admin

Gençlik Şiirlerim

DÜNYAYI BELLEMEK

Birden bire dönmez
 Kıştan yaza
 Arada bir bahar var daha
 Biraz baş ağrısı göz hastalığı

 Sonra ağaçlar otlar insanlar
 Çiçeğe dururken 
 Vurdurmamak kırağıya
 Yaktırmamak ne soğuğa ne sıcağa

 Isıtırken alemi
 Topunu değil
 Topu topu bir kaçını
 Tarihe göndermek 

 Tarihi yanımıza getirmek 
 Sil baştan yeniden yazdırmak
 Tarih anaya döl vermek sonrada tohumlamak
 Tarih anayla babayı bir yastıkta buluşturmak
çocuklarımız1
 Onlar göz göze geldiğinde
 Sel el ele diz dize gelmez
 Onlar kokladığından birbirlerini
 Sen dünyanın anasını bellemek

 Tarih eski yeni diye ayırmadan
 Yaşayarak yazmak
 Yazarak yaşamak

söz sanatı özlü sözler

Sorgulamadan yaşanan yaşam yaşamaya değmez Ya başlamamalı Ya da bitirmeli. OVIDIUS

Egoist adam can sıkıntısı azabından kurtulamaz GEOTHE

Evvelden görmek hakim olmak demektir PASCAL

Sorular zihninizin nerelere kadar ulaştığını gösterir, cevaplarsa ustalığı JOSEPH JOUBERT

Sevmek ıstırap çekmedir, sevmemek; ölmektir ARİSTO TALES

Başkaları ile ilgilenme sayesinde, iki ay için dostlar kazanabilirsiniz Başkalarının sizinle alakadar olmalarını beklerseniz iki yıl içinde bir tek dost kazanamazsınız CARNEGIE

Çok konuşma aklının dibi görünür *****

Sırrın ucunu veren tamamını elde tutamaz RICHTER

Zekasız kuvvet yıkabilir, fakat yapamaz CENAP ŞAHABETTİN

Rüzgar olmasaydı ağaçların kökleri bu kadar kuvvetli olmazdı Soğuk olmasaydı insanlar giyinmeyi ev yapmayı öğrenmeden kalırlardı. GASSON

Şöhret, servet, mevki insanları değiştirmez. Sadece maskelerini sıyırır. TAINE

Ruhunu genç tutanın, vücudu da genç kalır. MAURIS METERLINCH

Sadece kendisini düşünerek dost arayan, hizmetçi arıyor demektir. CENAP ŞAHABETTİN

Derleyen:İbrahim Can..

Ballıkayalar tırmanışı(Gebze Kocaeli)

Dört-beş kafadar arkadaşın kayalarda ( bal)  var diye çıktığımız ama yalçın kayalar ve mağara tırmanışı  adeta suyun kıyılarından nasıl geçtiğimiz bir türlü anlayamadığımız (herkesin tırmanması zor olduğunu :  yeni yetme dağcıların ilk tırmanma yeri olduğunu belirtelim) iki saatlik dere tırmanışından sonra,  göletlerin azaldığı yılanların çoğaldığı, koyu bir ağaç gölgesinde öğle vakti güveçte yemek yapma sevdasına düştük.

Ama güveci yapmaya başladığımızda yağı unuttğumuzu farkettik, yağ yerin taze kaşarı çantaya atınca güveci kaşarla yağlamak zorunda kaldık. Tabii taze kaşarı temizlemekte yosunlara kaldı. Göveç herşeye tağmen güzel oldu.  Tabi bu tırmanışın inişi bir hayli zor olduğunu bildiğimizden aşırı fotocu arkadaşın aşırı ısrarlarına  rağmen yatıya kalmadan ve hava kararmadan inişe geçtik. Güneş battığında suyun kıyılarından aynı duvar tırmanışını göze alamadık  inişi hızlandırdık. İnişten sonra korkunç güzel manzaralar yakaladığımız vizörden bakınca anladık, umarım sizlerde beğenirsiniz. Hem piknik hemde dere tımanışı için eşi bulunmaz bir yer   gezmeyi ve çekmeyi severler doğa severler ballıkayalar sizi bekliyor

Ballıkayalar Tabiat Parkı Kocaeli İli, Gebze İlçesiiçersinde Tavşanlı köyü yakınlarında yer almakta olup 21.07.1995 tarih I. Derece Doğal Sit Alanıdır. Tabiat parkı 1603 Ha’lık alana sahiptir. Uzunluğu 1.5 km. genişliği 40-80 m. arasında değişen kanyon görünümlü, dar ve derin kazılmış bir “Boğaz”dır.

Vadinin yükseltisi kuzeyde ağız kesiminde 5-10 m. yükseklikte başlayıp, güneyde vadinin sonlarında, 80-100 m. yüksekliklere kadar çıkmaktadır.

Bakanlar Kurulu Kararı ile tescil edilmiştir. Gebze’ye 8 km, İzmit’e 39 km mesafededir. Kuzeyden güneye, Gürgenden adı verilen ve vadi içerisinde”Ballıkaya Dere” adını alan bir akarsu tarafından, yakın jeolojik geçmişte kireç taşları içerisinde gömülerek açılmıştır.

ballıkayalar0323

Aynı dere, vadi çıkışından sonra ufak bir göl oluşturup, göl çıkışını takiben Tavşanlı dere adını alarak güneyde Marmara Denizine kavuşur.  Vadiyi enine kesen mikro faylanmaların vadinin bugünkü görünümü üzerinde etkileri olmuştur.

Bu tür etkiler sonucu; vadi tabanında görülen eğim kırıkları, ufak şelaleler, küçük göllenmeler vb. şekiller oluşmuş, Vadi yamaçları oldukça dik profiller meydana getirmiş, kuzeyden güneye %5 lik bir eğim kazanmıştır.

Ballıkaya Vadisinin doğu yamaçları batı yamaçlarına oranla daha yatık ve parçalı görünümdedir. Havzanın hemen hemen tamamına yayılmış maki ve pseudomaki florası ile dere içlerinde kışın yapraklarını döken angyospherm taxonları görülür.

Atmaca, alaca karga, erkemez, hüthüt, tarla kuşu, bülbülkuşu populasyonunu oluşturmaktadır. Çakal, tilki, tavşan, domuz, köstebeğe Tabiat Parkı içerisinde rastlanılmıştır.

DOĞANIN MANTIĞI

doga

Doğayı ya ayrı ayrı yaşarsın yada doğayı sen düzenlersin; yatmak ve çalışmak ellerimizde

Doğanın bir işleyen mantığı vardır. bu mantık maddenin yasaları içinde var olur 100 derece suyun kaynaması atomun parçalanmasından doğan güç ve bir çok yasa. bu yasalara müdahale edildiğinde maddi var oluş ve biçimlenmesini geciktirir veya hızlandırır. Ya da doğa kendi yasalarını kendi biçim ve formlarında yeniden yaratır. Aynı doğanın boşluk kabul etmediği gibi maddi var oluş bir yasasızlık içermez. Yalnız maddenin birbirine dönüşmesini bu karmaşık yasalar bütünü içinde var eder. Bir şey yok olurken başka bir şey var olur. Ağaç tohumu bit bitki olurken onu yiyen hayvan gelişir. Ölen hayvan tekrar toprağa döner ve parçalanır. Demek ki maddi dünyanın yasalarının yanında canlığında yasaları vardır. Madde nasıl enerjiler bütünü ile form değiştiriyorsa canlıda kimyasal ve organik enerjiler ile biçim ve format değiştirir

.Canlıyı diğer maddi şeylerden ayıran şey maddenin kendi atomsal yasalarının yanında ancak dışsal enerjiler ile değişime girmesidir. Yoksa ki içinde bulunduğu enerjinin formuna gire kendi yapısal özelliklerini gösterir yada biçim ve nitelik değiştirir. Canlıda bu format ve biçim kendi kendine büyüme ve gelişme sonunda tekrar parçalanmadan başka bir şey değildir. Madde kendi içinde büyümüyor gelişmiyor. Oysa canlı madde dışardan aldığı yedek parçalar ile onu kendi içinde kimyasal oluşumlardan geçirerek parçalıyor kendi bünyesinde yararlı olan şeyleri alıp atıkları dışarı atıyor. Kendi içinde bir denge ve biçim kurarak bunu korumaya çalışıyor

İşte bu doğal yasaların içinde denge ve biçim koruma mücadelesi doğanın içsel ve dışsal yasalarının tesadüfî yapılanması içinde yeni var oluş yaratır. Maddeye yeni biçimler yeni formlar kazandırır. Kimyasal süreçleri kendi içinde yaratır. Doğa(ölü doğa) kendi yasalarını yapılandırıp enerjilere tepki verirken canlı aynı zamanda bir hareket kazanıyor. Maddi dünyaya karşı belli yanıtlar vermeye çalışıyor. Onu yeniden biçimlendiriyor kendi yaşayacağı ortamları sağlamaya çalışır. Canlı bir irade yaratır irade canlı cansız tüm maddi var oluş yasalarını içinde devinmeye çalışırken bu yasaları belleme ve hayata geçirme mücadelesi içinde iradeyi oluşturan beyinin gelişmesi belleği artırır. Bellek öğrenilenleri yeniden üretim aşamasında canlıya yol gösterir.

Canlılığın bu dengesini ve biçimini koruma mücadelesi doğanın yasalarına tam anlamıyla uymazken canlı kendi alanlarını yaratır. Kendini yaratırken bu seferde çevresini yeniden yaratmaya kendine barınak bulmaya yiyecek ihtiyacı için elverişli ortam ve dengesini bozmaması için hava ve suya ihtiyaç duyar. Canlılık bu ihtiyaçların gereksinimlerini üstünde karşılarsa rahatlıyor. Ama gereksinimlerinin altında düştüğünde canlılığı yok olur. Susuzluktan ölebilir yada suyun çoğalması hayatını öldürebilir

Canlılık dolayısıyla insan ihtiyaçlarını gereksinimlerinin altına düştüğünü ihtiyacını gidermek için mücadele etmeye başlıyor. Canlılığını ayakta tutmaya çalışır. Doğada canlıdan başka ona müdahale edecek bir güç yoktur. Doğa(madde) kendi içsel yasaları içinde enerjinin sakınması kanununda olduğu gibi bir enerji bir başka enerjiye dönüşür. .

Enerji aynı bileşik kaplar gibi ısı enerjisi hareket enerjisine hareket enerjisi havayı etkileyerek soğumaya başlıyar bu da ısıyla karşılaştığında kimyasal enerjilere dönüşerek birbirin takip eden dahası birbirinin yerine geçen bir süreçler olarak belirmektedir. Isı enerjisi hareket hareket ısı enerjisine dönüşürken birbirlerine geçişlerde ara enerjilere potansiyel enerjilere dönüşür. Aynı zamanda maddenin kendisi bir enerjidir. Atomun parçalandığında enerjinin ortaya çıkması gibi.

Bu enerjilerin dönüşümü esnasında canlılık dengesini ve biçimini koruma mücadelesinde yenik düştüğünde havaların ısınması sellerin oluşması bir kıtlığa bir baskınları neen olurken bu canlılığı tehdit eden şey bir gazap eza olarak görülmektedir. Aynı zamanda şeylerin paylaşımındaki mücadele birinden birinin yenik düşmesine dolayısıyla cezalanmasına ihtiyaçlarını gidermesine neden olacaktır

 

 

 

Kağnılar Geliyor

Ey nazım herkes sana öykündü
Yeni büyük nazım çıkmadı daha ama
Bebeler birer küçük nazım oldu
Sen neymişsin be uzak Asya’dan

Gelip kağnılarla destan yazan
Motor takmak istiyorum diye haykırırdın
Trum trak diye
Şimdi herkesin altında bir motor

Kağnılar köylerine mahzenlerinde çürüdü
Eski tarih gibi tozlandı yok oldular
Senin çocukların yine aynı zindanlarda
Değişen: kağnılar, at arabaları altına motor taktılar

Bir yer yerden bir yere motorsuz gidemez oldular
Onlar aya giderken biz motorla gidiyoruz be Nazım
Biz kağnıya binerken onlar dört tekere motor takıyordu
Şimdi motor taktık altımıza ama onlar şimdi uzayda

Biz seni başka ülkelerin topraklarında unuttuk
Kırk elli yıl sonra Osmanlı’nın torunlarıyız dediler
Senin kemiklerine yeni izin çıkardılar
Daha dün kemiklerinden bile korkar idiler

Ey nazım şimdi mapushane önlerinden yarışıyor otomobiller
Kim yakın kimi uzak mesafeye koşarak gidiyor
Birbirlerine yetişiyor allı mavili otomobiller
Sağolasın motor istedin motorlarımız var şimdi bizim

Ama hala arkadaşların kimi içerde kimi dışarıda
Gün sayıyorlar orda burada
Solu da koymadılar kıyıya köşeye onu da yiyip bitirdiler
Sovyetler senin bıraktığın gibi değil orası Rusya oldu artık

Burayı da Osmanlı ya geri döndürmeye çalışıyorlar
Oysa Osmanlı intihar etmemiş miydi Sevr’ de
Lozan’ da Karakalpak’ı mavi gözlü kırmamış mıydı zincirleri
Heyhat mavi gözlünün talebeleri dökülüyor bir bir

Osmanlının taliplileri çıkmış gümana
kopartıyor yel üstünde fırtına
böylemi öğretmişti başöğretmen size
Alimleri alır da yanına sorardı ne yapılmalı diye

Memleketimi Amerika mı sandınız ezdiniz solu
Şimdi kaldı geriye, bir tek yeni yetme Osmanlı torunları
Kuyruk acısı var içinde
Rahat bırakır mı emekli olmuşsunuz

Ya da başka bir şey olmuşsunuz ne yazar
Tarihin vicdanı solcular mı sandınız yeni yetmeleri
Yakalarsa bırakmaz mavi gözlü devin talebelerini
Yüz yıldır uyuyor idiler

Uyardınız boy boy çocuklar oldu hatiplerde
Sadece camiye değil her yere imamlar yetiştirdiniz
Şimdi askere de imam lazımmış
Artık askerde ne iş yapar imamlar bilmem

İbrahim Gözel

Eğirdir Gölü Manzaraları

Eğirdir Göl kıyısından ve Otobüsten ve 90 km hızla giderken çektiğimiz fotoğraflar………

Eğirdir Gölü Hakkında Bilgi
Göller bölgesinde, Isparta ili sınırları, Eğirdir ilçesi içinde yer alır.

Beyşehir Gölü’nden sonda Türkiye’nin ikinci büyük tatlı su gölüdür. Su rengi turkuvazdır. Jeolojik olarak tektonik bir göldür. Ancak, göl çanağının biçimlenmesinde karstik olaylar da etkili olmuştur.

Kuzey-güney doğrultusunda uzanan Göl’ün Keltepe burnu ile Belbel Çiftliği arasında kalan orta kısmı çok dardır. Göl’ün kuzeyde kalan bölümü Hoyran, Gölü güneyde kalan bölümü ise Eğirdir Gölü olarak isimlendirilmektedir.

Göl derinliği yıllara ve mevsimlere göre değişmekle birlikte, ortalama derinlik 7 ile 12 metredir. En derin yeri Barla kasabası önlerinde 15 m.’yi bulmaktadır.

1938-1991 rasat periyodunda; en düşük su seviyesi Aralık 1975’te 915.33 metre olarak tespit edilmiştir. Bu seviyedeki göl alanı 45.300 hektar ve su hacmi ise 2.74 milyar m3 hesaplanmıştır. En yüksek su seviyesi Mayıs 1969’da tespit edilmiş, buna göre su kotu 919.11 metre, göl alanı 48.150 hektar ve su hacmi ise 4.44 milyar m3 olarak gerçekleşmiştir.

Gölün beslenimi; göl alanına düşen yağıştan, drenaj alanı yüzeysel akışından v yer altı suyu akışından (kaynaklar dahil) olmaktadır. Boşalımı ise; güney ucundaki gölayağı, buharlaşma, düdenler ve suni boşalım (sulama, enerji üretimi ve içme-kullanma suyu temini) yoluyla olmaktadır. Gölü besleyen en önemli akarsular Uluborlu yönünden gelen Popa çayı, Hoyran Ovasından inen Değirmen çayı ve Yalvaç’tan gelen Akçay’dır. Yazın geçtikleri yerlerde sulamada kullanıldığı için, bu çayların suları yaz mevsiminde göle ulaşmaz.

Ekolojik karakteri itibariyle Beyşehir Gölüne benzemektedir. Gölün derin kısımları orta gıdalı, sığ kısımları ise bol gıdalı özelliktedir.

Göl, su ürünleri yönünden zengin bir yapıya sahiptir. Ancak, 1960 yılından önce gölde 11 balık türü bulunmakta iken, göle uzun levrek (sudak) aşılanmış, yırtıcı bir tür olan uzun levrek göldeki diğer balık türlerini bitirmiştir. Sadece çok az sayıda sazan balığı Hoyran kesimindeki sığ bölgelerde varlığını sürdürmeye çalışmaktadır. Gölde çok zengin olan tatlısu istakozu da hastalık

Göl, doğudaki Gelendost kıyıları ile kuzeybatıdaki Gençali ve kuzeydeki Hoyran Ovasının kıyı düzlükleri dışında genellikle dik yamaçlarla inen dağlarla çevrilidir. Bu nedenle güneyde yer alan Eğridir Gölü’nün daha derin kıyılarının dik ve sazlık alanlarının az olması sebebiyle su kuşları için elverişsizdir. Daha sığ olan Hoyran Gölündeki geniş sazlık alanlar, su kuşları için kuluçka ve beslenme ortamı oluşturmakta, kuzeyden gelen kuşlar için önemli bir uğrak alanı olmaktadır. Küçük karabatak, alaca balıkçıl, küçük balıkçıl, bıyıklı sumru, Hoyran Gölünde kuluçkaya yatan önemli türlerdir. Gölün sonbahar ve kış aylarındaki ortalama kuş populasyonu 30.000 civarındadır.

http://www.hakkinda-bilgi-nedir.com/egirdir-golu-nedir+egirdir-golu-hakkinda-bilgi

Mevlana (Muhammed Celâleddin-i Rûmî )

“Dünle beraber gitti düne ait ne varsa, bugün yeni şeyler söylemek gerek”

” Gel, gel, ne olursan ol yine gel,
İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel,
Bizim dergahımız, umitsizlik dergahı değildir,
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel”

“Ey Zulümle bir kuyu kazan! Sen kendin için tuzak hazırlıyorsun ” Mevlana

Mevlana’nın sözler

Bilgi, sınırı olmayan bir denizdir. Bilgi dileyense denizlere dalan bir dalgıçtır

Ey arkadaş, sufi, bulunduğu vaktin oğludur. Bu iş yarın olsun yarına kalsın demek, tarikat anlayışına uymaz.

Bir kimseyi tanımak istiyorsan, düşüp kalktığı arkadaşlarına bak

Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla, ışığından bir şey kaybetmez.

Birisi güzel bir söz söylüyorsa bu, dinleyenin dinlemesinden, anlamasından ileri gelir

Bütün kâinat birbirine sevgi ile bağlanmış.