Batinilik tarihsel gelişimi

“Bâtınîlik” kelimesinin kökeni

“Bâtınîlik” kelimesi İslâmî bir deyim olan Bâtın’dan üretilmiştir. Bâtın; gizli olan, bir şeyin gerçeğini, iç yüzünü bilen anlamına gelir. Aynı zamanda “Bâtın”, (Arapça: الباطن) Kur’an’da geçen Allah’ın 99 adından biridir. Bâtınîlik sadece bir akım ya da grup değildir. Aşırı (gûlât) Şiî fırkalarından bazı sûfilere ve mülhidlere varıncaya kadar birçok grubu içine alan bir düşünce sistemidir.

Ayrıca bakınız: Bâtın, İslâm, Tarikât, Sûfilik, Alevîlik ile Ghulat-i Şîʿa

Şii-Bâtınî tarikât ve mezheplerin Türkler arasında yayılması[

Ana maddeler: Karmatîlik, İsmâilîlik, Dürzîlik, Nizârîlik, ve Haşhaşiler

Tarihi olarak 9. yüzyılda oluşmaya başladığı 11. yüzyılda oluşumunu tamamladığı kabul edilmektedir. Bâtınîler inanışlarını tarih boyunca daîler aracılığıyla yaymaya çalışmışlardır. 11. yüzyılda Hasan bin Sabbah’ın görüşleri etrafında oluşan akım Fâtımîler tarafından desteklenmiştir. Liderleri Hasan Sabbah Kazvin bölgesindeki Alamut Kalesi’ni kendisine merkez yapmış ve fedaileri aracılığıyla Nizamülmülk’ün de aralarında bulunduğu birçok devlet adamını gizlice suikast sonucu öldürtmüştür. Melikşah döneminde güçlenen hareket ortadan kaldırılmak istenmiş ancak Melikşah’ın ölümü üzerine başarılı olunamamıştır. 13. yüzyıl ortalarına kadar etkili olan bu hareket 1256 yılında Moğol hükümdarı Hülagü’nün Alamut Kalesi’ni yıkması ile ortadan kalkmıştır.

Selçuklular devrinde bâtınîlik hareketleri,alevilik

Ana maddeler: Selçuklular ve Büyük Selçuklu Devleti

Hulefa-yı Fâtımî dâîlerinin Abbâsîler’in hükümran oldukları ülkelerde kuvvetli bir propaganda teşkilâtı oluşturdukları sıralarda şiîliğin korunması adına çok dikkatli davranan Selçuklu hükümdarları da Sultan Tuğrul’un i’tikaden Mu’tezile’den olan, Kerrâmîlik[1] mezhebine mensup veziri “Amid’ûl-Melik” gibi Şîʿa-i Bâtın’îyye’nin en önemli dâîlerinden biri tarafından istenildiği bir şekilde yönetilmekteydi. Selçukluların Anadolu’nun içlerine doğru ilerlemesiyle birlikte Selçuklu ordularıyla birlikte yürüyen Şîʿa-i Bâtın’îyye dâ’îlerinin nüfuz alanı da Anadolu’nun içlerine doğru yayılmaktaydı.

Selçuklular devrinde şiddetlenen mezhep mücadeleleri,

Ana maddeler: Selçuklular, Nizamülmülk, Elemûtlar, Hasan bin Sabbah, ve Sabbah’îyye

Amid’ûl-Melik’ün teşvikiyle bütün bid’atçiler ile Eş’arîler aleyhinde Kerrâmîler ve Hanefî olan Mu’tezile’nin de desteğini alarak şiddetli bir takibat başlatıldı. H. 455 / M. 1063 yılında Sultân Tuğrul’un ölümü üzerine Alp Arslan sultan oldu. Şîʿa-i Bâtın’îyye dâ’îsi vezir Amid’ûl-Mülk H. 465 / M. 1073 yılında hapsedilerek yerine “Hoca Nizâm’ûd-Dîn Tûsi” “Nizâm-ûl’Mülk” adıyla vezir oldu. Amid’ûl-Mülk ise bir yıl sonra i’dam edildi. “Nizâm-ûl’Melik” çokça paralar sarf ederek Bağdat’ta Dicle’nin kenarına Şîʿa-i Bâtın’îyye hareketlerine karşı müdafaada bulunacak muktedir kelâm ve felsefeci âlimler yetiştirmek amacıyla “Nizâmiye”[2] isminde muazzam bir Dar-ûl’Fünûn yaptırdı. Vaktiyle arkadaşı olan ve Fâtımîler halifesi “Ebû Tamîm Ma’add el-Mûstensir bil-Lâh” tarafından Elemût Dâ’î-i Â’zamlığına atanmış olan “Hükümet-i Melâhide-i Bâtın’îyye Reisi Hasan bin Sabbah” tarafından hançerletildi.

Ayrıca bakınız: Nizamiye Medreseleri, Tuğrul Bey, Alp Arslan, Fâtımîler ile Ebû Tamîm Ma’add el-Mûstensir bil-Lâh

hakkında admin

Ayrıca Kontrol Edin

Muş Ücevler 1800 rakımda karsız yeşil vadi

Üçevler, Muş ilinin Merkez ilçesine bağlı bir köydür. Tarihçe Köyün eski adı, 1902 yılı kayıtlarında …

Bir yorum

  1. Bu çeşitli inanç ulemaları bu içi boş ve gereksiz ideolojilere kafa yoracaklarına keşke bilime, gelişmeye ve toplumsal ilerlemeye kafa yorsalardı belki bugün ortadoğu farklı bir noktada olabilirdi

Bir yanıt yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.