukları odalarda inzivaya çekilmek için kullanmışlardır.

Bu bölgeye gelerek şapkalı peri bacalarının en sevimli örneklerini hem de uzun yıllar yaşam alanı olarak kullanılmıştır.

Kapadokya (Güzel atlar ve perileri) ülkesi; Güvercinlik Vadisi

Güvercinlik Vadisi

9. yüzyıla kadar güvercinlerin bölge halkı için önemli hayvanlar olduklarını görüyoruz. Halk vadilere oyulmuş olan ve güvercinlik denilen yuvalarda kuşları besler ve bu yuvalardan topladıkları gübreleri bağlarında kullanırlardı. Eskiden bölgede yaşayan Hristiyanlar ise bu kuşların yumurtalarını toplayıp fresk adını verdikleri kilise resimlerinin alçılarında kullanırlardı. Daha eski dönemlerde ise hayvanların etlerinin de yenildiği bilinmektedir.

Günümüzde dört kilometrelik bir trekking vadisi olarak da kullanılan vadi 4100 metre uzunluğa sahiptir.

Vadiye; biri Uçhisar Kasabası’ndan, diğeri ise kasabanın güneyinde kasaba dışından olmak üzere iki adet giriş vardır.

Zengin bitki örtüsüne sahip vadide akarsu da bulunmaktadır. 15 metre yüksekliğinde bir şelalesi de bulunan vadide eskisi kadar olmasa da güvercinler bulunmaktadır.

Tarihi Uçhisar Kalesi, vadi için en güzel seyir mekânlarından biridir.

Alıntı:  http://kapadokyayagidiyorum.com/guvercinlik-vadisi/

Kapadokya nerededir?
Kapadokya Türkiye’nin tam ortasında, Nevşehir ili merkezde olmak üzere Kırşehir, Niğde, Aksaray ve Kayseri illerinin bazı bölümlerini de içine alan bölgededir.
Peri Bacaları
Peri Bacaları Kapadokya bölgesinde bulunan doğal yapılara verilen isimdir. Peri bacaları Kapadokya çevresinde bulunan yanardağlardan püsküren lavların milyonlarca yıl boyunca akarsuların ve rüzgarın aşındırması ile şekillenmişlerdir.
Kapadokyanın Tarihi
Kapadokya, (Pers dilinde “Güzel Atlar Ülkesi” anlamına gelir). Bölge 60 milyon yıl önce; Erciyes, Hasandağı ve Güllüdağ’ın püskürttüğü lav ve küllerin oluşturduğu yumuşak tabakaların milyonlarca yıl boyunca yağmur ve rüzgar tarafından aşındırılmasıyla ortaya çıkmıştır.
İnsan yerleşimi Paleolitik döneme kadar uzanmaktadır. Hititler’in yaşadığı topraklar daha sonraki dönemlerde Hırıstiyanlığın en önemli merkezlerinden biri olmuştur. Kayalara oyulan evler ve kiliseler bölgeyi Hıristiyanlar için devasa bir sığınak haline getirmiştir.
Kapadokya bölgesi, doğa ve tarihin bütünleştiği bir yerdir. Coğrafi olaylar Peribacaları’nı oluştururken, tarihi süreçte, insanlar da bu peribacalarının içlerine ev, kilise oymuş, bunları fresklerle süsleyerek, binlerce yıllık medeniyetlerin izlerini günümüze taşımıştır. İnsan yerleşimlerinin Paleolitik döneme kadar uzandığı Kapadokya’nın yazılı tarihi Hititlerle başlar. Tarih boyunca ticaret kolonilerini barındıran ve ülkeler arasında ticari ve sosyal bir köprü kuran Kapadokya, İpek Yolu’nun da önemli kavşaklarından biridir.

Uçhisar ve Güvercinlik vadisi resimleri

MÖ XII. yüzyılda Hitit İmparatorluğu’nun çöküşüyle bölgede karanlık bir dönem başlar. Bu dönemde Asur ve Frigya etkileri taşıyan geç Hitit Kralları bölgeye egemen olur. Bu Krallıklar MÖ VI. yüzyıldaki Pers işgaline kadar sürer. Bugün kullanılan Kapadokya adı, Pers dilinde “Güzel Atlar Ülkesi” anlamına geliyor. MÖ 332 yılında Büyük İskender Persleri yenilgiye uğratır, ama Kapadokya’da büyük bir dirençle karşılaşır. Bu dönemde Kapadokya Krallığı kurulur. MÖ III. yy. sonlarına doğru Romalıların gücü bölgede hissedilmeye başlar. MÖ I. yy ortalarında Kapadokya Kralları, Romalı generallerin gücüyle atanmakta ve tahttan indirilmektedir. MS 17 yılında son Kapadokya kralı ölünce bölge Roma’nın bir eyaleti olur.
Kapadokya MS III. yy’da Kapadokya’ya Hıristiyanlar gelir ve bölge onlar için bir eğitim ve düşünce merkezi olur. 303-308 yılları arasında Hıristiyanlara uygulanan baskılar iyice artar. Fakat Kapadokya baskılardan korunmak ve Hıristiyan öğretiyi yaymak için ideal bir yerdir. Derin vadiler ve volkanik yumuşak kayalardan oydukları sığınaklar Romalı askerlere karşı güvenli bir alan oluşturur.
IV. yy, daha sonra “Kapadokya’nın Babaları” olarak adlandırılan insanların, dönemi olur. Fakat bölgenin önemi, III. Leon’un ikonları yasaklamasıyla doruk noktasına ulaşır. Bu durum karşısında, ikon yanlısı bazı kişiler bölgeye sığınmaya başlar. İkonoklasm hareketi yüz yıldan fazla sürer (726-843). Bu dönemde birkaç Kapadokya kilisesi İkonoklasm etkisinde kaldıysa da, ikondan yana olanlar burada rahatlıkla ibadetlerini sürdürdüler. Kapadokya manastırları bu devirde oldukça gelişir.
Yine bu dönemlerde, Anadolu’nun Ermenistan’dan Kapadokya’ya kadar olan Hıristiyan bölgelerine Arap akınları başlar. Bu akınlardan kaçarak bölgeye gelen insanlar bölgedeki kiliselerin tarzlarının değişmesine sebep olur. XI. ve XII. yüzyıllarda Kapadokya Selçukluların eline geçer. Bu ve bunu takip eden Osmanlı zamanlarında bölge sorunsuz bir dönem geçirir. Bölgedeki son Hıristiyanlar 1924-26 yıllarında yapılan mübadeleyle, arkalarında güzel mimari örnekler bırakarak Kapadokya’yı terkettiler.

Gezdim, Gördüm, Çektim; Kapadokya Güvercinlik vadisi videosu https://www.sosyalsanat.net/

Posted by İbrahim Gözel on 8 Kasım 2015 Pazar

Kapadokya Hakkında Bilgiler
Kapadokya Bölge günümüzde turizm açısından büyük bir öneme sahiptir. Avanos, Ürgüp, Göreme, Akvadi, Uçhisar ve Ortahisar Kaleleri, El Nazar Kilisesi, Aynalı Kilise, Güvercinlik Vadisi, Derinkuyu, Kaymaklı, Özkonak Yeraltı Şehirleri, Ihlara Vadisi, Selime Köyü, Çavuşin, Güllüdere Vadisi, Paşabağ- Zelve belli başlı görülmesi gereken yerlerdir.Kayalara oyulmuş geleneksek Kapadokya evleri ve güvercinlikler yörenin özgünlüğünü dile getirirler. Bu evler ondokuzuncu yüzyılda yamaçlara ya kayaların ya da kesme taştan inşa edilmişlerdir. Bölgenin tek mimarı malzemesi olan taş yörenin volkanik yapısından dolayı ocaktan çıktıktan sonra yumuşak olduğundan çok rahat işlenebilmekte ancak hava ile temas ettikten sonra sertleşerek çok dayanaklı bir yapı malzemesine dönüşmektedir. Kullanılan malzemenin bol olması ve kolay işlenebilmesinden dolayı yöreye has olan taş işçiliği gelişerek mimari bir gelenek halini almıştır. Gerek avlu gerekse ev kapılarının malzemesi ahşaptır. Kemerli olarak yapılmış kapıların üst kısmı stilize sarmaşık veya rozet motifleriyle süslenmiştir. Yöredeki güvercinlikler 19. yüzyılın sonları, 18. yüzyılda yapılmış küçük yapılardır. İslam resim sanatını göstermek açısından önemli olan güvercinliklerin bir kısmı manastır veya kilise olarak inşa edilmişlerdir. Güvercinliklerin yüzeyi yöresel sanatçılar tarafından zengin bezemeler, kitabeler ile süslenmişlerdir. Bölge şarapçılık ve üzüm yetiştiriciliği ile de ünlüdür. Kapadokya’yı eskiden ev olarak kullanıyorlardı.Bu yüzden şimdi kalıntılar çıkartılıyor. Bunlar tarihi eser olarak koruma altına alınıyor. Kapadokya görülmeye değer korunmaya alınmıştır.

https://www.facebook.com/ibrahim.can.908/videos/10153653567254831/?l=8852951346744118569

Nevşehir Derin kuyu yeraltı şehri resimleri; yeraltı kilisesi ve tünelden çıkış videosu

Kapadokya ;Güzel atlar ülkesi

Kapadokya’da yumuşak tüf kayalara oyularak yapılmış çok sayıda yeraltı şehri bulunuyor. Bunların başlıcaları Kaymaklı, Derinkuyu, özkonak , Mucur, örentepe, Gümüşkent, Tatlarin, Ovaören ve Gökçetoprak’ta yer alıyor. Kaymaklı ve Derinkuyu yeraltı şehirleri en büyükleri.

Nevşehir’in 21 km. batısındaki Kaymaklı yeraltı şehri ile ondan 9 km. sonraki Derinkuyu yeraltı şehrini gezmek için girişten itibaren var olan yön levhalarını izliyorsunuz. Şehrin giriş katında hayvanların bağlandığı yerler bulunuyor. Sonra da yiyeceklerin depolandığı bir başka bölüme geçiliyor. Yeraltı şehrinin her bir bölümü diğerine dar tünellerle bağlanıyor. Ve her giriş değirmentaşı biçimindeki hareketli kaya kapılarla kapatılabiliyor, bu şekilde düşman saldırılarından korunuluyor. Yeraltı şehrinin şarap yapımında kullanılan odaları da var. Şehir toplam 40 metre derinlikte 8 kattan oluşuyor. Şehrin mükemmel bir doğal havalandırma sistemi var. Ortak mutfağı ikinci katta. Gerek Kaymaklı’daki, gerekse Derinkuyu’daki yeraltı şehirlerinin tüm katları henüz ziyarete açık değil. Kaymaklı’nın 20 metre derinlikteki 4. katına, Derinkuyu’da ise 55 metre derinlikteki 8. katına inilebiliyor. Derinkuyu’nun toplam alanı 4.5 kilometrekare. Yaklaşık 20.000 kişinin yaşadığı tahmin ediliyor. Kaymaklı ise Derinkuyu’nun aşağı yukarı yarısı kadar.

Yeraltı şehirlerinin yapımına hangi dönemde başlandığı kesin olarak bilinmiyor. Şehirlerin Hitit döneminde var olduğuna, Hristiyanlık döneminde de genişletildiği ve özellikle Arap akınlarına karşı korunmak amacıyla kullanıldığına ilişkin bilgiler var. Şehirlerin yiyecek depolamak amacıyla da kullanıldığı anlaşılıyor.

Ayrıca akılalmaz doğal havalandırma sisteminden dolayı uzaylılar tarafından yapılmış olabileceğini iddia edenler bile var.

Derinkuyu Yeraltı Şehri
Nevşehir- Niğde karayolu üzerinde ve Nevşehir’e 30 km.  uzaklıkta  bulunan  Derinkuyu ilçesindedir.  Kaymaklı yeraltı şehrinde olduğu gibi burada da  büyük bir topluluğu içinde barındıracak ve ihtiyaçlarını karşılayacak mekânlar vardır. Bu yeraltı şehri 8 katlıdır. Kaymaklı yeraltı şehrinden farklı olarak  burada misyonerler okulu, günah çıkartma yeri, vaftiz havuzu ve ziyaretçilerin ilgisini çeken kuyu mevcuttur.

Yeraltı şehirleri sadece Kappadokia bölgesinin jeolojik oluşumlarına özgü yapılar olup diğer bölgelerde bu tür örneklere rastlanmamaktadır

Nevşehir Derin kuyu Yer altı şehri tünelden çıkış videosu

Posted by İbrahim Gözel on 29 Ekim 2015 Perşembe

özkonak Yeraltı Şehri
Avanos’a 14 km. uzaklıktaki özkonak kasabasında bulunan yeraltı şehri, İdiş Dağı’nın kuzey yamaçlarında volkanik, granit bünyeli tüf tabakalarının oldukça kalın olduğu bir yerde yapılmıştır. Yeraltı şehri henüz tam olarak temizlenmemiş olup temizlendiği kadarıyla ziyarete açılmıştır.

Kaymaklı Yeraltı Şehri
Nevşehir’e 20 km. mesafede bulunan Kaymaklı kasabasındadır. 8 katlı olup ilk katı erken dönem tarihlenmektedir. Roma ve Bizans dönemlerinde de diğer alanların oyularak genişletilmesi suretiyle yeraltı şehri haline dönüştürülmüştür. Bugün 4 katı ziyarete açıktır.

Tüf kayalara oyulmuş bu yeraltı şehri, bir kitlenin geçici olarak yaşayabilmesi için gerekli barınma şartlarına haizdir. Dar koridorlarla birbirlerine bağlanan oda ve salonlar, şarap depoları, su mahzenleri, mutfak ve erzak depoları, havalandırma bacaları, su kuyuları, kilise ve dışarıdan gelebilecek herhangi bir tehlikeyi önlemek için kapıyı içten kapatan büyük sürgü taşları vardır.

Mazı Yeraltı Şehri
Antik adı “Mataza” olan Mazı köyü, ürgüp’ün 18 km. güneyinde, Kaymaklı yeraltı şehrinin ise 10 km. doğusundadır.

Değişik yerlerde 4 girişi tespit edilebilmiştir; asıl girişi düzensiz taşlarla örülmüş koridor sağlamaktadır. Kısa koridordaki iri sürgü taşı, yeraltı şehrinin giriş çıkışını kontrol altına almaktadır. İç kısımdaki küçük oda, sürgü taşının rahat bir şekilde hareket etmesi için yapılmıştır. Yeraltı yerleşiminin geniş alanlarına yayılan ahırlar, diğerlerinden farksızdır. Ahırlardan kısa bir koridor vasıtasıyla yeraltı şehrinin kilisesine ulaşılmaktadır. Bu mekânın girişi sürgü taşı ile kapatılabilmektedir. Kilise apsisi, köşeye oyulmuştur ve cephesi kabartmalarla süslüdür.

özlüce Yeraltı Şehri
Eski adı “Zile” olan özlüce köyü merkezindeki yeraltı şehri, Nevşehir- Derinkuyu karayolu üzerindeki Kaymaklı kasabasının 6 km. batısındadır.

Girişte bazalttan yapılmış, birbirine geçmeli iki kemerli mekân bulunmaktadır. Daha sonra yine moloz taşlarla örülü 15 m. uzunluğunda bir geçit vasıtasıyla asıl tüf kayaya ulaşılmaktadır. Yeraltı şehrine girişi sağlayan taştan yapılmış mekânlar, asıl yeraltı şehrini oluşturan kaya oyma mekânlara nazaran daha yenidir. Bu koridorun bitiminde 1.75 m. çapında sert granit taştan yapılmış sürgü taşı bulunmaktadır.

Girişteki ana mekân, yeraltı yerleşiminin en geniş alanı olup iki bölümden ibarettir. Büyük mekânın sağında erzak depoları, solunda ise oturma odaları bulunmaktadır. Oldukça uzun olan galerilerin kenarlarında hücre tipi odalar, tabanlarda ise tuzaklar yer alır. Henüz ziyarete açılmamıştır.

Tatlarin Yeraltı Şehri
1991 yılında ziyarete açılan yeraltı şehri ise, mekânlarının büyüklüğü, erzak depolarının sayısının ve kiliselerin çokluğu nedeniyle askeri garnizon ya da manastır kompleksini akla getirir. Yeraltı şehri oldukça geniş alanlara yayılmış, ancak küçük bir kısmı temizlenebilmiştir. Halen iki katı gezilebilen yeraltı şehrinin en önemli özelliği diğer yeraltı şehirlerinde pek bulunamayan tuvalete sahip olmasıdır.

Ankara 10..10.. &15 Karalandı (kana boyandı)

                   İlk gün 30 ölü ikinci gün 95 ölü gün be gün ölümler artarken üçüncü günde hala ölenlerin sayısında çelişkiler devam ediyor. Demirtaş a göre 128 ölü; kanlı pazar türküsünü söylerken kanlı cumartesini yaşayan barış için halay çekenlerin kameralar karşısında canların ölümü.

                     Hemen hepsi polisin, toplantı yürüyüşü yapanları birbirlerine karşı gardını almışken patlamanın olması; meydanda ölü ve yaralı varken hala toplantı yapanları  öcü olarak gören polisin galeyana gelenleri gaz ve fişek atması olayın hala farkındalığını anlayamayan devlet ancak patlamanın büyüklüğü karşısında (tüm dünyada yankısı ) karşı bir gücün hemde başkentin göbeğinde olması infialin büyüklüğünü ortaya serdi. Ve Devlet ölenleri sahiplenirken üç günlük yas ilen etti.

                     Tüm bu o anlar yaşanırken iktidardaki geçici hükümet partisi yıllardır yaşadığı terörün yönü değişmiş kendisine yönelmeyen terörün kendi hakim olduğu alanda burnunun dibinde kendisine de uyarı niteliği taşıyan bu terör tüm toplumda ve dünya da yankı uyandırdı. Düşman büyük ve gizli bir güç (tüm dünyayı hedef alan) ülkenin her yanına sızmış (Adıyaman)bağlaşıklık yaşanmış ama bu ortak düşman (muhalif) üzerinde sol ve radikal, kürt radikal grupları hedef alınmıştı.

Hükümet 13 yıllık iktidarına 2001  Türkiyenin ekonomik krizinde çözüm üreten diri bir kadro olarak iktidara geldi. Eski köhnemiş it dalaşı içindeki Anap ve Adalet partisi uzantıları iktidardan uzaklaşıp tarihin parti çöplüğüne giderken Ak parti güçlü bir kadro farklı bir lider kadrosu ile krizi iyi çözümleyerek tek başına hükümet kurdu. Ayakta kalan partiler zaten uzun süredir iktidar olamamış bu nedenle muhalefette kalarak iktidar tarafında fazla eskitilmemiş Chp  ve Mhp   muhalefette kendilerine tekrar yer bulabildiler. Yeni hükümet sistem ile mücadeleye başladı. Kafalarındaki iktidar hayali ile  70 yıldır TC de ezilme ve kendilerine zulüm yapıldığı edebiyatı ile kamuoyu oluşturuldu. Başörtüsüne özgürlük gazetelere manipüle etme ve ele geçirme yandaş medyaya kurma mücadelesine başlandı. Üniversiteler, Asker ve Yargı ile basınla bilek güreşi ile geçen süreç  ve iktidarını pekiştirme ile ve kamu kurumları  yargı ile mücadele içinde 5 yıl geçti.

Ayasofya, Sultanahmet, Süleymaniye resimleri ve İstanbul manzaraları

Sultan Ahmet Camii

Sultan Ahmet Camii, 1609-1616 yılları arasında Osmanlı Padişahı I. Ahmed tarafından İstanbul’daki tarihî yarımadada, Mimar Sedefkâr Mehmet Ağa’ya yaptırılmıştır.[1] Cami mavi, yeşil ve beyaz renkli İznik çinileriyle bezendiği için ve yarım kubbeleri ve büyük kubbesinin içi de yine mavi ağırlıklı kalem işleri ile süslendiği için Avrupalılarca “Mavi camii (Blue Mosque)” olarak adlandırılır. Ayasofya’nın 1934 yılında camiden müzeye dönüştürülmesiyle, İstanbul’un ana camii konumuna ulaşmıştır.
Aslında Sultan Ahmet Camii külliyesiyle birlikte, İstanbul’daki en büyük yapı komplekslerinden biridir. Bu külliye bir cami, medreseler, hünkar kasrı, arasta, dükkânlar, hamam, çeşme, sebiller, türbe, darüşşifa, sıbyan mektebi, imarethane ve kiralık odalardan oluşmaktadır. Bu yapıların bir kısmı günümüze ulaşamamıştır.
Yapının mimari ve sanatsal açıdan dikkate sayan en önemli yanı, 20.000’i aşkın İznik çinisiyle bezenmesidir.[2] Bu çinilerin süslemelerinde sarı ve mavi tonlardaki geleneksel bitki motifleri kullanılmış, yapıyı sadece bir ibadethane olmaktan öteye taşımıştır. Caminin ibadethane bölümü 64 x 72 metre boyutlarındadır. 43 metre yüksekliğindeki merkezi kubbesinin çapı 23,5 metredir. Caminin içi 200’den fazla renkli cam ile aydınlatılmıştır.[3] Yazıları Diyarbakırlı Seyyid Kasım Gubarî tarafından yazılmıştır. Çevresindeki yapılarla birlikte bir külliye oluşturur ve Sultanahmet, Türkiye’nin altı minareli ilk camiidir.

AYASOFYA

Ayasofya (Yunanca: Aγία Σοφία, tam adı: Ναός τῆς Ἁγίας τοῦ Θεοῦ Σοφίας, Latince: Sancta Sophia ya da Sancta Sapientia[2]), İstanbul’da tarihî bir müze. Bizans İmparatoru I. Jüstinyen tarafından, MS 532 – 537 yılları arasında İstanbul’un tarihi yarımadasındaki eski şehir merkezine inşa ettirilmiş bazilika planlı bir patrik katedrali olup, 1453 yılında İstanbul’un Osmanlı tarafından alınmasından sonra, Fatih Sultan Mehmet tarafından camiye dönüştürülmüştür. 1935 yılından beri ise müze olarak hizmet vermektedir.[3][4] Ayasofya, mimari bakımdan, bazilika planı ile merkezî planı birleştiren, kubbeli bazilika tipinde bir yapı olup kubbe geçişi ve taşıyıcı sistem özellikleriyle mimarlık tarihinde önemli bir dönüm noktası olarak ele alınır.
 

Toroslar Cocak deresi, Yörük yaylaları ve zirveden iniş manzaraları

Cocak deresini seyrettik ve oradan  arkadaşımızın öz dayısı Yörük çadırını ziyaret ettik. dönüş yolculuğunda  kocaman bir leylek sürüsü  gördük. Adeta Torosların zirvesindeki gölet in kıyısında onbin lerce leylek kışa hazırlık için  toplanmış nüfus sayımı yapar gibi konaklamışlardı.

Yakından çekim yapmamıza izin vermediler, yine de sizler için bir kaç kare yakaladık. (Dün Torosların zirvesinde leylekler resimlerini yayınladık) Ama sürünün seyrine doyum olmuyordu , birde bunun geri dönüşü vardı. Küçük sellerin yardığı yollardan nasıl geri döneceğimizi düşünerek hava kararmadan fazla leylekleri ürkütmeden yola devam ettik. Yol hemen düzlenmişti. (Toroslardan maden ocaklarına taşınan cevherler için herhalde) ve geri dönüşümüze yaşlı katran  ağacı ziyaret etmeden geçmedik tabii bu arada katran ağacı (çam) kozalağından kozanlı arkadaşımızın ağaca tırmanarak ince kıvrımlı kozalakları toplayıp onları kuşlara çevirmek için topladık  Tabi Dümbelek boğazının loş ışıktaki akşam görüntüleri sizler  için derledik iyi seyirler

Torosların zirvesinde leylek topluluğu göç yollarında (Leyleklerin (toplanma yeri) büyük göçü)

Leylek (Ciconia ciconia), leylekgiller (Ciconiidae) familyasından büyük ve uzun bacaklı bir kuş türü. Siyah kanat uçuş tüylerinin dışında tamamen beyazdır, gagası ve bacakları erişkinlerde kırmızı, yavrularda ise siyahtır. Büyük bir kuş olup 100–115 cm uzunluğunda, 2,3 ila 4,5 kg ağırlığındadır, kanat açıklığı ise 155–215 cm’dir. Cüssesi biraz farklı olan iki alt türü ise Avrupa’da (kuzeyde Finlandiya’ya kadar), kuzeybatı Afrika’da ve güneybatı Asya’da (doğuda Kazakistan’ın güneyine kadar) bulunur. Leylekler uzun mesafelere göç ederler. Çoğunlukla tropikal Sahraaltı Afrika’dan Güney Afrika’nın güneyine ve hatta Hindistan alt kıtasının güneyine kadar olan bölgede kışı geçirirler. Avrupa’dan Afrika’ya göç ederken Akdeniz üzerinden değil, doğuda Levant üzerinden, batıda da Cebelitarık Boğazı’ndan geçerler. Bunun nedeni uçmak için gereksinim duydukları hava termallerinin deniz üzerinde oluşmamasıdır. Yerde yürürken durmadan, yavaşça hareket ederler. Leylekgiller ailesinin diğer üyeleri gibi boynu tamamen gerilmiş şekilde uçarlar.
Etçil olan leylek, böcekler, balık, amfibiler, sürüngenler, küçük memeliler ve küçük kuşlar gibi çok geniş bir yelpazede beslenir. Besinlerinin çoğunu yerden, kısa bitki örtüsü içinden ve sığ sulardan toplar. Tek eşli olarak ürerler ancak yaşam boyunca sürecek bir çift bağı kurmazlar. Hem erkeği hem de dişisi, çubuklardan oluşan ve birkaç yıl kullanılabilen büyük bir yuva yapar. Dişi leylek her yıl bir kereliğine olmak üzere dört yumurta yumurtlar ve yavrular 33-34 gün sonra aynı anda olmamak üzere yumurtadan çıkar. Çifti oluşturan kuşların ikisi de kuluçkaya yatar ve birlikte yavruları beslerler. Yavrular yumurtadan çıktıktan 58-64 gün sonra yuvadan ayrılır ve 7 ila 20 gün daha ebeveynler tarafından beslenir.

Leylek, Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği (IUCN) tarafından asgari endişe altındaki türler arasında sınıflandırılmıştır. Orta Çağ boyunca ormanların azalması leyleklerin yararına olmuştur ancak tarım pratiklerinin değişmesi ve sanayileşme 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın başlarında Avrupa’nın bazı bölgelerinde popülasyonlarının azalmasına hatta yok olmasına neden olmuştur. Avrupa çapındaki koruma programlarının sonucunda leyleklerin tekrar Hollanda, Belçika, İsviçre ve İsveç’te üremeleri sağlanmıştır. Doğal düşmanlarının sayısı azdır ancak çeşitli parazitler taşıyabilir. Dikkat çekici bir tür olan leylek tarih boyunca bulunduğu bölgelerde çeşitli söylencelere konu olmuştur. Bunların en bilineni, bebeklerin leylekler tarafından getirildiği söylencesidir.

Yaşar Nuri Öztürk’ün facebook yazıları

Farkında mısınız?

Kur’an’da olmayanlar:

Başörtüsü, türban, çarşaf, peçe
kadına dayak
kadın haklarının kısıtlanması
kadınların çalıştırılmaması, yöneticilik yapamaması
bir erkek şahit eşittir iki kadın şahitin günümüzde geçerli olması
haremlik, selamlık
hadisler, dinin hadislere dayandırılması
mezhepler, tarikatlar
halifelik, şeyhülislamlık, dini liderlik
Allahla kul arasında aracı, ruhban sınıfı, hoca, hocaefendi, evliya, molla, şeyh, şıh gibilerinin olması
dini kıyafet
türbe
Kabe dışında kutsal mekan
erkeklerin sünnet olması
Arapça ibadet zorunluluğu
hafta tatili,
namazla ilgili 5 diye bir rakam
Bayram namazlarının farz oluşu
16 rekat Cuma namazı
teravih
namaz kılmayanın cezalandırılması
namaz kılmayanın cehennemde azap çekeceği
Cuma namazı kılmayanın dinden çıkarılacağı
kadınların Cuma namazı kılmaması
Kabe’ye dönülmeden kılınan namazın geçersiz olması
kadın ve erkeğin birlikte namaz kılması
namazın Allah ile Peygamber arasında pazarlıklarla belirlendiği
imam, müezzin, vaizlerin kadrolu ve maaşlı olması
Yahudilerin lanetli olduğu
ölülerin 7-40-52. geceleri
mevlüt
vekaletle ölüler yerine hacca gitmek
dini nikah ya da imam nikahı denilen resmi olmayan kayıtsız nikah
çok eşliliğin bütün toplumlar ve zamanlar için geçerli olması
cariyelik
takı, heykel, resim, müzik yasakları
mehdi, deccal
alkolün içki dışında da haram olması
adet halindeyken namaz kılanamayacağı
adet halindeyken oruç tutulamayacağı
abdestsiz Kur’an okunamayacağı
deniz mahsullerinin haram olması
zemzemin şifalı olduğu
Kutlu doğum haftası
Ramazan ve Kurban Bayramları dışında dini günler ve kutlamalar.

İlahiyat Profesörü Yaşar Nuri Özt