özgür topluma Doğru

ÖZGÜR TOPLUMA DOĞRU

Proletaryanın en az bulunduğu karar organlarının yanında ücretli olarak en az yer aldığı yer tacir kesimidir. Tacirler bir üretici gibi güçlü bir örgütlülüğü gerektirmez. Basit bir örgütlenmeyle aracılık görevi yapar. Daha çok aile örgütü olarak ilk gelişimini tamamlar. Üretim dışında üretimin sonuçlarına göre tüketim kanallarına dağıtım yaparken kendine daha fazla kazanç getirmek için sermayesini üreticiye rant sahibine mal karşılığı verirken piyasa aktörü olarak ortaya çıkar. Kendini spekülatif bir sınıf payandacısı olarak piyasada fazla ürünü toplar bunu tüketim kanallarına kendi çıkarları doğrultusunda arz eder ve üretim dışı bir kar etme piyasa arz ve talep yasalarını ve insanların tüketim eğilimlerini kullanarak proletaryayı ve tüketicileri piyasa kuralları içinde aşırı kar elde etmek için her türlü mekanizmayı kullanır.

Üretim dışı sermaye aktörü olarak tüketimde nihai kararları hep tacirlerindir. Oysa üretim aşamasında ücretliler karar organlarına yükselebilmektedir. Ama tacirliğe değil

Kamu mülkiyetini en büyük sorunu değil miydi ticaret becerememek pazarlayamamak. Tacir riski seven üretimle tüketim arasında çıkar dengesi ile çalışır. Malın arzına ve talebine göre çalışan en hızlı ve tek başına karar vermeyi gerektiren bir yapıdır. Üretimin artırılması için teknoloji ve yetenek neyse piyasayı üretimi ve tüketim dengesinde kendine aslan payını çıkaran bir kesimdir.

Bu nedenle tacir en son tüketim zincirlerini oluşturur. Marketler aracılığı ile ücretli kesim yoğun olarak çalıştırılmaya başlamış aileden gelen tacirlik kapitalistin kendi kurduğu küçük birimlerden oluşan yerini kurumsallaşmaya çeşitlenmeye bırakmıştır.

Üretim ekonomisi gibi tüketim ekonomisi de ücretli olmaya başlamıştır.


Burada ücretli emeği ortadan kaldırılması mülksüzlerin mülklenmesi sahipsiz ekonomisin çalışan her birimin sahiplenmesi amaçlanmaktadır. Kamu mülkiyetinde ki ücretli emeğin devlete çalışarak bürokratik hantal ekonomisi sunulmamaktadır. Ayrıca yine özel mülkiyet ve tüzel kişiler adına ücretli olarak çalışarak sömürünün devamı da istenmemektedir. Bunun yanı sıra sadece mülkü olan malı olanın sahiplendiği ve diğer mülksüz ve malsız birim ve bireylerinde sahiplenmesi amaçlanmaktadır.

Artık özel anlamdaki mülkiyet gerçekte kişiye bağlı ve bağımlı meta ve mal üretimi sınırlı ; üretime katıldığı oranda da üretim araçlarının herkesin kendi malı gören ve o birimden ücret alan değil kar ve zararına ortak gelişimine yardımcı bir birim oluşturulmalıdır. Ne kadar üretim o kadar paylaşım

Bura da üretim ekonomisinin siyasi erki ele geçirerek proletaryayı yönetmeye talip olduğu fikrine kapılınmamalıdır. Evet proletarya yönetecektir kapitaliste ama üretimdeki pay adilce bölüşülecektir.

Olaya şöyle bakalım kapital Ya da üretim araçları birikmiş emektir. Proletaryanın buradaki gücü nedir: potansiyel emektir. Potansiyel emek olmadan birikmiş emeğin artma gücü nedir: sıfırdır. Nedeni doğanın kendi sirkülasyonu vardır. Canlığı sadece yeniden üretir ama mekanik dünyaya mutlaka bir ateşleyici (irade gücü) mekanik üretim insansal üretim oluşsun

Bu güne kadar üretime ikincil katkıyı hep potansiyel emeği katarak ama onu dışlayarak savaş ekonomisi ile ayakta tutmuştur. Birikmiş emeğin birikimi savaş ekonomisinden vazgeçilmediği ve barış ekonomisine yönlendirilmediği sürece en iyi bildiği savaş ganimeti paylaşımı olan özel mülkiyet ekonomisine yenik düşmüştür.


Sonuçta bu yarışın bir galibi olacaktır. Savaş ekonomisi mi barış ekonomisi mi? Savaşa savaşla ama barışa da barışla gitmek gerekir.

Çünkü bu üretenlerin ekonomisidir. Üretenlerin de tüketen ürettiği kadar tüketen konuma getirmek için onlarında mülksüzleştirmeden vazgeçirmek gerekir. Nasıl kapitalizm göreceli olarak mülksüzleştirmeye ksrşıt sınıfı göreceli olarak mülklendirmeye başladıysa proletaryayı bizde yeni dünya projesinde proletarya ücreti ortadan kaldırarak bir ücretli köle gibi   değil üreten ama ürettiğinden de sorumlu konuma getirerek proletaryayı büyütmeden daha çok ücretli köle olarak ortadan kaldırmalıyız. Proletarya kendini inkar etmediği sürece özel mülkiyet ürünü olan ücretli emek devam edecektir. Ve her bir şeyi özel mülkiyete almaya çalışacaktır. Ücretli emeği inkar ettiğiniz anda özel mülkiyet kendi kabuğuna çekilecektir. Mülkiyet egemen sınıf  tabaka veya bürokrasi elinden alınmadığı sürece mülkiyet herşeye sahip olduğu gibi insana ve dolayısıyla emek üzerinde tahakkümünü sürdürecektir.

DEVLET YA DA ÖZEL MÜLKİYET BEKÇİSİ

Daha önce krallar beklerdi toprak sahiplerinin özel mülkiyetin şu anda devlet bekliyor özel mülkiyet. Tüm mülkiyetler üzerindeki tam hâkimiyetin dolayısıyla devleti ele geçirmek sadece yetmiyor ücretli emeğin ortadan kalkması gerekiyor.

Şu anki var olan sendikalar aracılığı ile bunun yapılacağını proletaryanın iktidar olacağını ya da proletaryanın örgütlü gücü olarak destekleyeceğini beklemek sadece kapitalistin ekmeğine yağ sürer. Proletarya güçlü proleter ama kapitalist de güçlü kapitalist olur.

Sendikalizmin lağvedilmesi ve bu örgütlü gücün dönüştürülmesi gerekir. Sendikalizm iyi bir mücadeleci(savaşçı) proletarya üretmemelidir. Aynı köle isyanlarının; isyancı bir köle üretmesi gibi. Proleter sendikalizm içinde iyi bir proletarya yaratır. Üretime gelince yine başında kendini yönlendiren isteyecektir. Aynı devleti ele geçiren proletaryanın kendisini yönetecek bürokrasi yaratması gibi.


Öyleyse proletarya iktidara yürümeden kendini inkar etmelidir. Kendisinin küçük sendikal birikimlerinden yola çıkarak tüketim ekonomisindeki gücünü de ele geçirmelidir. Tüketimdeki tekeli ele geçiren üretimi de yönlendirme ve kendine dönüştürme gücünü de kazanacaktır.

Kapitalist nasıl kapitalist oldu. Ticaret ekonomisiyse: artık ticaret tüccarlık ekonomisidir. Tüccar ve fabrikatör tüketim üzerinde reklamasyon ile yönlendirerek proletaryanın elindeki birikimsiz birikimini(ücretini) tüketime yönlendirerek ücretliyi parasız yani birikimsiz bırakarak onu yeniden mülksüzleştirir yani köleleştirir. Hatta daha fazla tüketmesi için zorluyor insanın zayıf yönlerinden yararlanarak sürekli tüketim ekonomisini canlı tutmaya çalışır. Buradaki tüketim kişinin refah ile doyumu değil aksine kendi ürettiği malın tüketilmesi ve verdiği ücretin kendine geri dönmesi ücretli emeğin tasarruf bilinci oluşmasını engellemek için tüketim ekonomisi ile insanları tüketirken birikim yapmadan tümden ücretin kapitaliste geri dönmesi için her türlü çaba gösterilir. Ekonominin el vermediği durumlarda devlet aracılığı ile yeni vergiler koyarak Ya da mal ve malzeme üzerinde yine fiyat belirleyerek kapitalistin yarattığı açıklar kapatılmaya ekonomideki açıklar kapatılmaya çalışılır. Ekonomi yeniden revize edilir. Kamu mülkiyet tümüyle özel mülkiyetin ekonomideki tahrifatları açıklarını kamu hizmeti götürmek adına kamu gücünü kullanarak hem yasama hemde yargı gücü ile emekçi üzerindeki kar elde (Fabrikatörün) etme rantı ele geçirme toprağa bağımlı köylü ve emekçiler tüccarlar eli tarımsal üretim(rant) ele geçirme( tacirler aracılığı ile) en son devleti ve milleti yönetme ve hizmet etme için alınan vergiler ile ( devlet aracılığı ile) toplum(halkın) birikimlerine el koyma devam eder.

Ücretliler gecesini gündüzüne katarak tüketimi ele geçirmelidir.


Aynı toprak ağaları, derebeylerini ticari(tüccar) zenginliği ile yıktıkları gibi . Tüccarlığı aracı kesimin önüne geçilerek fabrika üretimi hem yönlendirilir hemde fabrikalarda ücretlilerin üretime katılma oranı yüksek olduğundan üretimden pay alma savaşı tüketim yönlendirilerek fabrikaların desteklenmesi ile kolayca üretimdeki dönüşüm yeniden sağlanır.

Burada özel mülkiyetin ortadan kaldırılması amaçlanmamaktadır. Özel mülkiyet kendi sınırlarına ve sorumluluklarına geri çekilmelidir. Özel mülkiyet sermayeyi insanları köleleştirerek mülksüzleştirerek kendine bağlı bağımlı ücretli emeğe zorlayamaz ve emeği ücretli olarak kullanamaz insan emeği ücretlendirilemeyecek kadar büyük bir potansiyel taşır ki bu potansiyelin değerlendirilmesi yetiştirilmesi gerekir. Bunun için yapılması gereken mülkiyetin taşınır ya da taşınmaz malın ücretlendirilmesi kiralanması mülkiyet insan emeği üzerindeki tahakkümünün kaldırılması zoru insan üzerinde değil meta üzerinde gösterilmesi gerekir. Köleliğe yeni çağda son vermediğimiz sürece nükleer dünya insanlığa son vermek için bilimi sürekli geliştirmekte savaşlar daha yıkıcı olmaktadır.

Yoksa ki dünyamız yaşanılır bir dünya olmak yerine kötülüklerle savaşılır açlıkla savaşılır ücret için savaşılır. İyi bir dünya istiyorsak güvenliğimiz içinde savaşmak zorundasınız efendiler. Artık hiçbir şekilde bundan sonra dünya dünden daha çok güvenilir olmayacaktır. Dünya ya yeni insan doğmaktadır. Çünkü dünyada kendini geliştirebilecek hiçbir materyali olmayan köle emeği mülk sahiplerinin mülkü olmuş onun için çalışır duruma rıza gösterecek şekilde amorf edilmiş iğdiş edilmiş yeni insanın kendisinin ortaya çıkarmasına izin verilmemiştir. Oysa mülk sahipleri kendilerinin gelişmesine her türlü aracı kullanarak gelişimini sağlamış ve mülksüzler mülklülere bağımlı olarak her türlü kullanılmıştır. Kendisini geliştirmesine de izin verilmemiştir. Devleti ele geçirerek özgür emeği yaratma çabaları da kamu mülkiyetinin açmazları ve çıkmazları içinde piyasa ekonomisi içinde parçalanmıştır


Devletin yeni insanı ortaya çıkarması ancak nasıl yeni tüccarlar kendi ekonomileri ile kendi yarattıkları birikimler ile sanayisini geliştirmiş yatırımını yapmış aristokrasinin elinden iktidarı almıştır. Yapılması gereken öncelikle tüketim pazarını kolektif bir yapıda maniple etmek ama hiçbir zaman ücretli emeğin ortadan kaldırıldığı bir yapıda kurgulamak oluşan birikimlerin insan emeğinin sömürüsünde değil insan emeğinin hürleşmesinde emeğin alınıp satılan ücretli olarak çalıştırılan bir öge değil karına zararına ortak gelirinin çalışanlar üzerine aktarılması ama bu birikimin yeniden değerlendirilmesinde ve yeni sol sermayenin oluşmasında kendi argümanlarını kullanmasıdır. Ücretli emeğe hiçbir şekilde izin verilmemelidir.

Herkes çalışması verimliliği ve yetenekleri ölçüsünde aylık ödentilerini alır kalan para sermayenin artırılması ve bu tür çalışma koşulları içindeki yeni insan özgür insanın emeğine yatırımların yapılmasında kullanılır. Bu tür faaliyet içine giren tüketimlerini ve birikimleri sol sermaye içinde kullanan birimler tarafından kullanmalıdır. Yeni insan ve yeni sermaye kendi oluşumları dışında kendi özgür sınıfının dışında hiçbir şekilde kullanılmaz. Ve özgür sınıfın yaratılmasında egemen sınıflar gibi kendi özgür sınıfının dışında tüm sınıflara karşı mesafeli ayırt edici özel ve özgür bir sınıf olmalıdır ki bu sınıf tüm sınıfların ortadan kaldırılmasında ve özgür emeğin dolayısıyla özgür insanın ortaya çıkarılmasında başarılı olunabilsin.

Yeni insan özgür insan tarih sahnesine çıkacak kadar kendi gelişimini tamamlamıştır Yeni ceo lar dünyayı yeniden şekillendirmeye başlamışlardır. Ki eski sahipleri ne değil kendilerine çalışarak dünyayı daha yaşanılır bir dünya kurgulamaya devam edeceklerdir. Artık dünya sahipsiz değildir. Tüm üretim köle emeğini ortadan kaldıracak şekilde yeniden dizayn edilmelidir.


Eski sahipleri (mülk sahipleri) kendileri dışında dünyayı sahiplenecek birileri olduğunu insanlığın sahipsiz olmadığını özgür insanın ortaya çıkması ile kölelik kaldırıldığında ( ücretli ya da angarya emek) ve köle isyanları da ortadan kalkacak toplumlar kendi refahlarını sağlamak için daha çok çalışacaktır. Çünkü herkes artık piyasanın içinde bir aktör olarak üretici aktör olarak ortaya çıkacaktır.

Sadece mülk sahiplerinin ülkeyi yönetmesine izin verilmemelidir. Özel mülkiyet aynı krallar gibi babadan oğla geçerek ekonomiye irsiyet damgasını vurmaktadır. Artık büyük ailelerin ekonomiyi yönetmeler dolayısıyla ülkeyi yönetmeleri ne tek başına izin verilmemelidir. İrsiyet ekonomisi aile aidiyeti ekonomiye ele geçirmekte ve ailedeki inişler çıkışlar ya da ailedeki bölünme şirketlerin bölünmesine ve ekonominin küçülmesine neden olmaktadır. Aynı aileden gelen ülkeyi yönetme dolayısıyla refahı ele geçirme dönemi krallıklar ve imparatorluklar dönemi kapanmış ama hala piyasa ekonomisinde başat olmaya devam etmektedir. Bu da emeğin sömürülmesine ve insanın köle olarak kullanılmasının aracı olarak kullanılmaktadır.

Özel mülkiyet tarihsel ölçülerine indirgenmeli ve tarihsel görevini tamamladığı ve artık birikim yaratma ve bunu paylaşmanın insanlığın gelişimi ile başat gitmesi gerektiği dünün savaş tacirlerinin esirleri çalıştırarak köle emeğini yaratmaları yeni dünyada mülk sahiplerinin ellerinden alarak mülksüzleştirdikleri insanların emeklerini piyasa koşulları içinde karın tokluğuna çalıştırılması onlara iş vererek onların günlük ihtiyaçlarını karşılayacak kadar ücret ile onu bağımlı köle maaşlı köle yaptığı ve yine insanların işsiz kalma korkusu işten atılma korkusu ve ona göre bağıtlanmış tüm ekonomi insan sömürüsü üzerine kurulmuş ve ekonominin çarkları arasında ezilen emek ve çarkları arasında öğütülen insanlar. Savaşlar devlet ve insan zoru ile katledilen insanlar hemen hepsi ekonominin yarattığı bunalımlardır. Tüm bu olanlar yasalar içinde bağıtlanır ve mülk sahipleri her türlü araca sahip olurken mülk sermayesi olmayanlar hak ve adalet arasında insanların kişilikleri kimlikleri ve etikleri ve hatta bedenleri yok edilir.


Ekonomi aile aidiyetinden kurtarıldığında ailede ortaya çıkan özel alandaki ruhiyatlar genel ekonomiye yansımayacaktır.

Proletaryanın yapması gereken ticaretin aileden türediği bilinci ile sendikalarında aile hakimiyetinden kurtarılıp tacirliğe başlaması önce kendi tüketim kalemlerini belirleyip kendi üyeleri üzerinden kurduğu tüketim ağının kendi kurduğu birime çevirmelidir. Herhangi bir tacirin malını değil kendi üretim aşamasında kurguladığı birimin malını almalıdır.

Özgür emek birliği artık kendini başat sınıflar gibi kendi kendini koruma ve kollama ve geliştirme altına almalıdır. Çünkü başka türlü ekonominin kural ve kaideleri savaş halindeki gibi her şey mubah halini alır ki buda savaş ekonomisi köle ekonomisine dönüşmesi hiç de zor olmayacaktır.

Proletarya tüketirken kendi gücünü göstermelidir. Burada tacirlik yaparken ki birimin yapısı daha önemlidir. Önce sadece emeklerini koymalıdır sonrada birikimleri (para ve emek) üretimi (satışı) artırdığı oranda karı paylaşmalıdır. Birim bir söz hakkına sahiptir ama hiçbir zaman birikmiş emeğin toplamı üçte bir oranını geçemez. Çünkü üretim olmadan önce sermaye üretimin sadece ana parçasını oluşturur potansiyel emek olmadan hiçbir şeydir. Potansiyel emek üzerindeki sömürü mülkiyetin ya da birikmiş emeğin emek üzerindeki egemenliği ya bunların kiralanması ya da orta da biriken emeğin sermayenin üretim yeniden döndürülmesi aşamasında belli birim üzerinde emek kağıdı( birikmiş emek) ile kişiler üzerine mülk olarak bağıtlanırken üretim üzerinde de ancak tarihsel sınırları nedeni ile kara potansiyel emek üzerinden ancak müsaade ettiği oranda üçte bir oranında katkı( kar payı) alabilir ki gerek üterim araçlarının yenilenmesi gerekse yeniden amortismanı ve birikmiş emeğin yeniden üretime katılması ve söz sahibi olabilmesi için gereklidir. Mülkiyet insanların kendilerine birikim yapmaları ve birikimlerini artırmaları için etmenlerden biridir. Tarihsel girdileri baktığımızda üreticinin birikim temayülü olmadığı ve bu nedenle kendi köleleştirmesine giden yolu açtığı bu nedenle hem birikimin yine piyasa kuralları içinde biriktirme büyüme hırsı ile tarihin itici karakteri üretimin itici motor güçlerinden biri olmalıdır. Ki burada üretim araçları kiralanamadığı Ya da bu şekilde değerli kağıt sermaye olarak karşılık gösterildiğinde aynı potansiyel emek gibi üretimin her türlü maliyetin ve kar ve zararına ortak olacaktır ki bu paylaşma oranında olması gerekir. Üretim katılması emekçinin üçte iki oranında her açıdan özgür emeğin oluşması için gereken katılıma sahiptir


Kimse kendinden menkul ya da atamayla veya birikmiş emek(malının gücü) ile birimi yönetme kabiliyeti haiz değildir. Üretenler ve sahipleri beraberce yöneteni yani yönlendirecek olan birimi seçer. Bu birimde kendi kadrosunu kurar. Başarısız olan ya da üretimi artıramayan gider üretim artıran belli bir süreliğine yönetir. Belirlenen süre içinde tekrar yönetime gelen en fazla üç kez yönetme gücüne sahip olur üç dönem sonunda bir başka yönetime devreder.

Burada her çalışanın bir oy hakkına sahip olması ve aynı zamanda birikmiş emek sahibininde bir oy hakkına sahip olması ve ne kadar çok sahip varsa her bir birim eşit ölçekli bir şekilde çalışanlar gibi yönetme kabiliyeti ve yöneticisini seçme hakkına sahiptir. Ama paylaşım hiçbir zaman birikmiş emek ( sermaye gücü) potansiyel emek ten hiçbir zaman fazla oy hakkına sahip olamaz zira mülk sahipleri değil artık tarihini ve talihini yönetecek olan asıl emek sahipleridir. Nasıl emek kamu mülkiyet yüzde elli bir den az olamazsa potansiyel emek asıl kamu gücünü temsil etmesi ve kamu mülkünün yerine geçecek tarihsel güç olması nedeni ile her zaman sözde ve kararda yarıdan fazla güce sahiptir ve buda paylaşım ve yönetimi oluşturmada başat bir güç olarak tarih sahnesine çıkacaktır. Burada belirtilen yüzdeleri her yönetim kendi seçtiği güçlerin yararına olarak yeniden tahsis edecektir.

Oysa tarih sahnesinde bireycilik olarak lanse edilen özel mülkiyetin gücü aslında mülksüzleştirilerek insanların zavallı ve güçsüz bırakarak insan üzerinde özel mülk sahibinin gücünden başka Bir şey değildir. Bizim yeni toplumumuzda kişinin gerçek bireyciliğini gerçek bireyin özgürlüğünü ilan edecektir. Özel mülkiyette mülkiyet (sahibinin) gücünü ama gerçek anlamda bireyin zavallılığıdır. Özgürlük diye lanse edilen her şey kağıt üzerinde eşit haklara sahip ama maddi şartları eşit değildir.


Üretimi paylaşan bu iki emek çeşidi çeşitli varyasyonlardan oluşur. Asıl belirleyen potansiyel emektir. Potansiyel emek maddi sermayeye ( birikmiş emek) olmadan nominal sermaye ile (kapital)ile birikmiş emeği satın alabilir karşılığında da birikmiş emekte kira bedeli gibi faiz bedeli piyasa koşulları içinde kendini aracı kurumlar tarafından piyasayı yönlendirir ama Hiçbir zaman birikmiş emek mülkiyet karşılığı aldığı kapitali sadece tek başına alamaz ancak bir yönetim aracılığı ile deneyim ve birikim sahip potansiyel emek sahipleri aynen mülkiyet sahipleri gibi kapital alabilir ama bu para hiçbir zaman doğrudan potansiyel emek sahibinin değil kapitali veren kurumun sorumluluğundadır ve aynı zamanda emek mülkiyet sahibinin kurumsallaşmasında ve gerek kapitalin faiz olarak gerek kira geliri olarak gerekse paranın işletilmesi esnasında kurumsallaşmasına kadar potansiyel emek ve gerekse birikmiş emek sahiplerini kurumsallaşması ve kazanç elde etmeye ve anaparayı geri alana kadar takip ve birikimlerinden faydalanır ekonominin gelişmesi ve ilerlemesi ve yeniden kurgulanması için nominal mülkiyet (anapara) oyun kurucu rolünü oynar ve aynı zamanda yeni ürünlerin gelişmesinde risklerin alınması gerektiği zamanlarda ve aynı zamanda yene enerji kaynakların yaratılmasında kamu mülkiyeti gibi nominal mülkiyet rol oynar. Nominal mülkiyet hiçbir zaman spekülatif hareketler paradan para kazanma dönemi bitmiş olduğu ve ekonominin artık emek mülkiyet üzerine kurulu olduğu ve riski paylaşması nedeniyle yeni oyun kurucu olarak yeni ekonomide rol oynayacaktır. Kapital sahibi anaparası ödendiğinde ve onun karşılığı olarak faizi ile birlikte geri aldığında kurum üzerindeki rolü biter. Her birim kendi bölüşüm oranlarında paylaşımını yaptıktan sonra birikmiş sermaye üzerine şirketin Ya da kurumun öz varlığı üzerine birikimlerini koyduğunda şirket bir yandan büyürken aynı zamanda potansiyel emek kazanmış olduğu kazancını gerek kapital olarak gerekse şirketin varlığına geri katarak şirket üzerinde özel mülkiyete sahip olur. Böylece emek mülkiyeti birikmiş mülkiyete ( özel mülkiyet) sahip olarak oda mülksüzler arasına değil mülklüler arasına girerek maddi bir varlığa kazanır potansiyel emeğini geliştirecek maddi emeğe ( maddi güce) sahip olur. Böylece bireyin hem varsayılan ( farazi) özgürlüğü ete kemiğe bürünerek gerçek eşitliğe ve özgürlüğe sahip olur


Diğer türlü herkesin eşit ücret aldığı dolayısıyla herkesin eşit özgürlüğe sahip olacağı tezi tarihsel veriler ışığında bir başka eşitsizliktir. Varsayılan eşitliği (farazi) toplumu gerçekten eşit parçalara bölerek yeni bir eşitsizlik yaratarak kamu mülkiyetinin piramitsel yönetim biçimi yerine yatay eşitleme yatay eşit bölünme ile toplum eşitlenmez sadece varsayılan insanların kamu karşısında eşitliğini değerler ve önemine göre değerleme yapmadan eşit bölüşüm ilkesi insanlar arasındaki piramitsel yönetim biçiminden daha geri bir yönetim ve bölüşüm yaratarak kendisini durağanlaştırır. Çünkü eşit bölüşüm eşit emek gücü ile olasıdır buda hiçbir emek gücünün diğer emek gücüne eşit olamaz. Potansiyel hiçbir zaman ölçülemez. Ancak emek gücünün dışındaki diğer güçler ölçülebilir bu nedenle onların bir değeri olur ölçülebilen güç enerjidir. Bir insanın birime katkısı ile diğer bir insanın katkısı farklı olacaktır çünkü insan ne boyutları nede aklı ne bilgisi ile birbirine eşittir. Bu nedenle potansiyel emek olarak adlandırılır. Ancak ortaya çıkardığı enerji ya da üretim ve yeniden üretim gücüne göre emek değerlendirilmelidir. Bunun içinde yapılması gereken herkesin emeğine ve yeteneklerine göre emeğinin karşılığı verilmelidir. Birikmiş emeğin belli bir kapasitesi vardır. Ama ( potansiyel emek) insanın kapasitesi kendi kendini aşması kimi zamanda kendi kendine batan çıkan bir varlıktır. Bu nedenle potansiyel bir güç taşır.

Emek mülkiyetinin esas olduğu yeni ekonomik birimlerde (emek güçleri) birey olarak söz hakkına sahiptir. Oysa özel mülkiyette de söz hakkına sahiptir ama yönetimde yetkileri oy hakkı yoktur. Ama emek güçlerinin hakim olduğu yeni ekonomide hem söz hakkına hem yetkileri hemde oy hakkına sahiptir. Özel mülkiyet hakim olduğu yerde mülk sahibinin yetki ve oy hakkına sahiptir. Çalışan yani potansiyel emek sahibi sadece kendi kendine söylenme çözüm üretme ama üretim paylaşımından hiçbir zaman belli ücretinin üzerinde elde edilen her türlü getiriden uzak tutularak mülk sahipleri eski mülklerine yeni mülkler eklerken ücretli emek köle emeği gibi kendini hergün kendini yeniden pazarlamak zorundadır. Çalışmama gibi fazla dinlenme gibi hiçbir özgürlüğe sahip değildir. Ki aynı zamanda boş zamanını değerlendirecek kendini geliştirecek ya da yenilenmesini sağlayacak her türlü sanatsal ve yaşamsal verilerden uzak tutarak hem gerileşmesini hemde köleleşmesini ve sürüleşmesini sağlayarak ekonomilerini yeniden üretmeye çalışırlar bu oluşumlar tarih sahnesinde yeteri kadar birikim yapmıştır.


Tarih sahnesinde artık tıkanma bunalımlar krizler spekülatif oluşumlar ekonominin tek elde birikmesi ile tek elden savrulan birikimler mülk sahiplerinin yüksek harcamaları ile üretim dışı faaliyetler yaratılan birikimleri toplum dışına savurmaları toplumları yeni çıkmazlara ve açmazlara doğru götürmektedir. Ve artık toplumlar bunları rahatça görme İnternet aracılığı ile birbiri ile iletişim kurma kapasitesine sahip olmuştur.

ESKİZLER

Kapitalist mülkiyet biçimi ve kazınım biçiminden doğan özel sınırların aşılmasına karşın eylem praksiolojisinin akılcılığı ilke olarak aynı kalmaktadır. Öyle görülüyor ki sanayileşme sürecinin hızlandırılması elde edilebilmekte fakat Marx ve Engels Komünist manifestosunda sözünü ettikleri ( Özgür Üreticiler birliği gerçekleşmemektedir. )

Marx manifestosun da özgür üreticiler birliğine ulaşması onun bilimsel ütopyasındaki sıçramasıydı. Oysa ilk basamak olmadan burjuvazinin iktidarı bozulmadan karşı iktidar kurulmadan üreciler birliğine ulaşması imkansızdı. Her şeyden önce iktidarı almak kapitalizme otoriter yapıdan bozarak onu demokratlaştırması ve işçi sınıfı iktidarlarını gerekli kılıyordu. Bunun için Marx ayaklanmalar içinde (Paris Komününü) desteklemiştir. Ama bu iktidarı ele geçirmeyi kapitalizmin en güçlü olduğu ve artık üretilecek bilimsel bir şey kalmadı dendiği 1900 yıllarda mutlak monarşilerin sonrada mutlak burjuvaların dünya iktidarına oynamaları 1. ve 2. dünya savaşlarında kendi kendisi ile savaşırken dünya iktidarına Sovyetler’de işçi iktidarını ilan eder Lenin bu kopuşu hazırlamıştır.

Ne yazık ki az gelişmiş bir ülkede oluşmuştur. Çünkü burjuvazinin geliştiği yada zaten tam egemen olamayacak olan işçi sınıfı ne egemenliği nede iktidarı alsa bile iktidarda kalmanın sömürücü sınıf olmanın gerekliliğini yerine getirmezdi


İktidarı ele almak demek iktidar olmak iktidarı kendi sınıfının gereklerini yerine getirmek demek değildir. İktidarı her kim alırsa alsın o günkü ekonomik olarak güçlü olan sınıf ve katmanlara dayanmak zorundadır. İktidara gelen sadece varsa eğer kendi çeşnisini katar. Onun dışında var olan sınıfların ve dengelerin üzerinde eylem ve edim yapmak zorundadır. Bu nedenle işçi sınıfının yandaşlarının iktidarı alması demek iktidarın işçi sınıfına hizmet edeceği anlamına gelmez

Her iktidar var olan sınıflar üzerine kurulur ve bu iktidar var olan sınıflara hizmet ettiği sürece iktidar da kalır. Bu nedenledir yeni bir sınıf yeni bir ekonomik güçlerini yarattığı sürece kendi iktidarını kurar. Bu aynı zamanda kendi mülkiyet biçimini ve birikimlerini yarattığı sürece var olur. İşçi sınıfı bir birikim yaratma ve kendi mülkiyetini var edemediği sürece iktidar olamayacak ancak iktidardan kendini egemen sınıfların inayeti ile kendi çabaları ile pay verilecektir. İşçi sınıf bu haliyle ve işçi olarak kaldığı sürece bir yönetme edimini gösteremeyecektir. Çünkü siyasi güçleri maniple edecek yönlendirecek ekonomik gücü yoktur. Bu haliyle ancak kendi yarattığı sendikalar ile ücret talep etme koşullarını iyileştirme çabalarından öte gidemeyecektir. Çünkü işçi sınıfı şu haliyle ekonomik olarak bir gücü olan değil sadece insan gücü ile sosyal bir gücü olan bu yüzden sadece ve sadece örgütlenmenin dışında kendi ekonomik gücü olmayan bir alt sınıftır. Çünkü üretimin başında onu paylaştıran değil ekonominin alt katmanında sadece üreten bir sınıftır.

İşçi sınıfı Sömürücü sınıf olmanın gereklerini yerine de getiremezdi, getirmeye çalışsa bile üretimi güçlü kapitalistlerin karşısında üretim araçlarını tümden kamulaştıramayacaktır. Dolayısıyla Çekoslovakya ve Doğu Almanya deneyimlerinin Batı Almanya kadar ekonomisini geliştirememesi bu nedenledir


Öte yandan çubuğun kamu mülkiyetine bükülmesi zaten mülksüz olan proletaryayı onu mülklendirememiştir. Proletaryayı eline versen fabrikayı mülkleşmeyi ve sahiplenmeyi ve dolayısıyla yönetmeyi bilmeyecekti. Onun yerine kamu mülkiyetini ağırlık verilerek zaten geri kalmış ekonomilerinin toplumsallaştırarak birikim sağlamak ve sanayileştirmek bunun için akılcılığı ortaya koymuşlardır. Akılcılık ( planlı ekonomi) ekonomiden ve diyalektikte yeterli bir kavram değildir. Piyasa akıldan daha diyalektiktir. Karşıtların çatışmasını ve birliğini sağlayarak mutlak ve en akılcı düşüncelerden daha gerçekçidir. Piyasada da akıl olmadığında işte o zaman anarşi doğar ki bu burjuvazinin kör piyasa kurallarında birikim yaratmak için bizzat kendi kendini yiyerek büyüme sürecidir. Bir taraftan artı emeğe el koyarken akilci olmayan ekonomileri fabrikalar batmışlardır. Bu batma süreci büyük balığın küçük balığı yemesidir. Savaşlar gibi yıkıcı değil sadece birikim el değişmesi ve atıl olan akılcı olmayanların bir bir elemesidir. Bir çeşit doğal seleksiyondur. Aynı doğal yaşamdaki hayvanların yaşamı gibi akılcı olmadığı çağda vahşi olduğu gibi pre-kapitalist dönem de kapitalizm akılcı değildi. Akılcılığa vurgu yapmasına rağmen birikim sağlama ihtiyacı sadece birikim üzerinde akıl yürütmeyi ama piyasada vahşi seleksiyon anarşik ekonomiye kadar götürmüştür.

Gelişmiş ülkelerde proletaryanın dolayısıyla sosyalistlerin önü kapalı ve kapatılmıştır. Çünkü sosyalistleri durdurabilecek ve işçilerin elimine edebilecek yeterli güçleri vardır. Dolayısıyla sanayileşmiş ülkelerin sosyalistleri diyalektik felsefeyi üretmekten bir başka bir şey yapmamışlardır. Pratikleri Alman sosyalist partisinde İtalyan komünist partisinde olduğu gibi önleri kesilmiş sekteye uğratılmıştır.


Öte yandan daha ekonomik güç yeterli olmayan yeni kapitalistleşen Sovyetler ve doğu Avrupa ülkelerinde sosyalistlerin önü açık olduğundan hep ütopikleşmiş hem de pratiğe dökmede kendilerine zemin bulabilmişlerdir. Sovyetler’in kopuşu birinci savaştan sonra mutlak monarşiler gibi mutlak demokratlar faşizme ve Nazizm’e yaratmışlardır. Kendi içlerinde durdukları sosyalistleri (komünist partileri) Almanya ve İtalya hem dünya hem de Sovyet iktidarına karşı totaliter demokrasiyi totaliter sosyalizmin karşısına dikmişlerdir. Ama dünya kapitalizminin önce birinci savaştaki Pazar savaşı mı ve oradan yenik çıkan totaliter demokratlar dünyayı ele geçirme yutturmacısıyla önce doğu Avrupa’nın ve en sonda Sovyetler’in işgalli hegemonyasındaki mutlaklık ortaya çıkar ve arkasından doğudan Japonya’nın atom bombasıyla batıda Sovyetler’in zaferiyle mutlak demokratlık totaliter demokrasi tarihe karışır.

Bundan hız alan bu savaş sonrası doğu Avrupa ülkeleri burjuvaların iktidardan kopuşu ile doğu Avrupa Sosyalistleri savaştaki performansı ülkelerini savunmalarını Sovyetler’in total demokrasinin savaş makinesini (halk savaşı ile) kırması Sosyalist partileri iktidara Sovyet desteği ile taşınır hatta Almanları öyle ezip geçerken totaliter sosyalizm Almanya yı ikiye bölerek cevap verir.

Nazizm ve Faşizmin ortaya çıktığı yerler Güçlü komünist partilerin olduğu ama yenik düştüğü savaştan çıkan aynı kamu iktidarını milliyetçiliğe ağır vurgu yaparak elitler topluluğu ve üstün ırk yaratma mücadelesinden dünya efendiliğine kadar gitmiştir.


Burjuvazinin yada proletaryanın devlete vurgu yapması totaliter ekonomiyi yaratırken kapitalizmde karşıt güçlere karşı vahşileşirken proletarya iktidarında ise proleter karşıtlarına karşı kıyıma gitmiştir. Nazizm’in yenilgisi asıl tarihsel sınıfı ortaya çıkarırken Sosyalizmin (devlet sosyalizmi) yengisi onun ayakta kalmasını ve devlet iktidarının ideolojik olarak mutlaklaştırılmasını ve ideoloji yaratma çabalarına kadar götürmüştür. Oysa devlet yada kamu mülkiyeti egemen bir sınıf olmadan devlet olamadığı gibi sınıfsız bir bürokratik bir kapitalizme evrilmiştir. Burjuvaziyi yok ederken proletaryayı ayakta tutarak kendisi dev kamu kapitalizmini yaratmıştır. Çünkü kapitalistler gibi artı emeğe devlet el koymakta ve burjuva sınıf gibi davranma eğilimi sınıfsız bir sınıf devlet olma çabası onun iktidara ortak olan sınıflar gibi oynadığı iktidar savaşı gerçek anlamda sahiplenme yaratamadığı ve atanmışların sahiplendiği kamu ekonomisi partinin ve sonrasında kişilerin iyi niyet çabalarının ötesinde bir atılım yapamamıştır

Çünkü mülklüleri mülksüzleştirme mücadelesi toplumu tümden proleterleştirmiş ama uysal proletaryanın oynaması gereken rolün parti ideologları tarafından yönlendirilmesi ile tüm haklardan yoksun hem de fakir bir proletarya yaratmıştır. İdeolojide proleter devleti gerçekte atanmışların devleti olarak proletarya Sovyetler yok olup giderken sadece seyirci olarak tarihe tanıklık etmiştir. Komünist partiler iktidarı tek tek terk etmek zorunda kalmış yada iktidardan uzaklaştırılmışlardır.


Geri ülkelerdeki proletarya ekonomileri hem tarihe bir ivme kazandırırken kapitalizm hem anarşik yapısına plancılığa (aklı) hem de sosyal demokratların ekonomiye insan unsurunu katarak humaniter demokrasiyi kapitalizmin içinde var ederek kapitalizmi sosyalist ülkelerden hem sanayi hem de sosyal hayatta o kadar geri unsurlarına rağmen ileri profil çizebilmişlerdir. İşçiler yada zinde güçler her türlü soruna karşılık verebilmekte ve sesini duyurabilmektedir. Kapitalizmde sinde güçlere yanıt verirken kendisini sınıf diktatoryası değil sınıf iktidarı gibi görüp demokratlaşmaya kapitalizm kendi bağlaşık sınıfları ile el değiştirerek taze kan girişini sağlayarak ekonomilerini canlı tutmaktadır. Bu kapitalizmin egemen sınıflar arasındaki çatlakların yada birini diğerine aleyhine gelişimini mali kapitalizm ile sanayi kapitalizmin yarışını alenileştirerek egemen sınıf olmanın asgari gereklerini yerine getirmektedir. Karşıt sınıfın iktidar olma savaşımını yada iktidara yürüyüşünü egemen sınıf olarak her ikisi de birbirinin yerine geçerek toplumun dilek taleplerine yanı verme onu ideolojik olarak besleyecek toplumu apolitize etmektedir. Böylece iktidarsız proletarya egemen olma iktidar olma hayallerini hem ideolojik olarak doyurularak hem apolitize edilerek siyaset dışı bırakılır.

Batının verdiği işçi hakları ve doyurucu ücreti Sovyetler’in bile uyguladığı taylorizm (kapitalizm) sayesinde ütopya karnı doyan işçi sınıfı sayesinde hayal ihtiyacının gidermeye hayal görmeyi tarihin ilerisine atmıştır. Onun yerine Globalizme karşı koyan zinde güçler (Anarşist, sosyalist, feminist, komünist çevreci, yeşilci ve bir çok duyarlı tabaka) kendiliğinden karşı koyma ta ileri toplumların hayal görme ve ütopyayı yaşatma çabaları tüketim toplumundaki zinde güçler proletaryadan daha az maddecidir. Artık proletarya küçük mülkiyetler ev araba yazlık gibi tüketim toplumunun nimetlerinden faydalanırken tüm gücünü araba ev almaya harcayarak ve geri kalan zamanını a politik ortamlarda yada kendi kurduğu gettolarda (zenci,Asyalı,Afrikalı, şehirli, köylü) kültürü ile Avrupa kültürüne bağlanmadan yaşamaya çalışmaktadır. Kapitalizm Avrupa kapitalizmi de kendisini çekim merkezi olmasını ve merkezi görevini yaparak diğer ülkeler düşüncede bile uydulaştırması alternatif yaratma çabası yerine kendi merkezinin kenarında uydu kent (bağımlı) ekonomileri hem kendi ekonomisinin bozulmasına ( anarşizme) engel olmakta hem de anarşiyi bu bağımla kentlerde anarşiyi sevk edecek gettolara kısmı özerklik tanıyarak onların anarşik yapılarını korumalarını sağlar. Çevre ülkeler çevre mahaller ( gettolar) hep merkez onların idolünde ideallerinde yaşar, dolayısıyla kendi yaşam pratiklerini ideolojilere çevreye uyduların ideolojik propagandasında alarak yansıtılır. Kendileri ölçüt olarak gösterilir. Çünkü humaniter demokrasiyi vitrine koyarak sömürüsünü haklılaştırır.


Proletarya diktatörlüğü eğer ki burjuvazi diktatörlüğü (Nazizm ve Faşizm) karşısına dikilmeseydi tarih tersine akacaktı. Her ne kadar Amerika’nın bilimle ( fen bilimi) atom bombasıyla Japonya’yı (Japon faşizmini) dize getirmişse de Avrupa nın ulaştığı humaniter demokrasiye Amerika ulaşamamıştır. Eğer Amerika kara savaşında (doğu Asya) galip gelse idi onların faşistleştirmesi Vietnam sendromu ile demokratikleştirmesi daha zor olacaktı.

Dünya kapitalist sistemi içinde kalkınmaya sağlayacak gecikmiş sanayileşme stratejisini az gelişmiş ülkelerde ulusal ekonomik güçlerin kullanımı ile ve dünya pazarından kısmen korunmayla (ayrılmayla) olanaklı olan strateji olarak ortaya çıkmakta ve buna sosyalizm denilmektedir.

Kapitalist sistem içinden ayrılan ülkelerin hepsinin az gelişmiş ve gelişmekte oluşları ve kendinlerini sosyalist ilan ederek kapitalizmin yarattığı birikimi devlet eli ile biriktirerek sosyalist ülkelerin birbirleri ile bağlaşık yaparak sosyalist ekonomiyi yaratma çabaları sosyalist pazarı doğurdu ki bu Pazar takas ekonomisine kadar geri dönüşüme uğradı. Oysa pazarın ne sosyalist nede kapitalisti vardır. Pazar diyalektik bir etkileşimdir. Pazar ya piyasa sadece akılla plancılığa dayanmaz. Pazar doğal seleksiyon gibi piyasada suni seleksiyondur. insanal aklın seleksiyonudur. Doğar kadar canlıdır piyasada çünkü hem doğanın karşısına insanal doğayı suni doğayı koyarak insanın seçim yapması sağlanır.

Öte yandan kapitalizmden kopan tüm sosyalist yada komünist diye adlandırılan partilerin hepsinin sanayileşmeyi sağlamak gibi tasalarının zorunluluğu ve ütopya ile sanayileşme arasında sıkışmaları pratik aklı zorunlu kılar burada yeni üstün üretimi değil hızlı ve birikimi güçlü üretime devlete ağırlık verilmesine yol açar. Bu yaratılan ekonomiye kapitalizmden bir kopuş olarak adlandırılır. Aslında kapitalizm izin vermediği gelişme potansiyeline bir karşı koyuştur. Kapitalizm uzun yıllar merkeze ağırlık vererek hep savunmaya geçmiş ve yeni gelişme potansiyeli ekonomiler yaratması demokratik ve Ulusçu çabaların hepsinin sosyalistleşmesi ve sosyalistleşemeden devletçileşmesine ve devlet kapitalizmine geçiş sağlamaları ve aydın kadrosunun gücü partinin etkinliği ile yaratılan birikimle kapitalizmle savaşırken sosyalist blok kendi aralarında piyasa oluşturma ihtiyacı doğar. Öte yandan kapitalizmden kopuş (ayrılan) ekonomiler içen kapanarak üretimi artırmaya ve Amerika’nın herkesin kendisinin keşfetmesine kadar götürecek kadar kapitalizmin karşısına değil gerisine düşer. Teknolojileri piyasanın ürettiği ve kapitalizmle piyasada savaşma yerine soğuk savaşla kapitalizme karşı koymaya ve kendi saflarına ülke çekmeye çalışmaları ütopyanın canlı tutma ve yeni sanayileşme planları ile çeşitlilik değişik sosyalist ekonomileri ortaya çıkar.


Bu sadece kapitalizm sınıf olarak tek ve egemen aynı zamanda Ulusçu ve egemen sınıf kadar egemen ülke konumu ile kendine diğer ülkeler uydulaştırmaları aydınlaşan dünyaya ve sömürüden yeni kurtulan ülkeler için sosyalist ekonomi ile alternatif olmuş ama hiçbir zaman gelişmiş bir model oluşturamamıştır. Çünkü yaratılan sosyalist ekonomi değil sanayileşme ekonomileridir. Artık dünyada kapitalistleşmeyen ve kapitalizm girmediği köy az kalmıştır. Dolayısıyla şimdi sosyalist ekonomiyi yaratma zamanıdır tabii ki devletin tek kendisi ile değil

Kapitalizm toplumu devlet kurumunu ekonomik yeniden üretimde etkin rolü olabilir (keynesyencilik) ve ekonomik süreçten çekilebilir ( neo liberalizm ) devletçilik yapmaktan başka bir şey değildir. Sadece biri burjuvazinin denetiminde diğeri sosyalist partinin gölgesinde ileri devletçilik( ileri keynesyencilik) oyunu piyasa açmadan yaratılan ekonomik üretimi emen üretimi geliştiren kötüleri ayıklayan pazarın kısıtlı yapısı ile teknolojik model gelişebilmiş nede ekonomik gelişme model oluşturabilmiştir. Çünkü pazarı köreltmiştir.

Tek ileri düzeyi Sovyetlerin savaş teknolojisi onu da dünya piyasaları açması ve kendi blokları dışında bağlantısızlarında talipli olması nedeni savaş teknolojisini piyasa koşullarına uyulmamıştır. Piyasa açmadığı ekonomisi kendi kısır iç pazarında üretim artışına rağmen hep yeniden Amerikan keşfi gibi ) yeni teknolojiyi bile kopya etmesi planlı ekonomi kandırmacısının aslında dikte ekonomisi olduğu insanların tümel (merkezi) plan ile tikel planın örtüşmesinin zorunluluk değil tesadüfi doğal seçim içinde insanlar suni üretimleri içinde en iyileri ayakta kötüleri tarihin çöplüğüne giderek iyilerin kötüleri kovabilmektedir.


Kapitalizmin karşıtı olacağız derken piyasayı Pazar ekonomisi dışında üstün bir piyasa yaratılması ancak Pazar ekonomisinin aşılması ile olasıdır. Bu da ancak Pazar ekonomisi artık işlemez ve yetersiz olduğu yerde aşılır. Sadece planlama (akıl) ile piyasa yaratma yarış (rekabet) ekonomisinin barbarlaştırmakla olasıdır. Rekabet (yarış) barbarlıktan yarış ekonomisine evirilmiştir. Egemen sınıflar kadar yönetilen sınıflarda gelişmiştir. Sosyalistlerin ileri sınıfı yaratma yerine karşıt sınıfı egemen yapma çabasından vazgeçmelidir. Proletaryanın artık iktidar olma egemen alma gibi sınıf savaşları da yoktur. Sadece ekonomik ve haklar savaşı vardır. Bunu Sosyalistler iyi kullanarak kendilerini ve Proletaryayı iktidar yapmışlardır. Ama ezilen sınıfın hakim olmak gibi bir tasası yoktur. Sadece iyi ücret haklar elde etmektir. Ancak hakim olmak karşıtlarını egemen altına almaktır. Ezilen sınıf hakim olamaz çünkü zapturapt yapamaz ancak demokratik olabilir. Burjuva demokratı değil Sosyalist demokrat olabilir. Çünkü kapitalizmin içinde kaldığında burjuvalaşamayacağına göre demokratlaşamaz ancak Sosyalistleşirse demokratlaşır Sade demokratlık egemen sınıfın birlikte yönetme tarzıdır. Sadece iktidarın yakınına yada ortaklığına kendi rızası ile olabilir. Ama ezilen sınıf hakim olmak değil iktidar olmak istiyorsa ezilen sınıf artı emeğine el konulan proletarya olmaktan vazgeçmelidir. Önce emeğine sahip olan dünya nimetlerini de sahiplenir.

Emeğine sahip olamayan dünya nimetlerine de sahip olamaz. Emeğine el konulan üretim araçlarının sahiplerinin önce kendiliğinden sonra zorla emeğine el konulan emekçi en sonunda emeğinin fiyatlanmasına razı olmuş ve fiyatını artırma çabası mülkiyet tekelleşmesi sonucunda oluşmuştur. Ama mülkiyetin bir fiyatı vardır. Sadece yapılması gereken mülkiyetin üretime ortak olmak emeğine basit bir ücretle ölçülendirmemektir. Çünkü emek önce ücretlendirilmesi onun üretimine el konulmasıdır. Emek kendi üretimine kendi el koymalı ve emeğin kendisi paylaşımı sağlamalıdır. Paylaşım mülkün sahibi değil emeğin sahibi belirlemelidir.


Sosyalistler (gerçek sosyalistler) devleti ele geçirmediğinde birikimi tekelleştiren burjuvalaştıran mülkiyetin emeğe el koymasını engelleyen emeğin üretime ve paylaşımı sağlanmalıdır. Emeğin mülkiyete el koyması gerekmez. Emek mülkiyete üretim aracına el koyarsa geniş bir emek kitlesinin sahiplenmesi mülklenmesi kamu mülkiyeti aracılığı ile olur ki kamu mülkiyeti ancak toplumun geniş yapılarında zorunlu alanlar mevcut olmalıdır. Çünkü her alanın kamulaşması artı emeğe komunun el koyması devlet kapitalizmini yaratır. Oysa artı emeğe emeğin sahibi emekçi el koymalıdır. Proletarya da böylece yeni yene üretim birlikleri ile yeni emekçilerin ortaya çıkması ile ücret artırma haklar mücadelesin gerekmez. Bir burjuva gibi üretimi artırma ve yaşam koşullarını iyileştirme mücadelesi verir. Bu burjuva gibi artı emeğe üretim araçlarına el koyarak değil özgür üreticiler birliği üretim araçlarını fiyatlandırarak üretimi bizzat kendisi artırarak daha iye üretim daha iyi bir yaşam koşulu sağlar

Artık emekçiler sadece kol emeği ile çalışan ilkel proletarya değildir. Kapitalist olmadan fabrikayı çalıştıran üretim yapan üretici emek birlikleri artık tek başına kapitalist yada burjuva olmadan üretimi yapacak ve bölüşümü kendisi sağlayabilecek gelişmiş yapıya ulaşmıştır. Burada tabidir ki ilere kapitalist ülkelerde bu mevcuttur. Üretim aracına mülkiyet zengini insanlar olacaktır. Ama bu zenginler üretim zengini olamayacaklardır. Çünkü üretimin bölüşümüne burjuvalar değil, devlet değil çalışan emekçiler sağlayacaktır.


Bu nedenle emek yeni ileri toplumda ücretlendirilemez. Ancak aylık gideri için gelirden bir pay alır ama bu pay ne üretimi durduracak kadar nede birimi ortadan kaldıracak kadar büyük olur. Bu herkesi herkesin çalışması ve yeteneğine göre verilen hissedir. Öte yandan üretimden verilen mülkiyet kiralarından ve giderler ve hisseden sonra kalan miktar emekçilerin hepsi için kara dönüşür bu yatırım ile emekçi çok çalıştığının karşılığı hisse olarak alırken artı emekteki payını çalışanlarla beraber eşit şekilde onun hissesine onun mülkiyetine aktarılır. Dolayısıyla emekçilerde mülklenecek mülkiyet sahibi olacaktır. Sahiplenmeyi, fabrikayı sahiplenmesi sağlayarak ne kapitalizm (burjuvazinin) kendisine ayırdığı mülke proletaryanın isteyerek yada karşı olduğu çalıştığının karşılığını alamadığından sabote etmesi ( bananemciliği) burjuvazinin bu nedenle ağır baskı uygulaması kalkacak. Neden komünizm ele geçirdiği mülkiyete bananemciliğe sahipsiz kalan mülkün amirin kendi çiftliği yapma çabalarına insanları içten içe yıkma ve aşırı israf ve savurganlığı azalacaktır.

Çünkü emek mülkiyetinde sahipsiz mülkiyet kalmayacaktır. Herkes kendi bulunduğu yere patronun yada amirin malı diyerek savurduğu ekonomiden ve savurganlığı gidermek için yapılan baskı yöntemlerinden toplum sahiplenmesi ile ortadan kalkacaktır. Kişinin kendi mülkü olmadan sahiplenmesi mümkün olmadığından gerçek sahiplenmeye değil, ideolojik (sahte sahiplenme) sahiplenme ve zorun (şiddetin) yardımı ile insanları üretime kanalize ederek üretim artışını sağlayan güçtür. Bu üretim fazlasına devlet yada mülk sahibi el koymuştur. Bu artı emeğe el koyan kendi sahiplenmesi sahici olması ve karşılığını alması bunun maddeci olmasını ve doyumsuz olmasını sağlamıştır. Oysa aç insanın ruhsal olarak doyurulduğundan (ideoloji ve dinler ) aracılığı ile aç kaldığında bir parça ekmek ile doyurulmuştur. Bu nedenle ezilen sınıflar maddeci değildir ve doyumsuzda değildir.


Öte yandan sıradan insanın sahiplenmesi tabidir ki hem mülkün çok geniş olması hem de önceden sahiplenmesi ancak tesadüflere kalmıştır. Mülksüz insanda sahiplenmeyi bilmeyen insandır. Bu nedenle ideolojilere kolayca kanabilmektedir.

Oysa üretimin kendisi maddi olmasına rağmen üretimin başlangıcı ve nihai sonucu hepsi emektir. Emek olmadan doğal üretimin dışında bir üretim yoktur. Bu nedenle insanların sahiplenmesi gereken tek mülkiyet artık emek mülkiyetidir. Çünkü yeni zenginliğin adı emektir. Emek olmadan insanal üretim hatta doğal üretim artmamaktadır. Emek yeni zenginlikler yeni mülkler yaratmaktadır. Evler, arabalar, fabrikalar doğal üretim aracı (tarla bahçe) ve doğal Hammadelerin dışındaki her zenginlik emeğin ürünüdür.

Emek sadece kendi çabasından artırılarak el konulan artı emeğe el koymalıdır. Nasıl ki sınıflı toplumlar bun hem ideoloji hem de baskı yöntemi ile sağlanmıştır. Bin yıllık yada iki bin yıllık tarihi süreçte yaratılan mülkiyet ezilen emek kendi sahip çıkarak asıl zenginliğin emek dolayısıyla emeğin mülkiyetin zenginliği yaratıcısı olduğuna göre ücretli emeği ortadan kaldırmalıdır.


Bunu tarihin ezilen sınıflara karşı yaptığı gibi ezen sınıfa karşı ekonomiye baskı ekonomisine uygulanan yıkımla proletarya kendini inkar edebilir. Çünkü fabrikalar proletaryanın emeğiyle çalışmaktadır dolayısıyla emeksiz (insanın çalışmaması) yıkıma uğrayacaktır. Proletaryanın sokak savaşına ihtiyacı yoktur. Proletarya emeğine sahip çıkarak fabrikayı hem batırabilir istese kara geçirebilir. Öyleyse sınıf içgüdülerini aşıp sadece iyi ücret ve haklar yerine üretimden eşit pay mülkiyetin (üretim araçları) kiralanması mücadelenin önce fabrikaya batırarak yada tekrar düzlüğe çıkararak en yeni üretici özgür üreticiler sınıfını yaratabilir. Her ne kadar yeni üreticiler sınıfı diye tabir etsek bile ücretli emeğin ortadan kalkması ile mülksüzler sınıfı oluşmayacağına göre alt bir kategori ortadan kalktığından sınıf kavramı da ortadan kalkacaktır. Hemen herkes elindeki mülkü kiralayarak üretimden kira bedeli alırken elinde hiçbir mülkü olmayan emek mülkiyetinde sahip sade insan ürettiği kadar zenginliğe sahip olarak emeği kadar özgürleşecek ve aynı zamanda ürettiği kadar zenginliğini mülk üzerine yatırım yaparak çıplak (potansiyel) mülkiyetten birikimli mülkiyete geçecektir. Emeğin kiralanması ortadan kalktığından dolayı mülk üzerinden elde edilen havadan elde edilen adına kar, faiz yada değişik isimler vererek artı emeğin zoralımına dayanan birikimde ortadan kalkarak insanın köleleşmesi ve çalışanın fakirleşmesi de ortadan kalkacaktır.

Proletaryanın çabası ile hem üretim artabilir hemde üretim durabilir. Bunu ne polis ne asker nede bir başka güç durdurabilir. Savaş ekonomik savaştır. Ne toprak savaşı (kara) ne deniz savaşı nede kurtarılmış mahalle savaşıdır. Çünkü üretimin dışında kapitalizm zaten yeteri kadar zoru kullanacak gücü ve dışarıda hayalet gibi dolaşan kocaman ideolojileri ve üreticileri zavallılaştıran dev töreleri ve yasaları vardır.


Ama üretimin içinde hiçbir kapitalist yasa yoktur. Sadece doğanın teknolojinin yasası ve birde emeğin yasası geçerli olacaktır. Dolayısıyla emeğin zor gücü ile çalışmama (sabote etme zarar ettirme ama hiçbir zaman yıkıp bozma değil. ) dolayısıyla batan ekonomiyi kapitalistsiz burjuvazi olmadan üretimi devam ettirme kapasitesine ulaşmalıdır. Eğer burjuvaziye hala ihtiyaç duyuyorsa bilesiniz o üretim biçimi aşkınlaşmamış ve ilerleme sağlayamamıştır. Yeni toplum ve yeni üretim biçimi hak edenin olacaktır.

Yeter ki kafa ve kol emeğin birliği değil, birlikteliği sağlansın zaten kafa ve kol emeğinin organik birliği birleşmesini sağlayacaktır. Burjuvazi ye gerek görmeden aracı ve taşeron üst sınıfa ihtiyaç duymadan birleşmeyi ve ayrışmayı barış ortamında sağlayacaktır.

1 Alman faşizminin adı Nasyonel Sosyalizm olduktan sonra tanım zorunludur diyor yazarımızın biri. Doğu Avrupa, Sovyetler, Çin yolu, Yugoslavya Özyönetimi Fransız biçimi, Batı Avrupa sosyal demokratları, Sosyalist Enternasyonalin demokratik Sosyalizmi saydıktan sonra tanımın zorunlu olduğunu söylemesi doğru ancak burjuva devrimlerinde kendini cumhuriyet ilan etmesi ile burjuvalaşmadığına göre devletin kendini sosyalist diye tanımlaması onun sosyalist olduğunu göstermez. Cumhuriyet gibi Sosyalizmde toplumlara ivme kazandırmış ve ondan daha ileri sanayi devrim modelinin üstünde insanal modeller sunmuştur. Cumhuriyet sanayileşme politikasıyla Sosyalizm şiarı da devletlerin insancıllaşması için kendilerine model yaratmalarıdır. Burada ki model ne kadar insanal olduğu yada ne kadar insanal olmadığına göre sosyalistleştiğinin kanıtı olabilir. Sosyalistlik sadece sanayileşmek sanayi devrimi yapmak değil aynı zamanda insancıllaşması ve humaniter bir ekonomi olmasıdır. Refahı topluma sunmasıdır. Belli bir sınıfın elinden topluma doğru yaygınlaşmasıdır.


Bu yaygınlaşma gelecek toplumun yaratılmasında çekirdek sınıfın sömürüsüz üretim yapan hem sömürmeyen hem de sömürülmeyen bir üretim tarzına ulaşmasını sağlayan gelecek toplumun çekirdek üretim biçimini yaratmasından gelecek toplumların kendi geçmişlerinden getirdikleri insancıl öğelerle alternatif yaratma modelleridir. Bu modelleri yaratırken burjuvazinin özünden vuracak bir üretim biçimi ve mülkiyet tarzı yaramadıysan yapılan sadece Cumhuriyetçilerin yaptığı gibi sanayi devrimini tamamlamak ileri kapitalist ülkelerin ulaştığı birikime ve teknolojiye ulaşmak

Zaten Sosyalizm kuruluşu ileri toplumda olacaktır. Geri toplumun Sosyalizmi ilkel ve basit Sosyalizm ilkel komünal topluluklarından biraz ilerde olur ama fakirliğini aşamaz. Çünkü toplumu ilkelliğe basit eşitliğe doğru evirilmesini sağlarsan birikim yaratma güdüsünü de zedelersin ki teknoloji ve bilim birikim üzerine kurulur. Refah: Doğal üretim adil paylaşımı değil refah teknolojik üretimin adil paylaşımıdır. Bu anlamda kapitalist olmasına rağmen bir toplum ne kadar insancıllaştı ise o kadar sosyalist olmuş demektir.

Öte yandan sömürüsüz toplum kurulmadan ve yaratılan sömürüsüz toplum kapitalizmin yarattığı teknolojik üstünlüğünü kendisi ele geçirmeden kendini ne kadar sosyalist diye addederse etsin hümanistleştiğin kadar sosyalist olursun ama üretim tarzın yine kapitalist olacaktır. Çünkü ücretli emek ortadan kalkmadan sömürü ortadan kalkmaz. Herkes ürettiği artı değerine ve kendi hammaddesine sahip olsa zenginliği kendine kalır ki , bir başkasının emeğini sömürmeye ve başkasının malına el koymaya hammaddesini ele geçirmek için değerini düşürmeye çalışmaz. Çalışmasının değerini olan karşı tarafa değerini verir. Çünkü adilce değerlerin etiğin ortaya çıkmasıyla kapitalizmin sadece teokrasinin (dinin) tekeline bıraktığı etik( ahlak) topluma mal edilir. Kapitalizm etiği teokrasinin eline bırakır ama kendisi etiğe uymaz. Sadece rekabet etiğin girmesiyle kapitalizmin kıyıcı ve yıkıcı otoriter pazarı yerine etiğin hakim olduğu yapıcı Pazar yarışmacı Pazar ortaya çıkar, Kendi ücretlisinin emeğine el koyan artı emeği azamileştiren bir kapitalist tabidir ki karşısındaki ekonomi ile yarışacağı yerde etiğe sahip olmadığından kendi tarzını her türlü yolu deneyerek artı emeğe sahip olduğu gibi karşısındaki değerlere de sahip olmak için kapitali ter değer olarak görecek kapitalin yetmediği yerde Anarşik Pazar ekonomisi anarşik bir yarış olan rekabet kapitalist hegemonyasını sürdürmesine yardımcı olacaktır.


Bu nedenle kapitalisin el koyduğu artı emek gerekse devletin el koyduğu artı emek kendini (gerçek sosyalist) diye nitelendirenler her türlü artı emeğe el koymaktan vazgeçmedikçe ne anarşik rekabet nede savaşların önü kesilir.

Çünkü artı emek el koymak her şeye el koymanın başlangıcıdır. Savaşların ilk başlangıcıdır. Devlet kapitalizmi ile burjuva kapitalizmi arasında niyet farkından başka geliştirilmiş sosyalist fark yoktur. Sosyalistliğini ilan eden sonradan vazgeçen ülkelerin insancıllığı sosyal demokrat yada demokratik sosyalizm kadar sosyalist olamamışlardır.

Çünkü kamu mülkiyeti Sosyalist mülkiyet değildir. Kapitalizmin içinde var olan ve büyük toplumsal projelere ürüten sınıflı toplumların gücüdür devlet. Devlet sosyalizmin içinde değil kapitalizmin yada sınıflı toplumların ortaya çıkmasında rol alan sınıflı toplumların yaratıcısı ve onun kurucu gücüdür. Çünkü devlet olmadan sınıflar tek başına ayakta kalamaz

Bu gücü sınıfsız toplumun evirilmesinde kullanılır ama hiçbir zaman sınıfsız toplumun yaratılmasında ki tek mülkiyet biçimi değildir. Öyle olsa hatta sanayi devrimini sağlayan ilkel kapitalist yada yarı kapitalist ülkeler devlet eli ile sanayileşebilirdi. Buna rağmen sanayileşemeyen doğu Avrupa Sosyalizmi Kapitalizmle bırak rekabeti yarış yapamayan kamu ekonomileri borç batağına sürüklenmişlerdir.


Kendini sosyalist dünya diye adlandırılıp kapitalist bloktan kopanların hepsinin derdi sanayileşemeyen ekonomilerini sanayileştirmek bağımsızlaşmayan ulusal ekonomilerini kapitalizmin sömürüsünden kurtarıp bağımsızlaşmak Ulusçu devletlerinde sosyalist blok a yanaşmaları kapitalizme muhalif olmalarına neden olur. Ama yarı gelişmiş denen kapitalist ülkeler kadar sosyalist ekonomiler kendilerini kapitalizmin sömürüsünden uzaklaştıralım derken dünya ekonomisinden dünya pazarından vazgeçerek kendilerini kapalı ekonomi yapmada kendi ilkel dünyalarını kurmada başarılı olmuşlardır. Bunun için sosyalist olmaya gerek yoktur. İran gibi dindarda olunabilir. Saddam gibi histerik milliyetçi olunabilir. Kendinin ayrılmana gerek yok kalmadan kapitalizm senin devletini dışlar

Asıl amaç ilkel komun devletini değil teknolojik( bilimsel) komunu kurmak. Çünkü ilkel komunu yıkan birikime sahip sahipleniciler ve dolayısıyla hegemonyacılar ileri toplumda iktidar olan ama hegomonik olmayan birikimci toplumlarla kurulur. Birikim olmadan adil bölüşüm doğal üretimin içinde var olur. İlkel doğanın ilkel çağlarda sahibi yoktur. Ama şimdiki dünyada bir ağacın bile sahibi olabilir. Sahiplenme onu koruma ve yaşatmayı da içinde barındırır. Sahiplenmenin içindeki genişlemeci mantık her şeye sahiplenme ancak herkesin kendi emeğine sahiplenmesi ile gerek özel mülkiyetin hegemonyası gerekse üretim araçlarının üreticiler üzerindeki mülkiyetçiler aracılığı ile kurduğu ücretli hegemonya kırıldığı anda kapitalizmin içine komun tohumları atıldı demektir.


Sosyalist ülkeler toplumun sosyalizme açık olduğu ve ona hazır olduğu ama gerek ekonominin gerekse emek mülkiyeti bilincinin gelişmemiş olması erken Sosyalistleri kamu mülkiyetine mahkum etmiştir. Ama şu da var ki yine emeğe sahip çıkmadığı sürece proletarya yine proletarya , hizmetli yine hizmetli olarak kalacaktır. Doktoru, öğretmeni, mühendisi bir köylünün bulduğu huzuru bulamayacaktır. O yüzden hep doğaya dönmek köyde yaşamak isteyecek ama köyünde sömürüldüğünü bildiğinden son anda Robinsonluktan vazgeçecektir. Köylüleşmek doğaya tarlaya birebir bağlıdır. Ücretli bir şekilde üretime bağlı değildir. Bu nedenle kendi bir mal bir meta hissetmez bazen kendini efendi bile hissedebilir (doğanın) sömürüyü fazla hissetmediği sürece.

2“Vietnam ve Çin orduları birbirleri ile dövüşüp karşılıklı ateş edebildiklerine göre barış içinde birada yaşamayla ulusal devletin uyumu konusunda sosyalist kurum gerçek sosyalizmin açısından savunulamaz, 1917 ütopyası gözden geçirilmelidir” 2 (98 sayfa aynı eser)

Yazarın çok doğru söylediği gibi Lenin’ in söyledikleri yapmaya çalıştıklarının tersine Sosyalist denen ülkeler birbirleri ile savaşabilmektedirler. Bu onların ne kadar ulusçu ve o kadarda sanayileşmeci olduklarını humaniter olamadıklarını ve yeni sanayi devrimini yaratma çabasından başka bir şey olmadığını sosyalizm ile toplum ileri bilim gibi kaygıları yerine kendi kafalarındaki sosyalizm ile millet çıkarlarının çatışmasını gösterir.

Geleneksel sosyalizm anlayışında insanın yaşamının düzenlenmesinde akılcılığın artışı üretim araçlarının mülkiyetinin özel ellerden toplumsal kurumlara öncelikle devlete geçmesi demektir. Bu değişimin kendisi devrimci bir eylemdir” 3   (98 sayfa aynı eser)


Eylemin öznesinin işçi olması yada olmaması sonucu değiştirmemiştir. Önce işçi sınıfının kapitalizmin vahşi sömürüsüne karşı çıkması ile sosyalistler sınıf desteğini sağlarken devleti büyütmeyi sosyalizme atlamada burjuva yerine devleti koyarak ilerleme sağlanacağını sanmışlardır. Sonraları işçi sınıfı her yerde yeterli olmadığı ayaklanmış köylülerin isyanı Çin devrimi devlet sosyalizmi daha sonra devlet kapitalizmi ikame edildi. Sonraları artık işçilerin farklı bir şey bulamadıkları ve köylü toplumun hızla şehirli olduğu ve devletin zenginleşmesi merkezi planlamayla geliştiğinden kısmi sanayi devrimi belirli alanlarda sağlandı. Kısmi olması dünya pazarından kopmalarından kaynaklandı. Kendilerine fazla güven sosyalist vurgunun fazla yapılması işçi sınıfı bu arada iktidardan fiili olarak uzaklaşması ile işçi sınıfı yok sayıldı. Zaten işçilerin temsilcileri iktidarda, karşıtlarının da iktidardan kovulması ile işçi yerini halka bıraktı buradaki halkçılık kendi devletlerin milliyetçi argümanlar üzerine kurulmaya başlandı.

Köylü devrimlerinden sonra ulusal burjuvazi ile iktidarı paylaşma Emperyalist sömürüyü ulusal sömürü olarak kabul eden sözde sosyalistler (demokratik devrimciler) başarıları ile her şey geriye dönmüştür. Artık demokratik devrim ile sanayileşmenin yeni yetme burjuvalar eli ile yeni burjuva devrimi iktidarını sağlamlaştırırken Sovyetler ve sosyalist diye kendini tanımlayan sosyalist ülkeler bir idol ülkede yaratamadılar. Her ülke kendi sorunlarına cevap buldu Sovyetler sanayileşti. Doğu Avrupa faşizmden kurtuldu ama Sovyetlerin kucağına düştü. Kuzey Kore ve Vietnam Amerikanın kuklası olmadılar. Küba’nın başkaldırısı ve Güney Amerika nın incisi oldu. Diğer demokratlaşamayan demokratik devrim yanlısı sosyalistler demokratlaşamadan yeni faşist devletlerin çizmesi altında yıkıldı.


Görüldüğü gibi tarihin izdüşümlerinde ülkenin ekonomik ve sosyal sorunlarına yazarın dediği gibi “ gecikmiş sanayileşmenin karşısına randımanlı toplumsal model olarak konulmuştur.” (99 sayfa aynı eser)

Randımanla yeni model olmanın ötesine geçememiş kapitalizm gelişim hızını bile yakalayamadığı gibi üçüncü dünyanın az gelişmiş ülkeleri gibi 1970’lerde kapitalizmin borç batağına sürüklenmiştir. Bu modeli bile merkezi planlamayı bile başaramamışlardır. Çünkü geçmişten aldıkları hastalıklı unsurları ile biz bize benzeriz diyerek herkes kendi sosyalizmini yaratırken aslında herkes kendi iflasını perişanlığını yaratmıştır.

Bu nedenle kapitalizmin borç batağı ve teknolojik kıskacı içinde Sovyetlerin çöküşünü ve ardından Doğu Avrupa nın yaprak dökümü ile burjuvazi daha önce devletin sahip olduğu fabrikaları satın alarak kapitalist devletin yerine geçmiştir. Devleti merkezi plan yutturmacısıyla hantal ekonomik profil çizmesi devlet kapitalizminin çöküşünü devletin içinden çıkan gruplar sağlamıştır.

Romanya da Çavusesko direnişi dışında hiçbir sosyalist denen başbakan karşı koymadan kendi içinde iktidarı karşıt gruplara devretmiştir. Yine Romanya da kömür işçileri Polonya’daki tersane işçileri bu modelin ortaya atılıp ilerletilmesinde devlet sosyalizmine karşı proleter mücadeleyi vermişlerdir. Çünkü kapitalistlerdeki proletarya kadar bile karnı doymayan ve işçi diktatörlüğü yutturmacısı sonucunda proletaryanın hiçbir hak bile elde edemediği sendikasızlaşmış proletarya yine parti aracılıyla


Yine Romanya da kömür işçileri Polonya’da tersane işçileri bu modelin ortaya atılıp ilerletilmesinde sözde Sosyalizme karşı proleter mücadeleyi vermişlerdir. Çünkü kapitalistlerdeki proletarya kadar bile karnı doymayan ve işçi diktatörlüğü yutturmacısı sonucunda proletaryanın hiçbir hak bile elde edemediği Sendikasızlaşmış proletarya yine parti aracılığı ile Leh Valessa liderliğinde Sovyetlerin çözülmesine hızlı iktidar değişiminde Gorbaçov’un kapitalizme yumuşak geçişinde yine Sovyetlerin meclisini topa tutularak yok edilirken Şili’yi seyreden Sovyetler gibi Meclisinin topa tutulmasını seyreden Sovyet proletaryası kanadını bile kaldırmamıştır. Ve komünist partisinin de adını değiştirmekten başka esemesi okunmamıştır.

Görüldüğü gibi sanayileşmeyi tamamlayıp sosyalistleştirmeye sosyalist ve komünist partilerin faşistleştiği ve iktidarı bir bir hezimete uğrayarak kaybettiği görülür. Üstelik yeniden iktidar olabilecek toplumun yarı yakın gücünü bile arkasına almadan sıradan üçüncü ve dördüncü parti olarak tarihteki yerini almıştır.

Batı Avrupa hiç değilse Sosyal demokratlar ve bazı sosyalist partiler kendilerini iktidara yakın muhalefet yada iktidar partisi olarak kamu mülkiyetine saplantılı kaldıklarından toplumu ilerletemedikleri gibi daha da durağanlaştırmıştır. Kapitalizmin durgunluğu ve anarşikliğini kendilerini anarşi olmasın durgun olsun diyerek Devlet diktatörlüğünü beslemişlerdir. Hem de elinde her türlü olanak olması ve burjuvazinin de ortada bulunmamasında rağmen . Avrupa burjuvazisini ülkeler geliştirmesi için kendi devletlerini ve komu mülklerinin yeni sahipleri olarak çağırmışlardır.


Görüldüğü burjuva kapitalizminden devlet kapitalizmine geçiş zorlu ve devrimci olmuş ama devlet kapitalizminden burjuva kapitalizmine geçiş iki parlamentonun direnişinden başka bir direniş görmemiştir. Nerede proletarya devleti yada devlet proletaryası

Proletarya devlette de aynı burjuvada da aynıdır. Sadece artı emeğe el koyan özel mülkiyet yerine kamu mülkiyeti sahibi bürokratlar ) üstelik bir olmadığı halde kendini güdüleyen ve yönlendiren bir partinin de ideolojisinin iflas ettiği yerde yeniden hizmet etmek için burjuvaziyi çağırmakta beis görmezken Proletarya da devletin egemenliğinde partinin gölgesinde hem elinden sendikası alınmış hem de hakları ve ücret mücadelesine burjuva proletaryası kadar kazanabilmek için rıza göstermiştir.

<<Taylor un bilimsel çözümlemeleri yalnız Sovyetler Birliğinde değil akılcılıktan esinlenen Sosyal Demokrat Alman sendikalarında ve başka yerlerde de uygulanmıştır.

Gerek fordist bandın fabrikada yaygınlaşması gerek taylorist çözümlemelerin hem kapitalist sosyal demokrat hemde sosyalist Sovyetler de bile uygulanmış olduğu işçi sınıfının artı emeğine el konulmasına aynı ölçüde taraf oldukları işçilerin üretim koşullarının iyileştirilmesi yerine en fazla üretim için burjuvazinin ürettiği formülleri Sovyetler de uygulamakta gecikmemiştir, buna rağmen başarılı olamamıştır. Sovyetlerin sanayi devrimini tamamlamada yapması gereken ödevini yapmıştır.


Ama zafer sarhoşu Komünist partilerin kapitalizmin anarşik ve krizlere gebe olduğu kaçınılmaz olarak kağıttan kuleler gibi yıkılacağı ve yumuşak karnın hesaplanması burjuvazinin piyasa ekonomisini anarşiden kurtararak krizleri çözümlemek için savaşın dışında yöntemler uygulaması ama sosyalist parti ve devletlerin savaştın başka kapitalizmin krizlerine başka yanıt vermemeleri ve kamu mülkiyetinin çöküşünü ve devletin çöküşünü hazırlamıştır.

Kamu ya ne kadar vurgu yaparsan yap kamu mülkiyetinin ekonomik karakteri yoktur. Merkezileştirir. Topyekun hareketi sağlar ama devlet yönetme kapasitesinin dışında fazla tutulamaz. Avrupa kapitalistlerine nasıl devrettiğinin elindeki fabrikaları en yüksek fiyatı verene satıldığı görülmüştür.

Proletaryayı ha devlet sömürmüş ha burjuvazi, devlet belki bazı alanlarda bir çok iyileştirmeler sağlamış ama toplumun ekonomik gelişimi yerine durağanlaşmasını sağlamıştır.

Kapitalizm devletin etkin rolünü savunun keynesyencilik ile devlet ekonomik süreçten çekilebilir neo liberalist görüş arasında bir taraf diğerine vurgu yaparken diğer taraf öbürüne vurgu yaparak kendi içinde salınım yapmayı demokratizm diye ileri sürerken kendi var oluşumunu ayakta kalabilecek salınımını yaratmıştır.

Sosyalist ve komünist partiler tek partinin var olması parti içindeki salınımın partideki tek güce dönüşmesi kişi kültünün ortaya çıkması ile tarihsel salınımı (iktidar bağlaşıkları içindeki el değişimi) terk ederek kendi kendini yok etmiştir.


Çünkü tarih bir salınımdan ibarettir. Her savaşın sonunda bir barış ve barışın sonunda savaşla sınıflı toplumlar bu salınım içinde iktidar olabilmişlerdir. Burjuvazide bu iki savaş arasındaki salınım içinde tarihsel kayıptan sonra hem krizleri azaltmayı hem de yerel ölçekte tutarak krizi kendi zaferi ile taçlandırmayı amaçlamıştır.

Ayrıca devlete vurgu ile devletin ekonomiden uzaklaştığı ekonomi arasındaki salınımını sanayi devriminden sonra iyi kurarak sosyal demokratlar cumhuriyetçiler arasında Amerika da olduğu gibi aynı sistemi her ikisi zafere götürmüşlerdir.

Tarihte ki aristokrasinin soylularının savaşlarda elde ettiği iktidar değişimindeki salınımlar hep sancılı olmuştur. İktidarın el değiştirmesi

Lenin in tek parti içindeki salınımdan zaferle çıkması birinci savaşta yenik çıkan bir ülkenin muhalefet yerine iş üretme ve çalışma ve kısa yoldan sosyalizme ulaşma hayali nedeniyle tek partiye vurgu yapmış ve başarmıştır. Ama NEP dönemi sonraki çabaları hep sanayileşmek içindir. Sonrası için ne ideoloji üretebilmiş nede kamu mülkiyetinin yerine yeni mülkiyet koymuştur. Nasıl olsa parti ve proletaryanın iktidarda olduklarını da Komünizme doğru götüreceği ve kapitalizmin hemen yıkılacağı tarih bilgisinin ve burjuvazinin egemen olma mücadelesindeki çizgisi yerini ütopya ya fazla vurgu yapmasındandır.


Tek parti ve tek güç tabidir ki kapitalizmden ilk kopuş için gerekliydi. Ama teknolojik devrim proletaryanın ezilen sınıf olmak yerine ezen sınıf (burjuvaziyi yok eden) olarak tarih sahnesine çıkışı sadece burjuvazinin elindeki üretim araçlarını özel ellerden alınmış devlete kamuya devredilmiş ama sonuç değişmediği proletaryanın yine proletarya hatta devletin ekonomiyi daha da kötüleştirdiği (keynesciliğin) fazla vurgusu olduğunu gösterir ki tarih sadece süreç içinde sosyalizm türevlerini yaratma kapitalizmi humaniter kılma ve vahşi emperyalizm yerine teknolojik emperyalizmi terfi etmesinden başka Komünist ve sosyalist parti iktidarları proletarya iktidarı kuramamışlardır.

Proletarya dönüşmeden ne sosyalist devlet kurulabilir nede sosyalist üretim biçimi. Sosyalist üretim biçimi devletçilik olmadığı artın ayan beyan ortadadır. Devleti ele geçirmeli ama her şeyi devlete teslim edilmemelidir. Devlet kar marjının düşük olduğu ve hizmet sektörünün ağırlıklı olduğu birimlerdi kamu görevini yapılandırmalıdır.

Tarihteki sola vurgu yaparak yaratılan salınım solun kendi içinde yaratacağı salınım olmadan iktidar şansını yaratamadığı gibi kapitalizme hizmet etmesinin ötesinde bir durum yaratmayacaktır.

Gerek parti içindeki salınım gerekse iktidara yürüyen katmanlar arasındaki gereken salınım olmalıdır. Ne özel mülkiyet nede kamu mülkiyeti artı emeğin sömürüsünü ortadan kaldırmak değil artı emeğin üzerinde şekillenir. Artı emeği emekçi sahip olmadığı sürece üretim aracına sahip olanın el koyduğu müddetçe özel mülkiyetin tüm mülkiyetler üzerinde kapitalist hegemonyasını sürdürecektir. Eğer artı emeğe emekçi eşit şekilde paylaştığı andan itibaren özel mülkiyet tarihsel sınırlarına gere dönerek devletin otoriter baskıcı güçten yana eğilimi olan bürokratik yapa daha eşitlikçi olacaktır. Çünkü emekçi emeği ile birikime ve mülkiyete sahip olarak mülkün mülk kazandığı emekçinin sadece ücretle sınırlandığı ve mülk alacak birikimi olmadığından da özel mülkiyet alanının zenginliğe sahip olurken mülksüz olanın ücretli köle olarak hep aynı kaldığı dolayısıyla özel mülkiyetin kullanımlık kişisel birikim yerine her şeyin başlangıcı üretim aracı sahiplendiğinden dolayı ve aynı zamanda zenginliği üretmenin kar elde etmenin tek aracı olduğu ve aracın emeği ücretli olarak onu satın alarak özel mülkiyetin tüm mülkiyetler üzerinde zenginliğin yaratıcısı olarak tümüyle özel mülkiyete bağımlılaşır.


Mülksüzleşen kesim ücretle ezilen sınıfı oluşurken zenginlik üretim araçlarına sahip olan mülke sahip olan olarak algılanır ve tarihsel süreçte o yönde gelişmiştir. Mülküne el konulan köleleştirilirken sonra toprağa bağlı serfler (köylülük ve ağalık rejimi) sonradan toprağından da sökülerek mülksüzleştirilen serfler ve köylüler proletaryayı yaratırken dünden bu güne gelen mülke sahip olan egemen olduğu toprak rantını ele geçirdiği gibi üretim aracına sahip olan kara el koyarak (artı emeğe) toprak mülkiyeti gibi artı emeği de ranta dönüştürmüştür.

Yapılması gereken her türlü emeğin yaratılan ürüne eşit bir şekilde sahip olması ama bu eşitliğin hiçbir zaman mutlak bir eşitlik olmadığıdır. Aylık geçimliğini alırken az ve çok çalışmasına göre ve aynı zamanda yeteneğine göre bu ücreti azalır veya çoğalır. Yine ücret devam eder bu ücret her zaman kişinin çalışmasına ve yeteneğine göre liyakat esasına göre görev alır çalıştığı yere göre o atölyenin gelirine göre ücret baremi oluşturur.

Bütün bunlardan ve mülkiyetin kira bedeli çıktıktan sonra ki elde kalan kar eşit olarak bölünür. Çok çalışan çok çalışmasını aylık geçimliğine yansıyarak üretimi artırmaya ve daha çok çalışmaya yetenekli insanın yeterli karşılığını aldığında da üretim artırıcı yeteneğini daha fazla kullanır. Sıradan insanda çalışma saatinin ve çalıştığının karşılığını alırken ortak payda kalan kar eşit bölüşümüdür. Bu bölüşüm yine karın yıllık getirisi hesaplandıktan sonra güne bölünür. Her çalışan çalıştığı gün kadar kardan (artı emekten) payını alır. Uzun süre çalışan daha çok kar alırken az süre çalışan artı emekten çalıştığı gün kadar alır. Yine bu kar bölüşümü illaki kar dağıtımı şeklinde olmaz hisse olarak dağıtılabilir. Çalışan kişiler hisse sahibi olarak üretim aracının sahibi olur. Kişi bunu istediği gibi tasarruf edebilir alıp satabilir istenirse yine bu şirket kişiler tarafından mülkiyet kirası olarak tasarruf sahiplerine hisseleri üzerinden gelir elde edebilir. İnsanlar sadece paralarından faiz elde ederek değil mülkünden gelir elde ederek de yaşayabilir. İnsanların elinden mülkleri alınıp devlete devretmek söz konusu değildir. Kişiler ellerinden mallar hiçbir zaman el konmayacaktır. Sadece el konulan kar adı altında mülk sahiplerinin gelirlerini artırmak için el koyduğu artı emeğe el koyamayacaktır.


Artı emek burjuvaziye yada devlete aktarılmadığı sürece özel mülkiyetin dolayısıyla üretim aracı sahiplerinin zenginliğe kar yoluyla sahip olma biçimi ortadan kalkar ve emekçi de kardan eşit pay alarak birikim sahibi olur. Eşitsiz gelişmeyle yaratılan mülksüzleştirme yerine emekçilerinde birikim sahip olması mülklenmesi özel mülke hatta üretim aracına sahip olma potansiyeli taşır. Eşit gelişme ile mülklendirme yaratılır.

Ama bu özel mülkiyet yada üretim aracı sahibi asıl zenginliği yaratan kar elde eden değil özel yada üretim aracından kira bedeli olar kişi olarak artı emeğe el koyarak zenginleşme yaratamaz. Bu sadece birikmiş emeğin (üretim aracının) bu günkü kullanmalık değerini alır. Dolayısıyla özel mülkiyetin ve mülkün kar ve rant bölüşümü tarihe karıştığı ve emek mülkiyetini ön plana çıktığı anda zaten mülkün rantı emeğin toprağı işlemeye başladığı andan itibaren emek mülkiyeti artı emeğine kar kısmını eşit olarak bölüştüğü andan itibaren özel mülkiyet ve dolayısıyla köleci mülkiyet tarihsel sınırlarına gere döner. İnsanların özel mülkünü hele özel araçların tümden el koyamazsın. İnsanları mülkleştirdiğin anda tüm toplumu ya köle yada proleterleştirmiş demektir. Özel araçlarına el koyduğun anda ilkelleştirilmiş basit insan olur. Çünkü insan sahiplendiği sürece yeniyi yaratır.

Yeni toplum ve bu günkü teknolojiyi mülkiyet yeni sahiplenme üzerine kurulur. Ortak mülkiyetin adı kamu mülkiyetidir. Özel mülkiyet asıl zenginliğin yaratıcı emek karşısında ki üstünlüğü kırıldığı anda zenginliği asıl yaratıcısına verildiği dahası emek kendi yarattığı ürüne sahip olduğu andan itibaren emeğin metalaşması dolayısıyla insanın metalaşması ortadan kalkar. Yoksa ki meta ortadan kalkmaz meta ücret verilerek fabrikası bir ürünün alınması satılması mal olmaktan meta olma sıfatı üretim standardizasyonu ve seri hale gelmesiyle oluşur. Emekte bu metalaşmanın içinde ücrete tabii olması ve aynı zamanda fabrikanın bir parçası olarak görülmesi proletaryanın metalaşması gündeme gelir.


Modern sınıfın anayasasında değişmez ve değiştirilemez ilk yasa insan insanın emeğini sömüremez ve sadece yüksek ücret vererek dahi olsa köleleştiremez. Artı emeğine kimse hiçbir şekilde ne ad altında olursa olsun el koyamaz yazar.

İnsan bir başka insanı günlük hatta saatlik bile olsa kiralayamaz sadece ücretle (Bir başkasının yanında ücretle çalışan kişiler her yıl sonunda günlük gelirine karından (artı emekten) pay ödenir) çalıştırılamaz.

Çünkü insan ne bir maldır nede mülktür (eski toplumların birinde kölelere iki ayaklı mülk diye adlandırılır) dolayısıyla insan sömürü toplumundaki gibi angarya ( köle olarak çalıştırılamaz)   yüksek aylıkla bile olsa kiralanarak çalıştırılamaz. Zenginliğin üreticisi ne mal ne mülk (rant) nede üretim aracı (fabrika) dır. Zenginliği üreten zenginliği yaratan şey emektir. Ancak kişi kendi emeği ile ürütebildiği mal yada mülk yada üretimi bir başkasının emeğini satın alarak (en yüksek ücret bile) olsa kullanamaz. Herkes kendi malını ve mülkünü istediği gibi kullanır üretir. Ama başkasını ÇALIŞTIRAMAZ. Çünkü emek ve emekçi ne bir maldır nede mülk nede alınıp satılan bir metadır. Zenginliğin tek üreticisidir. Mal ve mülk ve üretim aracı Zenginliğin tek üreticisidir. Mal ve mülk ve üretim aracı zenginliğin üretilmesinde ham maddeyi sunar emek işleyerek ona değer kazandırır. Malın ve mülkün doğal değerinin üstündeki tüm değerler emeğin ürünüdür. Doğanın değerinin üstünde değer katan zenginlik katan emektir.


Dolayısıyla emek mal mülkü ve üretim aracını belli bir süreliğine kiralar ve onu işler. Mal ve mülk sahibi olarak emeğin üzerinde hiçbir hakka sahip değildir. Emekçi de kendi ürettiği ürünün dışında mülkiyete sahip olamaz. Üretim aracı sahibi yeniden üretim için birikmiş kendi kullanabilir. Ailesi ile işletebiliyorsa kinse onun malına mülküne bir devlet de olsa el koyamaz. Emek birikmiş emeğin değil yeni üretilen emeğin sahibidir.

Emekçi emeğini üretim aracı kiralayarak onun üzerinde değer katma gücünü kazanır

Burada zaten emeğinden başka bir şeyi olmayan emekçinin birikimi nasıl sağlayacağı taze parayı nasıl sağlayacağı düşünüldüğünde küçük burjuvazi tanımlanan bizim modern toplumumuzun çekirdeğini oluşturan ara sınıf egemen sınıf olma hayalinden vazgeçerek ezen sınıflara sağladığı faizli parayı yeni ekonomide bileşik güçler oluşturarak büyük fabrikaları aldığı gibi hem de zaten zorunlu olarak küçük burjuvazi 18 saatini verdiği emek piyasası nı 8-10 saatini harcayarak hem fabrikanın sahibi hem de emeği ile birikim yapan modern özgür emekçi olur.

Ara sınıf olarak ne ezilmemek için ezdiği ve çoğu zamanda büyük burjuvalar tarafından hep ezildiği proletaryadan bile daha çok saat çalışmasına rağmen hayat standardını ekonominin krizlerinden ilk nasibini alan bir katman olarak modern toplumun hem modern emekçi(kısa çalışma süresi) hem de modern bir mülk sahibi olarak üretim aracının kira bedeli hem sömürmediği hem de çalıştığı anda da sömürülmeyen katman olarak modern toplumun başat emekçileri olur.


Proletarya da zaten elinde bulunan büyük fabrikaların tümden elinde olduğu düşünülürse fabrikayı kara geçirmekte batırmakta elindedir. Batan fabrikayı hiçbir burjuva hiçbir kapitalist almaz. Bazen fabrikayı almak (küçük birikimcilerle beraber) o fabrikayı yeniden zenginleştirebilmek modern emekçilerin görevi olacaktır.

Sınıflı toplum içinde yaratılması gereken çekirdek budur. Bu çekirdek tuttuğu ve filizlenmeye başladığı anda onun başarısının karşısında ne kapitalizm nede terörün yumaklaştığı otoriter karmaşık sınıflı istikrarsız devletler hepside içten yıkılan kaleler içinde kalacaktır.

Yoksa ki burjuvazinin elinden alınıp devlete güvenilir bir parti aracılığı ile tarihin önüne getirmek ancak zoru başarmada gereken süreçtir. Ama hiçbir zaman her şey kamuya aktarılmamalıdır. Çünkü devlet sınıflı toplumun sömürüsüne payanda olan otoriter yasaklayıcı güçtür. Otoriterliği nedeni ile sınıflı toplumun iyi hizmetçisidir. Sınıfsız toplumu sadece geçiş sürecinden sınıflı toplumun devlet gücünü ele geçirip modern sınıfın hizmetine sunmada bu da bir araçlardan biridir. Hiçbir zaman bir amaç değildir araçlardan biridir. Proletarya da eğer bu sürece katıldığı kapitalizm kendi krizlerinden sonra proletaryanın saflaşması ve artık 2. devrime doğru bir süreci başlatması gündeme gelir ki birinci devrimin ( Leninist devrim) ikinci ile taçlanmasını ve tam kopuşu sağlayacaktır. Proletarya da diktatörlük yerine kendi emeğine sahip çıktığı ve küçük burjuva denen katmanları mülksüzleştirme yerine herkesi kendini de mülklendirdiği anda yeni zenginliğin modern zenginlik kurulacaktır.

Zaten tek kişinin tekelinde kalan üretim aracı olamayacağı çoklu sahiplerin yeni toplumda mülkünü kaybetme gibi sorunları olmadığından anonim limitet orta katmanların modern toplumla çatışması olmayacaktır.


Tekel konumundaki mülklere kamu adına devlet el koyabilir ihtiyacı olanlara karış koyan kapitalist ve burjuvaların mallarını dağıtabilir. Yada kendine mal ederek kendi çalıştırmadan toplumun çalışan kesimine kiralayabilir.

Bunu 2 devrim niteliği gelişim seyri kapitalizmin tepkisi belirleyecektir.

Kurguladığım teorinin gerçekten toplumda gerçek izdüşümü olursa tüm insanlık kazanacak

Doğu ise zenginliğini yeni topraklardan elde ettiği ganimet çevre ve şehir merkezlerinde toplanan aşar ve aynı vergilerle merkeze aktarılması merkezin bu birikimi sultanın(karalın) bilgi ve becerisi çevresinde kurduğu hakim elit kesimin yönelimi ile tüketir Doğunun bu durumu karşısında Avrupa’nın zenginleşmeye başlaması (Kolonyalizm ve ticaretle) Doğu da Osmanlı savaş kaybetmeye başladığı zaman zaten teknik üstünlüğünü kaybetmiş ve dolayısıyla savaş tekniklerinin ve teknolojisini hiçbir ekonomi politiği ve bilimsel pratiği bunları finanse edecek birikime sahip olamaz. Osmanlı ilk zamanlardaki ateşli silahlardaki üstünlüğü ve topların mobilize yaparak İstanbul’u almış ama yeni teknolojiye ayak uyduramayan Osmanlı tekno-bürokratları daha çok doğu mistizmine kayarken: rasathanenin melekleri izliyorlar diyerek kapatması ile teknolojik durağanlığa girerken teknolojik geriliği aynı zamanda politik geriliğine yol açar. Oysa batı Yüzyıl savaşları ve Düşüncede arınma yeni kapitalist devrimle politik üstünlük krallardan meclislere ve iktidar ve toplumda yeni güçler ve güçler ayrımı ortaya çıkarken Osmanlı monopolitik iktidarı teknolojiye ve objektif bilime uzak bilgisel felsefesi ve yaşam biçimini sadece köylü ve merkeze bağımlı şehirlerde kralın palyatif örgütleri eli ile federatif yönetimi ülkede ne birliği nede merkezdeki ekonomik yoğunluğu artırır. Amaç sadece Osmanlı ailesine birikim ve merkeze bağlı eyaletlerin kendi bağlılıkları ve merkeze ayni ve nakdi vergilerin düzenli akışısın sağlanması. Eyalet sistemlerinde politik düzenleme yapıldığından hiçbir ekonomik birikime izin verilmediği kendi yene ekonomi politik yaratabilecek ekonomik merkezlerin merkeze bağımlı kişiler aracılığı denetlendiğinden dolayı merkeze karşı çıkabilecek bir güç oluşmaz. Merkezde tekçi iktidar hedeflendiğinden ve iktidar için kardeşin katlinin uygun görüldüğü ve iktidar için padişahların kardeşlerini ve çocuklarını katlettiği bir iktidarda iktidara karşı olabilecek tüm oluşumlarda aynı şekilde katledilir bağımlı hale getirilir dolayısıyla merkeze rekabet edebilecek hiçbir güç kalmaz karşıtı yok edilen ve rekabet edebileceği bir başka devlet ya da ülke kalmadığından dolayı merkez tek birikim de tek olarak merkez kendi içindeki muhalefetinde yok edilmesiyle rekabette ekonomi politiğin içinden uzaklaşır. Batının ekonomik zenginleşmesi savaş ekonomisindeki yenilikler ve matbaanın yaygınlaşması ile toplumdaki bilgi birikimi artar insanların her türlü ekonomik ve politik seviyesini yükseltirken Doğu toplumları hala köyü ekonomileri ile merkezde kurdukları küçük zanaate dayalı üretim ile batının edebiyat ve manifaktür sanayisi ile Osmanlı üzerinde tahakkümünü artırır. Osmanlı ancak savaşlarda yenilgiye ile toprak kaybetmeye başlaması ile kendisini toparlamaya çalışır. Batıdaki oluşumları ile teknik yenilikleri getirmeye çalışır ama üretimin dışarıda olması yeni tekno-politiğin oluşumunu engeller. Dışarıdan ithal edilen meta ve mallar ekonominin çöküşünü hızlandırır. Hızla yenileşme hareketleri Padişahlar eli ile yapılmaya çalışılırken bazı eski askeri oluşumlar hızla lağvedilir ama yerine gelen askeri yenilikler ve yeni oluşumlar aynı şekilde başarısızların üstünü kapatamaz. Çünkü ekonomi politik söylem çökmüş ekonomi zanaat üretiminden bir türlü manifaktür üretime geçememiştir. Çünkü Manifaktür üretimi yeni sınıf burjuva sınıfı yaratırken yeni zenginliğin üreticisi aynı zaman iktidarı paylaşmak isteyen yeni meclislerin kurulmasını sağlayan ekonomi politik sistem kurar.


Metafizik bilginin insan basit emeği ile kılıç gücü elde ettiği güç Batının bilimsel pozitif bilginin savaş ekonomisindeki gücü ile yeni icatları ortaya çıkarması savaştaki üstün konuma gelir.   Bu Burjuvazinin artık sadece mülk üzerindeki hakimiyeti toprak mülkiyeti ile elde ettiği zenginliğinin yerini meta mal ve finans gücü ile burjuvazi kapitalin gücünü kapitalist mülkiyeti yaratması ile Osmanlının mülk ve toprak sistemine dayalı mülkiyet bilinci ekonomideki çöküşle birlikte tüm kurumları ile birlikte batıya teslim olmaya başlar. Böylece batıdan getirilen yeni icatlar ile Osmanlı mülkiyet bilinci hiçbir şekilde örtüşmez. Bu icatların bile içselleşmesini engellemek için dini her türlü şekilde kullanmaya başlar. İcatların matbaanın bile ülkeye sokulmasını 200 yıl engeller. Artık batı metalarının ve mallarının ülkede dolaşımının artmaya başlaması ile birlikte ülkenin zanaat sistemi çöker ve kendisi için üretim sadece toprak üretimine ve doğal yollara üretim Köylü üretimine devam eder. Sistemin bozulması ile birlikte Osmanlının paylaşılması batıdan toprakların geri alınması hemen hepsi zaten eyalet sistemi ile kendi içinde politik birliğinin olduğu gibi bırakılmasından dolayı batının Osmanlı liderlerinden alması kendiliğinden ve kolayca olur. Yeteri kadar Türk bilincinin oluşmaması ve Osmanlı gibi milliyet bilinci olmayan sadece hanedanın doğu ile batının birleşik yapıdan olması ve bu nedenle dilinin de üç ana dilin birleşiminden Enderun uleme dili ve hanedan dili olarak toplum üstünde tahakküm kurma hem üsten bakarak aynı zamanda üst bir dil oluşturarak kendi ekonomi politiğine kendi dayanağı olan milletlerin dilinin birleşimi olması (Türkçe Arapça Farsça) üç kıtada ki anlaşılır ve ortak bir dil oluşumunu kendiliğinden sağlamış böylece hiçbir asimilasyona gerek kalmadan üç farklı kültürün kaynaşmasını sağlamıştır. Bu dillerin ortak böleni İslam dininin ortaklığıdır. Aynı zamanda Osmanlı’daki İslami radikalizm ve İslami aydınlanmanın da önünü kesmiş kardeş kıyımı gibi her türlü farklı oluşum kıyıma uğratılmış ve ne toplum nede ülke yenileşemediğinden gelişmemiş ve ilerleme olmamıştır.

Doğu ve Osmanlının çöküşü yüzyıllar alır. Geniş bir ülkedeki zenginliğin erimesi doğunun verimli (ekonomisinin) topraklarının tükenmesi doğunun pozitif bilimle tanışmasını engeller ve uyanışının gecikmesine neden olur. Doğunun Osmanlı dan daha geri bir ekonomik oluşum yaratmalarından dolayı Osmanlının ayakta kalması ve Kapitalizmin topyekun savaşına kadar sürmüştür. Parçalanma batıda başlamış doğuya kadar geçmesi için Osmanlının aydınlarına nüfus etmesi gerekiyordu. Nitekim Osmanlının içinden Türkiye doğarken batının ideolojisi çoktan Osmanlıya nüfus etmiş yeni mülkiyet biçimlerini oluşmaya başlamıştır. Ama kapital hala yabancıların elinde toplanır. Çünkü İslamiyet’in kapitalin ve serbest ticaretin gelişmesine imkan vermediği gibi üretimin mal üretiminden meta üretimine geçişini sağlayamamıştır.


Köylü toplumu olan Osmanlı Göçebe toplumlarla savaştan galip çıkarak yerleşik topluma geçmiş aynı zamanda toprak üzerinde tımar sistemi (toprağa bağlı)ile çevre ülkelerde iyi bir askerin yetişmesin kendi kendine yeten askeri komuta merkezine sahip olarak ordu her zaman ekonomik olarak kendine vaha yaratarak ekonomik (günümüzde oyak ve meyak tımar sisteminin ordudaki yeni ekonomik yüzüdür) veçheli karakteri toplum üzerinde egemenliğini sağlamış ve aynı zamanda iktidarı padişahla birlikte paylaşmış savaş ganimetlerini hem yeni ordu yaratılmasında hemde verimli arazilerin orduya tahsisini sağlayarak ordu toplumu yaratmıştır. Bu yüzden Türk toplumunda polisin gelmesi batının ekonomik üstünlüğü sonrasında büyüyen şehirlerin asayişi için basit kolluk kuvveti olarak ortaya çıkmıştır. Şehirlerin güvenliğinin sağlanması kırsal bölgede de olsa yine orduya bırakılmıştır. Bu günkü toplumun yönlendirilmesinde ve yeni burjuvazi yaratılmasında yine başat rolü oynayarak askeri gücü ile toplumu stabilize ederek sözde devrimlerle toplum ve milliyetçilik apolitikleştirilmiştir. Solun ve dolayısıyla demokrasinin gelişmesine imkan vermediği gibi solun ve emekçi sınıfın durdurulmasında yine iktidarın karşısındaki güçlerin yok edilmesinde başat rol oynayarak toplumun muhalefetsiz kalmasına muhalefet yapacak kadroların oluşmasına engelleyerek demokratik kurumların oluşumunu zayıflatmıştır. Bu nedenle Sosyal demokrat partilerin çoğunluk sağlaması ordunun iktidarı muhalefet yapması ve ordu eli toplumu yenileme çabaları ikameci politikaları hem burjuvazinin gelişmesine ve birikim yaratmasını engellediği gibi demokratik kurumlarında darbelerle tırpanlaması burjuvazinin hep kadük ve birikimsiz ve demokratik karakteri zayıf bir şekilde iktidar askerin onayladığı doğrultuda gelişmesi askeri vesayet rejimini üst konsey olarak topluma empoze etmiştir. Günümüzdeki askeri toplumun burjuvalaşma karakteri böyle gelişirken


Osmanlı göçebe topluma ne Arapların yarı köleci toplumu nede Avrupa’nın köle ekonomisi i ile yerleşik topluma köleci toplumu yaşamadan geçmiş ve köleci toplumun karşısındaki Güçlü asyatik ordusu yapısı ve İslami karakteri ve İslamiyetin yayılmacı yönü ve iktidar olma ve iktidarda kalma ideolojisi ile birleşince savaşların sık yaşandığı orta Asya’da güçlü bir İslami ideoloji ile ekonomisini geliştirir. Ama Osmanlı hiçbir zaman mülkiyet arayışına girmez tüm toprağın padişahın mülküne geçmesi ve toprağın miri arazi olmasına yol açar ancak toprağın mülkiyetini kişinin yaşamı boyunca ve askerleri yetiştirdiği sürece var olan bir askeri mülkiyet biçimidir. Dolayısıyla mülkiyetin babadan oğla geçen irsiyetçi yapısı doğu toplumlarında henüz gerçeklik kazanmaz ancak köylü toplumlarında bu geçerli olmasına rağmen gerek aşiret sistemini gerekse köylü toplumunun erkekleri bölgesel savaşlarla yok edilerek belli bir dengede tutulur böylece yerel toplumların ekonomik güç kazanarak merkeze karşı güç oluşturması engel olunur. Ekonomik olarak verimli topraklar üzerinde ise Osmanlının asıl gücünü oluşturan askeri yapısına aktarılarak güçlü bir askeri sınıf yaratılır. Yerel ve bölgesel olarak askeri birikimin dışında hiçbir ekonomik birim yaratılmadığı ve ekonominin küçük yerel üretimlerin sadece yabancıların küçük üretimleri ve onlarında yüksek vergileri ile ekonomik olarak birikim oluşmaz. Çünkü Osmanlının üstün gördüğü toplumlar özellikle askerileştirilirken hiçbir zaman askerin dışında kendi yandaşlarının bir birikim oluşmasına ve mülkiyetin babadan oğla geçmesine izin vermez ortaya kendi başına merkez olmaya çalışan Mısır’da biriken yeni ekonomik oluşumu kendine yeniden döndürmek için orada oluşan yeni oluşumların ortadan kalması İstanbul’a karşı güçlü bir ekonominin oluşmasını engeller. Dolayısıyla yüksek ekonomik birikimlerin ortaya çıkmaması ve elde edilen mülklerin babadan oğula geçmemesi ortaya çıkan bu birikimin aile mülkiyetinin ortaya çıkmasını engellerken aile şirketlerinin yerini daha çok aşiret sistemi muhafaza etmeye Osmanlı bu aşiretleri de denetim altında tutarak toplumların stabilize olmasını merkezin dışındaki birikimin oluşmasını engeller. Tüm Osmanlı toprakları sadece İstanbul için çalışır ya da merkeze bağlı ikinci merkezlerde biriken sermaye oralarda bölüşüm sağlanır.


Ekonomi içeride yaratılan ekonomik zenginlikle değil dışarıdan savaşlardan kazanılan(ganimet) ithal edilen zenginliklerle (birikimle) beslenir. Bu nedenle üretim toplumu değil tüketim toplumu yaratılır üretim toplumu (köylü) sadece asker yetiştirir. Köyler büyüyerek şehir oluşturmaz Ancak merkezin yatırım yaptığı yollar üzerinde ipek yolu üzerinde hanlar ve kervansaraylar ile ticaretin selametini sağlayan yollarda şehirleşme artar. Köylü toplumu böylece bu ticari merkezlerde küçük ticaret merkezlerinde değiş tokuş yapacak pazar bulabilir. Tümüyle doğal üretime dayandığı için üretim pazarın gelişmesine doğanın şartlarına bağımlı bir şekilde hayat bulur.

Osmanlının merkeziyetçi yapısı doğunun ekonomik karakterine ve yapısına uygundur. Merkeziyetçilik köy ekonomisinin dışında hakim konumdadır. Vakıflar aracılığı ile topluma toplumsal hizmetler götürerek toplumun ihtiyaçları karşılanır. Yine mülkiyetin babadan oğula geçmemesi kendi ömrü süresince kişinin kullanımda olması nedeni ile toplumda yükselen bireyler kendi adlarını yaşatacak şekilde vakıflar kurarak birikimlerini vakfetme yoluna gider. Böylece adlarının tarihler boyunca anılmasını sağlarlar. Vakıflar dışında herhangi bir mülkiyete dayalı bir sermaye oluşumuna mülkiyetin irsiyet kazanmaması nedeniyle toplumlar kendi özel birikimler gelişmez. Merkezin dışında ayrı bir ekonomik profil kazanan eyaletler anında merkezin müdahalesi ile hanedanın dışında başka bir merkezin birikim oluşturmasını engeller.

Merkeziyetçiliğin verdiği hükümranlık ve karşı olan yada muhalefet eden kişi yada kurumlar her ne pahasına olursa olsun muhalefet yok edilir.

Çünkü merkeziyetçilik ve tekel olmak böyle sağlanır. Merkeziyetçiliğin var olduğu yerde başka bir gücün ortaya çıkması mümkün değildir. Kendi içinde çevrilmeden yıllarca ayakta kalır ama süreç olarak ancak dışsal bir müdahale ile yıkılır. Çünkü merkeziyetçilik içsel gelişmeye ve ilerlemeye açık olmadığı gibi merkeziyetçiliği bir arada tutan ideolojinin hizmetine girer. Tek ve bütüncül ideolojiyi toprakları ve her şeyi korur oysa tek korunan şey o ideolojidir.


Tarihin gelişimi sorulduğunda merkeziyetçiliğin dışında adacıklarda üzerinde gelişmiştir. Bu gerçek anlamdaki deniz adacıkları ilk filizlerin Helen site devletlerine batının ada olmamasına (yarımada) derebeyi ve şehir devletleri ne merkeziyetçiliği besleyecek dine ideolojinin hizmet etmesine nede merkez devletin ekonomisini ayakta tutacak toprak zenginliğinin olmaması Roma İmparatorluğundan sonra köleci ekonomiden sonra sağlam merkeziyetçi ideolojiye (dine) sahip olamadıkları ve batının ekonomik geriliği bölünmeyi bölünmelerde yarım ada içinde adaları yaratır. Derebeyiler kendi kurdukları şatolar ve kale içinde küçük şehir devleti ile kendi adalarını oluştururlar. Aynı zamanda yarım adanın çevresi denizlerle kaplı olması deniz teknolojisini ve deniz ticaretini geliştirir. Küçük devletlerin derebeyi medeniyetler şehirlerini ve ticarete ve dünyaya açılması ve merkezlerin dışında pozitif bilgiye ve pozitif bilime ulaşmalarını sağladı.

Doğunun metafizik merkeziyetçilikle hala aynı ekonomik geriliği ve fakirliği sürdürmelerine rağmen batı şehir devletlerinde bölünmenin ve ortaya çıkan çatışmanın zor(yıkım) yoluyla değil başka yöntemlerle birbirleri ile yüzyıl savaşları yapmalarına rağmen yine bir arada yaşama birbirleri ile yenişememesi muhalif olan merkezlerin ayakta kalmasını ve her zaman kendine bağlaşık yapacağı yandaş bulmaları siyasetin gelişmesini kralların tek başına iktidar olamadığı ve geçmişten gelen (site devletlerinde) meclislerin hayata geçmesini sağlar. Din tek başına hükümranlık kurma isteği ve kralları yanına alarak İslami devletleri ele geçirme isteği dinin bütüncül bir ideolojiyi yaratamadığını bir ideologun elinden sonra havarileri tarafında yeniden şekillenen Hristiyanlık ancak diğer dinlerde olduğu gibi birliği sağlaması toplum üzerinde hem siyasi hem politik hemde tinsel yaşam ritüeli yaratacak birliği kuramamıştır. Tek tanrılı dinlerde sonradan çıkan bölünme mezhepsel ayırışıma Hıristiyanlıkta ilk başka kitabın yazılmasında 9 havarilerin elinde ilk bölünmeyi yaratmıştır. Buda aslında Hıristiyanlığın köleci devletin en güçlü olduğu Roma devletinde Hz İsa’nın erken ölümü Hıristiyanlığın gelişmeden mezhepsel bölünmeyi yaratacak havarilerin elinde büyümüştür. Oysa İslamiyet güçlü bir devletin içinde değil devlet olma bilincinin az olduğu Araplarda özellikler İpek yolu ve kültürü üzerinde gelişmiş ve devlet bilinci birlik olma ve dini liderin aynı zamanda savaşçı karakteri hem büyümesine hemde kendi lideri elinde topraklarının genişlemesine dine islamiyeti kabul eden devletlerle savaşmadan kabul edilmesi halklar üzerinde barış dalgası yaratmıştır. orta doğunun ihtiyacı olan hem ticaret hem güvenlik hemde toplumlar ihtiyacı olan tinsel ritüeller yaygınlaşmıştır Doğunun yayılmacı istilaca hükümranlığına İslamiyetin cihat fikri ile birleşince doğunun geniş topraklarında uzun yıllar hakim konumunu korumuştur.


Batının yasa yapan yaptığı yasaya kendi uyan devletleri ile pozitif bilimle gelişme dinamiği metafizik merkezin dışında yaşama olanağı bulmuş ve buda gelişme dinamiğinin yakalanmasını sağlamıştır. Oysa doğu pozitif bilgiyi metafizik bilginin boyunduruğuna girmesi göreli olarak batıya göre zamanındaki ekonomik üstünlüğü( geniş ve verimli topraklar ve ticaret yolunun üstünde hakim olması) zanaatın gelişmesini sağladı doğu kendi uygarlığını merkeziyetçilikle hem besledi hemde kendi uygarlığının uzun süre devamını sağladı. Doğuda bölünmeler hep yok olmayla ayrılanlar yıkımla karşılaştı. Bu yüzden doğuda tarih hep tekerrür etti. Kendi kabuklarını kıracak içsel dinamiğini yaratamadı. Pozitif bilginin gelişmesi boyunduruk altında olması toplumun kolaycılıkla sarıldığı metafizik bilgi yönetenlere külfet getirmediği gibi eski köye yeni adet getirmeden köylü hep köylü şehirlide hep şehirli kalmıştır.

Sermaye birikimi özerk yada bağımsız yapı oluşmadığından birikimler oluşmamıştır. Köylü isyanları hep kanlı bir şekilde bastırıldı. Köylü. köylü olmaya şehirlide büyük köy şehrinde yaşamaya zanaatıyla yaşamaya devam etti.

Nüfus fazlası doğuda savaşlarla azaltıldığından dolayı demografik yapıda bir sorun yaşanmadı. Erkekler savaşlarla nüfusu azalırken ailelerin erkek çocuğa olan düşkünlük toplumun tümden erkeksi ve merkeziyetçiliğe mahkum eder. Muhalefeti yok eden ve yok sayan toplum bir zaman sonra erkeklere muhalefet eden kadınları namus kisvesi altında öldürmeyi gelenekselleştirmesi ve cezai müeyyidenin azlığı ve bu nedenlerle kadınları da tüm muhalefeti olduğu gibi yok saymaya yönetici konumdan uzak tutmaya ticaret ve mal mülk edinmesini engellemeye gelenekler ve savaş sanayisi engel olmuştur. Kadın savaş sanayisini (insanı) üreten, doğuran kadındır. Erkek olana kadar doğuma zorlanan doğururken canından olan yine kadındır. Kadınlar yüzyıllarca hiçbir konumda değer yaratmalarına izin verilmediği gibi eksik etek denilerek yok sayılmış unutmaya evlere ve odalara kapatılmaya cinsel nesne olarak hayata devam etmesine izin verilmiştir.


Doğuşa kapitalizmin girmesiyle toplumlar merkeziyetçiliği ve onun hastalıkları ve iç dinamikleri kısırlaştırılmış toplumun gelişme ve ilerleme isteğine rağmen basit ve sıradan insanın yasalara uymadığı yerde başkalarını örnek göstererek yasasızlığı meşrulaştıran edimi ile özne kendi kendinin düşmanı aynı zamanda genel geçer istekleri aynı yanıtlar vermesi ile mutlu bir birey olarak toplumsal sürülüğünü geri kalmışlığını devam ettiren alışkanlıklardan tembelliklerinden kurtulamayan doğu sahiplenme ve mülkiyet yaratamadığı sürece batının egemen bireyci özel mülkiyetin egemen olduğu üretim biçimine tam katılımını sağlayamayacaktır. Çünkü doğu batının proleterya gibi hakların savaşarak içselleştirip kendinin yapamadı. Sadece bu güne gelen haklara söyle yada böyle sahip oldu üretime katılması da batının proletaryasının savaşlarla elde ettiği haklarının karşılığı olarak tam proleterleşmesi ve taylorizm ve fordizm bantlaşması artık meşrulaştı.       Yarı kapitalist burjuva ile yarı proleter emekçi ancak o kadar yarım üretim yapar ve o kadar büyür.

Merkeziyetçiliğin verdiği rehaveti onun uyguladığı baskıdan sinmişliği aştığı yeni mülkiyetle tanıştığı yeni zenginliğin merkezi ve toplumların öncüsü olacaktır.

Azgelişmiş ekonomilerin proleteri de azgelişmiş oldukları her iki sınıfın aydınlara yakınlığı güçlenen ideolojileri ile iktidar olma mücadelesinde bir ileri bir geri giderek durgunluğu aşamaz.

Burjuvazinin iktidar birikimi tam olarak sağlayamadığı ve birikim için vahşileştiği ve kendi koyduğu yasaları bile tanımadığı zor ve baskıyı topluma sürekli uygulayarak zenginleşmek ve kapitalizm kurumlarını kendi hakim sınıfa kar yerine zarar getireceği hissi ile yarı gelişkin kapitalizm kapitalizmin ön gereklerini biler yerine getirip kurumsallaşması yerine başka ideolojileri ve eski kurumları aynen sürdürme eğilimindedir.

Yarı gelişkin burjuvazinin karşısına yarı gelişkin proleterya her ikisi de devleti kendine mal etme kendinin kılmaya çalışarak egemen olma amacı güder.


Sosyalistlerin mülkiyeti devletleştirerek kamu mülkiyetine dönüştürerek kapitalizm gibi devlete ağırlık vermede daha da ileri giderek tümden devletleştirme yoluna gider. Proleter sınıf yaratma ve sanayileşmesini sadece devlete bel bağlayarak doğunun merkeziyetçi yönüne vurgu yapar. Toptan ve hızlı ilerleme ve topyekun ve hızlı olarak dünyayı devrimin hedeflerine ulaşma istek ve arzusu vardır. İktidarı ele geçirdikten sonra ne sınıfsız toplumu nede devletsiz ayakta kalabilen proleterya ortaya çıkmıştır. Dünyanın devletleştirerek oluşturulacak gerçekten proleter diktatörlüklerin hiçbiri gerçekleşemezken (proletaryanın kendi adına hareket eden partinin dışında hiçbir kurum ve kurulda söz ve yetkisinin olmadığı ve hiçbir ekonomik birimden ücretinin dışında bir başka pay almadığı proleterya üzerinden toplanan artı-emek tümüyle kamu mülkiyetinde toplandığı görülür).     Proletaryanın diktatörlüğü kendi sınıfını yaratan egemen sınıf burjuvazinin ortadan kalkması ile proleterleşmenin ortadan kalkacağı zannına ulaşıldı. Oysa proletarya ücret ile emekçinin çalışmasının karşılığını nakit olarak verir ve bununla ancak yaşaması için zorunlu giderlerini karşılar. Egemen sınıflar aracılılığı insanların ( proleterya) ücretle çalışması yeniden çalışması için ücretinin kısıtlanması ve yeniden üretimin sağlanması ve mutlaka zorunlu yaşaması, verilen tutarın dışında başka bir gelir elde etmemesi için çalışmak zorunda olan alt sınıftır. Yine ücret alarak yaşamak zorunda olduğu sürece kime çalıştığı kimin için çalıştığı önemli değildir. Çünkü proleter olarak kaldığı sürece proletaryayı çalıştıracak küçük ya da büyük burjuva (şehirli) ortaya çıkacaktır. Yani eşek olarak kaldığı sürece eşeğin sırtına semer vuracak birilerin çıkması gibi. Bu yüzden küçük burjuvaların bile ortadan kaldırılması için her türlü çaba gösterilmiştir. Oysa proleter yayı dönüştürecek bir mekanizmanın oluşması için hiçbir teorik ve pratik çaba içine girilmemiştir. İçeride burjuvazinin ortadan kalkması ile proleterya diktatörlüğünün sağlandığı hiçbir burjuva kalmadığında proletaryanın kendiliğinden üst sınıf konumuna geleceği alt sınıf olarak ezilen sınıf olarak tek kendisinin kalması ile tüm çalışan toplumun proleterleşmesi ile alt sınıfın ortadan kalktığı sanıldı. Aynı kapitalizm gibi devleti bile küçültmeden devleti daha da büyüterek toplumu kamu mülkiyetinin elinde kamusal kurum ve birliklerin geliştiği ama ekonomik olarak toplumun sadece yarışma etiği ile çalışma ahlakı yaratılması çok çalışanların idolleştirilmesi toplumu kısmı olarak güdülemiştir. Devlet kapitalizmi ilerleme sağlamış ama gelişmeyi sağlayamamıştır Çünkü kendisinin sermaye biriktirme birikim içinde proleteryayı sürekli çalıştırma istek ve arzusu devlet kapitalizmin olmamıştır. Bu yüzden proletaryayı çalışmaya zorlayan sistemi yaratan kapitalizm kadar topluma yeni (ideoloji) bir güdü ve ivme kazandıramamıştır. Sadece kamu elinde toplanan birikimlerin kamusal kurumlarda büyük sanayi hamlelerinde belli bir iyileşme sağlanmış ve daha çok kapitalizmle soğuk savaş ve sürekli savaşa hazır halde kalınmıştır. Silah sanayine yapılan yatırımlar ekonominin kendini sürekli iyileştirilmesini ve gelişmesini sağlamamış sadece artı-emekten alınan fazlanın silah sanayisinde değerlendirilmesi ile kapitalizmle belli bir antant üzerinde kalmaya çalışılmıştır. Bölgesel savaşlar sonrasında kendi ekonomik durgunluğunu göstermemek ve imajını korumak için dışarıya sözde sosyalist ideolojilerini (kendi ideolojilerini) ihraç ederek ayakta kalmaya çalışmıştır. Oysa ikinci paylaşım savaşından sonra hiçbir sanayi gelişimini sağlayamadığı gibi doğu Avrupa devletlerinin bağlı kalması için kendi içinde sosyalist devletlerin birbirlerinin üzerinde hakimiyet kurma savaşına dönüşmüştür.


Sömüren sınıfları mülkiyeti ortadan kaldırarak yok edileceği dolayısıyla sömüren sınıfın ortadan kalkması ile; sonuç olarak tüm   toplumun proleterleştirildiği ama proletaryanın yine ücretli köle olarak (proletarya) olarak yaşamak zorunda bırakıldığı yani semer vuracak birilerinin(devletin) olduğu sonrasında göreli olarak zenginleşen değil göreli olarak fakirleşen proletarya ile sonuçlanmıştır. Burjuva kapitalizmi ile devlet kapitalizminin emperyalizminin doğu emperyalizmi (toprak ilhakı) batı emperyalizmi denizaşırı ülkelerin ilhakı (kolonyalist sömürü) ile Asyayı Afrikayı ve Güney Amerika’yı paylaşım savaşına girmiştir.

Bu savaşı sömürge devletlerinin yaptığı gibi ülkeleri bölüşerek yapması ve Sovyetlerin kendi yörüngesinde olduğu ülkelerin devletleşmesi yada batı emperyalizmine karşı olanların desteklenmesi yada batı emperyalizmine karşı olanlar desteklenmesi ile oluşturulan yandaş ülkeler ile Sosyalizmin ihracı ve bunun içinde yapılan savaşlar. Kapitalizmin beşiğini sarmış hatta kapitalist iktidarın proletaryaya geçtiğinden dolayı proleterleşmekten korktuğundan dolayı tüm toplumları ütopyadan uzaklaştırmak, komünizmi bir öcü gibi göstererek tekrar devlet iktidarından burjuva iktidarına getirmek için düşen domino taşlarını toparlamaya yeniden kurgulamaya çalışmıştır.

Doğu emperyalizmi batı emperyalizmin göre kolonyalist olmayışı yüzünden ekonomik sömürü ve kendi kültürünü empoze eden karakteri olmadığından dolayı daha çok tinsel bir hümanizme sahip olması ekonomik emperyalizmin gereklerini yerine getirmeyi engellemiştir. Batı emperyalizminin özüne yaklaşarak sömürme tekniğini geliştirmesi Sosyalizmin bayrağı izin vermemiştir. Pazara karşı oluşu kendi pazarını kuramaması nedeniyle Sosyalist Pazar yerine başka ticari faktörleri geliştirmeye çalışması ağır sanayi hamlelerine ağırlık vermesi nedeniyle içerde ve dışarıda yandaş ülkelerde hafif sanayinin çökertilerek küçük burjuvanın her zaman kapitalizmi yeniden yaratacağını söyleyen Lenin’e bağlı kalışları kendi insancıl açlığını bile doyuramayan hantal ekonomileri hantal sanayileri yaratmıştır. Sadece çok büyük gelişme gösterdiği savaş sanayisi dünya pazarına açık olan en büyük sermayesi olarak kalmıştır.


Öte yandan Proleterleştirilen köylüler elinden toprağı alınmış köylüler ancak gelir getiren verimle topraklarda kolhoz ve sovhozların başarılı olması verimsiz topraklarda toprağı elinden alınmış köylü topraktan ve mülkiyetten uzaklaşarak üretimi belirleyen bir köy toplumu ile geniş toplumu ile geniş topraklara rağmen hububat üretimi düşer.

Zenginleşerek boş zaman yaratan toplum yerine fakirleşerek boş zaman yaratamayan sadece karnını doyurma telaşı dışında başka bir edimi gütmeyen asalak bir toplum yaratılmıştır. Batının devletler aracılığı ile proletaryaya sağladığı haklar yerine devletin eğitimini sağlığı parasızlaştırarak (eşitleyerek) topluma vasat bir eşitlik psikozu ile toplumu durağanlaşmış ve her şeyi devletten bekleyen büyük bir proleter sınıf ve tembel bir toplum yaratılmıştır.

Her şeyin az çok eşitlenmesi ve haklar yönünden Avrupa dan ileri olma kavgası ve geri kalmama arzusudur. Oysa burjuvazi ve haklar mücadelesi ile yarış yapılmaz. Hatta yandaş toplamak için diktatörlükle anlaşılması kaynak aktarılması burjuvaziyi panikletmenin ötesine geçmeyen bir sonuç yaratmıştır.

Hele toplum asla olduğu yerde o anki konumu ile eşitlenemez. Ancak doğanın sahibi ve yaz yasaların önünde herkes eşittir ama ötesinde herkesin emek verdiği ve sermaye olarak katkı yaptığı ölçüde üretimden pay almalıdır.


DEVLET VE SERMAYE’ nin yeniden okunması

“Ücret biçimi sadece bir yandan sermaye sahibi diğer yanda işgücü sahibi arasındaki sözleşmede söz edilen bir hukuki deyim değildir.” “Belirli bir emek karşılığı alınan ücret işgücünün yeniden üretimi diğerini de kapsat”16 sy devlet ve sermaye

Batıda işçi mücadeleleri başladığında sözleşmeler ve hukuk da başlamıştı. Sermaye hukuku gelişiyordu. Toprak ekonomisinin dışında (rant dışında) ticaret ve beraberinde mekanik üretimin gelişirken emek ihtiyacı doğar. Emek köylerden derebeyine toprağa bağımlı olarak yaşayan köylüler ve derebeyi yara aşirete bağlı emek şahsın serfler ve paryalardan emeğin koparılması gerekiyordu. Emeğin karşılığı vergilerde olduğu gibi ayni olarak üretimin az bir kısmı serfe ve ya parya ya zorunlu ihtiyacı kadar ayrılırken ve sadece derebeyin (aşiretin beyinin) üretimi artırmak için kullandığı sadakatine karşılık lütufları rant ekonomisi ayakta tutulurken burjuvazi ticaret ve mekanik üretime geçme el zanaatkarın aşması ile çırak ve kalfanın dışında bir toprak ekonomisindeki gibi emeğe ihtiyaç duyar. Şehirlerde serfe ve paryaya belirli yaşama standardı sunar doğal şartlara ve derebeyinin aşiret beyinin iyi niyetine (yada kötü niyeti) göre çalışmasının karşılığını verdiği ve işe yaramayan üretim fazlası toprak ürünü ucuzlarken ücret ona elinde her şeyi alabileceği parayı sunar. Ücret proletaryaya alım gücü yaratır kısmi (ücreti kadar göreli) olarak özgürleştirir. Oysa üretim fazlasından verilen lütuflar ile takas ekonomisinde bir kazanç sağlayamayan toprağa bağımlı yaşayan köylü serf yada parya emeğini ücretli yaparak proleterleşir ve bu proleterleşme emekçiyi toprağa nede fabrikaya bağımlı kılar nede takas ekonomisi gibi. Fazla çalışmasının karşılığını ücret olarak biraz fazla alır bu daha göreli olarak özgürleştirir. Bu tam bir özgürleşme değil göreli olarak bir özgürleşmedir. Serfin (derebeyi) ve azap (Doğu aşiret beyinin) köleleri üretime bağımlılığından dolayı tüm zamanlı olarak beyine bağımlıdır. Proletarya belirli bir zamanda patrona bağımlıdır geri kalan zaman kendisindir. Oysa serfin paryanın azabın tüm zamanı beyin ihtiyacına göre belirlenir. Doğal şartlara bağımlıdır doğanın keyfiyetine kimi tembelleştirir kimi zaman çok çalıştırır. Oysa çalışmada belirli bir düzen ve üretim para olarak verilmesi alım gücünü serbestleştirir.


Ama öte yandan uzun çalışma saatleri ağır işlerde çalışması proletaryanın kölelerin ağır çalışmasına geri dönülmüştür. Öte yandan köleler gibi toplu çalışma prensibinin ve kolektif yapıya sahip olması isyanları da belirli bir gücü çalışma saatinin kısaltılması mücadelesini verir. İsyanlar bu yöne kayarken çalışmamanın bir yaptırım olduğunun anlaşılması grev hakkının elde edilmesi mücadelesi derken burjuvazinin daha önce başına iktidarı aldığı tekel olarak yönettiği politika yerine artık proletaryayı savunan başka kesimin olması politik mücadeleye başlaması daha önce kurulan meclislerdeki muhalefete hem zemin hemde politika üretilmesine olanak tanır. Artık krala muhalefet edip iktidarı ele alan burjuvazi tek başına iktidarı götürebileceği krallar gibi hükümet edebileceğini zannıyla aristokrasi de yanına alarak yeni çıkan politik güçlere tam savaş açar. Politik mücadele artık her iki yanda da savaşları kızıştırır. Bu arada proletarya da emeğe tahlil eden aydınlara ve bunun mücadelesini verecek politik güce erişir.

Burjuvazi artık kralların mutlak hükümranlığını tekrar ilan edemez.

Çünkü aristokrasinin karşısında toprağa bağımlı takas ticareti ile kör bir pazarla isyanların sonunda hiçbir isyancının iktidar deneyiminin olmayışının ve ekonomik çözümden çok var olan yoksulluğa karşı isyan olduğundan ister iktidara yürüsün (iktidarı kısa) yada iktidara yürümeden kanlı bir şekilde bastırılsın tekrar toprağa dönüş ile sonuçlanmıştır. Hiçbir şekilde bir kurumsallaşma yaşanmamıştır. Üretim vahşi ve toprağa bağımlıdır ve yine doğal şartlarda birikim korunduğundan dolayı yeterli birikimin sağlanamaması yüzünden yeni gelişmeler ortaya çıkmamıştır. Çünkü her iktidar kendi uygarlığını gösteriş üzerine kurduğu yeni sınıfın ortaya çıkmasına her türlü şekilde bastırıldığı yerde birikim ancak orta çağı (Kral ve padişah) birikimini geçememiştir. Köylü isyanların ötesinde burjuvazinin kendi yarattığı ücreti emekle pazara açılmış parasal güce kavuşmuştur. Ve aynı zamanda üretimde kolektif yapa işçinin örgütlenmesinin güçlendirmesi ile serf serf parya ve köylü gibi dağınık örgütsüzlüğü aşmıştır. Ayrıca proletaryanın yaptığı mücadeleler içinde bir kapitalist batarken bir güçlenerek çıkar. Piyasa ekonomisi hem işçi rekabetine hem sermaye rekabetine açıktır. Her iki alanda da anarşi hâkim sürer. Her ikisi de gücü tanımaz ve anarşizmde bu dönemde proletarya arasında rağbet görür. Burjuvazi aristokrasiden aldığı mutlak monarşiyi kralların iktidarı karşısında emeğe bağımlı olduğu kendisinin bağımlı olduğu dolayısıyla otoriter yapıda tutabileceği kaygısıyla savaşa girer.. Paris komunu sonrası işçi yürüyüşünün durmasına neden olurken burjuvazi kendi kurduğu meclislerde sağdakiler ve soldaki kişiler ise iktidarın uzağına düşer. Klikler tarafından proletaryanın sesine kulak verilmeye çalışılır. Solda oturanlar tarafından sosyal demokratlar partiler kurularak toplumdaki isyan dalgalarına çözüm bulmaya çalışılırken seçimle iktidarı gelme bir yöntem olarak benimsenir. Öte yandan bu seçme ve seçilmeye de ekonomik öncüller koyarak fakir ve aydınların iktidara gelmesinin engellenir.


Bütün bu mücadeleler içinde sınıf mücadelesi için sözleşmeler ortaya çıkar. Çalışma saatlerinin kısaltılır. Grevler proletaryanın tek silahı haline gelir.

Osmanlı da proletarya başka bir mezrada gelişir. Önce ecnebi proletaryası başkaldırır. Ayrılıkçı yapıda olduğundan hangi milletin proletaryası ise onun mücadelesine destek verir. Osmanlı da Türkler proleter mücadeleye katılmaz fakat buradaki mücadelelerde çalışmaz. Çalışma saatinin kısaltılması grev hakkının verilmesi mücadelesidir ama aynı zamanda ücretlerin azaltılması asgari ücretin artırılması gibi kendine has sorunlara rağmen uzun bir zaman diliminde çalıştırılıp birikim yapamayan burjuvazi işçinin ücretini veremeyerek Ya da ücretini düşürerek onu hala bir ya da uşak olarak görmesi serflikten değil köylülükten gelen proletaryanın sert bir mücadeleye girmemesindendir.

Burjuvazi içindeki klik mücadeleleri içinde adam yerine konmayıp proletaryanın grev hakkını sendika kurma haklı mücadelesini olarak kendini gösterir. Bu arada gelişmiş ülkelerin önerileri ile ( sarı) sendikalar devlet tarafından kurdurulur. Zaten proleter mücadelenin ayrılıkçı mücadele olduğu daha önce müsaade olunması proleter mücadeleyi bölücülükle suçlamaya neden olur. Sarı sendikalar çoğunluğu ele alır. Her iki sağ ve sol partiler sendikalar hakkını vermeye hazırlanırlar

Ama tüm mücadele iktidar kliğinin demokrat ve muhafazakar sarı sendikanın yanlarına çekilmesi mücadelesinde ekonomiden iyi yönetimden uzaklaşan politikacıların arasında proletaryaya sahip çıkan aydınların ve meclise giren politikacıların basiretsizliği oradan oraya savrulmaları sol mücadelenin bölünmesi yerin sol kliklerin mücadelesine sürüklenmesine neden olur. Burjuvazinin üretim yapamayan meclis kliğinin beceriksizliği sol anarşizmin gelişmesine(1975-80) iç savaşa ardından da burjuvazinin askeri darbe ile proleterya sol ve aydınlar üzerinde baskı kurması sonrasında sadece Kürt solu ve Kürt milliyetçiliğinden sonra proleterya bölücülükle suçlanmasıyla proletarya aydınlarının susturulması özgür sendika kurma hakkının elinden alınması yasalarla haklar verilirken fiiliyatta yasasızlık sınıfın yandaşlarını ve radikallerini kaybeden proletarya tekrar sessizliğine sendikasız sarı sendikalizme geri döner.


Sovyetler’ deki solun iktidarı Sosyalizmi kurma mücadelesine ve dünya solunun önderliğine soyunması ve Amerika ve Avrupa solundan ayrı olarak iktidarı ele geçirmesi tek partinin kılavuzluğunda yeni dünyanın kurulma mücadelesi İşçi Enternasyonalizmin bayrağını ele geçirmesine neden olur. Burjuva iktidarlarındaki kimi yenik kimi yeni gelişen proleterya değişik yollar çizerek ekonomik mücadelelerin haklar mücadelesine çevirerek demokratları (solları) sosyalistleştirir. Muhafazakarlarda devletten uzaklaşarak liberalleşir. İşçi mücadeleleri İkinci paylaşım savaşında devletin ve milletin koruması ön plana çıkınca sosyalistler mücadele yerini ülkenin korunması mücadelesine dönüşür. Bu dönemde sınıf mücadelesi yavaşlar.

Proletaryanın bütün emekçilerin birleşik bir dünya yerine birleşik iki kutuplu işçi enternasyonalizmi çıkar. Artık çağın ilerlemesi sadece savaşlara bağlı olarak değil ekonomik ihtiyaçlara göre belirlenmesi sanayi burjuvazisinin gelişmesi belirleyici olur. Burjuvazinin ekonomideki iyileşmeler sendikal hakların verilmesi ekonomik iyileşmeler burjuvazinin proleterya ile iyi geçinmesine sosyalist liderlerin avına çıkmaları ile ve sol partilerin siyasetten uzaklaştırılmasına neden olur Amerika’da

Sosyalistlerin devlete ağırlık veren devlet ekonomisini kamu mülkiyetini ön plana çıkarmasına rağmen ne devlete bağlı ordu nede bürokrasi sosyalistlere göz kırpar. Devletin ekonomik siyasetinin özünde bulunmayışı yönetim ve hizmet siyasetinin(ekonomi dışı) özünde var olması devletin kendi iktidarını bile bürokratlar desteklemez . Düne kadar devleti iktidarında saraylarda ezilen bürokrasi ve kralların hizmet ederken ordu da (kılıçdar) kimin ekmeğine yerse onun kılıcının sallamıştır.


Dolayısıyla devlet sınıflar üstüdür ama egemen sınıfa hizmet eder. Dolayısıyla sınıf değildir. Çünkü sınıfların kendine hizmet etmek için sosyal alanı egemenliği altına almak için kılıçla kendi sınıfına hizmet etmesi için örgütleyip kurduğu sınıfın kendi ürettiği ekonomi dışı faaliyetleri için ihtiyaç duyduğu kamusal alanı denetim altına almak için örgütlediği sınıfa hizmet eder hale getirdiği eski ve yeni egemen sınıflara hizmet eden ekonomi dışı örgütlerdir. Üretim yapan ve üretim yaptığına sahip olan sınıftır. Üretim yapan ve ürettiğine sahip olabilen egemen sınıftır. Sınıflar kendi üretimlerinin yanında savaşlarda ele geçirilen savaş esirlerinden elde ettiği esirlerle köle ekonomisini yaratırken bunu köle ticareti haline getirir. Artık savaşlardaki esirlerin yanında toplumlardan kaçırılan insanlar köle tüccarlarının eline geçer ve buralarda köle ekonomisinin güçlü olduğu yerlerde ona hizmet eden devlet(krallar) ile   köle emeği ile zenginleşen ekonomiler yaratır. Ama insan oğlunun hayvanlardan ayıran en önemli özelliği kişilerin sürüleşmesine rağmen toplumların sürüleşmediği ve hayvanlık derekesine düşmediği köle isyanları ile ortaya çıkar. Ama köle isyanları kendi köle devletlerini ortaya çıkarır. Orduların dışa dönük yapılarının yanında köle emeğini yaygın olduğu yerlerde güçlü bir devlet aygıtı kuran Roma güçlü bir devlet ve imparatorluk kurar. Devlet kuramayan köle ekonomisi ile yaşayan devlet kurma kabiliyetini geliştiremeyen, başarılı olamayan Yunan sitelerindeki köle devletleri güçlü bir güç (devlet) oluşturamadan yok olurlar.

Görüldüğü gibi devletin ortaya çıkması köle ekonomisini ayakta tutmak içindir. Yunan siteleri devletin nasıl kurulacağı sitenin yaşaması üzerine felsefede ileri bir aşamaya geçerler ama pratikte ticaret ekonomisi ile ada ticareti ile yaşayan küçük site devletleri site olmanın ötesine geçemezler dolayısıyla ada devleti şehir devleti olarak devletin minyatürlerini ortaya çıkarırlar Tarihe devlet üzerine düşünce üzerine felsefeler üretirler. İlk felsefenin temeli atılır ama ekonominin temellerini sınıfların ortaya çıkması ortaya çıkar. Sınıfların ortaya çıkması köle emeğinin ekonomideki birikimleri ile bunlara sahip olma birikimlerini koruma güdüsü ve bu birikimlerini kendi aidiyetine kendi soyuna aktarma mücadelesi ile egemen sınıfı el konan bir emek olduğundan dolayı da ezilen köle sınıfı ortaya çıkar. Ezilen sınıfların emeğinin el konması için bunun düzenin sürüp gitmesi ve bu düzenin egemenlere hizmet eder hale getirilmesi için düzenin aynen sağlanması için zor kullanan örgütler bu hayatın öğretilmesi için eğitim kurumları ve toplumdaki sorunlara çözüm arayan kendi yasalarını uygulayan hakimleri ve yönetici aygıtlar oluşturulur bu aygıtlar o ekonominin devletini oluşturur.


Üretim yapan ve üretime sahip olan sınıflardır. Bunun iki ayrı sınıflar olarak ortaya çıkması tarihsel olarak bölüşüm ve emeğine sahip olma mücadelesidir. Tüm toplumlar ilkel topluma dönme doğal ekonomiye dönme eğilimindedir ve ama tarihsel gelişme niceliksel birikimler niteliksel dönüşümlere ve toplumların ilerlemesine neden olmuştur. Bölüşüm yine üretimin iş bölümünden ortaya çıkmıştır ama bu iş bölümü bir sınıfın sahip olan sınıfın diğer sınıf emek sınıfı üzerinde hakimiyet kurmasını tüm mücadeleler devletin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu toplumların gelişmesine ve büyümesine topluma hizmet eder hale gelmesine neden olur. Topluma hizmet ettiği ekonomik olarak krizlere neden olmadığı sürece sınıflar arasında fazla çatışma olmaz ama hiçbir zamanda aralarında tam bir uyumda olmaz. Birikim ezilen sınıfların aleyhine olarak gelişir.

Devlet sınıfın üretim yapması Ya da yapmaması değil ekonomik trend içinde devlet ordu mülkiyet sınıfları içinde gelişen bağlaşıklık üretime ol koyma(bölüşüm) siyasetinden başka Bir şey değildir. Burada söz konusu olan önce aşiretin içinde emeğe el koyan beyin daha sonra savaşlarla büyüyen aşiret beyinin bir başka emeğe köle emeğine el koyması ordu devlet (krallar ve beyle) saray bürokrasisi . Köle isyanları ve köle emeğinin tarihsel gücünü değerini yitirmesi meşruluğunun ortadan kalkması onun yerine koyacağı eme biçimini yönetim biçiminin belirler. Batıda köle ticaretinin zayıflaması toprağa bağlı kölelerin kendi istekleriyle çalışmaya başlaması ile Şato devletleri derebeyleri ortaya çıkar. Köle devletinin ortadan kalkması Roma’nın yıkılması köle emeğinin uzun süreli kullanımını engeller. Köleler   serfleşir toprağa bağlı beye bağlı olarak kendi istekleri ayni gelirleri yaşamaya başlaması Şatoların derebeylerin kurduğu yeni ekonomik biçimi ortaya çıkarır. Bu düzen kendi şatosunda yaşamaya başlayan derebeylerinin büyüme potansiyeli olmadan kendi içine kapanık köy ekonomileri gibi kendi kendine yeten küçük devletler ortaya çıkarır. Ama kıyı devletleri deniz ticaretine devam eder. Zenginleşmek için ticaret kullanılmaya başlar denizlerde ticaretin gelişmesi üretimin ihracını sağlarken yeni birikimi ortaya çıkarır. Altın paranın ortaya çıkmasına neden olur. Altın para ticaretin gelişmesini sağlarken pazarın gelişmesine ve büyümesine neden olur. Aynı zamanda deniz ticaretin eşitler arasında birbirine yakın ekonomiler arasında olmadığından mal ve metanın ihracı şeklinde olurken karşı tarafta paranın olmaması takas ekonomisini ve imal maddelerinin ülkelerine ithal edilmesi ile üretim artmasın ucuz imal maddeleri mamul maddelerin ticareti ile kolonyalist ekonomiler ortaya çıkar. Bu sermaye birikimine serf emeğinin dışında yeni zenginleşmeleri aristokratik zenginliğin yerini ticari zenginleşmeye bırakır. Bu zanaat üretimin gelişmesine ve mekanik üretim gelişmesine neden olur. Pazar ve ucuz imalat maddeleri.


Doğuda imparatorlukları doyuracak verimli köylü ekonomileri ve güçlü bir zanaat ekonomisi kurulurken batıda imparatorlukları doyuracak verimli bir köy ekonomisi olmadığı gibi emeğin yeniden üretimi toprağa bağlı köylülerden değil önce kölelerin emeğine el koyarak aristokrasiyi ve daha sonra köleleri ehlileştiren derebeylerin toprağa bağlı serfler üzerinden aristokratik gelenek ve zenginlik uygarlıklarını geliştirirler. Ama serf emeği daha çok şatoya bağımlı olması genelleşememesi yüzünden genişleyip büyüme eğilimi gösteremez köle devleti gibi serf devleti kuramaz sadece doğudaki köy ekonomilerini kendine bağlayan aşiret beyleri gibi şatoyu kendine bağlayan köle emeğini sömüren belli bir bölgede Avrupa’da hakim olmuş üretim biçimidir. Köle ekonomisinin devamıdır. Bu nedenle Batının dışında başka bölgede ortaya çıkmamıştır.

Doğuda köylülük köle emeğinin isyanları yerine kısmi köy isyanları bunların bastırılması köle isyanlarına göre ekonomik karakterli olmadığından dolayı ekonomi dışı müdahaleler önlenirken Köy ekonomileri doğal zenginliği şehirlerdeki medeniyetlere taşıyarak oraları geliştirir. Batı ne serfliği krallıkla taçlandırıp geliştirebilmiş nede derebeyleri birbirine üstünlük sağlayabilmiştir. Krallık zenginleşen ekonomi üzerine kurulur. Köle ekonomisinden sonra serf ekonomisi Avrupa’da hiçbir gelişme göstermemiş aksine şato duvarları içine hapsedilen köle emeği birikimleri hiçbir şekilde ne büyüme nede gelişme gösterebilmiş Şatolar dışında başka bir mimaride yaratamamıştır. Batı Roma imparatorluğundan sonra başka imparatorluk kuramamıştır. Bir felsefe üretemeyen sadece metafizik gücün egemenliği altında otoritesiz otorite olarak düşünce üretemeyen bir pratik olarak o bölgesel bir üretim biçimi olmuştur. Metafizik Hıristiyan düşünce aristokrasiye hizmet ederken hiçbir yeni üretim biçimini nede insanların zenginleşmesini sağlayamayan ekonomik gelişme yaratamadan dinler arası savaş arasında İslamiyet ile savaşa küçük kralları doğunun zenginliğine karşı ordular toplayan haçlı orduları imparatorluk yaratamamış ama küçük kralları bir araya getirerek doğuya karşı seferler düzenlemesi küçük kralların meclislerini ortaya çıkarırken meclis geleneğinin gelişmesini muhalif olunan hayatta kalmasını ve yeni fikirlerin hayat bulacağı ortamların ayakta kalmasını sağlamıştır. Böylece aristokrasi kendi kralını yaratamamış ama köy efendileri (Aristokrasi) yerine şehir efendilerini kent soylusunu (burjuvalarını) yaratmıştır. Kralların iktidarında zenginleşen kentsoyluların mücadelesi Fransız devriminin ardından da Napolyon’ un dünya krallığını ele geçirmek doğuya saldırmaya başlaması burjuva üretiminin zenginliğinin ve ayrıca pozitif bilgiye ağırlık vermesi savaşlardaki burjuva krallığının hakimiyetin sağlar.


Doğunun zengin toprakları krallıkları beslediği gibi hızlı iktidar değişimlerini savaşçı karakterlerinin gelişmesini sağlar. Toprak katarak zenginleşen ekonomi köylerin zenginleşmesi için tarımsal üretime ağırlık verir. Doğanın genel seyri doğal güçlerin çarpışması nedeniyle doğal felaketler doğayla barışık yüzeysel felsefeni kuran metafizik bilgi ( pozitif bilgi yerine) kader bilgisini sadece tecrübe ve hakimiyeti ile ihtiyarların hakimiyetini sağlayarak köylülerin doğayla savaşında ona uyumlu olan din(İslamiyet) aynı zamanda krala bütünsel bir dünya görüşü ile yayılmacılığından hareketle doğunun savaşçı karakteri ile ideolojik malzeme sunar.

Doğunun imparatorlukları besleyecek göçebe ekonomiden sonra köy ekonomisi ile doğal komün ekonomisinden geçer. Köle ekonomisinin yaygınlaşmaması doğal şartların ve savaşın esir alma üzerine değil biat etme ya da şehirlerin yakılıp yok edilmesi üzerine olması ve köle emeğine ihtiyaç duymaması yüzünden İslamiyetin İpek yolunun ve ticaretin güvenliğini sağlama üzerine kurulması yüzünden kendi köle karşıtı vecibeleri yüzünden kölecilik yaygınlaşmamış sadece ev hizmetlerinde uşak olarak kullanılması köle ekonomisinin ne ekonomisini nede felsefesini yaratmıştır. Daha çok kölelerin azat edilmesi üzerine İslamiyet şiar edinmesi insanlar üzerinde avam üzerinde çok geniş tabakalara kadar yayılmış hatta bazı milletler savaşmadan İslamiyeti kabul ederek barış ortamına kavuşmuştur. Bu nedenle göçebe ekonomisinden yerleşik hayata geçen doğu toplumları doğal şartlara bağımlı kendi kendine yeten köy ekonomileri aşiret beylerinin beyler krallarını küçük krallarda padişahlarını ve sultanlarını yaratmıştır. Yakın doğunun kuzeyde göçebe ekonomisi batıda köle ekonomisi ve doğu ile batı arasında ortaya çıkan zanaat üretiminde ileri aşamaya gelmesi doğudan batıya mal ihracı yakın doğunun yerleşik hayata geçmesi küçük kralların hayatta kalmasını zorlaştırmıştır. Diğer türlü sürekli savaş halinde doğu ile batı ticareti sekteye uğrayacağından dolayı beyler büyük beye biat etmesi yüzünden İmparatorluk uzun süre yaşama olanağı bulmuştur. Batı doğu mallarına yakından ulaşma olanağı bulması kendisinin de mal üretmeye başlaması ile doğudan batıya mal ihracının azalması ipek yolunu ihtiyacı azaltırken başka ticaret yollarının ortaya çıkması batının Yeni dünyadan getirdiği altınlar kolonilerden getirdiği ham madde ile mamul madde üretmeye başlaması yeni mal ve metanın ortaya çıkması batı kendi zenginliğini yaratır. Dolayısıyla batı zenginleşmeye başlarken imparatorluklar köy ekonomisi doğaya bağımlı ekonomileri ile uzun süre durgunluk yaşarlar. Kendilerini gelişme dinamiği bulamazlar.


Rusya da aynı şekilde köy ekonomisi ile imparatorluğunu sürdürür. Hindistan’ a yakın olduğundan erken zanaat bilgisi ile doğu medeniyeti olarak hızla gelişir. Rusya göçebe ekonomisi ile at üzerine hızlı yayılmacılığı sürdürür. Yine Asya toplumu olarak Türklerde göçebe toplum olması ile ideolojik temel bulur. İslamiyet yayılmacılığının en üst seviyeye çıktığı Türklerin en zayıf olduğu( parçalandığı) anda karşılaşır yarı komün yarı göçebe toplum olan Türkler İslamiyet/le felsefik bilgiyle donanır. Göçebelikten yerleşik topluma ve köylü toplumuna evrilir. Oysa İslamiyetin geliştiği yerde Arabistan da köleliğin kaldırılması yerleşik tarım toplumuna geçişi sağlarken doğaya uyumlu metafizik devlet ve yerleşik bir topluma hizmet eden kitabı olan bir milletle karşılaşır. Arabistan ‘nın yayılmacı gücünün sonuna varması gelecek vadeden Türk toplumuyla uyumla bir yapıda buluşmalarına neden olur.

Türkler İslamiyet’in bayrağını doğudan alıp batıya taşımaya başlar. Güçlü bir ideoloji ve savaşçı bir milletle ile birleşince toprak zenginliğine dayanan köylü imparatorluklar kurulur. Roma imparatorluğu köle emeği üzerine kurulu olduğundan köle isyanlarının sonunda uzun bir zaman tutunamaz Hıristiyanlıkta liderinin devlet kuruculuğu uzun süre ayakta kalmaması orta doğudan batıya gelen kölelerin üzerinde yayılma olanağı bulan ve havarilerin elinde gelişen bir din olduğundan yayılmacı bir karakteri yoktur. Romanın köleler üzerinde etkinliğinden yararlanmak istemesi Hıristiyanlığa sonradan iktidar olma hevesi Romanın desteği ile sürer .Romanın Hıristiyanlığı arkasına alabilecek ne ekonomik güç nede yeni üretim biçimi yaratamayışı köylü ekonomisini bile kuramayıp yarı köylü yarı köle ve serflerle aşiret krallığının dan imparatorluk yükselemez. Sonuç olarak pozitif bilgi ile üretim yapamayan Roma geleneği Hıristiyanlık üzerinde etkinliğine rağmen yıkılması sonucunda Hıristiyanlık metafizik krallık yerine geçmeye çalışır. Kendi ideolojisini iktidar yapma kavgasına girer. Kral olabilecek kralcıkların ortaya çıkmaması Roma yerine Hıristiyan krallığına pozitif bilgi yerine metafizik bilginin hakimiyeti ara bir dönem ihtiva eder.


Pozitif bilgi doğuda medeniyetlerin gelişmesine metafizik bilgi ile kaynaşık olarak toplumların mutlu olmasını sağlar. Ama hiçbir zaman metafizik bilgi ile pozitif bilgi çarpışmaz hep bağlaşıklık içindedir. Pozitif bilgi bu günün gerçek dünyasında egemen gücü otoriteyi bölüşümü idare ederken metafizik bilgi pozitif bilginin cevaplayamadığı şeylerin cevaplayan insanın felsefesi ihtiyaçlarını karşılayan onlara yaşama öğretisi sunan ve doğaya biatı dolayısıyla güce krala biat etmeyi doğanın çözümlenmesiyle doğa üstü ( tanrıya) biat etmeyi yine tanrı adına (gölgesi ya da oğlu İsa) adına aracılığı ile yine krala otoriteye biat etmeyi zorunlu kılar. Dini kurallar öğretilir ve topluma uygulatılarak manevi doygunluk sağlanarak kişinin iç huzuru sağlanır. Biat etmesi sonucunda itaati doğu toplumları önce zor yoluyla sonradan yaşlıların aracılığı ile de( ölüme yakın oluşları ölüm sonrası korkuları ) yaşatılan bir felsefe olarak topluma yaşlıya tecrübeye dolayısıyla yeni olan her şeye karşı olan bir politik güç yaratılarak ihtiyarlar heyeti ile toplum itaate zorlanır. Bu küçük yaşta uygulanır. Aynı batıdaki gibi adalet de ele geçirilir. Krallık asla ele geçirilemez doğuda bu nedenle pozitif bilgi ile metafizik bilginin çarpışması gerçekleşmez. Doğudan metafizik bilgi tek başına iktidar olamaz ancak iktidarın yanında ona hizmet eder. Doğunun tüm felsefesine ve yaşayışına hükmeder. Toplumları krallar vasıtası ile yönlendirir. Kendisine zarar verebilecek pozitif bilginin yok edilmesini ya da kendisine bağlanmasını sağlar. Doğuda pozitif bilgi (yönetme savaşma bilgisi) iktidar ama metafizik bilgi iktidarın ortağıdır. Üretim yapısı doğaya bağımlı köy ekonomisine hizmet eden metafizik bilgi ile toplumların ahlak ve toplumun doğal olaylarını (metafizik) açıklaması ile ihtiyacını karşılar.


Batıda metafizik bilgi iktidarı pozitif bilgi ile çarpışmasına ve metafizik bilgi ile mahkemelerde mücadeleye kadar sürüklenirken pozitif bilgiyi sadece aydınlar ve belli bölgeler yaşama olanağı bulur. Pozitif bilgi ile derebeylerin ( küçük kralların) Hıristiyan papazların gücüne karşı destekleniyordu. Pozitif bilgi bir medeniyetin doğuşuna eşlik etmedi. Pozitif bilginin desteklenmesi pozitif bilime ve doğal üretimden mekanik( manifaktür) üretime ve ticaretin gelişmesine kadar yeni ve çağdaş sınıfın oluşmasına katkı sağladı. Pozitif bilgi medeniyetler ideolojilerini sembolleştiren görkemli yapılar yerine bilimsel çalışmalar pozitif bilimlerin gelişmesine yardımcı oldu. Aynı zamanda doğal üretime bağımlı ekonomiden insancıl teknolojik üretime olanak tanıyan metafiziğin üstünlük sağlama ya da egemen olmak yerine pozitif bilgi(yapısal dışsal) bilginin ötesine doğunun normatif bilgi ile yarattığı pozitif bilgiyi bilime dönüştüremeyen hep metafiziğin egemenliği altında medeniyetini icra etmesi doğu medeniyetinin geri plana düşmesine neden olur. Her türlü pozitif bilgi çalışmaları sabote edilerek bilgi bilim seviyesine orta çağ boyunca ve yakın çağda ulaşamaz ve bu nedenle doğu tarihini tekerrür ederek sürdürür. Batıda metafizik bilgi ile iktidar savaşı sonucunda ne metafizik bilgi iktidar ortağıdır nede iktidar tek başına elinde tutar. Krallar ile iktidar savaşına girmesine rağmen sadece romanın mirası olarak küçük papa devletini Vatikan’ ı kurar. İktidar olmanın her zaman pozitif bilgiye ihtiyaç duyması dolayısıyla kralların roma geleneğinden dolayı hiçbir kralın etki altına girmeyen Hıristiyanlık üst kurum olarak topluma baskı kurmaya çalışır ama ekonominin köle ekonomisinden serf ekonomisine geçmesi sonuç olarak zenginliği yaratamayan egemen sınıflar: sınıfların ayrışması tamamlanması ve kapitalin ve pazar gelişmesi ile batı pozitif bilgiyi pozitif bilime dönüştürür. Bilim belli bir nicel birikimi ile nitel gelişme sağlaması ile pozitif bilgi metafizik bilginin etkisinden kurtularak doğal üretimin dışına çıkar. Pozitif bir üretim insanal üretime geçer. Böylece statik doğu medeniyetleri Pozitif bilimle diğer medeniyetlerin üzerinde her türlü üstünlük kurmaya başlar. Pozitif bilimle medeniyet basit medeniyeti değil insanal uygarlığın köşe taşlarını dizer. Gerçekte kendine hizmet etmek daha fazla birikim yapmaya çalışır aynı zamanda insana hizmet eden bir sınıf ortaya çıkar.


Oysa daha önceki sınıflar dar kast yapısına sahip (babadan oğla geçen) soylulukla sınıf değil egemen aşiretlerin ( büyük ailelerin soyluların) savaşıyla geniş toplum kesimi ezilir yok edilirken yeni egemen sınıf toprak savaşı yapmadan savaşı kazanan bir sınıf olarak; kent soylu sınıf diğer tüm sınıfların kralcıkları(derebeyleri) kralları(imparatorlukları) parçalamaktan toprak savaşı yapmadan iktidar savaşını kazanmayı güçlü olmayı pozitif bilgiyi bilimselleştirerek yapmıştır.

Ama tüm egemen sınıfların gibi mutlak iktidar olma kanlı savaşlar toplumları ele geçirip egemen olma anlayışını 2 büyük savaşlarda ki bilimin yok edici gücü ile karşılaşınca sınıf savaşımı toplumların ekonomik mücadele içine sokarak bilimsel savaşı başlatmıştır. Bu eski sınıfların iktidarlarından uzaklaşıldığı anarşiye hiç dönmeyeceği kendi kendisini bile yok edemeyeceği güvencesini vermez. Nitekim 2 savaşın sonunda totaliter demokratların faşizmi iktidardan uzak tutma gayreti içindedir. Başka iktidar olma hevesindeki otoriter iktidar mücadele edebilecek güçler vardır. Ama bu sömürü insanal sömürü devam ettiği sürece köyle toplumlarındaki burjuva uygarlığı ile başlayıp mutlak ideolojilere sapmaları her zaman varsayım dâhilindedir.


Hatta sosyalist devletçi ülkelerin birer birer çözülmesi ile kapitalizm yeniden iştahını kabartabilir.

Sınıflı toplumlar dolayısıyla egemen sınıflar ortadan kalkmadan her sömürüsüz bir yaşamdan söz edilemez. Her sömürüde olduğu yerde bir gasp her gaspın olduğu yerde de bir isyan vardır.

Kapitalizm ne kadar demokratlaşırsa demokratlaşsın sınıf iktidar dolayısıyla diktatörlük heveslileri her zaman var olacaktır.

ÖZGÜR ÜRETİCİLER BİRLİĞİ

Zorun mülkiyet üzerindeki egemenliği mülk dolayımıyla zorla yada gönüllü olarak emeğe el koyma tarihsel gelişimi içerisinde toplumsal meşruiyete dayanır. Meşrulaşan her koyma bir görev bir ödev olarak biçimlenir. Karşılıksız verilen emek ödev olarak addedilir. Kutsal amaçlara hasredilirken uygulanan yöntem olduğu gibi görevde bir diyetin yada verilen her karşılığı( para yada mal) karşılığı olarak ödev görev olarak zorunlu eylem durumuna geçer. Önceleri emek belirli mal karşılığı olarak (ayni mal) olarak alır. Üretilen malın küçük bir parçası emek karşılığı olarak biçimlenir.

Mülkiyete sahip olanların emeği örgütlediği ve emeğin kendisine yönelmesini üretimden az bir pay vererek sağlar. Emek mal ve mülk sahibinden üretim örgütlenmesinde ortaya çıkan bir sorundur. Üretimin örgütlenmesi ve pazarın gelişmesi paranın ortaya çıkmasını sağlar. Mal değişimi yerini altın paranın alması ile para değişimin ölçüsü olarak ortaya çıkması emeğin mal üretimi dışında meta üretimi ve paranın yaygınlaşması ile proletarya mal yerine para olarak emeğinin karşılığını almaya başlar. Böylece para hem pazarda bir değişimin aracıdır hemde para belli bir emek karşılığı olarak verir.


Kapitalist düzenlemede para ve mal birbirini bütünleyen ve emeğin örgütlenmesini sağlayarak onun üzerinde hükümranlık kurar. Burada artık emeğin basit bir karakterden uzaklaşıldığı ve artık her mal mülk sahibinin hepsinin örgütçü olamayacağı dolayısıyla bu örgütlenme işini artık kafa ve kol emeğinin en iyisinin eline vererek kahyanın yada yönetici vasıflı kişinin eline bırakılarak üretim hem örgütlenmesi hemde zorun uygulanması proletaryanın içinden seçilen elit kişilere verilerek mal ve mülk sahibine daha iyi hizmet etmesi sağlanır.

Buradan da anlaşılacağı gibi artık burjuvazi üretimin örgütlenmeyi elit proletaryaya yaptırarak proletarya arasında ayrılık tohumları ekerek üretimdeki (pay verme) ücretlendirme mekanizmasını kendine en yakın olanlardan başlayarak yapmaktadır.

En gelişmiş en yetenekli en bilgili tecrübeli kişiye değil kendine en iyi hizmet eden emekçi üzerinde hakimiyet kuran kişilere vererek proletarya ikiye böler. Sendikalılar ve sendikasızlar diye

Görüleceği üzere gibi üretimi örgütleyen eski dönemde mal ve mülk sahibi iken şimdi burjuvalaşmış kafa emekçisidir.

Burjuvazinin yada mülk sahibinin mülk karşılığı olarak aldığı faizli sermaye ve bankaların ve mülk sahiplerine verdiği kredi sorunudur. Kiralık mal mülk ve hatta fabrika bulunabilir.


Kredi sorunu da ancak proletaryanın ve orta tabakanın elindeki nakdi birikiminin tek bankaya yatırılarak bu bankanın mal mülkü olana değil örgütlemeyi sağlamış üretim birimini yönetecek kapasitede birkaç kişiye kredi açılması sorunun aşılması ile kapitalin ve burjuvazinin üretim araçlarındaki tek hakimiyetini kıracaktır.

Çünkü artık üretimi örgütleyecek proletaryanın bilgi ve tecrübesi olduğu gibi bu üretimi kar edene kadar tüm çalışanların yoğun çabası ile kara geçirecek yeni emekçi özgür emekçiler birliği ücretlerini kendi belirlediği gibi üretimden artan kar diye adlandırılan artı emek sermayenin güçlenmesi ve yeni yatırımlar içine üretime yeniden katılır. Sadece özgür emekçiler birliği bu kar payından eşit oranda aldığı payı üretim birimine katılması dolayısıyla üretim biriminin pay sahiplerinden biri olacaktır. Özgür emekçiler çok çalışarak ürettiği üretimden yoksullaşarak çıkmayacak aksine üretim aracına sahip mala mülke sahip pay sahibi olarak zenginleşecektir.

Sorun artı emeğin şu ya da bu şekilde el konulmamasıdır. Üretime her katkının bir değeri vardır. Ama emeğin değeri ücretle bağlandığı zaman ham mülkiyetliler daha fazla zenginleşmekte hem emekçiler kendilerinin ücretle karşılığını alamadıklarını hissederler. Bu durumu bir ideoloji olarak ortamı iyileştirmeye yada küçük karşılıklarla emekçi bilinçlendiklerinde kampanyalar yada hediyeler ve karından az bir kısıtlamayla değişik adlarla verilen bahşişler hepsi emeğin üretkenliğinin artırmak ve emeğin ve emekçinin üretime kendini vermesi üretkenliğinin artması sağlamak içindir


Özgür üreticiler birliğinde yine ücretlendirmeyi emekçiler kendilerinin belirlediği dolayısıyla çok çalışanların çok yetenekli olanın çalışanlarca belirleneceğinden dolayı sınıfa hizmet etmek onun yardakçılığını yapmak yerine üretime katkısını ve yeteneğini hem bireyin hemde çalışanların ortaya çıkarmasıyla yetenek sadece tesadüflerle ortaya çıkan bir meziyet Ya da ailenin hali vakti yerinde ( malı mülkü ) olanların yeteneklerini sergileyebildikleri emekçilerin yeteneklerini ortaya çıkaramadıkları yoksulluk düzeni yerine: ilkel komün toplumlarında ki gibi iyi avcı iyi yöneticinin iki tabak yemek yeme hakkı gibi yetenekli ve çalışkan emekçilerin hem kendi içerisinden çıkacak hemde onu destekleyecek ve yeteneğinin karşılığını ve çalışmasının karşılığını fazlasıyla alabilecektir.

Aynı zamanda ilkel komünalite deki gibi artan payın kişilere eşit bölüşümü sağlandığı gibi çağdaş komünalite de her çalışan yeteneğinin ve çok çalışmasının karşılığını fazla ücret olarak sağladığı gibi geri kalan artı emek eşit olarak çalışanlar pay sahibi olacaktır.

Bunun yanında kölelerde çiftlik kahyasının denetim ve şiddeti zorbalığı ile Aşiret beylerinin yine himayesindeki kahyanın idare etmesi denetlemesi, fabrikada patronun denetçileri vasıtasıyla üretimi denetlemesi yerine aynı toplumsal yaşam ahlakı gibi çalışma ahlakı gelişecek üretim herbiri diğerini denetleyecek sınıfa hizmet eden kahyalar yerine topluma hizmet eden etik oluşturan emekçiler yeni ahlakı ortaya çıkaracaktır.

Öteden beri toplumda bir arada tutan dinle birlikte gelişen toplumsal ahlak bir toplumu dinsel ahlak toplumu sürüleştiren değil üretim ahlakı üretimi artırma yönünde onun etkin kişi yaparak gerçekten özgür bireyi özgür insanı yaratacaktır.


Üretim bir egemene bir otoriteye ya da mal mülk sahibine değil üretin kendi adına üretim yaptığından üretimdeki zor kullanmak( kahyalık) ve üst sınıf adına denetçiler yerine üretimi yönlendirenlerin ve çalışanların gönüllü birlikteliği ile zora dayanmadan yaratılan çalışma biçimi ile üretimdeki zorlama ( zor) ortadan kalkarak çalışma ahlakını yaratacaktır. Oysa sınıflı toplumda hem zora hemde ideolojik argümanlara(talimat yönerge ve ceza) dayandırıldığından zor ve ideolojiyi sürekli olması ile üretim kurumsallaşmaktan ve bir süre sonra zorun ve ideolojinin etkilerinin azalması ile üretim yavaşlamakta bir kişi zor olmadan ve ideoloji olmadan tembelleşmektedir. Çünkü üretimin döngüsü içinde her zor ve ideolojinin belirli bir boyutu ve tarihi vardır. Kendini eskiten zor ve ideoloji yerine yenisi konmadığında hem aşılır hem zor rafineleşmeye ve yeni ideolojilerin üretmeye en sonunda da yardımlar ve bahşişlerle üreticilerin ister ve arzularındaki fakirleşmeyle ortaya çıkan isyancı ruhunu körleştirmeye çalışır.

Medeniyetlerin kuruluşu zor ve ideolojileri rafineleştirdiği toplumun gönüllü olarak üretime kattığı ve mutlu edecek bir dünya sunduğu ölçüde kendi ideolojilerini medeniyetini kurar. Her medeniyet belirli bir ideolojiyi rafineleştirdiği ölçüde medeniyetin kurar. Her medeniyet belirli bir ideoloji ve rafineleşmiş zor sayesinde kendi yapılarını dayanaklarını ürettiği onu iyi koruduğu ölçüde kendi yeni medeniyetini kurar ancak bu ideoloji ya da zor aşkın bir ideoloji ve daha rafine bir zor ile eski yer değiştirir. Bu da medeniyetlerin( sınıflı toplumda) birinin yıkılıp diğerinin kurulması ve yaratılması mücadeleye verilir. Yeni ideoloji yaratılamadığında yeni çalışma ve üretimin yeniden artırılmazsa yüksek üretime ulaşıldığında kurulan medeniyet kendi kurduğu sarmal içinde gelişme seyrini izler. Açılım yaptığı ve üst ideolojiye hayat olanağı tanıdığı ölçüde içsel gelişimi ile dönüşür. Dönüşmeyen aynı kalan medeniyet bir başka gelişmeye açık Ya da gelişemediği ve ilerlemeyemediği ölçüde tarihe yenik düşerek geçmişin kimi güzellikleri ve kurduğu büyük yapılar ile dünyanın harikaları arasına katılır. Mısır medeniyetinden geriye piramitlerin kalması gibi


PROLETARYANIN KAPİTALİSLEŞTİRME YANILTMACASI

Proletarya kapitalistleştirme yanıltmacası ve burjuvalaşması

“Emekçi halkın daha yüksek yaşam düzeyi sevk ve idarede söz hakkına sahip olma ve sanayinin karar mekanizmasına katılma talepleri(karın paylaşımı) kamu işletmelerindin FAC deki Wolkswagen ve Renault gibi hisselerin bir kısmının işletme işçilerine ve bütün çalışanlarına satılması gibi mülkiyetin yaygınlaştırılması demagojisiyle karşılandı” kapitalizmin gelişmeleri ve çelişkiler 142 N İnazansev

Proletaryaya mülkiyetin satılması proletaryanında burjuvalaşmasının sağlanmasından başka bir şey değildir. Proletarya Ya da her kim olursa hatta kendi fabrikasını hissesi olan proletarya dahi olsa artı emeğe el koymadan vazgeçilmediği ve karış çalışanlara eşit paylaşımı sağlanmadığı ölçüde her kim mülkiyetin sahibi olursa olsun şimdiki Ya da gelecekte çalışacak emekçilerin emeğine artı emeğine el koyması demektir. Karın paylaşılması ise sadece kapitalistin Ya da mülkiyet sahibinin bahşiş olarak verdiği ödülün adının kar paylaşımı konmasıdır. Çünkü kara mülk sahibi daha çok ortak olacak ve karın paylaşımını mülk sahibi üretim aracı sahibi verecektir. Sevk ve idare ve denetim söz hakkına sahip olma karar mekanizmasına katılma bir aldatmaca dan başka bir şey değildir. Sadece kafa emekçilerin alınan danışmanlık ve sınırlı yönetme hakkını kol emeğine de verildiği hissini yaratmaktadır.

Proletarya artı emeğine kendisi el koyup kendi aralarında dağıtmadığı sürece her türlü katılım bir aldatmacadır. Bu proletaryanın burjuvazi ile hiçbir ortaklığı olamaz eğer ortak ise o proleter olamaz. Kendi çalıştığı fabrika dahi olsa hisse satın olması onunda artı emeğe burjuva gibi el koymasıdır. Bu zaten birikimi olmadığı sürece proletaryanın yapabileceği katılım değildir.


Mülkiyetin yaygınlaştırılması sömürünün ortadan kalkması proletaryanın sömürülmesi değil geniş tabana sömürüyü yayarak sömürünün geniş tabanda meşruluk kazanmasıdır. Hiçbir üretim kar etmez. Kar fabrikada üretilen malın piyasa koşulları dışında bir rant gibi doğanın bahsettiği iklimin getirisi gibi (fabrikadaki karın) toprak rantı gibi bir rantı yoktur. Rant (hava koşullarının iyi gittiğinde emeğinin üstünde getirisi olması kötü gittiğinde emeğinin karşılığının alamaması) buna rağmen rantın bile yoğun emekle artıp azaldığı bilinen bir gerçektir. Proleter emeğin ancak daha fazla emekle elde edilen fabrikasyon getirisi vardır. Karın topraktaki gibi hiçbir doğal güçle ilişkisi(insanın hava koşullarından rahatsızlanması dışında) olmadığından rant geliri yoktur. Çünkü doğal üretimden ayrı tümüyle insanal emek üretimidir. Bu nedenle her üretim bir emeğin ürünüdür. Her fazla üretim yoğun emeğin karşılığıdır bu nedenle karı belirleyen emeğin üretkenliğidir. Bü üretkenliği artıran şey sadece üretim aracının gelişmişliğidir ama onu bütünleyen emek olması üretim aracı hiç bir şeydir.

Karı oluşturan şey artı emeğin kendisidir. Bunu üretim aracına sahip olanın alması tarihi boyunca emeğe el koyan mülkiyet sınıfının kimi zor kimide meşrulaştırarak bu günde legalize ettiği yasallaştırdığı emeğin ücretle satın alınarak ücretten fazlasına mülk ve mal sahiplerinin sahip olmasıdır.

Emekçi emeğinin satın alınmasını legalleştiren yasaları ve bunu meşrulaştıran mekanizmaları kendi örgütlü gücü ile yıkmadığı emeğin fazlasına el koymayı durduramadığı sürece üretim araçlarının tüm çalışanları devredilmesi bile kapitalizmi yok etmez. Bu tüm çalışanlara değil proletaryanın kısmi mülklendirilmesi proleterin bir başka proleterin emeğine el konulmasına yol açar. Bu nedenle her emekçi çalıştığı sürece günlük yaşamını sürdürecektir şekilde yeteneğine ve çalışmasına göre gündeliğini verildikten sonra kalan(kar) artı emek aynı doğada herkesin yaşama hakkının eşit olduğu gibi her çalışanın ve yeteneklinin karşılığını daha yüksek ücretle aldıktan sonra kalan herkesin çalışmasından arta kalan bir doğa gibi herkese eşit dağıtılır. Daha sonra bu toplumun düzeyine göre ihtiyacı olana daha fazla verilir.


Proletaryanın mülk sahibi olması karşı çıktığımız olmaması gereken bir şey değil ama artı emeğe konulması sömürünün devam ettiği sürece buna el koyan hangi mülk sahibi Ya da kim olursa olsun hepside sömürünün devam etmesi dolayısıyla kapitalizmin devam etmesidir.

Mülkiyet sömürüyü doğurmuştur ama emek üzerine el koyan mülkiyet çağımızın temel çelişkisidir. Bu çelişki ortadan kalkmadığı sürece mülkiyet görece kazandığı güce kamu dahi el koyamaz. Çünkü mülkiyetin ortadan kalkması değil emeğe el koyan onu mülkiyetin parçası yapıp emeği de alınıp satılır bir meta haline getiren burjuva mülkiyetine karşı toplumsal mülkiyeti koyarak emeğin meta olması alınıp satılmasını ne yok eder ücreti ne kadar yüksek olursa olsun ne kadar kar payı verirse versin, ne kadar yönetime katılma sağlar sağlasın yönetenin emekçinin olmadıkça; kar dağıtmayı emekçi yapmadıkça çok çalışana ve yetenekliye emekçinin kendisinin karşılığını vermedikçe her katılım bir aldatmaca her paylaşım bir ihsan bir lütuftur.

Her yapılan eylem edimler proletaryanın daha iyi çalışması için o günkü proletaryanın kapitalist yanılsamayı yaşamasını sağlamaktır. Proletaryanın kapitalistleşmesi yeni gelecek olan proletaryanın sömürüsünü eski proletaryanın yapmasıdır. Proletaryanın proletaryayı sömürüsü söz konusu olamayacağına göre proletaryanın burjuvalaştırılmasından başka bir şey değildir.

Proletaryanın yönetimde ve bölüşümde söz sahibi olduğu üretim biçiminde üretim aracının sahibinin kim olduğu hatta kapitalist olduğu daha önemli değildir. Üretim aracı sahibi Ya da mülk sahibi mülkiyetin Ya da fabrikanın kira bedelini alır. Artı emeğe el koyamadığından dolayıkardan bahsedilemez. Proletaryanın artı emeği tekrar fabrikaya dönüşümü olduğunda proletarya aynı zamanda çalıştığı fabrikanın bir hissedarı olarak onun bur kapitalist ya da burjuva kadar sahibi olacaktır. Bu hissesini istediği gibi değerlendirebilir. İster alır ister satar isterse hisselerini artırma yoluna gider fabrikanın sahiplerinden biri olur.


Böylece mülkiyetin yaygınlaştırılması sağlanır. Bu yaygınlaştırma birilerinin mülksüzleşmesiyle değil herkesin mülklenmesi çalışan mülklenmesiyle sonuçlanır. Çünkü her üretime katılan bir katkı yapar, ortalama bir emek sunar. Bu aynı zamanda herkesin çalışmasına göre ücretlendirildiğinden dolayı yarışmayı artıran bir karakter kazanır. Rekabet eşitsiz gelişme yasasındaki eşit olmayan mal ve üretim aracı sahipliği her emeğin üretime birebir katkısı ve onu artıran bir karaktere sahip olması nedeniyle her zaman gelişme ve ilerleme ve atılım yapma kabiliyetine kavuşur. Kapitalizmde hem eşit olmayan hammadde yokluğunu kapital ile doldurulurken emekçinin motivasyonunu ancak ideoloji ve zor yoluyla kurduğu kurmaca içinde gelişme ilerleme sağlar atılım yapması ideolojinin gücüne bağlıdır.

Özgür üreticiler birliğinde emekçinin motivasyonu gerçekliğin kendisinden ve ihtiyaçlarından çıktığından dolayı ideolojinin aldatmacasına ve lütuflarına değil ihtiyaçlarına ve gönüllü birlikteliğinden bağlıdır. Toplumun için ona ayrıksı olan tiplerinde o toplumdan uzaklaştırılması ile suçun oluşmasını ve o ayrıksı tipin aykırı gelişmesine olanak verilmemiş olur.

Eski toplumda ayrıksı tiplerin burjuvazinin oynadığı zor ve ideolojinin uygulanmasında rol verdiği sistemin terörize olmasından azami birikimini sağladığı böylece gayri meşru birikimine her türlü yolu mubah gören burjuva ahlakı (ezilenlerin fakirleştirilmesi üzerine kurulu) kendisinin meşrulaşmasını el koyma ideolojilerini daha açık bir şekilde yasalardan güç alarak yapar. Suçun ve suçlunun oluşmasını engellemek için hiçbir şey yapmaz kendi birikimini sağlamak her türlü oluşumdan faydalanır hatta kara para sermayesi diye başka bir sermayede yer altında oluşturulur

Toplum yasalara bağlı olduğundan yasalar tam olarak işlemediğinde ayrıksa tipler her zaman yaşam olanağı bulurlar. Aynı devlet adına öldüren polisle kendi adına öldüren katil her ikiside ölümü kendilerince meşrulaştırır. Dolayısıyla burjuvazi karı meşrulaştırırken kısı yoldan zengin olmak isteyen dürüst olmayan tiplerde her zaman burjuvazinin yasalarından yasanın boşluklarından faydalanır ve çoğu zaman dürüst olmayanlarda Hiçbir yara almadan kendini düze çıkarabilir.


Oysa üretime yönetime toplum katılmış olsa el koyma meşrulaşmamış olsa toplum bilimi yasalarla değil toplumsal kaideler belirlenir. Her toplum kendi geçerli yasalarını ortaya koyar ama genel kanı her şey mübahdır anlayışı olduğunda zengin olmanın kısa yolları insanları kaidesizliğe kuralsızlığa insanları yasalarla durdurmaya çalışarak toplumdaki kuralları yeniden düzenlemeye çalışarak yap boz haline getirir. Oysa insan belli bir kurallar içinde benimsediği ahlakı ile yaşar. Bu ahlak üzerinde fazla oynandığında yasalarla insanların idare etmeye başladığınızda sonuç olarak kişinin kendisini yöneten iç vicdan yasalarla çelişmeye başladığında her zaman içsel ve dışsal isyanlar ortaya çıkacaktır. Toplumda sınıf atlamak isteyen ayrıksa tipler toplumun alt katmanlarında görülür. Bu tipleri yasalar görmeden toplumun özgür olmayan bireyleri tarafından görülür. Ama hemen herkesin içinde var olan isyan her türlü hareketi meşrulaştırır ve topluluk kendi ölçüleri içinde kendi etiğini oluşturur. Oysa bu özgür bireylerden oluşan bir toplum olmuş olsa idi bu ayrıksa kişileri hızlı yoldan sınıf atlamak isteyen gayri meşru yola giren insanların ayırt edilmesini sağlayarak hem ideolojik kamuflaj hemde yasaların sınırlarına gerek kalmadan üretmeden tüketeni ayırt eder kendi içinde bu gibi tipleri geri plana iterek suçun oluşmasını engeller. Eski toplumlarda özellikle köylü toplumlarda ne asker ne polis vardı. Ama aile geniş bir şekilde birbirlerini denetim altında tutarak kendi geleceklerini kendileri belirliyordu. Toplumların büyümesi ile büyük ailenin burjuvazinin emek sömürüsü ile parçalanırken kendi karnını zor doyuracak kadar ücret vererek toplumu köleleştirmiş modern aileyi çekirdek olarak lanse edip kendi emek sömürüsü için büyük aileyi parçalamıştır. Çünkü büyük aile sermaye ve mülk sahibi olarak birikim yapmaya tarihsel olarak daha çok yakın olması dolayısıyla parçalamış emekçiyi şehirlere akın ederek proletaryanın sürüleşmesini sağlamıştır. Ailenin parçalanması köy sermayesinin parçalanmasını şehirlere akını başlatmış dolayısıyla ucuz iş gücü ile de sömürüsü maksimuma getirmiştir. Büyük ailenin denetim altında tuttuğu bireyleri polis ve askeri teçhizatlandırarak toplum üzerinde baskı (zor) mekanizması kurmuştur. Baba ve büyük baba korkusu yerini polis ve asker korkusu aynı zamanda baskı ve zoru   almıştır.


Yeni toplumda tüm toplum üretime yönlendirilmiştir.. Üretim fazlasına mülk sahibi (çalışmayan çalışmadan kazanan) değil çalışarak üretim yapan bu artı emeğin fazlasına (kara sahip) olur. Üretim fazlası her bireyin kendi ihtiyaçlarına yetecek üretimden daha fazla üreterek elde eder. İhtiyacı kadar üretirse üretim fazlası dolayısıyla artı emek olmaz. Bu nedenle artı emek emeğin ihtiyacının üstünde üretimden kaynaklanır. Bu nedenle yeni toplumda üretim fazlası mülk sahibinin değil emek sahibindir. Mülk sahibi tarihsel zoru kullanmaya başladığı zaman diliminde (sermaye) birikimini oluşturmak için iş bölümü iş bölümünün en rafine biçimi de sınıflı toplumdur. Sınıflı toplumun en son temsilcisi kendi sınıfının rahatı için bilgiyi bilimselleştirip üretim aşamasına sokmuş, eski sınıfları geri plana atmak için yasaları, kendini korumak polisi icat etmiş insanlığın bilimle tanışmasını sağlamıştır.

Üretim aracı kendinden menkul değildir, üretim aracı ne kadar gelişmiş olursa olsun ve ne kadar kendi kendine üretim yaparsa yapsın ilk itkiyi insan yapacaktır. İtki iradi bir iştir ihtiyaçtan kaynaklanır. Makinelerin bir ihtiyacı olmadığı gibi kendi kendini yöneten canlı organizma dolayısıyla bir iradesi olmadığından dünyanın tüm enerjilerini ortaya koysanız ilk itki oluşmaz. Düğmeye basacak insan emeğine ihtiyaç duyar. Bu düğmeye basacak insan o mekanizmayı kurma çalıştırma ve son itkiyi verecek irade gücü olması lazımdır ki bu da emeğin ulaştığı en yüksek aşamadır. Sibernetik çağda bile eme ihtiyaç vardır. Sadece sibernetik kol emeğine basit insan emeğine olan ihtiyacı en aza indirecektir.

Proletaryanın çok kazanması Ya da burjuvalar gibi tüketmeye başlaması hattı mülk sahibi olması onun proleterlikten kurtulduğu sınıf atladığı anlamına gelmez. Bir emekçine kadar yüksek olursa olursa olsun bir ücret alıyorsa o proletaryadır. Artı emeğe el konuluyor Ya da el konulmasına devam ediyorsa o kişinin ücretinin azalmayacağı işinden olmayacağını kimse teminat veremez. Öte yandan fazla tüketmesi, ya da mülk edinmesi onun proleter olmayı mülksüzleşmeyi dolayısıyla fakirliği reddedişidir. Bu kişiler artı eme bir başkasının el koymasına izin vermediği ve mülkün ya da artı emeğe el kaymadığı sürece bir proleter kapitalist çağda burjuvalaşmaz. Sadece mülksüzleşmeye proleterleşmeye karşı olduğunun kendini teminat almaya çalıştığını gösterir


Köleden serfe ve proletaryaya kadar gelen tüm süreçte mülksüzleştirilen köle ve serflerin emeğine el konması ve mülk sahibi olmamalarının sağlanması ile sömürü mutlak anlamda bu güne kadar süregelmiştir. Ancak yakın çağda emeğini ücretle el koyan burjuvazinin göreli özgürleştirme( fakirleşme) politikası sayesinde köle ya da serf bu günkü manada ücretli köle bir mülksüz köle değildir. Proletarya Mülklü köledir ve kölelikte böylece mülklenerek reddedilmiş olur. Ama bu özgürleşme tam olmadığından emeğine tam karşılığını alamadığından yarım bir özgürlük göreli özgürleşmedir. Proleterya emeğine sahip çıktığı bir mal eşya gibi meta olmaktan çıkardığı anda emek özgürleşecektir. Emekçi özgürleşerek köle serf ve proletaryalığı reddettiği müddetçe özgürleşecektir. Proleterliği reddettiği özgür emekçilikle reddettiği sürece özgür üretici olacaktır. Proleterya burjuvalaşarak mülk sahibi olarak özgürleşemez. Mülk sahibi olarak sınıfsal özgürlük elde edilir ama şu ya da bu şekilde mülk sahibi olan proleterya sadece sınıfsal konumu değişir.

Köleliği serfliği ve köylülüğü kendi istek ve arzuları ile reddetti ise proleterliği de önüne konan seçeneklerle reddedecektir. Proletarya soylu(aristokrat) yada kentsoylu(burjuva) olmayacaktır. Kent soyla kapitalist de olmayacaktır. Çünkü üretim yine yapacak yine emeğini sarf edecek ama başkası soylular ve yöneticiler için değil kendisi için yapacağından dolayı özgür üretici olacaktır. Hiçbir zaman soyu efendi olmayacaktır. Soylu yada efendi olduğunda sömürülen bir sınıf yada zümre olacaktır. Gelecek çağda hala devlet olabilir ama özgür üreticiler hem sömürülmediği için sömürmeyeceklerdir de. Bir başkasını sömürmediği için sömürülmeyecekler. Kötülük yapan bir gün başka kötülükle kendisi karşı karşıya gelecek ve kötülükler birbiriyle kötülükle savaşacaklar ve kötülük onların bir yaşam biçimi olacaktır.


İyilik yapan iyilik yolunda ilerlediğinde iyilikle karşılaşacaktır kötülükle karşılaşırsa onu yenip geçer ve tekrar iyilik yoluna döner. Bu genel insanların birbirlerini beslediği güzel duyguların ve toplumun genel bir arada yaşama politikasıdır. Burjuvalaşmadığı (soyluluk taslamadığı ve bu politikayı sürdürmediği sürece) kötülükle karşılaşmaz çünkü sömürenler ve bir başkaları üzerinde otorite kuranların üstünde başka bir otorite gelir otorite üzerinde egemenlik kurar. Otorite otoriteyi kötülük kötülüğü çağırır. Otorite yada kötülük de bir yarış değil bir zafer vardır. Her muzaffer komutan mutlaka yenilmiştir. Her zaferin ardında bir yenilgi vardır. Zafer ve yenilgi birbirinden ayrılmaz ikilidir. Her yenilgide bir yıkım vardır..

Zafer ve yenilginin aşılması ile yarış ekonomisi yarış ahlakı ortaya çıkar. Zafer etiğinin ve zafer ekonomisi üzerinde yükselen ahlak bu anlamda hep mükemmeliyetçi ve bir o kadarda sefalet ahlakı üretir. Tarih hangi zeminde ve nasıl salınım yapıyorsa tarih bu salınımlarda hep tekerrür ediyormuş havası verir. Oysa her salınımın bir boyutu hemde belli bir zamana yayılan gücü vardır. Boyut ile gücü onun tarihini ortaya çıkarır.

Salınım ne kadar uçlara doğru kayarsa o kadar gerçeklerden kopuk yaşanır. Ve gerçeklerden kopuk bir salınımda yaşamdan o kadar uzak ölüme yakındır.

Tüm toplumlar kendi salınımlarını toplumsal olarak ürettikleri örgütlenmeler içinde var eder yada yok olur. Tarihin ilk zamanlarında köleci toplumlarda ve toplumun ilk grupları tüm çabaların yaşamak ve rahat yaşamak içindir. Yaşamı çevreleyen doğal ortam insanın gerek üreme gerekse doğaya uyumlu yaşama tipinde beyni ve vücudunun doğaya tam uyumlu olmaması ilk konaklama ve yaşam alanlarının seçme mücadelesi içinde bilgi edinme bilgiyi sahiplenme ve o bilgi yeniden kullanılabilir biçime yeniden sokma mücadelesi içindir. Doğanın serbest ortamlarından kendilerinin belirlediği doğadan özgürleşerek (ayrılarak) insancıl doğalarını kurarken birlikte yaşama ve birlikte yaşamanın gereklerin örgütlenme zorunluluğu oymakları ve aşiretleri oluşturur. Ama insanlar toplayıcı ekonomiden(hazırcı ekonomi) çok uzaklaşamazlar


Aşiretler arasında örgütlenme ve bilgi yapıları kendi içinde geliştiğinde gelişkin aşiret diğer aşiretlerin arasında sivrilir. Aşiretler aynı şekilde gelişmemesi diğer aşiretlerin toplayıcı ekonomideki gibi doğayı talan eden insanlar bu sefer diğer aşiretleri talan etmeye başlar. Bu doğayı talan etmedeki gibi aşiretler bu talancı lığa karşı çıktılar ve çatışma ortaya çıktı. Doğayı talan etmenin sonucunda karşı çıkan olmadı hatta diğer hayvanları kendi çabalarında karşı koysalar da insan zekası karşısında yenildi. Ama doğanın kendi bereketliliğini yok ederek yada doğanın iklimini değiştirerek insanları cezalandırdı.. Tüm bu bilgi ve örgütlenmeler hemen hepsi cılız ve güçsüzdü.

Doğu toplumları talancı ekonomiden uzaklaşmadan hep birbiri ile savaşarak imparatorluklar kurarak köklü medeniyetler yaratırlar. Çin medeniyeti , Hint medeniyeti, Türk medeniyeti. Her biri ayrı ayrı dinler içinde gelişir ve dinin hüviyetine bürünür. Bilgisi de metafizik bilgiye (bilme: bilgisi kendi bilgisini mutlak kabul ederek tüm zamanların bilgisi olarak sunarken her şeyin bir cevabı ve bilgisini sunar ama bilgi öğrenme ve kabullenme üzerine kuruludur. Deneysel bilgi yerine kitabi bilginin öğrenilmesi uygulanması bir çeşit bilme bilgilenme ideolojisidir) . Bu nedenle kitabın dışında bilgi eklemek çıkarmak mümkün değildir. Bilginin kitabileştiği bir çağda kitabın kutsandığı tüm bilginin kitap da saklandığı ve yeni bilgilerin bu kitap üzerinden türetilmesi yaşamın buna göre uyulması nedeniyle bir çeşit nizam bilgisidir. Metafizik bilgiyi bilimsel bilgi yerine koyması nedeniyle kendi bilgileri(her bilgi bilim değildir) içinde hayatı hep tekerrür ede gelmişlerdir. Bilgi pozitif bilgi olmadığından ve bilginin hep aynı kitaptan yada aynı kişiden (buddha konfüçyus) üretilmese gerektiğinin bilgisi pozitif bilgiye ulaşmamaları pozitif bilgiyi zorunlu olduğu kısa pratik yaşamda kullanılır kılmaları başa olanların bilgisini gerçekten madde üzerinden üretmemeleri yarattıkları medeniyet ve dinlerin sarmalının metafiziğin bilgisinin baskısında kalan pozitif bilgi ile sürdüre gelmeleri talancı ekonomilerin ve ürettikleri etiğin bunu uygun olması bilginin Hint medeniyetinde kastlarda İslam medeniyetlerinde ise ulemanın elinde olması bilginin pozitifleşmesini engeller. Birikimin metafizik bilginin dışında tüm birikimlerin maddesel anlamda bağımsız metafizik bilgiye ihtiyaç duymayan yerde birikim artmadığı yerde her birikim metafizik bilginin denetim ve gözetiminde gelişmiştir. Eski medeniyet (ortaçağdan kalma) ve dinlerin sarmalında metafiziğin bilgisinin baskısında kalan pozitif bilgi hayatlarını sürdürmeye çalışırlar. Pozitif bilgiyi hayatın bütünü kapsayan değil maddi hayatın zoru üretimin kendine yettiği kadarı içinde kullanır ve egemenlerin üst sınıf ve tabakanın talancı ekonomilerinin ürettikleri etiğin elde edilen artı emeğe el koyma biçimleridir. Herkesin mabede ve bunu uygulayanlara kazandıklarının gönüllü yada paylaşımlı talan ekonomisinin hala hayatta olmasındandır. Karşılık olarak ya cennet (semavi dinlerde) yada huzur verir(Hindu dinlerinde). Metafizik salınımlar ya bir kastlaşmanın toplumun tabakalaşarak kaynaşmasını önlemeyle yeni olanın ortaya çıkması engellenir. Yada bu metafizik salınımlar sonucunda savaşlarda her nedense pozitif bilgi uygulanır ama tarımda tanrıya bırakılır her şey ve dolayısıyla din uğruna savaşlar her türlü yeni oluşumlara yok etmiş ve toplumların durağanlaşmasını yani kendi büyük kastını tek düze toplumu egemen kılmıştır. Kastlarda tabakalar arasında geçişlerin olmaması o tabakaların kendi kendilerini tekrarını ve toplumun durağanlaşmasını sağlama yöntemlerinden biridir.


Batıda birbiri ile yenişemeyen kesin zaferler kazanamayan batı metafizik bilginin baskısına rağmen metafizik bilginin arkasında kralların olmaması ve sonuç olarak diğer milletleri baskı altına alacak imparatorluk kuramamaları pozitif bilginin yok edilmesini engellemiştir. Küçük medeniyetlerin yok edilememesi özgürlük kelebeğinin yok edilememesi sonucunu doğurmuştur. Metafizik bilgi pozitif bilgiyi inandırma kuşatma ve yok etme yerine pozitif bilgi üretme yaşatma ve yok edilmeye karşı pozitif savunma ile metafizik bilginin baskısından kurtularak zanaatın üretimine katkısının ardından sanatçılarını üreterek üretici sanatçıyı( yaratıcı sanatçıyı) ile tezgahları mekanik üretimi ve ardından buharlı makineyi üretmiştir.

Bu pozitif bilginin metafizik üzerindeki zaferi değildir. Kazandığı ve hak ettiği yarışıdır. Metafizik bilgi üreticileri ve bilgisi yok edilirse ki ( bu imkansızdır) o zaman zafer olurdu.

Eğer bir metafizik yüzyıllarca insanlara hizmet etmiş insanları savaştırmasına rağmen yüzyıllardan bu gün kiminle olursa olsun yaşatmışsa bunun insanın bir özelliği olduğu ve gelecek toplumlarda yaşama devam edeceğini gösterir. İlk insan bu günkü insanın bilgisi ve becerisi içinde doğmuş olsaydı ki bu imkansız belki sömürü olmayacaktı. Bu insanal dünyanın kurulması mücadelesinde ilk metafizik bilgi ilk bilgi ve beceri ve örgütlenme yaratır.

Göçerlik ve hayvancılık doğu toplumları köle ve serf toplumunu yaşamadan aşiretlik ve köylülük içinde soylulaşamadan ve dahası artı emeğe üretken ekonominin dışında el koyarak sömürüyü yaygınlaştıramamışlardır.

Kamu örgütlerinde yada kısmi kölelik şeklinde üretken ekonomiye fazla yansımamıştır. İnsan emeğini savaşlarda, saraylarda fazlaca tüketilmesi tüketici ekonomiye hizmet etmesi üretken ekonomiye kaymaması sömürünün eme el koymanın sadece kamu gücüne( kral padişah sultan aşiret beyi) has olarak bu güne gelir. Kamu gücünün içinde olması onunda bi güç olmasının ve sarayın ya da devletin içinde kendisine özel güç atfeder. Kamunun içinde memur olarak hizmet eder ama avam ya da halk üstünde devlet gücünü temsil eder. Saray memuru yada ordunun askeri özel bir yeri ve önemi vardır. Sıradan avamdan daha farklı ve üstündür.


Artı emeğine el konulmasına rağmen bir köle gibi üretmeye zorlanmış yada serf gibi gönüllü toprağa bağlanarak emeğine el konmuş yada proleter gibi ücreti karşılığında patronun her türlü hizmetine koşullanmış ve üretim artı emek köleyi karın tokluğuna serf üretimden kısmı pay vererek proleteri ücretlendirerek mülk sahipleri artı emeğe üretimin ilk aşamasında el koyar. Bu el koymayı da meşrulaştırarak sömürüyü gizler.

Oysa doğuda kamunun memuru yada sarayın askeri talan ekonomisinden kendisine düşen payı alır. Üretime yönelik olmaması nedeniyle artı emeğe el koymadan çok emek el koyup kendi adına çalıştırma (eline ekmek verme) olarak var olur. Üretime dönük olmaması artı emeğin gerçekten artı olamaması ve talan ekonomisine nedeni ve sonucudur. Emeğin üretici pozisyonda kullanılmaması artı emeğin oluşmasını engeller.

Artı emek üretime yönelik emeğin ihtiyacından fazla üretmesi ile oluşur.

Doğunun aşiret ve köylü ekonomisi doğaya bağımlı ve basit insan emeğine dayanır. Doğaya bağlı ekonomi talan edilir tüketici kamu ekonomileri talan eder. Sömürü sadece emeğe üretim araçlarının yapısına göre el koyma iken doğuda doğal üretimden kamu ekonomisinin pay alarak üretim dışındadır ama üretilen şeylerden (hiç noktasına katkı yapmaz) ancak ayni mal alarak el koyar. Aynı toplayıcı ekonomileri gibi köylü ekonomilerini sadece belli bir vergilendirme koyarak güvenlik sağlar onun dışında köy kendi içinde kendisi için üretim yapar Doğal koşullara bağımlı ekonomileri kamu adına toplayıcı ekonomiler gibi üretilen şeylerden belli bir pay alır böylece kamu ekonomileri talan ekonomisi gibi kullanır.


Sömürü sadece emeğe üretim araçlarının yapısına göre el koyma iken doğu da doğal üretimden kamu ekonomisinin pay alarak üretime dışarıdan mal alarak el koyar.

Batıda daha üretimin ilk aşamasında üretirken el koyar ve koyma kamu gücü olmadan mülkiyetin gücü ile koyar. Mülkiyet üzerinde emeği zorla çalıştırarak çiftliklerde köle emeğine sahip olur. Köle emeğinin verimsizleşmesi güvenlik sorunu ve köle isyanları köle emeğini meşrulaştıracak etik nede köle ekonomisini legalize edecek felsefe yaratılamamıştır. Çünkü üretim zora dayanması insanal olmaması ve kişinin rızasının olmaması hem etik dışı hemde insanlık dışı olması nedeniyle köleliğin felsefesini üretemez. Yunan şehirlerinde kölelik sadece etikte meşrulaşmıştır ama felsefe hem metafizik daha çok da pozitif bağlamda daha fazla gelişmiş ama bu daha çok köle ekonomisinin Sparta ekonomisindeki gibi komünal yapıda olagelmesindendir. Atina’nın komünaliteden uzaklaşması pozitif bilgiye ağırlık vermesi köle emeğinin meşrulaştırmasına rağmen legalleşememiştir. Atina tarihin içinde yok olup gitmiştir. Roma’nın köle ekonomisi İmparatorluğuna rağmen köle isyanları ile Hıristiyanlık mücadelesi içinde Hıristiyanlığa geçte olsa yeniden yaratılmasına rağmen barbarların istilasına doğunun (hayvancılık ve sürü toplumu) göçer toplumlarına yenilmekten kurtulamamıştır. Köle ekonomisinin felsefe üretememesi ama köylü serf ekonomilerinin doğayla barışık felsefe üretmesi (semavi dinler) aynı zamanda serf ve köylü ekonomisine hizmet edecek etik üretmesi ile hem köle ekonomisini dışarlamış köleliğe karşı çıkmıştır. Etraflıca dünyanın açıklanmasını ve toplum etiğini yaratılmasını doğaya bağımlı basit insan emeği ile üretimi hem meşrulaştırmış hemde doğunun göçebe ekonomisinden köylü ekonomisine(yerleşik topluma) geçişi, batının komünal toplumdan köle ekonomisine geçişi oradan da serf ekonomisine( yarı köylü) geçişi doğunun ve batının ekonomilerindeki ayrışmaya ve doğaya bağımlılığını sürdürür.


Doğa hayvancılıktan toprağa bağlı yerleşik duruma geçerken köylü ekonomileri zanaat ekonomisini üretir.

Batının geniş arazilerinin olmaması hayvancılık ve göçebe ekonomisini gelişimini engeller.. Komünal toplayıcı ekonomiden köle ekonomisi ile yerleşik topluma geçer. Aynı zamanda tarım arazilerinin verimsizliği insan emeğine dayalı zorlu üretimi köle emeğinin tarımda kullanılması yerleşik topluma geçişi sağlamıştır. Bu oluşumlar ordulu güçlü köle devletlerini ortaya çıkarmıştır. İnsan emeğine olan ihtiyaç duyulur. İnsan emeğine ihtiyacın olması nedeniyle çalışan yoğun emek harcayan bir sınıfı ortaya çıkarır bu nu yöneten askeri yönetime kabiliyeti olan mülk sahipleri çalışanlar üzerinde baskı kurmaya başlar. Üretimin kötüleşmesi köle emeğinin daha baskı kurulmasına iş bölümünün tümüyle ekonomik karakterli olması emeğin yoğun olarak köleleştirilmesine neden oldu. Savaşların sonunda esir alınanların çalıştırılması ile köle ekonomisi ve köye çiftlikleri kurulur. Dolayısıyla ekonomi hayvancılığı yada basit köylü emeğine değil köle emeğine bağımlı hale gelmesi ile örgütlenmeler üretici ekonomisinin korunması ve yaşatılması için kamu gücü kullanılır. Bu nedenle Atina da insan emeği ile üretime dönük olması pozitif bilginin ilk gelişmesini ve temellerinin atılmasını sağlar. Buradaki üretim doğaya bağlı hayvancılık ziraat metafizik doğa açıklaması yerine üretimin artırılmasına yardım eden pozitif bilginin üretilmesini sağlar. Pozitif felsefe ilk olarak ortaya çıkar hatta idealist ve maddeci diye ikiye ayrılır.

Üretimin insan emeğine ihtiyaç duyması üretim ekonomisinin gelişmesini ve pratik gerçekliğin bilgisine ihtiyaç duyulmasını sağlar. Köle emeği ile üretim bir ölçüde sağlanabilirken ilkel emek ilkel bilgilerle yeteri kadar artı emek sağlanamaz. Köle emeği üzerine kurulu ekonomi ve köle emeği yaşatmaya çalışan bir kamu ekonomisi örgütlenir. Doğu savaşlarla ve talan ekonomisi ile medeniyetler kurarken bati medeniyetler değil uygarlık ışığında ir yanıp bir söner. Meşaleyi doğunun ürettiği (İslamiyetin) pozitif bilgisi ile kendi insan emeğine dayanan ekonomisi ile birleştirerek pozitif bilginin zaferine sahip çıkan çağdaş sınıfları üretir.


Batının doğuya bağlı köylüsü bile doğunun tümden doğuya bağlı köylüsü gibi serbest değildir, toprağa bağımlı bir köylüdür. Doğunun köylüleri gibi kendine değil senyöre barona bir soyluya üretim yapar. Aristokratlar köle ekonomisinin eza verici yönünü hafifletmeye mekanik üretime ağırlık vermeye çalışır. Kişi bu arada mekanik araçlar zirai üretime artmasına yardım eder. Oysa doğunun doğal tarım üretimi kendine yeter düzeydedir. Ancak devletin yada kralın payı ayrılır.

Batının aristokratik üretimi emeğe dayalı olması metafizik bilginin egemenliğine rağmen aristokratlar ve krallar metafizik bilgi üzerinde hakim olamazlar. Çünkü orduyu yada kamuyu (saraylara) besleyecek doğal üretimin olmaması batının fakirliği büyük kralları besleyecek imparatorluk üretemez. Batının kendi aralarındaki savaşlarında biri diğerine hakimiyet sağlayamaz. Köle ekonomisinden sonra ortaya çıkan derebeyleri ve şatoları yıkılmaz kaleler gibidir.

Ve üretim ve gelişme (doğudan) dışarıdan gelen etkilere değil içsel gelişmelere dayalı olarak gelişir.

Osmanlının batı kapılarına dayandığında daha önce haçlı seferlerindeki Hıristiyanlığın birleştirici gücü ile çapulcu akınlarında hezimete uğramasına rağmen Osmanlının hücumlarına karşı yine Hıristiyan papazların birleştiriciliğine rağmen daha çok düşman kardeşlerin ortak düşmana karşı birleşmesi ile küçük devletleri birleşerek Osmanlıyı durdurabilmiştir.

Doğunun akıncı karakteri batının misyoner yapısı doğunun ve batının savaş biçimini de belirler. Topyekun savaşacak gücü olmayan batı tek tek savaşçıları ile Hint medeniyeti İngilizler ele geçirirken doğu topyekun savaşçılığı ile Viyana kapılarına ve Afrika’nın kıyılarını Müslümanlaştırırken Afrika içlerine misyonerler Hıristiyanlaştırmıştır.


Doğunun toplumculuğunun batınında bireyciliğinin gelişmesini sağlayan doğunun doğasına uyan İslamiyetin akıncı karakteri batının doğasına uygun bireyin emeğine dayanan ekonomisinin misyoner akınları batının bireyciliğine kişi özgürlüğüne ağırlık vermesine açıklar

Doğunun toplumculuğu da toplumsal özgürlükler ağırlık verilmesini açıklar.

Bireysel özgürlüğü teknoloji yaratırken emeğin sömürüsü ile bireyin özgürlüğünü yaratırken bireyin özgürlüğü teknolojiyi teknolojide toplumların özgürlüğünü sağlayacaktır.

Doğunun emeğin sömürüsü olmadan insanal dünyanın yaratılmasında doğu medeniyetler yarattı. Batı bencil kişilik özgürlüklerine karşısına hoşgörülü bencil olmayan toplumsal etiğinin üzerinde fazlaca sömürücü ile kirlenmemiş sömürmeyi bilmeyen toplumların katkıları ile yeni dünya yeniden yaratılacaktır.

Toplumsal özgürlük doğudaki biçimi ile büyük bir devlet içinde medeniyet yaratarak İslamiyet ahlakını geliştirmeleri ve doğunun savaşlarla birbirini yıktığı Osmanlı önce Moğalistan(göçebe savaşları) yıkıntıları üzerine yeni ve yıkıcı olmayan diğer dinlere milletlere barış içinde yaşayan bir Osmanlıyı yaratmıştır.

Osmanlının toprakları üzerinde kurduğu barış özgürlüğü tabidir ki kendi ayakları üzerinde durabilecek gelire ihtiyaç duyar. Orta doğunun karakteri ele geçirdiği ülkeleri ya islamiyeti kabul eder yada ağır vergiler vermeyi kabul eder. Bu anlayış dolayısıyla fakir halklar ve dini bakımdan geri Hıristiyanlığı kabul etmemiş eski dinlerini (manizm Şamanizm ve Zerdüştlük) hepsi gerilerken Hristiyanlarla beraber geçinmeyi bilmişlerdir. Bu İslamiyetin Hıristiyanlığı ve Yahudiliği tek tanrılı (ilahi) din olarak kabul etmesi nedeniyle açıkça savaşmak o dini yıkmak yerine barış içinde yaşamayı tercih etmiştir.


BATININ MİLLİYETÇİLİĞİ DOĞUNUN ÜMMETÇİLİĞİ

Doğu Hıristiyanlıktaki gibi dini bölünmeleri yaşarken mezhepler ortaya çıkardığı hep bir mezhebi bir ülke kendine şiar edinmiştir. Batı sadece Katolik doğunun Ortodoks ve kuzeyin Protestan olması birbirleri üzerinde hükümranlık kuramamaları dolayısıyla bir mezhebin üstünlüğü yerine o mezhebin tutanların milliyetleri daha çok ön plana çıkar. Doğunun mezhepleri iktidarı elinde olan devleti ile birlikte genişleyen ve bölgenin hakimiyeti eline geçiren büyük devlet tek mezhebin sözcülüğünü yapar diğer mezheplerin yaşama şansı tanımaz mezhep bu nedenle bölgelere değil sadece kıyı ve köşelerde yaşama olanağı bulur. Tek mezhebin etkisi altına girer. Doğunun İslamiyet’le güçlenen medeniyeti İpek yoluna hakim olmak ticari zenginliği ele geçirme mücadelesidir. Arapların Orta doğu ve Kudüs , Mısır’dan aldıkları birikimle ve ilahi dinleri ortaya çıkaran Kudüs’ün olağanüstü felsefik birikimi ile dağınık Araplar bir araya toplayan Hz Muhammed güçlü bir devlet ev devleti de güçlü bir felsefe ile kitabı(anayasa) yazan kışı olarak Arabistan’a hakim olur. Ardından ipek yoluna ticaret yoluna gözünü diker. Kurduğu ordu ile o kadar sadece kralların keyfi iktidarı ile ayakta duran ipek yoluna İslamiyetin bütüncül felsefesi sağlam bir devlet yapısı ile hem bir örnek teşkil eder hemde düzenli ordu ile İran ve orta doğuya ve Hindistan a kadar ilerler, O zamanki teolojik anlamda daha geri düzeyde dine sahip olan Türkler dağınık yapıları itibari ile bu savaşlarda yenilirler. Yenilenlerin İslamiyeti kabul etmesi yoksa vergi ödemesi istendiğinden dolayı çok zengin olmayan Türkler İslamiyeti kabul ederek Müslümanlarla aynı haklara sahip olurlar. Zaten göçebe yapıdaki Türkler zenginlikleri ele geçirmiş İslam orduları içinde kendilerine yer bulmaya İslamiyet’le kaynaşmaya başlarlar. Ziraatın yaygın olmaması zenginliğin olmaması Türklerin İslamiyet’le fazlaca karşı koymadan kabul ederler ve bey olarak İslamiyet’in içinde ilerlemeye kendilerini var etmeye çalışırlar.


Abbasilerin güçlü devletlerinden sonra kurulan Emevi devletinin yıkılmasıyla başka küçük devletler Türler’inde Müslüman devlet kurmalarını sağladı. İpek yolunun ticaret yolunun her zaman güvenliğini sağlayacak güçlü bir devlete ihtiyaç duyması ile ortaya çıkan küçük devletlerin birbiri ile savaşmaları ve savaşlardan karşısında kişilerin her yolla iktidar alınması düşürülmesi ele geçirilmesi mücadelesi güçlü bir iktidarı zorunlu kılıyordu. Bu arada Büyük Selçuklu imparatorluğu ve ardından ortaya çıkan beylikler İslam Rönesans’ını ve felsefesinin ve medeniyetin ve pozitif bilginin ortaya çıkmasını sağlar. İslamiyet ticaretin barışık yaşaması ticaret zenginliği içinde pozitif bilgiler bilimselleştirme yoluna gider küçük devletler beylikler ipek yolu üstünde kurdukları zenginlikler içinde ilim adamlarını(bilimsel değil çünkü yaratılan metafizikten ayrı pozitif bilgi değil metafizik bilginin yanında pozitif bilgiye duyulan hoşgörü ile bilim insanları madde ve nesne üzerinde pozitif bilgilerin Yunanistan site şehir kültürlerini(Aristo vb) okuyarak tıp toplum ve matematik üzerine pozitif bilgiler üretmede öncülleri olabilmişlerdir.)

Moğollar hayvancılıkla uğraşan ziraatçılığı bilmeyen(dolayısıyla yerleşik hayata geçmemiş) barbar akınları üzerine kurulan küçük beylikleri ve medeniyetleri yıkarken tüm medeniyetleri ait kültürleri taş taş üstünde bırakmazlar. Ancak Moğollar akınları sonucu ele geçirdikleri yerlerde bir süre sonra o yörenin coğrafi şartlarına uyum sağlayamamaları ve yerleşik toplum kültürü içinde akıncı karakterlerini kaybederler.


Beyliklerin yıkılması dağılması yeni toparlanmayı beyliklerin mücadelesini yineden gündeme getirir. İpek yolunun yol kesen çapulcularla soyulması güvenliğinin azalması buraya yeniden hakim olmak ihtiyaç duyulur hale gelmeye başladı. Anadolu’da Selçuklular yeniden birliği sağlar ipek yolunun ve Kudüs’ü ele geçirme mücadelesi Hıristiyanların haçlı akınları ve İslamiyetle Hıristiyanlığın çarpışmaları ve Hıristiyanlığın geri çekilmesi ile ipek yolu İslamiyetin elinde kaldı. İslamiyet ipek yoluna sahip olma ihtiyacı ve büyük devletin bu yolla elinde tutma mücadelesi büyük devlete (iktidara) hizmet eden mezhep ön plana çıktı. İpek yolu imparatorluğu yaratırken iktidar olma ona iyi hizmet eden mezhepler imparatorluğun mezhebi olarak ortaya çıkar ve diğer mezheplerin gelişmesini fikir üretmesini engeller. Nasıl muhalefet eden sultanın kardeşi bile olsa öldürülmeyi hakkediyordu. Bu nedenle ne muhalif olan bir mezhebin nede muhalif olan bir millet ortaya çıkar. Muhalif olanlar ancak şehirlerden uzak kırsal bölgelere çekilir.

Oysa batıda Hıristiyanlık Roma’daki düşünce yapısı doğuda Bizans ve Rusya da Ortodokslaşırken tüm bunlara muhalif olan İngiltere’de Protestanlık egemen olur. Mezhebi savunmak kendi milli çıkarlarını savunmak gibidir. Hiçbir mezhep diğer mezhepler üzerinde hakimiyet kuramadığı gibi mezhepler bir süre sonra milli karakter kazanır. Daha sonra ortaya çıkan (Lütercilik)pozitif bilgiye açık hale gelir(Doğunun pozitif bilgiye hoşgörü ile bakan bölgesel beylikleri gibi metafizik bilgi pozitif bilginin egemenliği altına girer.


Doğunun erken Rönesans Emeviler’in yıkılmasından sonra ortaya çıkan İslami beylikler ortaya çıkmış Moğolların ve İpek yolunu paylaşım mücadelesi yüzünden bu İslam Rönesans pozitif bilgiyi üretmiş ama pozitif bilimi deneysel bilimi yaratamadan yok olmuş bir başka ülkeye batıya pozitif bilgi göç etmiştir. Haçlı seferleri ve Endülüs devleti ve doğuya misyonerliğe ve geziye çıkmış batılıların bu birikimi yeniden değerlendirmesi ve Roma ve Atina birikimleri ile doyurarak mezhepler millileşmiş ve diğeri üzerinde hakimiyet kuramamıştır. İmparatorluk yaratılamadığından büyük iktidara yakın büyük mezhep ortaya çıkmaz Mezheplerin iktidara yanaşık iktidara hizmet eden bir karakteri olmadığı böyle bir ortam oluşmadığından dolayı bir mezhep diğer mezhep üzerinde hakimiyet kuramaz ve mezhepler bölgesel olarak iktidar erkinin dışında papazların yerel güçleri üzerinde hakimiyet kurar. Bu iktidar erkine yanaşık olmaması yüzünden iktidar kendine yakın bulduğu kendi işine yarayan mezheplerle bağlaşık kurarken Kılıçlar savaşa yaşanır Papa ile krallar arasındaki mücadelede papalar zafer kazanamaz bu nedenle krallar din adamları üzerinden değil ekonomi üzerinden yaşam mücadelesi verirken sınıfların ihtiyaçlarına göre yeni mezheplerin ortaya çıkmasına müsamaha gösterir. Pozitif bilgi metafizik bilginin egemenliğinden kurtulmak için yine metafizik mezheplerin içinde ama pozitif bilgiye yakın yeni mezhepler ortaya çıkar Muhalif olan mezhep bir önder kendi hayat bulamadığında bir başka ülkeye kaçabilirken yaşama olanağı bulurken Doğuda Osmanlıda ve orta doğuda savaşlarda muhaliflerini yok ederek iktidar olur. İktidarda olanda hiçbir muhalefetin oluşmasına izin vermez bir başka ülkeye kaçmasına imkan yoktur çünkü küçük ülkelerin yaşamasına imkan ve olanak tanınmaz.

Avrupa’da muhalif olan kaybettiğinde bir başka ülkeye daha ılımlı Hollanda’ya oradan da İngiltere’ye kaçan pozitif bilgi taraftarları yok olmadan hayatlarını sürdürmüşlerdir. Deniz yoluyla İngiltere’ye kadar ulaşmışlar bir Avrupa ülkesi tarafında işgal edilemeyen İngiltere her zaman Avrupa’nın kendi içindeki araya mesafe koyarak güçlerden faydalanma ustalığını göstermiştir.


İngiltere’nin kara savaşı yapmamış oluşu ve diğer ülkelerinde kara savaşı ile İngiltere’yi ele geçirme olanağının olmamıştır. İngiltere’nin savaş biçimi deniz savaşı hem onun yeni gücünü deniz gücü ve deniz ticareti büyük olanaklar ve zenginlikler ve muhalefetin bir arada yaşayabileceği ortamı sunar.

Kara savaşının kıyıcılığı ve yok ediciliği yerine deniz savaşının sonunda deniz ticareti ve ticaretin denize eğilmesiyle karada büyük engelle karşılaşan (ipek yolu gibi) ticaret güçlü donanma ile güçlü ve engelsiz ticareti ve aracı olmadan bir başka deniz ülkesi ile ticaret yapması İngiltere’ye büyük kazançlar sağlar.

Kara ticaretinin Osmanlılar ve İslamiyetin elinde olması bir büyük devlet Osmanlı İmparatorluğunu yaratırken yakın tarihte deniz ticaretiyle İngiltere güneş batmayan bir ülke olarak dünyaya egemen oldu. Hep doğu ile batıyı birleştirme ticaret yapma çabası içinde paylaşım kara ticareti Osmanlının hakimiyeti ve bu zenginliği savaşlarda yok ederken İngiltere birikimini önce buhar makinesinde ve sanayide kullanırken Avrupa’da liderliği ele geçirir.

Deniz ticareti koloni ticaretinin ve kolonyalizm sömürüsünü doğurur. Avrupa Amerika’dan sonra Akdeniz de egemen olma savaşı bir ikinci dünya savaşı bir kolonilerin paylaşım savaşımını ve sömürgeleri paylaşım savaşıdır

Kara ticaret yolu çatışmalar ve savaşları ve tek ülkenin hakimiyeti vardır. Batıda dinin mezheplere bölünmesi mezheplerinde millileşerek milliyetçiliği geliştirirken doğu tek mezhebin iktidarında muhalife yaşam olanağı vermeyen dolayısıyla ayrı milletlerin kendi renklerini ortaya çıkararak ne mezheplerin güçlendirebilmiş nede milli karakterlerin canladırabilmiştir. Bu Osmanlının özünün teşkil eden Türklük bile milli karakterlerini İslamiyetin ümmetçiliği ve iktidardaki mezhep anlayışı içinde millileşecek karakter bulamaz. Bu nedenle milli bir burjuvazi ortaya çıkma imkanı bulamaz.


İpek yolunun güçlü devlet savaşçı devleti elindeki olanakları ve toprakları kuruma mücadelesi ile birikimlerini sadece elindekileri korumak muhafaza etmek için harcarken Avrupa kolonyal (sömürge) birikimlerini kendi milli çıkarlarına ve pozitif bilgiye yatırım yaparken ticaretin mahiyetini(zirai ve zanaat)üretimi yerine sanayi üretimi ve hızlı ticaret(aracısız) ile deniz ülkesi olan devletlerle birebir ticaret yaparak kara ticaretinin külfetli yapısını ortadan kaldırarak eşitler arasında değil güçlü ticaret patronu ile güçsüz ticaret partneri ile yaparak daha güçlü (sömürücü)ticaretle hızla zenginleşir.

Kara ticaretinin riskli yapısı ve İslamiyetin köleliği ortadan kaldırmak için uğraşması köleliği ekonomik karakterden uzaklaştırıp yerine ganimete ve toplanan vergilere dayalı devlet örgütlenmesi köy ekonomisinin gelişmesini engeller. Köylerin doğaya bağımlı ekonomisinin kendine yeter derecede olması ve bazı yörelerin fazla yaratacak kadar zengin toprak ve sulu arazisinin olması doğunun ticaretini geliştirir ama üretim emeğe dayalı sömürücü emeğe artı emeğe bağlı olmaması birikimciliği ve depo ticaretinini ve geniş ticaret yolunun olması da zamanla geçer akçe (para) olmaması, birikimin ticaretin takas şeklinde olması dolayısıyla ticaret zenginlerinin ipek yolu üstünde dağınık şekilde olmasını sağlar. Buda belli bölgelerin zenginleşmesi değil yok üstünde belli noktaların gelişmesini sağlar. Bu zenginleşme ticaretin el değiştirmesi Ya da konaklama ve güvenlik gibi nedenler elde edilen birikimlerdir. İpek yoluna imparatorluğun hakim olması birikimleri imparatorun el koyması ve devletin ticaret yapanlardan borç para alarak veya vergi salarak tümünü yeni toprak savaşlarında harcaması ticaretin zenginliğini sanayiyi yaratmaya değil doğunun şatafatlı yaşam sürdürmesine, zenginlik içinde yaşamaya harcamıştır.

Ticareti yapan batılılar özellikle Rönesans’tan sonra deniz ticareti zengin olanlar bu birikimlerini hem soyluların zenginliği karşısında kendi soyluluklarını(kentsoylu)burjuvalığını ispat etmek hemde bu zenginliği sanayiye yatırım yaparak daha çok ticareti malı üretmeye çalışarak ticaret eşyasını zenginleştirirken;batının tüccar elindeki fazla parayı olacak ne devlet nede büyük krallar vardır. Krallar zor duruma düştüğünde borç para vererek iktidarın yanlarına çekerler.

Şatolardaki derebeyi zenginleri kendi şato kölelerinden elde ettikleri zenginliklerini kendileri tüketirken Rönesans la ortaya çıkan zenginler tüccarlar daha çok ticaret malı üretmeye harcarlar birikimlerini Rönesans lı fikirlerin savaşması ve kralların hem yeni fikirlere hızla yayılırken hemde bunlara karşı sadece Kilisenin engizisyon mahkemeleri cevap verir.


Yeni zenginliği hem fikirde hemde eşyanın mala dönüşmesi ilkel metaların ortaya çıkma manifaktür üretimin artması hem ticareti artıracak hemde rakipleri üzerinde metalaşan ürün mal üreticisi zanaatkarların üzerinde de hakimiyet kuracaktır. Ticaret deniz ticareti ile hızlı ve ivme kazanacaktır. Afrika’nın bir ucundan ulaşıp Hindistan’a varan ticaret gemileri Osmanlının ele geçiremediği Hindistan’ı İngiltere ticaret ile ele geçirdiği gibi kendi dilini ve misyoner kültürünü yaymayı da becerecektir. Deniz yolunun ticarete başlanması ipek yoluna olan rağbeti azalttığı gibi kara ticaretinin kendine çekecektir.

Buna rağmen Osmanlı elindeki zenginlikle ayakta kalacak savaşlarda yenilmesi İpek yolundan yeteri kadar kaynak gelmemesi nedeniyle duraklama devrine girecektir. Avrupa elindeki malzemeyi ve savaş gereçlerini modernleştirip savaşlarda kazanmaya başladığında İslamiyet ve Osmanlı yenileşme hareketleri değişme çabası içine girecektir. Ama sadece doğunun Hindistan’a ticaret eski usullerde ticaret olmayıp batı elinde satacak metaları ile geldiğinden doğunun zengin zanaat ekonomisi baharatı karşısında daha güçlü ticaret ile ticaretin satıcısı durumuna gelerek zenginleşecektir.

İçsel gelişimini ve birikimini tamamlayamamış Osmanlı yenileşme hareketleri sadece olan biten yeniliği Osmanlıya getirerek kendisininde zenginleşeceğini sanan Osmanlı batının kırıntıları ile yetinmek zorunda kalır. İpek yolu ticaretinden başka bir ticaret bilmeyen sadece doğu ile batı arasında komisyon alan Osmanlı ipek yolunun ölmesi ile komisyonculuk zayıflar ekonomi zayıflar ve savaşlarda yeni teknolojiyi yaratacak birikim(pozitif bilgi) olmayışı savaş teknolojinin geriye düşmesi tam bir gerileme ve dağılma olur. Batının geç kalan milletleri milliyetçiliğe sarılarak Osmanlı’yı parçalamaya başlar. Hatta Avrupa sömürge yapmak için birinci savaştan paylaşmak için Osmanlıyı harita üzerinde belirler.


Batının mezhepleri ekonomik savaşları milliyetçiliği ekonomik milliyetçiliği ortaya çıkarırken Doğunun sadece imparatorluktan ayrılmak ve kendi dillerine kavuşmak için yapılan milliyetçilik mücadelesine batının tam desteği ile Yunanlılar Arapla ve Ermeniler uyanışa geçer. Hatta Arapların milliyetçi sınırlarını bile Afrika da cetvelle çizerek petrolün ayrı ellerde toplanmasını sağlarlar.

Doğunun milliyetçiliği ırk ve dil milliyetçiliği batının ki ise hem dil hem ırk daha çok ekonomik milliyetçiliktir. Bu nedenledir ki ekonomik milliyetçilik sayesinde tarih sahnesinde rol oynarken doğunun milliyetleri ise figüran rolünde batının güdümünde devletleşmeye kişiliksizleşmeye devam ederler.

Kişilik kazanma ekonomik güç olma milliyetçi devletin uydu ekonomisinden uzaklaşıp dışlanan ve yalnız kalmış ekonomi olarak zavallılaşmaya çalışır.

Dini milliyetçilikle kaynaşarak doğunun pozitif bilgisini bilimselleştirmesi ve yaratıcı teknolojiyi üretmesi engellenir. İçi boşaltılmış ırkçı milliyetçilik içi doldurulmuş mezhepçi bir din ile ekonomik kalkınma yerine ekonomik savaş içsel savaşa bölgelerin ekonomi dışı bölüşümü ve kavgasına doğru itilir. Ekonomik karakteri olmayan milliyetçilik ve hala iktidar olma yeni medeniyet yaratma hayalı ile İslamiyetlin vecibeleri yüklenme fasit bir daire içinde toplumlar birbiri ile boş kavgalara tutuşur. Oysa İslamiyetin esti pozitif bilgiyi yaratmadığı ve yaşamasını olanak tanımadığı dolayısıyla bilim üreten bir toplumdan çok laf üreten(tasavvuf yapan) tapınan insanları ön plana çıkardığı; Afganistan gibi fakir ama fanatik dine bağlı kör isyancısı, Arabistan’ın petrol zenginliğine rağmen fanatik din anlayışı ve yaşayışı ile bilimi sırtı dönük şatafatlı yaşamı hem İslam alemini hem İslam toplumlarını batının köle devletleri yapmaktadır


Oysa batı hem kendi zenginleşmekte hemde Hıristiyan toplumları kendileri savunmaktadır. İslamiyetin zenginleri petrolüne rağmen duygu ve güç fakiri geri İslam toplumları çapulcu yaşamları ile (Afrika yerlileri gibi) sefil hayat yaşarlar.

İslamiyet artık iktidar olma hükümranlık yapma yerine dini vecibelere Allah ile insan arasına geri dönmelidir. Devletin halkı yönetmesine bir mezhebin egemenliğinde değil ekonomik karakter ile var olabildiği ekonomik birikimin yaratılıp pozitif bilimin ışığında ileri ekonomiyi yarattığında Müslüman toplumlar esaretten ve sömürge toplumu olmaktan kurtulur. Ümmetçiliğe ve dine vurgu yaparak değil ekonomiye vurgu yaparak zenginleşilir. Artık ne dinin birleştiriciliği(onca mezhebin içinde) ne milliyetçiliğin geniş devlet kurma (Turancılığı) onca devletlerin içinde olanaklıdır Ancak ileri ve önde güçlü bir devlet İslam alemini de kendi milletlerini de arkasına alır. Yoksa ki yeni çağıda Hıristiyan toplumların karşısında ikinci sınıf dünya vatandaşı muamelesi görür..2001

cancan

DOĞU VE BATI DEVLETLERİNİN OLUŞUMU

Devletin oluşumu toprak mülkiyeti ve diğer toplayıcı toplumların birikimleri sonucunda aşiret başının bu birikime bekçilik etmesi ile başlayan bu bekçiliği hem mülkiyetin ortaya çıkmasını ve birikimin artması içte ve dışta zoru kullanarak içeride hakimiyeti sağlayacak dışarıda kalan aşiretler üzerinde açık savaşla dış hakimiyet sağlayarak topraklarını genişletme yoluna gider


içerideki hakimiyeti dışarıdaki gibi açık savaş hali olamaz. Toplumun yarısını karşısına alamayacağına göre şiddet savaş şeklinden değil başka araçlarla kullanmaya başlar. Bu arada bazı toplumlarda toprak genişlemesi prensip olurken mülkiyete bağlı sınıflar ortaya çıkmaz doğu toplumlarında olduğu gibi her şey padişaha sultana bağlıdır. Oysa batı toplumunda arazinin darlığı denizlerle çevrili olması zoru kullanan aşiretin genişlemesini engeller. Zorun yanında büyücülerden de yararlanır her iki doğu ve batı toplumları. Bu arada Mezopotamya ve Nil havzasında verimin iyi olması medeniyetleri geliştirir. Buralarda artık devlet memur olmaya bürokratlaşmaya ordu da savaşçı olarak ayrılmaya başlar. Bu verimli topraklarda ordu ve devlet ayrılmadığı devletin memur kesimine ağırlık verdiğinden dolayı matematik ve gök bilim gelişir. Bunun sayesinde gökbilim ve yasaların gelişmesi (hammurabi kanunları) Mezopotamya ve Nil havzasında kalan İsrail ve Filistin bölgesinde büyücülük tapınaklara dönüşür. Felsefe gelişir tüm toplumları ilk etkileyen ilk devlet felsefesi burada yeşerir. Musevilik Hıristiyanlık ve İslamiyet bu topraklarda ideolojik boyutlarını kazanır. Hıristiyanlık biraz daha komünal yapıda olması zengin toplumların değil fakir toplumların üzerinde batı da yayılır. Fakat burada da Roma imparatorluğu ile çatışır. Ama bir süre sonra imparatorluk öldürdüğü dini (İsa ) 12 havarisi ile yeniden diriltir. Böylece zoru köleci imparatorluğa kadar ulaşmış olan yarı komünal felsefeyi köleleri ve toplumu yatıştıracak ideolojiyi sahiplenir.

Daha önce zor üzerine kurduğu imparatorluğu bilginin ve felsefenin gelişmesiyle yasalar koymak ve yasalara uymak devlet kuralları geliştirir. Helenizm etkisiyle


Bütün bunlar emek mülkiyetinin biçimlerine göre şekillenir. Köleci toplumun yasalara ihtiyacı yoktur. Töreleri ve toplumda egemen ahlak yeter. Ama köleci toplumdan çıkışta töre ve ahlak yeterli gelmez insanları bir arada tutmaya. Roma köle isyanlarında Hıristiyanlığın komünal yapısı ezilenler üzerindeki etkisi ve yayılması Roma egemenlerinin dikkatini çeker böylece hıristiyanlıkla savaşmak yerine onu ehlileştirmeye Roma imparatorluğuna hizmet eder hale getirmek için uzlaşır. Köleciliğin (doğal komünizm)komünal dünyaya özlemi ile var olan köle isyanlarının bastırılması ile Hıristiyanlık Roma’nın ilgisini çekmesi ile havariler eli yeniden yazdırılır ve Roma İmparatorluğu kendisine kadim ve bir ideoloji yaratır. Böylece Hıristiyan’ lığın komünalliğe özlemi ayıklanarak teolojik yapısı ön plana çıkarılır. Köleciliğe karşı dini felsefe dünyayı teolojik bilgi bilimi olarak dünyayı açıklar. Krallara kılavuzluk yapar. Ama batı dinin bütüncül olmaması teorisyenin (İsa) ölmesi ile pratiği gelişmeden silinmeye çalışılır. Ama köleler içinde yayılması Roma nın bu dini kendine yeniden yaratmaya çalışması ile 12 havarileri ortaya çıkarması yazılan İncil daha o zamanda parçalanmayı müjdeler. Daha sonra dinin devlet ile mücadelesinde 12 yüzyılda kadar çatışmanın sonucunda dinin ağırlık kazanması ile krallar üzerinde Hıristiyanlık üstünlük sağlayacak devleti küçültmeyi kendine bağlamayı hedeflemiş ve Roma dan sonra kurulan imparatorluklar dini içselleştirip tümel düşüncesiyle yoğrulmadığından pozitif bilgi ile dini bilgisi çatışır. Pozitif bilgiyi bazı derebeyleri gelişmelerinin ve ilerlemelerinin bir yolu olarak seçer. Çünkü Hıristiyanlık krallara hizmet etme ona ideoloji üretme yerine dinin hakimiyetini sağlama hatta savaşlarda (haçlı seferleri) öncü rolü oynayarak fakir batıyı zengin doğuya sefere çıkması için bizzat papazları önderliğinde yapılır.

Pozitif bilgi ile metafizik bilgisinin çatışması Engizisyon mahkemeleri dini mahkemelerin çatışması had safhaya ulaşır.


Oysa doğuda bilgi bilimi dağa doğuda Konfüçyüs ile Buda ile pozitif bilgi ile metafizik bilgi birbirine kaynaşıktır. Ama hiçbir zaman iktidar olma devlete hizmet etme gibi kaygısından çok toplumun bilgi felsefesine ihtiyacını karşılar ve toplumda otorite öyle bir şey istemez. Çünkü kendi kendine yeten ve durgun bir toplumdur ve dışarıdan fazla bir müdahale olmaz Mezopotamya’nın gibi dış düşman varlığı azdır fazlaca ayrışık bir toplum yapısı da yoktur. Ayrıca Nil ve Mezopotamya’nın ulaştığı engin bilgiye ve dolayısıyla metafizik bilgi henüz uzak doğuya ulaşmamıştır. Metafizik kendini egemen bilgi bilgilerin üreteci olma gibi bir iktidar aracı olarak ortaya çıkmamış İktidarla ne bağlaşık (İslamiyet teki gibi) kurma yada iktidar savaşı (hırisyanlık taki gibi) gütmemiştir. Uzak doğuda bu ayrışma yaşanmamıştır bu nedenle tanrı felsefesi ve teoloji bir merkezden yeni tanrılar ve yeni peygamberler ortaya çıkmamıştır. Ne gök bilimi nede matematik ve kanunlar ilk gelişim seyrini ortaya çıkarmamıştır. Çin in atılımları dışında. Gök bilimi çöl insanın gökyüzünden başka yol gösterecek yeryüzü şeklinin olmaması gökyüzüne bakmayı ve gök yüzü tanrısını ve gök felsefesini (göksel teoloji) Mezopotamya ve Nil havzası matematiği geliştirir. Nil’deki su taşkını ve sulamanın matematiğini yapmak zorundadır. Yine Mezopotamya geniş havzası ve geniş toplulukların bir araya gelmesini sağlarken zorunlu olarak sözlü hukukun yerini yazılı hukuk almaya başlar (hammurabi kanunları) ve tabii aynı zamanda bu tanrıların diyarı insanların üç kıtanın buluşma yeri olması tanrıların savaşına yani insanların savaşına merkez olmaya başlar. Çünkü Mezopotamya birikimi yaratırken zenginlik ortaya çıkar bu da paylaşım sorunu yaşar. Zenginlik kendi tanrılarını yaratır. Ve tabii her birikim türü kendi tanrısını yaratır.

Nil ve Mezopotamya’nın zenginlikleri bilgi biliminin İskenderiye kütüphanesinin hazineleri ilk dinlere ışık tutacak ilk toplumsal felsefenin üretilmesini ve köleci toplumun aşılmasını sağlayan yeni toprak ve serf(köylü) ideolojileri üretilmiştir. Çünkü yaratılan zenginlik şehirleri büyütür. Köyler ve şehirler belli uygarlık bölüşümüne ağırlık verilerek kendi medeniyetlerini geliştirmişlerdir. Bu gelişmeler doğunun hem zenginliği içermesi hem çevresinin fakir toplayıcı ülkelerle kuşatılmış olması orta doğunun yarattığı medeniyet merkezleri. Yeni ortaya çıkan medeniyetler toplayıcı ekonomilerin güçlü orduları tarafından Kuzeyden gelen Moğol ordularının istilası altında kalır. Yaratılan uygarlıklar yıkılır ezip geçilir. Yine de buna rağmen yasalar (Mezopotamya dinlerin ortaya çıkardığı kitaplı dinler) ile toplumlar yönetilmeye başlar. Devlet metafizik bilgi ile yönetim bilgisi birbirine bağlaşık bir şekilde devletler biçimlenir. Oysa batıda yönetime bilgisi madde bilgisi arasında çatışma pozitif bilgiyi üretir. Ama bu hiçbir zaman sınıflı toplumların ihtiyacı olan metafizik bilgi ile örtüşmüş bilgi kadar devlete ve ordulara ve sınıflara hizmet edemez. Helenizm tanrı ile insan profilini birleştirerek insanı tanrılaştırır ama kast sistemini ortaya çıkarır hiçbir zaman köleci ekonominin dışında başka üretim biçimine hizmet etmez. Oysa Roma İmparatorluğu köleci ekonomiyle büyümüş ama kendisini dönüştürecek toplumlara bütüncül bir dünya ikinci bir gök yüzü felsefesi üretememiştir. Ne tanrı yeryüzüne inmiş nede tanrı gökyüzüne çekilmiştir. Ki İsa yı tanrılaştırırken en sonunda tanrılar tanrısı kendi apollo dağına değil gökyüzüne çekilerek teoloji Hıristiyanlık gökdeki yerini alır. Böylece metafizik pozitif bilgi ayrışması yaşanır. Ama hiçbir zaman orta Asya da olduğu gibi dinle bağlaşık bir şekilde bir devlet dini olamamıştır ama bir devlet olmak için batıdaki kökenlerine ulaşmaya çalışmış ve krallarla iktidar savaşına girmiş ve en sonunda kendi devletini kurmuştur ama hiçbir zaman ordulara ve devlete içeriden de olsa hükmedememiştir. Bu ayrışma pozitif bilginin doğru mecra bulmasını sağlayarak tarihsel gelişim seyrinden toplumlara hizmet etmeyi sürdürmüştür.


Yunan şehirlerinde üretilen pozitif bilgi şehir devletleri (site devletleri) pozitif bilgi ilk teorileştirmelerini Aristo ile yapılırken modern fikirlerin nüvelerinin de ortaya çıkarır şehir devletleri.

Öte yandan orta doğu yasa koyma ve metafizik oluşumla köleliğe ve ekonomik anarşiye karşı metafizik kuralları (dini kurallarla ) yeni köylü felsefesi ile köleci toplumdan ileri bir teorisi kurulur.

İslamiyet Hıristiyanlık gibi komünal toplumun etik değerlerinin yanında daha önceki devlet oluşumları kanunların ortaya çıkması din devleti oluşumunun nüvelerini kurar. Ve dini teorisi ve pratiği Muhammet tarafından kurulur ve daha önce Arap’ların devlet olmadığı halde aşiretlikten devlet olma ve talan ekonomisi ile birleşince pozitif bilgi ile metafizik bilgi kaynaşır. İslamiyet devlet olma yolunda savaşlarla genişler. İslamiyet birleştiriciliği ile çekim merkezi olur ve devlet geleneği yeni toplulukların girmesi doğuya akınlarla genişler. Arap’ların daha önce devlet geleneğinin olmayışı kısa bir süre sonra kliklerin ortaya çıkmasına neden olur. Kliklerin ardından mezhepsel olarak bölünme ortaya çıkar. Ve ardından ehli beyt (aynı soydan aynı evden gelen) ehli sünnet (Muhammed’in sünnetlerinin uygulayıcısı ) olarak iktidar savaşında bölünme yaşanır.

Ehli sünnet iktidar olmanın ve iktidarda kalmanın şekilci tekniğini geliştirirken ehli beyt fakir toplumun ve ezilenlerin ideolojisi olarak toplumun alt tabakalarında yaygınlık kazanır. Ve her ayaklanmada isyanın ideolojisini besler.

Ehli sünnet ve içerideki mezhepleri Arap toplumlarındaki suni bölünmüşlüğü ile ülkeler yaratırken Türklerin İslamiyet ‘e girmeleri ile İslamiyet aradığı devlet geleneğini yayılmacı yüzünü bu Türk devletlerinde bulur. Ama Türklerin sağlam bir devlet geleneği ve Savaşçı geleneği Arap toplumlarının sadece dini merkez almasını ve halifeliğinde krala hizmet eden onun söylediklerini onaylayan tasdik merkezi olarak metafizik bilgi tam bir hakimiyet kuramaz çünkü Hıristiyanlıktaki gibi (batıda derebeyi devletler)fakir ve zayıf devletler yerine zengin ve güçlü Türk devlet karşısında İslamiyet karşı bir güç olamaz. İslamiyet ilk zamanlardaki yayılmacılığı ile yönünü belirler ve Türkler savaşçı toplum oluşları ile İslamiyet e bu yönde katkı yapar.


Pozitif bilgi savaş bilgisi ve tekniğidir. Toplum tek merkezden yönetilerek çevrede birikimli şehirleri merkezileştirerek ayrı medeniyet oluşturmaları tek merkeze birikim aktarılarak (rakip şehirler)kendi medeniyetlerinin oluşması engellenir. Çevrede kurulan devletlerin İslamiyet’in içine girmemiş ve onun bütüncül bir ideolojiye sahip olamamışlardır. Orta doğunun gelişkin coğrafyasında ancak uydu şehirlere olanak tanır. Uydu şehirlerde talan ekonomisinin dışında bir merkez kuramaz çünkü her şey savaşa göre hazırlanmıştır. Merkeziyetçilik aynı zamanda muhalif olma ve rakibi ile bir arada yaşama zorunluluğunu ortadan kaldırır. Doğu hep rakiplerin yok edildiği ve ezildiği ve yıkıldığı bir mekan olarak pozitif bilginin ortaya çıkmasını engeller. Çünkü pozitif bilgi karşıtlar arasında üretilen bilginin yaşama uyarlanması arasında maddesel olanın realiteye yaşama uyarlanması ile olasıdır. Ama rakipler arasındaki savaş karşıtı yok etme ile sonuçlanırsa yeni bilgi yaşam bilgisi pratik bilgi oluşmaz daha önceki yaşam bilgisi ve aynı pratik devam eder yani “ hayat aynen devam eder aynı tas aynı hamamda” farklı zamanda bile kendini tekerrür ederek yürür dışsal bir gelişme ile var olan şey yıkılır kendi içsel gelişmesi(karşıtların yok edilmesi muhaliflerin öldürülmesi ve yok edilmesi yüzünden gelişme ve ilerleme olmaz bu yüzden kendi yeniliklikçi çabaları bile kendi kabuğunu kırmaya yetmez. Çünkü karşıtların savaşı ve birliği hiçbir zaman oluşmaz. Karşıtların birliği oluşmadığından karşıtı sürekli kendini üretir ama hep kadük kaldığından yaşam pratiğine geçmeden egemen güçler tarafından yok edilir veya baskılanır hayat aynen devam eder.

Doğu da metafizik bilgi ile savaş bilgisi kaynaşır merkezi güçlü ordu oluşur. Ama ekonomisi büyük köylü şehirlerin ötesinde bir birikim oluşmaz. Her alanda pozitif bilgi kovulur. Doğal ve basit emekle köleci toplumun ilerisinde köy toplumları ve bağlı şehirlerin zanaat biçimlerini geliştirir. Zanaat bile teknik düzeye ulaşamaz. Çünkü metafiziğin yoğun baskısı altındadır. Savaş teknoloji dışında pozitif bilgi uygulanmaz. Çünkü tek yüksek gelir kaynağı savaş ekonomisi ile beslenen silah sanayisi ve yeni toprak kazanımları ile yurtluk açan ekonomi insanlara yeni imkanlar değil mekanlar sunar.

İbn’i HALDUN İbn’i SİNA gibi düşünürler bile pozitif bilgiye ulaşırken metafizikle kaynaşma yoluna gider. İbn’i HALDUN “her şey Allah tandır ama her üretim insan emeği ile oluşur” der. Oysa Batıdaki pozitif bilim baskı altında olmasına engizisyonda ezilmesine rağmen mahkemeden çıkarken Galile “dünya yinede dönüyor “ diye sessiz çığlığı bu güne ulaşır.


Orta doğuda pozitif bilgi; metafizik bilgiye hizmet eder hale gelir. Metafizik bilgi de savaş ekonomisine ideoloji üretir. Hem toplumların bütünsel bilgilerini doyurur hem de yaşama konusunda bir fikir sunar. Törenin ahlakın dışında yazılı bir kaynak olarak ilk anayasa görevini dinin temel kitapları aynı işlevi görür. Ve yeni durumlara göre yapılanlar sünnetleri ve içtihatları olarak yasa yürütücülerin muğlak bir yasası olarak diğer toplumlar üzerinde kitaplı dinler ileri toplum hüviyetini kazanır.

Doğuda ki iklimin verimli olması fikirlerin ideolojilerin ortaya çıkmasına olanak tanırken pozitif bilgiye ihtiyaç ancak savaş ekonomisine hizmet etmeyen birimler ve bilimler (gök bilimi) gibi (artık metafizik bilgi yerine pozitif bilgiye hizmet edeceğinden dolayı) İstanbul’daki gözlemevi kapatılır. Gök yüzünde melekleri izliyorlar diye Yeniçeriler tarafından yıkılır

Böylece İbn’i HALDUN İbn’ SİNA ile oluşan pozitif bilgi geleneği tümden yok edilerek metafizik bilgisinin bilgi ve bilim üzerindeki hakimiyeti devlet tarafından desteklenir. Savaş ekonomisine yararı olmadığından bilim insanına bilim üreten merkezlere yatırım yapılmaz. Oysa savaş için büyük topların dökülmesi ve yine savaş için büyük tersaneler hemen hepsi pozitif bilgi ile donanır. Hiçbir zaman tersane kapatılmaz ama rasathane kapatılması sağlanır. Bilimin birbiri ile beraber geliştiğinden bir disiplinin diğer disiplini geliştirmesi olmadığından tersaneyi geliştirecek diğer bilim dalları yaşama olanağı bulmadığından gemicilik de gerilemeye başlar


Bu süreç batıda yeni gelişmeye başlayan pozitif bilgi toplumdaki karşıt güçlerin savaşı ve devletsiz devlet olan Hıristiyan engizisyonu kralsız krallığını ilan ettikten sonra kendini besleyecek ne yeni sınıfı nede aristokratik sınıfa hizmet eder. Kralların parçalanmışlığı ve fakirliği Aydınlanma ideolojilerinin Ansiklopedicilerin kitaplı dinlere alternatif oluşturacak pozitif bilgi ve bilimi ortaya çıkarmaları ve talancı savaş ekonomisi ile beslenen küçük kralları birbirini yenemeyince dışa açılmaya ve talan savaşı yerine ekonomik savaşla dışarıdaki ham madde ve zenginlikleri ülkelerine taşınır. Bu zenginliğin ticaretle sürekli olması sağlanarak talan ekonomisi yerine toprağına toprak katarak daha sonra bu toprakları kendi haline bırakılan topraklar yerine düzenli sömürge ekonomisi kurarak ticareti geliştirmeyi başarır Batı. Ticaretin gelişmesi yeni zenginliği ve zengin sınıfları ve pozitif bilime yatırım yapacak ticaret zengini yeni sınıf artık devlet olmaya yasa yapmaya kralların yetkilerini kısıtlamaya ve Fransız devrimine kadar bu süreçle gelişir. Yeni sınıfın iktidar yürüyüşü ve damgasını vurması bu devrimle ve devrimden sonra oluşur.

Doğu zenginliği yeni topraklardan elde ettiği ganimet ve çevre şehir merkezlerinden toplanan aşar ve ayni vergilerle merkeze aktarılması merkezinde bu birikimi sultanın (kralın) bilgi ve becerisi ve çevresinde kurduğu hakim elit kesimin tavrı tüketir. Bu durum ancak Avrupa nın zenginleşmeye başlaması (kolonyalizm ve sömürgeci ticaretle)            Doğu da Osmanlı savaş kaybetmeye başladığı zaman ekonomisi de çöküş sinyali verir.


DEMOKRATİK SOSYALİZM Mİ SOSYALİST DEMOKRASİ Mİ ?

Demokratik Krallık, Demokratik Cumhuriyetler, Demokratik Kapitalistler ve dahası nasyonel

Sosyalistler olabildiğine göre; Demokratik Sosyalizm bir yanılsama biçimlerinden biridir. Sola kayan toplumların kapitalizmin içinde burjuva kapitalizmi estetize ederek sömürü düzenini var etmesidir.

Oysa vurgu demokratizme değil de sosyalizme yapıldığında demokrasi ikinci planda düşer. Öncelik Sosyalizmdedir ve mülkiyet biçimi de sosyalist olmak zorundadır.

Tüm demokratik karakterli rejimler mülkiyeti özel ellerde yada devlet elindedir. Bu nedenle mülkiyet sömürü karakterlidir. Mülkiyet birikim ve büyüme felsefesi ile yoğrulmuştur. Devası birikimler olmakta ama toplumsal gelişme dinamiği olmadığından dolayı toplumlar sıkıştırılmakta ve buda büyük tepkilere toplumun kendini histeri bir şekilde anarşik bir forma bürünmektedir.     Toplumlarda birikim çok fazla artığında kendiliğinden kamu kurumları aracılığı devletleşebilmektedir. Ortak alanlar kamuya geçer. Özel mülkiyet savaşlarla yada özerklik verilerek yada tekelleşerek kendi gücünü kamu otoritesi eli ile devletler kurarak dünya üzerinde hegemonya kurmaya diğer yandan devlet içinde ise mülkiyet mücadeleleri   özel mülk birikim yapmanın bir aracı olur. Dünyada tekelleşen devasa firmalar tekelleşme neticesi olarak mülkiyetin milliyeti olmaz bu nedenle nasyonal tüm oluşumlar devlet içine hapsedilir. Ulusal yapı içe dönük ama mülkiyet enternasyonalleştiğinden. Enternasyonal olan nasyonalistler (milliyetçiler) tekeller aracılığı ile devletler bir araya gelir ve istendiği zaman yok edelir.

Tüm demokratik oluşumlara şüphe ile bakmak gerekir. Ne için demokrasi istenmektedir, demokrasi insana hizmet etmiyorsa, topluma hizmet etmiyorsa o zaman başkalarına hizmet ediyordur. Demokrasi tüm güçlerin kendini ifade etmeye çalıştığı bir rejim biçimidir ve açık uçludur. Özgürleştirici değil en güçlü olana hizmet eden hegemonik karakterlidir. Egemen sınıfın kendi kurduğu partileri aracılığı ile güçlü olan kolayca iktidarı ele geçirdiği bir ilerlemeci ( geliştirici; özgürleştirici değil) güçlü olanın daha fazla güçlenip diğer sınıf ve katmanlara sadece temsil hakkı verir. Alt katmanların ve alt sınıfların dayanaklarını kanunlar aracılığı ile kısıtlayarak basit bir temsile dayanan yönetim biçimi yaratır.


EMEK ÖRGÜTÜ

Bir hikaye vardır. Annenin on tane çocuğu vardır. Eve yine on tane yumurta alır. Bunları çocuklarına suda pişirir önlerine birer tane yumurta koyar. Çocuklar annelerine yumurta kalmadığını görür. Anne senin yumurtan yok der. Biliyorum oğullarım der anneniz baba yesin sizin bir adet yumurtanız var yarımşar verin yeter der. Annenin beş yumurtası olurken çocuklara yarım yumurta kalır.

Aynen marksın anlatmaya çalıştığı gibi “Emekçi on iki saat çalışır 6 marklık yeni bir değer yaratır. Oysa patron işçiye 3 mark vermektedir.” Kötü anne rolündeki kadın gibi patron on kişilik yumurtanın yarısını kendine ayırmaktadır.

Kapitalist herşeyi analaştırması dolayısıyla her şeyde bir ana vardır. Bu kapitalizm de bu ana para dır.

Mülkiyet tarihine baktığımızda her şeyden bir parça bölen birileri vardır. Bu bölen ilk birikimi yaratan ve dolayısıyla ilk mülkiyeti yaratandır.

Özel mülkiyet ilk beylerde birikim yaparlar. Beyler kurdukları kurullar aracılığı ile yönetimi paylaşmaya başlar. Kurullar büyüyerek yeni mülkiyeti kamu mülkiyetinin ortaya çıkartır. Özel mülkiyet ve kamu mülkiyeti tüm birikimleri kendi elinde toplar. Tüm toplumlar bu birikimleri yaratmak için önce köle sonra serf sonra işçi olarak birikimlerin tek elde ve kamu elinde toplanmasına rıza göstermiş gelişme ilerleme adına rıza göstermiştir. Kamu düzeni bozulduğunda Ya da paylaşımda ve bölüşümde toplumu bunalım ve krizlere sokan durumlarda mülkiyet biçimleri sorgulanmış doğuda kamu mülkiyet ağır basarken ve özel mülkiyetin yaygınlaşmasını egemen olmasını engellerken; batıda egemen olan özel mülkiyet kamu mülkiyetini kendi egemenliği altına almıştır. Kamuya vergilerle ayakta tutmaya iktidarları kurmaya yıkmaya muktedir olmuştur. Doğu özel mülkiyetin fazla gelişmemiş oluşu kamunun gücünü kendinin sağlamaya çalışması gerektiğinde yeni kaynak için yeni ülkeler fethetmeye ve kendi kamu gücü aracılığı ile baskı zorla vergilendirmeye kendi içindeki muhalefeti yok ederek kendi kendini yineleyerek ayakta durmaya krizleri bunalımları isyanları bastırarak yok etmeye çalışır.


Her iki egemen mülkiyet biçimleri kendi geleceklerini kurarken bilime yatkın olan özel mülkiyet egemenliğini yakın çağda başat konuma geçerek kapitalin Uluslar arası dolaşımını sağlayarak özel yerel ve kamusal tüm egemenlikleri kendine bağımlı hale getirdi.

Tüm bu olanlar özel mülkiyet ve kamu mülkiyeti her ikisi de artı emeğe el koyarak elde edildi. Tüm tarihe baktığımızda mülkiyet edinimi zor ve baskı ve bunu egemen hale getirmek içinde yasalar yaparak toplumu biçimlendirme yönlendirmeye çalışmışlardır. Ama tüm yasaları kendi elleri ile yeniden yazarak yıkmışlardır.

Özel mülkiyet ve Kamu mülkiyet her iki bağlamında düşünecek olursak bir birinin yerine konulabilecek Ya da birbirinin yerine geçebilecek mülkiyet biçimi değildir. Özel mülkiyet kendini ayakta tutabilmek ve toplumda oluşturduğu birikimleri koruyabilmek için kamu gücünü yaratmıştır. Egemen olduğu dönemlerde kamuyu yönetmiş egemen olmadığı yerlerde de kamu hem toplumu hemde özel mülkiyeti idare ve idame ettirmiştir. Özel mülkiyet tekellerde oluşmasını büyüyen kamu gücü kimi imparatorluklar izin vermemiştir.

Özel mülkiyet daha çok kamunun fazla güçlü olmadığı beyler küçük krallıklarda savaş kabiliyetinin az olduğu ticaretin yoğun olduğu yerlerde özel mülkiyet olağan büyümenin yanına yeni materyaller yaratmaya ve uygarlığı kamunun gücünün dışında kendi birikimlerini yaratacak şekilde kendine harcamaya ve ticaret yoluyla kendi ürettiği malları el değiştirerek daha sonrada parayı kullanarak kamu zenginliğinin ötesinde sadece harcayarak tüketerek değil bu birikimlerini yeniden yatırımlara aktararak zenginliğini üretim ve tüketim pazar kurarak geliştirmiş bilime ve bilgiye ve kendi sanatını yaratarak bir uygarlık yaratmaya kamuyu kendine hizmet ettirmeye mecbur bırakmıştır. Kamu bunu savaş kabiliyetinin az oluşu Ya da yeni toprakları ele geçirmenin zor olduğu denk güçlerin ortaya çıktığı derebeyleri nde yeni zengin tüccar kentler yaratarak köy ve kasaba yerine zengin siteler şehirler yaratmış ve burada yeni soylular yaratmıştır. Toprak soyluların yerini kent soylular almıştır.


Oysa emek cephesi dolayısıyla emek mülkiyet hiç tarihte yerini almamış ama ellerinden her şeyi alının kölelerin isyanında Ya da toprak soyluların serfleri toprakla alıp sattıkları karın tokluğuna yaşadıkları köylü isyanlarında kendini gösterir. En son 18 saat çalışmaya mahkum olan proletaryanın kendiliğinden ortaya çıkan isyanlarında kendini gösterir

Doğuda ise kamu köle isyanlarını zalimce bastırarak Ya da köleyi toplumlara toprağa bağımlı kılarak köy isyanlarında bölge isyanlarında kamunun bunalım dönemlerinde ortaya çıkan muhalif isyanlarda tüm emekleri sömürülenler başkaldırmış ama her defasında kamu otoritesi tarafından bastırılmıştır

Tüm mülkiyetleri yeniden sayacak olursak kendiliğinden oluşan özel mülk ve beylerin kendine yarattıkları özel mülkiyet ve onları korumak için yaratılan kurullar ve kamunun kendi tekeline aldığı amme kamu mülkiyeti ile tümden emeğe el koyma üzerine kurulmuş ve emek mülkiyeti kendini sadece karın tokluğunu yaşatarak emek ve emek mülkiyeti köreltilmiş köleleştirilmiş serfleştirilmiş proleterleşmiş ve köylüleşmiş bağımlı ve bağlı olarak hukuk yaratılmıştır.

Artık kamu mülkilet aracılığı ile proletaryanın iktidarı yani kamu gücünü ele alacağı toplumun efendisi olacağı herkese eşit oranda paylaştıracağı herkesin hakkını vereceği ve altın çağı getireceğine dair topluma yeni efendi yaratma topluma egemen güç yaratma çabaları kamu mülkiyetinin aslında emek mülkiyetine ilk el koyan onu hiçleştiren ve özel mülkiyet kaynak aktaran bir kurum olduğunu tarih araştırıldığında görülecektir.

Asıl olan emeğin ve mülkiyetin mücadelesinde hep emeğin elinden mülkiyet alınması ile sonuçlanmış ve bunun için her türlü zor kullanılmış ve toplum buna kanıksamıştır. Tüm toplumların buna inanması sağlanmıştır.


Tüm tarih oysa emeğin kendinin sahip olması tüm isyanların bunun için olduğu ama örgütsüz bir emek gücünün örgütlü kamu gücü karşısında hep yenildiği ve zenginleşenlerin kendi gruplarını ve kulüplerin kurarak kamu üzerinde otorite oluşturmasını ve kamuya kendi yarattığı zenginlikler paylaşarak kendi yanına çekmiş ve toplumu sürüleştirmeye çalışmıştır.

Artık sürü olma yönetilme ve toplumun koyduğu kuralların yerine kendi kurallarımızı ve kendi birikimlerimizi yeniden yaratmanın zamanı gelmiştir. Toplumun egemenlerinin koyduğu kuralları ezberleyerek ezberleterek kendi geleceklerini egemen kesimler yeniden kurmaya çalışır.

Tüm ezberletilenler mülkiyetin emek üzerinden uzaklaştırılması ve düşman ilan edilmesiyle emek mülkiyetle bağını kopararak kendi tarihini ve talihini mülksüzleştirmiştir.

Oysa emek olmadan üretim üretim olmadan da mülkiyet olmaz. Fazla üretime el koyarak emeğin yaratığı mülkiyete egemen güçler kendi yarattıkları ideolojilerle el koymuşlar ve toplumu elde ettikleri birikimleri topluma harcıyormuş hissi vererek kendi medeniyetlerini kendi uygarlıkların dolayısıyla kendi özgürlük alanlarını genişletmişlerdir.

Asıl olan emek ile mülkiyetin birbirine düşman değildir artık Artı emek emek üzerinden uzaklaştırıldığından dolayı mülkiyeti emek üzerinde tahakküm kurma aracı olarak kullanmışlardır. Mülkiyet birikimi birikim gücü güç tahakkümü doğurmuştur. Emek ve emekçi artı emeğine sahip olduğunda kendi mülkiyetini dolayısıyla birikimini sağlayacak birikimde basit emeğin artı emeğe el koyan sistemin ortadan kalkması ile birikim gücü tahakküm kurma gücü olarak değil (çünkü zorba va savaş üzerine edebiyat ve birikim yapılmayacağından dolayı) toplumu ilerletme ve geliştirmeye harcanacağından dolayı hem kendini hem tüm toplumu zenginleştirecektir.


Bunları bir varsayım ötesinde algılanması için emek mülkü ve mülkiyeti yaratan başlıca zenginliktir. Emeğin kendi yarattığı zenginliğini koruması ve kendine sahip çıkması gerekir.

Bu olanları hemen hepsi bu gün var olan kurumlar aracılığı ile değil kendi yaratacağı yeni kurullar ve kurumlar aracılığı ile yapacaktır. Ve kendi birikimlerini ve küçük tasarruflarını kendi kurumlarında kendi yaratacağı tüketim ağlarında birlik ve kurullar oluşturarak yapacaktır. Nasıl ki zenginlerin kendi kurulları kulüpleri ve kendi bankaları varsa emekçilerinde kendi kurullara kendi kulüpleri kendi bankalara ve tüketim şirketleri aracılığı ile kendi yaşam biçimini yaratacaktır.

Kamu böylece hep zenginlerinde yanında yer alan değil dengeleyici bir unsur bir hakem olarak kalacaktır.

Bu hiçbir zaman özel mülkiyetin ortadan kalkacağı anlamına gelmez kimsenin bu güne kadar birikimlerine kamu aracılığı ile el koymak Ya da mülkiyeti topluma yeniden dağıtmak değil köleyi serfi ve proletaryayı ortadan kaldırmaktır. Bunun için yapılması gereken hem kendi birikimlerini kendi bankalarında yapmak ve hemde tüketimlerini kendi marketler zinciri içinde yapmaktır. Proletarya kendi bankaları ve üretim ve tüketim zincirleri kurarak kendi kendini inkar etmelidir hem kamu mülkiyetin hemde özel mülkiyetin basit köle serf ve artı emeğine el konulan özgür olmayan emek özgürleştirilmelidir. Bunun için yapılması gereken emeğin alınıp satılabilen ücretli olarak satın alınan değil( mülkiyet sahiplerinin ücretli emeğin belli bir zamanını satın alıp istediği gibi kullandığı değil )aksine mülkiyet sahinin mülkiyetin belli zaman karşılığı kiraladığı ve emek sahibinin mülkiyeti kiraladığı bir rejime evrilmesi gerekir. Mülkiyet emeği değil emek mülkü kiraladığı ve ücretini ödeyerek kullandığı bir rejim yaratılmalıdır. Bu emek mülkiyeti hiçbir zaman kent soylular ve burjuvalar tarafından yaratılmayacaktır. Bu ancak burjuvaziye karşı mücadele eden sendikaların emek ekonomileri yaratmak için emekçilerin birikimlerini tekelde toplanmasını sağlamalı hemde tüketim zinciri ile emek ordusuna tüketim kanallarında ortaya çıkan spekülatif tüccarlar ortadan kaldırılması sağlanmalıdır. Bur da küçük burjuvazi diye tarif edilen kendi emeğini kendi kullanan kimi zaman birkaç küçük ücretli emeği kullanan küçük burjuvayı kendi kimliğine geri döndürülerek ücretli emek kullanmaması sağlanmalıdır


İDEOLOJİLERİN SONU

İdeolojilerin sonu ideolojilerin başlangıcı ile ilgili bir sorundur. İdeolojiler sona ermedeki son olsun. İdeolojileri yerel toplumlar kendi hakimiyetlerini kurmak için yarattılar. Ve tabidir ki kendi doğal koşullarının bir ürünü olarak yaratıldı. İslamiyet orta doğu ürünü olarak kalırken Hıristiyanlık orta doğu orijinli ama çok kültürlü çok milletli bir din olarak batıya ihraç edildi oradan da germenlere Frenklere ve Slavlara yayıldı.

Tüm ideolojilerin kaynağında din vardır. Toplumları bir arada tutabilmek için bir şeylerin yapılabilmesi için inanmak vardır. Bu doğal bir güdü değil insanın doğayı değiştirebilmesi için gerekli olan yeniden düşünebilme onu uygulayabilme becerisinin bir ürünüdür. Daha aşağı canlılarda böyle bir inanma daha doğrusu dünyayı yeniden tanımlama güdüsü ve duyumu yoktur. Buda tümüyle onu doğaya bağımlı hale getirir.

İnsanı diğer canlılardan ayıran şey demek ki düşünce üretme onu uygulama güdüsüdür. Bu uygulamayı sağlayan şeyde inançtır. Bu yüzdendi ki ilk insanları bir şeye bağlayabilmek için bir idol yaratmak zorundadırlar. Ve tabidir ki bu ilk insan için ateş Ya da güneş ya hayvanlardan en güçlü ya ulaşılamaz ya en kutsallaştırdığı şeye inanarak insanlar yönlendirilmiş ve bu eksen etrafında toplum dizayn edilmiştir.

İlk insanlar kendileri kutsallaştırdıklara nesnelerle bir dünya profili yaratırlar. B yarattıklara profil kendi düzenlerine uygun bir yaratır. Kurulu düzene hizmet ettiği sürece kutsallaştırılan şey yüceltilir Ya da evrim geçirerek ona katkı yaparlar ve yorumlar getirerek o kutsallığı yani ideolojiyi yeniden yaratırlar. Bu aynı zamanda o toplumların kendi hüviyetini kazanmaya ve kendini geliştirmenin de bir yolu olur. Doğuda büyük topluluklar bir arada yaşarken batıda küçük topluluklar kendi devletlerini kurar millet bilincini geliştirme gereğini duyar tümüyle bu ekonomik argümanlardan bu ihtiyaçtan yola çıkmıştır. İhtiyaç sona erdiğinde de milliyetçilik ideolojisi rafa kaldırılırken başka ideolojiler sürüme sokulur. Oysa doğu toplumları bir çatı altında o medeniyet dedikleri devlet olarak var olan dini dili birbirine yakın insan topluluklarından oluşan hiçbir zaman batı milliyetçiliğinin tanımamış olan devletler kendi milletlerini değil tabidir ki kendi devletlerinin ideolojilerini yaratarak varlığını geliştirmeye ve ilerlemeye çalışmaktadır.


Öbür yandan batı milliyetçiliği kendi ideolojilerini üretirken kendi ekonomilerine hizmet ediyorlardı. Şimdiki batı milliyetçilik modası geçmiş bir ideolojidir bunun karşısına çıkan oyunu bozan ideoloji yediden kuran Marksizmin etkisizleştirmek için medeniyet kavramını ortaya atmaktadır. Oysa bu bağlamda batı da tek bir medeniyet mi vardır. Batı tek tip midir hayır küçük devletlerin bir araya gelmesi ile topluluk oluşturmuştur buda dünyayı hegemonyasına almak için yarattığı ekonomik birlikteliktir. Fransız Alman İngiliz ve bir çok ayrı medeniyetin tek potada eritilmesi kapitalizmin ürünüdür. Milliyetçiliği yaratırken aynı zamanda onu kendi eli ile yok etmiştir. (Nazizmi ve faşizmi).

Bilindiği üzere ideoloji dinlerin ortaya çıkardığı şeydir. Ve hep var olacaktır. İnsanların nesneye ulaşmaları kendi nesnelliğini yaratmaları ile olasıdır. Buda emekçilerin kendi geleceklerini kendi elleri üzerinde kurmaya karar vermeleri ile olacaktır. Bunun için yapılması gereken

KOMÜNAL TOPLUMDA

Komünal toplumda toplumların zorunlu ihtiyaçları için bir araya gelerek toplu üretimdeki üretkenliğinin fark edilmesi ve hızlı bir birikim yaratması ile küçük klan ve topluluk beyleri emeğin yoğun bir şekilde kullanmaya başlar. Toplumun egemen güçleri insanları angarya için bile olsa yoğun bir örgütlenme ihtiyacı doğar. Çünkü insanları çalıştırmak için hem düzenlemeye hemde zor kullanmadan bu tip üretimin yapılamadığından dolayı zor kullanmayı öğrenir. Düzenleme ve zor güçlü bir örgütlenme ihtiyacını doğurur Güçlü bir örgütlenme yaratan birlikler toplumun zor kullanmaya başlaması ile birlikte gönüllü birliktelikler bozulur. Gönüllü birlikler ve klanlar zoru yanındaki en yakın komşusuna uygular. Bu zor angarya üretiminden daha kıyıcı ve zorlayıcı olur. Komşusuna uygulanan zor kimi zaman birisinin yok olmasına yol açar. Ve insanlar vahşi döneme girmeleri ile birlikte bir yanda da mal gibi ele geçirilen insanlar alınıp satılmaya ve angarya işlerde çalıştırmaya zorlanır. Bu zorlanma angaryanın köle emeğine dönüşmesine neden olur.



Köle emeği üretime yeni bir boyut getirir. Toplumun gönüllü birliklerinden ve angarya usulleri yerini daha çok zor kullanılarak elde edilen birikimler almaya başlar. Bu birikimler klanın beyliğin dahada büyümesini sağlar ve örgütlenme artık törel bir biçimde toplum bağıtlanır. Sözel (törel) yasalar konur. Ve cezaların caydırıcı olması için her türlü şiddet ve düşünsel oluşumdan faydalanılır. Toplumlar şiddetle ayakta kalamadığından onun yerine büyüler klan idolleri ve felsefi düşünceleri geliştirmeye çalışır başarılı olan toplumlar uzun süre ayakta kalır. Toplumları bir arada tutamayanlar ya kendileri dağılır yada daha güçlü bir örgütlenme tarafından ortadan kaldırılır. HER TOPLUM; BİR BİRİKİM VE DOLAYISIYLA BİR UYGARLIK YARATIR.

Üretim aracı sahibi olmayanlar maddi birikimleri zamanla eriyip yok olur Bir tarafta üretim araçlarına sahip olanlar diğer tarafta üretim aracına sahip olmayan büyük çoğunluk azınlığa tabi olarak yaşama başlar. Bu tabiiyet ve üretimle sürekli bağımlı yaşaması mülkiyete sahip(bir üretim aracına) olmayan maddi dünyadan uzak bir formasyon ve bilinç gelişir bu üretimin en önemli aracı olana insan emeğinin kolektif bilincidir. Bu bilinç üretim yapısının bir tarafında ezilenler sınıfı olarak tarih boyunca süre gelir. Bu kolektif bilinç toplumu üst sınıflar toplumu ezmeye ve ekonomiyi keyfiyete alt sınıflara karşı zorbalığa götürdüğünde bu bilinç kendiliğinden gelişir.

Üretimin kolektifleşmesi toplumun dolayısıyla üst sınıfın zenginleşmesini sağlar. Emeğin kolektifleşmesi   ezilen sınıfların birlikteliğinin ve dayanışma ruhunu geliştirir.

Egemen sınıflar savaşı insanları mülksüzleştirme ve mülklerine el koyma aracı olarak kullandılar. Üst sınıflar toplumu sürekli savaş halinde tutar ve insanları yok ederek sorunları çözmeye çalışırken diğer taraftan yenilenlerin mülklerinden terk etme ve ölenlerin mallarına ve hatta ailelerine el koyarak kamu mülkiyetini özel mülkiyete çevirme biçimi olarak kullandılar Kolektif silahlı örgütleri ile üst sınıfları çevresine duvarlar (surlar kaleler)örerek kendilerini büyüttüler.


Toplumun ezilenleri bıçak kemiğe dayandığı zaman insanları üst sınıflar gibi dış düşman yaratarak toplumu savaşa götürme yerine yönetime karşı isyana götürür bu emeğin kolektifleşmesinin bir sonucudur. Kendiliğinden oluşan isyan bilincidir (Kendiliğinden sınıf) Ki köleler isyan eder ama üretim aracına sahip olmadıklarından isyanlarının maddi temeli yoktur. Maddeye sahip olan üst sınıflar maddi temel üzerinde sahipliklerinin ve maddeyi yönetme biçimleriyle tarihin her sahnesinde yenilmelerine rağmen en sonunda onlar galip gelmişlerdir.

Her isyan maddi temeli olmayan bir kalkışmadır. Ne kadar güçlü ne kadar kolektif olursa olsun maddeyi yönetme biçimine sahip olmayan her türlü kalkışma bir isyan olarak tarihin ilerletici gücü ( ezilen ve her isyan eden) olur ama tarihin kendisi olamaz Maddeye sahip olma ve yönetme ve işleme gücünü bir arada geliştirmesi gerekir ki bu üreten ve yöneten ruhun bileşkesi sınıfları ortadan kaldırır. Ama bu tarihin üzerindeki sömürerek birikim yapma biçiminin tümden ortadan kaldırılması ile mümkündür.

Üreten ile tüketen arasında bir sahip vardır bu üretime el koyar dolayısıyla her türlü maddi birikim üst sınıfın elinde kalır. Üretenin isyanında maddi bir birikimden çok dayanışma ruhu vardır ama maddi zemin olmadığından elindeki tüm birikimler maddi temele bürünme biçimi yaratmadan kolektif ruh   dayanışma birikimini tüketir, sadece geçmişimizde tarihin güzellemeleri olarak yer alır.


İNSANAL OLAN HİÇBİR ŞEY BİZE YABANCI DEĞİLDİR, HER ŞEY İNSAN İÇİNDİR” Karl Marx

YENİ YAPILANMAYA DOĞRU

Özel mülkiyetin ürettiği ücretli emek onca mülklülerin bulunduğu yerde daha çok mülksüzleri üreterek mülkiyet sahibi olmuştur. Emek mülkiyeti (Sanskritce de köleye iki ayaklı mülk hayvana dört ayaklı mülk denir) kamu ve özel mülkiyetin biçimlenme aşamasında birikim yapma aracı olarak emek (insan) üzerinde hakimiyet sağlamaya çalışır. Emeği mülkiyetin bir parçası yapmak için emeğin ve emekçinin elindeki her türlü üretim aracı elinden alınarak onu iki ayaklı mülk yaparak(köle) mülksüzleştirir ve zor kullanarak insanı mülküne geçirir.

Ortaçağ’ın sonlarına doğru Toprak soyluların karşısına kentsoyluların çıkması ile kamu gücü yeniden düzenlenme ihtiyacı doğar. Kentsoylu kendi teorilerini kurmaya çalışırken kamu mülkiyetinin teorisyenleri kamu komünalitesini yeniden kurarlar. Özel mülkiyetin karşısına kamu mülkiyetini koyarak özel mülkiyetin topluma verdiği zararlardan ve emek köleliğini kurtarmaya çalışarak özgürleştirme teorileri geliştirir. Kentsoylularda iktidara için kamu mülkiyetine ağırlık vermek zorunda kalır. Kent soylu ( özel mülkiyet) kamu gücü olmadan tek başına ayakta kalamadığı gibi tek başına devlet olmadan iktidarda olamayacaktır. Ekonomik gücünün (yeni sınıfın) yanında kendine bağlı kamu gücünün de var olması gerekir.

Kentsoylu ların iktidar yürüyüşünde Kamu komüncüleri (kamu teorisyenleri )yeniden uyanışa geçer. Oysa tarihte görüldüğü doğal komünizmin (toplayıcı toplumlar) ikinci aşaması olan kamu komünalitesi asker devleti olmanın ötesinde ekonomik bir varlık gösterememiş eski yunan devletlerinden biri olan Isparta’da   kalıcı bir uygarlık yaratamadığı gibi Atina’nın köleci ve özel mülkiyetin başat olduğu ve nesnel bilginin ortaya çıkmasını sağlayan maddesel ve tinsel felsefenin de üretilmeye başladığı ülke kadar kalıcı olamamış ve tarihe hiçbir birikim bırakmadan (bilim ve bilgi) üretmeden yıkılmıştır.


Daha sı doğunun tüm kamu gücü ile donatılmış (imparatorlukları) ülkeleri hakim kamu mülkiyeti biçimiyle uzun süre ayakta kalmış ama ortaçağ kafasından ve basit aletler ve hayvan gücünü kullanan toprağa bağımlı üretim yapısından ileri üretim ekonomisi geliştirememiştir. Köle komünalitesi, (Isparta) Serf komünalitesi (doğu kamu mülkiyetinin başat olduğu) ülkeler

Doğunun kamu mülkiyetinin ağırlıklı toplumlar ve. Ücretli komünaliteye (Sovyet Tipi ) doğru evrilirken hepsinde kamu mülkiyetinin egemen olduğu görülür. Hemen hepsinde durağan bir toplum üretmesinden öte bir mutluluk getirmemiştir. İnsan yapı itibari ile simetrik yapıdan çok asimetrik yapı gelişmeye ve değişmeye yatkındır. Gerek köleci gerekse serf komüncüleri ayakta kalmak için iyi bir askeri organizasyona gitmek zorunda kalmışlardır.

Kamu gücünün gelişmesi ve biçimlenmesi ile mülkiyet ortaya çıkar. Ve mülkiyet bilinci gelişmeye başlar. Mülkiyet bilinci özel mülkiyet bilincinin gelişmesini sağlar kamu mülkiyeti toplumların zordan kurtulmak için ortaya çıkardığı mülkiyet biçimidir. İnsanlar toplu olarak yaşamak zorunda olduklarından dolayı ortak yaşamın gereksinmeleri ve ihtiyaçları için birikim yapılır, BİRİKİMİN KORUNMASI İHTİYACI SAHİPLENMEYİ SAHİPLENME MÜLKİYETİ DOĞURUR. Bu dışarıdan ve içeriden gelecek tehlikelere karşı korunma ve toplumun ihtiyacını karşılamak için askeri (Korumacı) bir sahiplenme ideolojisi gelişir. Varlığını sürdürebilmek için kamu kendi sınırlarını çizerek birikimleri korumaya alır. Her türlü birikimin korumaya alınması sınırların çizilmesini zorunlu kılar. Çizgiler mülkiyetin sınırlarını belirler. Ganimetin korunması yada üretim fazlasının iç ve dış güçlere karşı koruma tüm bunlar kamu mülkiyetinin gelişmesini sağlar. Kamu gücü zayıfladığı zamanlarda yada dağıldığı zamanlarda kamu mülkiyetini elinde tutanları tüm birikimleri o kişi kendi üzerine geçirir.


Böylece özel mülkiyet ideolojisi ortaya çıkmaya başlar. Kamunun yanında yeni bir mülkiyet türü oluşur. Bu mülkiyete toplumun ileri gelenleri sahip olduğundan diğer toplum üyeleri rıza gösterir. Kişilerin kendi kullanmalık (kişisel eşya) edinimlerinin yanında toplumun ileri gelenler kişi mülkiyetine kamunun mülkiyetindekileri, üretim araçlarını ele geçirmeye başlar. Oysa kamu gücünün başat olduğu toplumlarda özel mülkiyet bilinci gelişmez hatta kamu gücü bu tür mülkiyetleri (doğu toplumlarında) yasaklama yoluna giderek bireyin taşınmaz mal (üretim aracı) edinmesini kişinin yaşamı ile sınırlar. Mülkiyet devredilmediğinden birikim olmaz. Birikimin amacı soyun devamı sağlayan kişi miras kalması olmadığından, birikimin amacı yeni nesil için değil hayatta kaldığı sürece iyi yaşamak ve gerisi kendi doyumlarını tinsel ögelerde aramakla geçer. DOĞU KAMU MÜLKİYETİ İLE BİRİKİM TİNSEL (RUHSAL), BATI TOPLUMU ÖZEL MÜLKİYET İLE BİRİKİMİNİ MİRAS OLARAK SOYUNA DEVREDER Kİ BİRİKİMİ MADDİ OLARAK YAPAR .

Batı toplumlarında kamu gücünün zayıf olması nedeni ile kamu mülkiyetinin karşısında güçlü bir özel mülkiyet edinimi ve ideolojisi gelişir. Kişisel mülkiyetin üretim araçlarına sahip olması ile özel mülkiyet ideolojisi üretimde başat rolü oynamaya başlar.

Buda toplumlar eşitsiz bir gelişimin dinamiğini oluşturur. Böylece toplumlardaki simetrik gelişme yerine asimetrik yapı ortaya çıkar. Toplumun eşitsiz gelişmesini ve ilerlemesini sağlar ekonomik olarak toplumun genelinden bir kopuşu sağlar. Bu kopuş üretim araçlarına sahip olanların zenginleşmesini sağlar Hatta kamu gibi köle emeğinin kendi hesabına kullanır. Böylece kamunun dışında yeni bir üretim aracına sahip olan güç ile özel mülkiyet ideolojisi gelişir.


Oysa doğuda klasik anlamda özel mülkiyet gelişmez hatta bu gelişme köleliği doğu toplumlarının ret etmesinden dolayı üretim aracına sahip olanlar batıdaki gibi bir ekonomik üst sınıfı yaratamaz. Çünkü sadece devlete (kamu) gücüne sahip olanlar köleliği( angarya) olarak kullanır. Burada hiç bir zaman üretim aracı tam anlamıyla batıdaki gibi bireyin eline geçmez. Taşınmaz mallara üretim aracına sahip olması kişinin ömrü sınırlıdır. Bu nedenle üretim aracına kişilerin sahip olmaması ve bu birikimlerini miras olarak bırakamaması nedeni ile mülkiyet ideolojisi ve özel mülkiyet gelişmez. Büyük devletin yanındaki beyler yarı kamu yarı derebeyi şeklinde bir büyük devlete bağımlı yaşar. Bağımsızlığını iddia eden olursa büyük devlet küçük derebeyin sonunu getirir.

Batıda Roma’ dan sonra büyük imparatorluk kurulamayışı kamu otoritesinin zayıflamasına derebeyiler kamu adına üretim araçlarını el koyar. Köle emeğinin daha rafine ederek serf emeğine dönüştürüp daha üretken olmanın yolunu bulurlar. Bu doğu imparatorlukları gibi küçük devletlerin zenginlikleri kendine ağır vergilerle alarak değil kendi ürettikleri ile ayakta durmak zorundadır. Çünkü çevresinde imparatorluklar kurulamasa da etrafı küçük devletlerle doludur. Bu devletlerini (derebeyiler) aile devleti yaparak çevresine mülk dağıtarak ayakta tutmaya çalışır. Ve üretim tümüyle emeğin sömürüsü üzerine kuruludur. Üretim aracına sahip olan alileler bir devlet gibi emeği keyfi sömürüsü devam eder. Ondan en yüksek getiriyi almak için ideoloji geliştirir. Ve toplumu mülkiyetsizleştirirken kendi çevresine üst sınıfına özel mülkiyet ideolojisini geliştirir.


Böylece bireyin kendi kişisel kullanımlık malın yanında üretim aracına sahip olarak üretim mülkiyetini kamudan özeline geçirerek onu özel mülkiyeti haline getirir. Ama bu sadece herkesin üretim aracına sahip olarak gelişen bir mülkiyet değil toplumun büyük çoğunluğunu üretim aracından mahrum bırakarak onu mülksüzleştirerek mülkiyetin çok az kişinin tekeline geçer üretim araçları. Üretim araçlarının tek ellerde toplanması toplumun büyük bir kesimi fiili olarak ellerindeki kişisel eşyalarına kadar el konur. İnsanlarda üretmeden tüketim yapamazlar.

Köle toplumlarında insanlar zorla köleleştirilirken özel mülklerinde şiddetle çalıştırılır. Derebeyilerin şatolarında artık köle toplumuna ayakta tutacak kamu gücü ortada yoktur. Bu nedenle insanlar zorla şiddet kullanarak angarya çalıştırılamamaktadır. Bunun yerine toplumun elinden alınan ve kamu adına kullanılmayan üretim araçlarını derebeyleri toplumu kendine bağımlı yapmak için kullanır. Elinde hiçbir birikimi olmayan ve emeğinden başka kendine gelir getirecek her şeyleri ellerinden alınır. Köleler toprağa bağlanır. Üretimden ayni karşılık (ücret) vererek köle olmadığı hissi verilir. Köleler başka bir şekilde toprağa bağlanması ekonomik olarak üretime hakim olan bir tabaka yaratır. Bu tabaka zenginleşmesi ile birlikte yeni bir yaşam biçimini soyluluk ideolojisi geliştirerek üst sınıfını yaratır,


Doğu toplumlarında topraklar üzerindeki üretim fazlası saraylarda tüketimlerine yetmektedir. Ayrıca kral yada padişah istediği yere girip oranın zenginliklerini kendine alabilmektedir. Bu nedenle saraylar üretimle değil toplumları örgütlemek ve paylaşımı sağlamakla meşguldür. Hindistan havzası her türlü dini barındırabilecek ve yaşatabilecek bir iklime sahiptir. Çin dünyası dış dünyaya açılma ihtiyacı duymaz gerek iklimleri gerekse çevresel faktörler ve geniş topraklar yayılmacılığı engeller ve doğal üretim merkez i(kendi kendilerine yeterli) olmaları üretim fazlası olması dolayısıyla ellerindekileri batıya doğru ihraç ederler. Batı yolu üzerinde güçlü hakim devletin ortaya çıkması da ipek ve baharat yollarının esenliğini sağlar. Böylece ortaçağ dünyasının ihtiyaçlarını karşılayan doğu üretim yolu esenliğe kavuşmuştur

Batıda üretim aracına toplumun küçük bir kesimi sahip olmuştur Böylece Üretim aracından yoksun olan halk hayatını kazanmak için üretim aracına sahip olanların yanında kendi rızası yeni “köle beyine” değil derebeyine teslim olur. Derebeyi onu toprağa bağımlı hale getirir. Ve emekçiyi toprağın malın bir parçası yapar. Hatta toprağı alıp satarken üzerinde çalışanları ile beraber alıp satar.

Doğu imparatorluklar altında kimileri inilerken kimileri refah içinde yaşar. Kölecilikle tanışan İslami toplumlar köle birikimlerini başat birikim olarak algılamaz. Çünkü bereketli toprakları bu toplumların kendi kendilerine yetmesinden ticaret yolu üzerinden yeterli kazanç elde etmesinden dolayı köle emeğine ihtiyaç duyulmaz. Bu nedenle köle tipi sömürü biçimlerini yaratmayı başaramaz..


Batıda gelişmeler tam tersi olur. Geniş toprakların olmayışı ve çevresinin denizlerle çevrili olması ve doğudan ve kuzeyden gelen halkların buralara kadar ulaşması Roma’ nın parçalarından faydalanma isteği batıyı kozmopolit bir toplum yapar. Kendi kendine yetmediği halde doğu ve kuzey akınları daha da fakirleştirir. Böylece köle emeği Roma’ dan sonra başıboş kalmıştır. Buna çeki düzen vermesi derebeyilerine kalır. Bu köle emeği onların zenginleşmesini sağlayacak toplumu refaha götürecek kapıyı açar. Ama bunun için batı toplumunu doğuya akınları başarılı olamayınca batıya ve güneye yönelir. Güney yolu(deniz yolu), uzak doğu ile yeni ticaret yolunu bulmalarını sağlarken batı yeni kıtanın kapılarını önlerine açar .

Akın bu sefer doğuya değil Yeni dünyaya (batıya) yönelir. Bu onları yeni ticaret biçimini yaratmalarını (emperyal) ellerine geçirmelerini ve doğrudan ticaret yapma olanaklarını artırır. Aynı zamanda yeni dünya (Amerika) altın ve yeni yurt edinmelerini sağlar. Böylece derebeyler arasındaki rekabet dış dünyaya açılmalarını sağlar. Ticareti aracısız kendi ürünlerini satarak daha ucuza Hammade temin etmeye başlar.

Doğu ile batı arasındaki devletlerin tarihi yollardaki fonksiyonları böylece etkisizleşir. Doğunun kamu mülkiyetine dayalı feodal toplumları çökerken batı toprağa bağımlı ilkel üretim araçlarından sıyrılıp yeni oluşan birikimlerin hepsini üretimi artırmak için kullanır. Çünkü toprağa bağımlı yine aristokratik güç değil kente bağlı yeni bir sınıf doğar. Artık toprak kavgalarından (toprak savaşları) yerini ekonomik savaşlara dönüşür. Ve bağlamda herkes kendi sınırların belirleyerek millet bilincini geliştirip milli ekonomilerini yaratırlar. Her yeni sanayi savaşına katılan Devlet (millet) yeni sömürge bulup onun üzerinde gelişmek için savaşmadan ele geçirme yoluna gider kendilerine bağımlı halk yaratırlar.


Tabidir ki bu doğuya doğru değil daha çok geri ve bakir kalmış Afrika üzerinde sömürge paylaşımı başlar 1 ve 2. Paylaşım savaşı doğunun yeni kopuşu başlatır. Doğu batının gelişen ekonomisi ve uygarlığı karşısında ayakta durmaya savaşlarla kendini idame ettirmeye çalışsa da artık kendi kamu mülkiyeti yarattığı uygarlığın sanayi uygarlığı olmadığından son savaşları kaybeder. Çünkü doğunun uygarlığı hayvansal güce dayalı doğal tarımsal üretim ile doğal felsefeyle yoğrulmuş ve kamu her alana hakim olduğundan dolayı her türlü muhalefet yok edilmiş yada cılız bırakılarak tarihi kendileri için tekerrür edici bir şekilde düzenlemişlerdir. Taa ki başlarına her şeyi sanayisi ile hakim olan yeni güçlü bir devlet ve sınıf savaş ve ekonomide zafer elde edene kadar yeni uyanışlara kapılarını kapatmışlardır. Bu nedenle eskiden kopuş olmamış çünkü yeni olan doğmadan yok edilmiştir.

Muhalefet bilinci gelişmediği ve karşıt olanların iktidar olacak kadar güçlenip hiçbir zaman iktidara yürüyemediği iktidarsız muhalefet iktidara yakın olsalar bile iktidarın gereklerini yerine getiremediklerinden hiçbir zaman iktidara gelememişlerdir. ( Hatta bazıları iktidarı kendilerini bozacağı korkusuyla yeni dönemde iktidardayken bile kendi iradeleri ile muhalefeti seçmişlerdir (baykal gibi) Her iktidarın el değiştirmesi her şeyin toptan yıkılması her şeyi sıfırdan başlama anlamına geldiği yada her muhalifin sonun ölüm yada yok oluş olmasından doğu kendi tarihinin sadece isimlerin değiştirerek tarihini değiştirmeden yaşamıştır. Bu son yüzyılda batı, doğu felsefesinin ve ekonomisinin sonunu getirmiştir.


Ama buna rağmen doğu kendi üzerindeki kamu gücünü ve tinsel baskıyı atabilmiş ve özel mülkiyeti içselleştirebilmiş değildir. Bu nedenle Sosyalizmin ilk versiyonu olan kamu mülkiyetine dayalı devlet sosyalizmi doğu toplumlarda kolayca iktidar olabilmiştir. Çünkü doğuda devleti besleyen başat bir ekonomik sınıf olmaktan çok tabakalar zanaat kesimleri ve tarım üreticileri tam anlamıyla toplumdan kopuşu sağlayacak bir sınıf yaratmadıklarından dolayı kamunun bürokratik güçlerinin el değiştirmesi ve yeni ideoloji edinmeleri sadece kamu gücünün bürokrasisinin el değiştirmesi savaş dönemlerinde kolay olmuş ve sonrasında yeni sınıf yaratmadan toplumu proleterleştirmeleri artı emeğe el koyarak birikim yaratmaları eski devlet bürokrasisinden daha iyi sonuçlar elde etmiş toplumu gönendirmiştir. Ama Bu bu devletlerin uyguladıkları devlet kapitalizmi olduğundan ve karşıt sınıf (üst) sınıf olmadan sınırsız bir emek sömürüsü yapmaları nedeni ile oluşan birikimler yeniden üretime dönmeyip bürokrasinin ihtiyaçları ve yeni ideolojinin gereklerine harcanması toplumların gelişmesi savaş sanayisi dışında diğer sanayilerde geri kalmalarına ve taklit sanayisine yönelmelerine neden olmuştur. Tüketim bir sınıfın tüketim kalıplarına ve onun kar mekanizmalarına göre değil devlet elinde bulunduran ve parti adına plan yapan bürokrasinin ihtiyaçlarına göre biçimlenir. Bu zaten doğu toplumlarının kaderidir. İster adı sosyalizm olsun ister kapitalizm yada krallık (vs) ne olursa olsun tüketim kalıplarını kurmacasına yapan bürokrasidir. Biri proletarya adına diğeri kapitalizm adına her ikisi de kardan değil rant payı almak peşindedir. Ekonomik bir sınıf karakteri taşımadıklarından ekonomik riske girmeden gelir etme yoluna gider buda toplumu durağanlaştırır. Bürokrasi riski sevmez ama gelirin sürekli olması hayati güvencesidir. Bu nedenle doğu savaş dönemlerinde ileri gider ama geri kalan uzun dönemde bürokrasi kendi primini yemeyi sever çünkü savaştan başka bir ekonomi bilmez.

(Nizam’ül Mülk eğitim(ilim-irfan orduları ) için büyük paralar harcarken karşıtları onun harcadığı paralar orduya harcansa idi bu ordu sancağını taa İstanbul surlarına dikerdi diye Melik şah’ a şikayet ederler) tarihin sarı sayfaları. Böylece Nizamülmülk ardılları bu zihniyetin altında ezilir


Tüketici ile üretici arasına kapitalist müteşebbis girdiği andan itibaren geniş ve belirsiz bir piyasa için üretim sisteminden kaçınılamaz. Kapitalist üretimin bir şekli ile karşı karşıyayız demektir.

Üretici ile tüketici arasına kapitalizmden öncede müteşebbis girdiği hallerde mübadele kapital değil aracı altın idi. Kapitalizm güçlenmesi milliyetçiliğin güçlendiği dönemlerdeki burjuvazinin hakimiyetini sağlaması ile ortaya çıkar. Her toplumda şu yada bu şekilde mübadele yapanlar ortaya çıkar. Asıl Kapitalizm emeğin üretkenliğini artıran makinenin üretime girmesi ile gerçek hüviyetine bürünür. Üretim artarken ücret aynı kalır. Ayrıca üretim artarken karı maksimize etmek için ücretler düşürülmeye çalışılır. Hatta zarar gösterilerek işçi tümden uyutulmaya çalışılır. Böylece kapitalizm karları artması ile birlikte motorize kapitalizm üretime girer. Üretimin artması ile iç piyasada ücretlerin artmaması nedeniyle iç piyasa çöker. İçer de tüketilemeyen ürün dış piyasaya açılımı zorunlu kılar. Dış piyasaya motorize müteşebbis kapitalistler devreye girer. Bu tarihin bir evresidir. Motorun bulunması sömürüyü de motorize hale getirir. Motorize kapitalizm hem üreteni hemde tüketeni sömürme yoluna giderek kapitalizm kendini büyütmek için vahşi bir piyasa yaratır. Böylece burjuva sermayesini ve burjuva bankasının yaratır

Yeni bir çağa girerken yeni bir zamanda yeni başlangıçlar yeni düzenler yeni insanlar ve daha güzel bir dünya yaratma çabamız daha fazla olmalı. Kendisinin kurtaramayan insan hiçbir şey kurtaramaz kendisini kurtaran insan sadece kendisini kurtaran insan her şeyi kurtarmış değil tek bir şeyi kurtarmış sayılır. Önce emek bankası ve sol sermaye yaratılmalıdır.


Özel mülkiyetin (kentsoylu) ürettiği ücretli emek onca mülklülerin arasında binlerce mülksüzleri üretir. Özel mülkiyet kendi anlayışını savaşların sonucunda kamu mülkiyetine veren yeni ekonomiler doğal komünalliği yaratma çabaları ve sürgit ortaya çıkan savaşların insanları mülksüzleştirmesi ve kamu mülkiyeti gibi zorunluluğun ürünü olan (birlik ve beraberliği ihtiyaç duyulduğu zamanlarda) ekonomik zorunluluk ortadan kalkınca zorun sahip olduğu ekonomi sahipsiz kalır ve çözünmeye aslına geri dönmeye özel mülkiyete (parçalı mülkiyete) doğru evrilmeye başlar. Toplumsal ihtiyaçlar giderildikten sonra o toplumsal ihtiyaçla bütünlenen kişiyle bütünleşir. Ama en önemlisi kamu iradesi ona sahip çıkıldığı ve ihtiyaç duyulduğu sürece varlığını korur. Devlet erki dolaysıyla Kamu mülkiyeti nasıl kendisine hizmet etmeyi zorunluluk olarak görüp insanları angarya olarak çalıştırdı ise savaşın sonunda devletten kopartılan yada devlet tarafında kişiye verilen topraklarda aynı devlet gibi kişileri angarya olarak çalıştırmaya başlar köleyi devlet yaratırken onu en iyi kullanan özel mülk sahibi olur. Devlet kamuya ait işleri düzenlerken özel mülk sahibi kendisine bağladığı kişiyi tüm gün kendine bağlar. Hem ekonomisini düzeltmede hemde ev işlerini görmede kullanır bu nedenle doğuda azaplık olarak evrilen köle batıda şatoların derebeyilerin toprakları işlemesin için evrilen ekonomik bir öge olarak serfe dönüşür. Oysa bu doğuda köle sadece beyine bağımlı hizmet eden kişi olarak kalır. Üretimin herhangi bir aşamasında süreklilik arz eden şekilde kullanılmaz . Daha sonraları köle azad edilir ama yine köle beyin kapısından ayrılmaz beyine azık karşılığı (karın tokluğuna ) azaplık yapar. Köle özel mülkün üretim aşamasında kullanılmadığından ekonominin asıl üreticisi olamaz


Batıda derebeyiler birbirlerini savaşlarda yenişemeyince doğu gibi büyük bir devlette yaratamazlar. Büyük devlet olmayınca devletin gerek ganimetler gerekse alınan vergiler yeterli olmayınca derebeyi kendi elindeki gerek savaş esirlerini gerekse kendi kölelerini toprakta çalıştırmaya başlar. Üretimin temel ögesi yaparak verimini artırmaya ve azami kar elde etmeye çalışır. Ne doğu gibi büyük arazileri vardır nede doğu gibi iklimi kendisini doyuracak ılıman iklime sahiptir. Bu nedenle üretimi artırmak için köle dolayısıyla serf emeğine ihtiyaç duyar. Batıda üretimi artırmak için aynı zamanda basit insan emeğinin yanında aletleri kullanmaya az insanla çok iş yapmaya çalışır. Oysa doğu gerek insan gerekse arazi bakımından çok büyüktür ve daha çok da ipek yolu üzerindeki ovalarda uygarlığının doruğuna çıkmaktadır.

Ama batı bütün bunlara sahip değildir. Hele sınırları da gerek küçük devletlerle gerekse denizlerle çevrilidir. Denizlere yakın olan küçük ülkelerin denizin tümüyle insan aklıyla üretim yapması dolayısıyla alet bakımından buralarda gelişme gösterir. Bunun en iyi örneğini Hollanda yapar. Öte yandan asıl gelişme her tarafı denizle çevrili İngiltere de makinenin ve motorun gelişmesi tesadüf değildir. Hem denizle çevrilidir. Dolayısıyla karadaki gibi kaba insan gücüne değil denizin altından ve üstünden kendini doyurmak için daha çok akıla ve makineye ihtiyaç duyar. Bu nedenle ilk motorun bulunması denizin sayesindedir. Gerek kara ile bağlantı kurmak gerekse diğer komşulara ulaşmasının zor olması nedeni ile kendi gereksinimlerinin kendinin karşılaması için ihtiyaç duyar. Bu hem üretimini artırır hemde ticaretini geliştirir. Oysa doğu üretimini artırmak için yeni topraklar fethetmeye ve bu topraklardan alınacak gelirlerle devleti ayakta tutmaya çalışır aynı zamanda ipek yolunun güvenliğini sağlamaya çalışır.


Doğu zengin doğal kaynakları ve kalabalık insan nüfusu ile imparatorluklar kurarken batı daha çok kendi millete dayalı küçük devletler kurar. Doğu teokrasi ile bağlaşık içinde kendine ideoloji olarak dini kullanırken batı haçlı seferleri ile batıyı ele geçirmeye çalışan papazlar küçük iktidarları ile küçük devletler ele geçirmek için çalışır. Teokrasi bütünsel olması ve toprak dolayısıyla doğal üretime bağımlı ideoloji geliştirmesi nedeni ile büyük toprak ister ve küçük devletler üzerinde görür kendini oysa batı gerek toprak yapısı gerekse iklimi ile büyümeye elverişli değildir hem insanların iktidardan kaçabilecekleri denizleri hemde küçük adaları vardır. Hatta dağları bile kimi zaman geçit vermez İsviçre kantonları gibi batı bu nedenle mutlak iktidarlardan kolaylıkla kaçabilmiş iktidardakiler kolaylıkla düşmanlarını yok edip karşıtlar olmadan tek düze bir hayatı yaşayamamıştır. Karşıt düşünceleri ile yaşamaya alışmış kimi zaman küçük derebeyiler kendilerini ayakta tutabilmek için karşıtlarından yardım istemiş hatta diğer küçük devlet ve derebeyiler le bağlaşıklar kurmuştur. Papadan yada iktidarın zulmünden kaçan bilim adamlarını Hollanda ya gittiği gibi yada deniz aşırı İngiltere ye kolayca gidebildikleri gibi. Doğu her yeni ortaya çıkan medeni toplumların zenginliklerini (ganimet olarak almış ama gerisin geriye o medeniyetten sadece çölleşmiş toprakları kalmıştır. Doğuda devlet ile din savaş yapmamıştır. Bu nedenle bilimin dinden kopuşu sağlayamadığından dolayı normal. gelişme seyrine giremeden bilimsel gelişmeler kendi kendini savaşların ortasında bularak hiçbir sermaye birikimi sağlanamadığından yok olmuştur. İktidar dine hakim olduğundan dinle savaşmadığından dolayı kendine yeni ideolojiye ihtiyaç duymamıştır. Oysa batıda hiçbir devlet dine tam olarak hakim olamamıştır. Aksine Teokrasi küçük devletler üzerinde hakim olmaya çalışır, Doğuda iktidar savaş gelirleri ile uzun süre ayakta kalabildiğinden dolayıda ekonomisini güçlendirmek için yeni bir ideolojiye dolayısıyla kendini ayakta tutacak yeni sınıfa ihtiyaç duymaz.

Batı kendi ihtiyaçlarını toprak soylulardan sağlayan küçük devletleri topraklarınında küçük olması nedeni ile büyümek isteğinde yada yeni kaynaklara ihtiyaç duyduğu zamanlarda toprak soylu yeteri kadar üretimi artıracak şekilde insanları çalıştırsa da büyük bir zenginlik yaratamıyordu. Öte yandan ticaretle uğraşan tüccarların gemilerle getirdikleri zenginlikler ve öte yandan denizle birlikte gelişen makinenin topraklarda da kullanılmaya başlar. Asıl olarak insanların ihtiyaçları için zenaat ürünlerinde makine kullanılmaya başlar. Zanaat alanına makinenin girmesi ile üretim artmaya toplum zenginleşmeye başlar Deniz ticareti ile zenginleşen tüccar elindeki sermayeyi daha fazla dine bağımlı toprak yerine milli ideolojiye onun ortasına tanrı yerine insanın( bireyi) koyarak yeni bir sınıf ve yeni bir ideoloji yaratır.           Yeni sınıf üretimi hedeflerken tümüyle bilime ve makineye yatırım yapar. Devletin dinden tam kopuşu da burada başlar. Hatta öyle kopar ki teokratik iktidara bir toprak parçası vererek onun teokratik iktidarını kendinden uzakta tanır. Dini dünyevileştirir. Dolayısıyla tanrıyı gökyüzünden indirip ona bir devlet verir. Vatikan devleti.

1 – İŞ ARAÇLARI (üretim araçları)

2- ÜRETİM METODLAR( bilim ve teknik adamları)

3- EMEK GÜCÜ (kalifiye ve basit el emeği)

Son iki formasyon üretimin aktif unsuru olan iş gücünü oluşturur. Üretim metotları ve emek gücü üretim güçlerinin esas oluşturucusu ve sermayenin işleyişini emeğin nesnelere ve kullanım değerlerine dönüştüren üretim aletlerini harekete geçiren esas formasyonlardır. Üretim araçlarının ve üretim güçlerini esas belirleyen şey bu iki formasyondur. Özel mülkiyetin gelişmesi ve genişlemesi ile kamu mülkiyetini ele geçirmeye başlaması ile üretim araçlarını kamu mülkiyetinin küçük kral(derebeyi) aristokrasiye oradan da kent soyluya geçmesi ile birlikte kent soylunun teknolojik üstünlüğü , kamu mülkiyeti alanını tam anlamıyla ele geçirmiştir. Hatta doğunun orta boy krallarının yakın tarihteki savaşımı içinde kamu mülkiyeti alanı yeniden belirlenmeye çalışılmaktadır.

Her ne kadar özel mülkiyet kamu mülkiyeti ile beraber üretim araçlarını bölüşerek götürsede özel mülkiyetin genişlemesi özel alana bırakılamayacak kadar hatta bir kişinin yönetemeyeceği ( bir devlet teşekkülü kadar) büyüyebilmektedir. Üstelik ne milliyeti nede sınırları bellidir.

Devlet kadar büyüyen özel mülkiyet aynı kralın tek iradesine bırakılamayacak kadar büyümüş hatta kimi yerde küçük birimlere kendi altyapılarını kurarak biçimsel özerkleşme yoluna gitmiştir. Bu itibarla sermayenin bütünleşmesi artık tek bir kişinin çabalarıyla olacak bir şey değildir. Özel mülkiyetin ilk zamanlardaki yapısı itibariyle %100 özel mülkiyet iken bu gün kontrolü elinde tutarak devlet ile yada diğer sermaye sahibi kişilerle özel mülkiyeti paylaşmaktadır. Öte yandan karar mekanizmaları artık özel mülk sahibi ile birlikte kurullar içinde kararlar alınmaktadır. Bu iş araçları sahibin in mülkiyet gücüne ortak olan iş gücü nün fiili ve meşruti gücü almıştır. Artık %100 tek sermayeli bütünsel formasyonlara rastlanmadığı gibi sermayesiz bir iş gücü nede rastlanmaz. Ancak % 100 tek sermayeli olan şeyler gerçekten özel mülkiyettir.

Burada yeni bir mülkiyet doğmaktadır. Sermayesini % 51 e kadar bölünebilen yerde aile dışında tek bir kişinin dahi sermayeye katkısı (maddi veya manevi) bu nakdi yada karar organların da yer alması yeni bir mülkiyete tekabül eder.

EMEK MÜLKİYETİ.

Emek gerçek anlamda sermayeyi sahiplendiği zaman gerçek emek ortaya çıkar dolayısıyla ilerleme ve gelişme ideolojileri kendi ihtiyaçlarını göre belirleyen emek mülki yeti doğacaktır

Günümüz ideolojileri özel mülkiyetin çıkarlarına göre yada kamu mülkiyetinin .ihtiyaçlarına göre şekillenirken gerçek üreticinin ne çıkarı nede ihtiyaçları göz önüne alınır. Bu nedenle üretim tümüyle yanılsama ideolojileri ile üretim yapar. Çünkü gerçek üreticinin kendi ideolojisi değil bir üst sınıfın yada örgütlü güçlerin ideolojisi olarak belirir ki;. en son halini milliyet üzerine kurulu devletlerin milliyetçi ideolojileri ile otoriter ve totaliter devlet örgütlerini yaratmıştır

.Emeği mülkiyet olarak değilde ücret olarak ele (Ayni yada nakdi) alındığında mutlaka yanılsama ideolojileri din ve milliyetçilik gibi bunları kullanarak bir ideoloji yaratmaya çalışırken ideolojinin yetmediği yerde baskı uygulamaya çalışır. Başarılı olduğu olduğu sürece etnik yada dini kendi uygarlığını yaratır. Bu uygarlık insanlığın hizmet ettiği sürece ayakta kalır. Eğer ki kendisinden daha gelişmiş ve bilime hizmet eden bir uygarlık ortaya çıkana kadar başat bir uygarlık ve yaşam biçimi olarak tarihe hizmet edecektir Artık Kapitalizmin uluslararasılaşması ve milli benliğini yitirmesi dolayısıyla ya enternasyonal bir ideoloji yaratacak (insan hakları vb) yada gerçeğin kendisi bilimselleşecektir Oda ilerleme ve gelişme bilimidir. İlerleme ve gelişme bilimi emeğin kendini sahiplenmeye başladığı kişinin nasıl birey olması ile( sermayedar olması nedeni ile yeni bir sınıf yarattığı gibi) emek ve emekçi toplumsallaşabildiği oranda emek özgür bir birey olacaktır bu sermaye gibi elinde sömürü aracı olan ücretli emeğin ortadan kalkmasıyla birlikte emek kendi kendine aldatan bir ideolojiye ihtiyaç duymayacağı için özgür birey gerçek anlamda ortaya çıkacaktır. Sermaye sahibi egemen birey kentsoylu birey gerek sınıfsal karşıtlıklar gerekse yanılsama ideolojilerinin esiri olduğundan ne kadar sermaye birikimi yaratırsa yaratsın sınıfsal özgürlüklerin ötesine geçemeyecektir. Birikiminin kendi kölesi olacaktır. Çünkü bu birikim haksız bir şekilde elde edildiği gibi bir çok geri ögelerin yaşaması için finanse etmeye çalışacak hem eski sınıflardan hemde mülksüz sınıflardan sermayesini korumak, kendini korumak için çevresine özgürlüğü kısıtlayan duvarlar örecektir. Oysa emek birey sınıfsal kıstasların ötesinde özgürlüğü kendisi yaratacak hiçbir zaman kendi çevresine duvar örme ihyacı duymayacaktır.

Çünkü bir alt sınıf var olmadığı gibi tüm emeklere saygı duyacaktır. Hatta bu eski birikmiş emeğe de saygı duyacaktır. Çünkü sermaye uluslarasılaşması değil emeğin kendi gerçekliğinde uluslararasılaşmasıdır Emeksiz sermaye nesnedir; ham doğadır, sermayesiz emek sade köledir, serftir, proletaryadır Sermaye ile emeğin birliği sağlanmalıdır. Herkesin sermayedar olabileceği taşınır yada taşınmaz sermaye ile bir varlık olduğu ancak herkesin; gücü yeten herkesin bir emek veren kişi olduğu ve üretime katılmasının bir zorunluluk olduğu bilinmelidir. Sermaye birikmiş emeğin bir toplamı olduğu için asıl üretici sermayede emek mülkiyetinin ta kendisidir. Sadece birikmiş emektir. Bu nedenle ister devlet elinde olsun ister kişi elinde isterse bir grup elinde olsun her birinin birikmiş emek sahibi olarak toplumu yönlendirme hakkına sahiptir. Yine herkesin doğuştan gelen emek gücü ile emek mülkiyetine sonradan birikmiş emeğe sahip olabilir. Kapitalizmin itici gücü sermayedarın nereye nasıl yaparsam daha çok kazanırım mantığı ile gelişmiştir.

Emekçinin üretime ortak olması birlikte artı emeğe el koyma ile değil emeğin daha üretken bir yapıda geçmişin kazanımları ile birlikte sermayedarında üretimin yönlendirilmesinde aktif etkenlerden biri olacaktır. Kapitalizmin elinden artı emeğe el koymasının alınması ile birlikte daha az çalışma daha fazla eğlence mantığı ortadan kalkar. Çünkü eskiden kazanımı olmasa da artı emeğe el koyarak kendi yaşamını sürdürebilirken artık sermayenin gerçek yol göstericiliği ve birikimlerini ortaya koymaya başlayacaktır. Toplumsal barış gerçekliğini ancak o zaman yaşayacaktır.

Proletaryanın kentsoyludan koparmaya çalıştığı hakları ki bunlar daha az çalışma rahat çalışma ortamı yaratmaya çalışmak gibi egemen ideolojiye proletaryayı sendikalizasyon ile sömürücü düzene payanda yapmaktan ve ona destek vermeye devam etmekten başka birşey değildir. Bu iyileştirme mantığı ile bu günü kurtarma yoludur. Hem kentsoylu bireyi kısıtlı özgürlüğüne mahkum etmek hemde emek özgür bireyin yaratılmasını engellemektir. Sermayedarın birikmiş sermayeye ihtiyaç duyması nedeniyle kıyasıya bir mücadele ve iç örgütlenmeleri ile emek üzerinden elkoyduğu artı emeğin kullanarak üretimde siyasette yönetimde söz sahibi olmuştur.

Emek mülkiyetinin hakim olması ile birlikte üretim ve yönetim değişeceğinden dolayı ücretli bir sınıfın ortadan kalkması ile birlikte devletin karekteride değişecektir. Çünkü üretime hakim olan devlete de hakim olacaktır. İşçinin sosyal haklarının yükseltilmesi yada ücretlerinin iyileştirilerek kardaki (artı emek) payının artırılması ile değil asıl olan EMEĞİN bir mülkiyet olarak birikmiş emekle kaynaşması işini sahiplenmesi işinin üzerinde yönetme hakkının ve yöneticisini seçme hakkını alması ve dahası gerçek üretici olarak birikmiş emeği(sermayeyi) ücretlendirmesi (faiz) ve kendisinin elde ettiği kar üzerinden çalışanlara üleştirmesidir. Emekveren kendisi ücret almaz. Sadece çalışmasının karşılığını alır ve karını emekveren sermaye ücreti(faiz) ve kira giderleri gibi giderleri düştükten sonra kalanı eşit olarak paylaşır. Çalışanların üzerine sermaye olarak üretime geri döner. Herkes çalışmasının karşılığı kadar alacaktır. Dolayısıyla çalışmasının karşılığından sonra kalan (Artı emek ve rant gelirleri yada piyasa gelirleri) hemen hepsi sermaye olarak üretime katılır. Ancak emekçi işten ayrıldığı yada iş değiştirdiğinde kendi payına düşeni alır. Yada yıl sonu kendi birimlerinin yapacağı kar dağıtımlarından faydalanır

Çalışmanın karşılığı alınan ücret, birimin karına ve zararına göre belirlenir dolayısıyla kişinin çalışmadan ücretlendirilmesi diye bir şey söz konusu olmayacaktır. Herkes kazandığının karşılığını alacaktır. Burada çok çalışan çok kazanırken az çalışan az kazanacaktır

Tecrübesi olan yetenekleri olan bilgisi ve görgüsü ile olan kişiler yönetimde yükselerek ek gelir elde eder. Buda daha iye üretme ve kaliteli bir üretimi hedef alır yönetim çalışanların elinde olduğundan dolayıdır ki kendi sosyal ihtiyaçlarını ve kültürel gereksinmelerini kendi karşılayarak sosyal haklar manzumesi yazmaya ve hak alma mücadelesine girmeye gerek kalmayacaktır.

Yine sermayedar üretimden aldığı faiz ve kira gelirleri ile ana sermayeden pay sahibi olurken, kendi sermayesini o birimde tutmaya veya başka birimlere aktarma yaparak üretimin yönlendirilmesine katkıda bulunur. Emekverenin göremediğini sermayedar görerek üretimin gelişmesine ve ilerlemesine yardım eder. Böylece herkesin proleterleştirerek sadece kamu mülkiyetinin egemenliğine sokarak toplumu işçi devleti sınıfsız bırakarak devlet hegemonyası kurmanın ve toplumu fakirleştirmenin önüne geçilmiş olur. Birikimsiz sermaye olamayacağı gibi emeksiz sermaye olmaz . Birikim hiçbir üretim karakteri olmayan sadece üretim

in bekçiliğini yapan kamuya üretim teslim edilemez . Çünkü devlet sınıfsız var olamaz

Sınıflar olmadan da üretim olmaz. Ancak sınıfları ikiye bölüp bir diğerine ortada bırakarak üretim var olmaz. Ancak bu güne kadar özel mülkiyet balamında emeği köleleştirerek bu gelmiş olan üretim yapısı ile emek köle olmaktan çıkmış ücretli hale gelmiştir. Özel mülkiyet eseri olmaktan emek kurtulduğu andan itibaren sermaye sınıfı başat bir sınıfı emeğin üzerinde hakimiyet kuran baskıcı bir sınıfı değil emekverenin kendi ulaşacağı bilinç ile üretim araçların esiri dolayısıyla bir sınıfın eseri değil kendi kendisinin kölesi ve kendisinin efendisi olacaktır. Sermayede tarihsel görevlerini sürdürmeye devam edecektir. Buda ancak emekverenin kendi artı emeğine sahip olduğu andan itibaren kendisi de bir sermaye sahibi olabilecektir. Ama sermaye sahibi olmayan insanların yine ücretlendirilerek sermayesizleştirilmemeleri için

EMEĞİN KİRALANMASI YADA BELLİ BİR ÜCRET KARŞILIĞI SERMAYEDARA ÇALIŞMASI YASAKLANMALIDIR.

Buda ancak ilk zamanlarda yasaklama daha sonra gelişecek bilinç ile bu sağlanır.

Kapitalizmde ücret parasal değerlere sahip olduğu için paranın dalgalanmalarına tabii olur. Ücret nominal olarak artsa bile gerçekte ücretin alım gücü düşer. << Ücret bu nedenledir ki parasal değer olarak iş gücü kendi değerine özdeş olamaz>>

Kendi değerine özdeş olması ancak kendi çalıştığının karşılığını alması ile olasıdır. Kapitalizmde veya devlet kapitalizminde çalışsa da çalışmasa da, çok çalışsa da ya da normal çalışsada yine ücret aynıdır. Kapitalizm buna çare olarak sosyal haklar ve primi ön plana getirerek çalışmayı özendirmeye çalışır. Ama bu sermayedarın kazancının yanında çok küçük bir rakamdır. Çünkü Sermayedar piyasa koşulları ya da rantın yanında en önemli gelir kaynağı artı emektir. Emek vereni güdüleyen ideolojilerin ve denetim mekanizmalarının gücüne göre emek üretkenliğini artabilir. <ücret kapitalist için elden geldiğince düşük tutulmasında çıkarı bulunan bir bedel, emek veren için bir gelir gibi gözükmektedir> Ücret   biçimleri özel mülkiyet ve kamu mülkiyeti dolayısıyla tüm mülkiyetler üzerine emek üzerine kurduğu tahakkümden sonra (insanın köleleştirilmesi ve mülksüzleştirilmesi ile atbaşı gider). Zamana bağlı olarak ayni mal parça başı ücret primli ücret şeklinde emekverenin gelirini artırma yoluna giderken aynı zamanda emekverenin çok çalışması daha çok prim alacağım diye kapitalisti zengin etmesinden başka bir şey değildir. Her insanın belli bir üretim kapasitesi vardır. Bu kapasitenin zorlanması kişiye zarar verdiği kadar kapitaliste daha çok kar getirir. Çalıştığı fazlanın tam karşılığını alamaz sadece belirlenen prim kadar alır. Buda kapitaliste proleterin daha çok çalışarak kapitalisti zengin ettiği göreli olarak proleterin gelirin bir artış olmasına rağmen kapitalist göre arasındaki gelir uçurumu arttığından dolayı patronu karşısında daha çok fakirleşir. Prim belki onun için zorunlu bir giderin karşılanmasıdır. Ama kapitalist için karının üretime değil eğlence sektörüne akar. (kara paraya) kadın ticaretine ve uyuşturucu mezrasına doğru akar eğlence parası. Proleter için göreli iyileşme kendisini için bir zenginleşme değil kapitalist için zenginleşmedir.

Emek veren her ne kadar heterojen yapıya bürünse de kapitalizm onu parasal olarak onu ücretlendirerek bir madde gibi mal gibi ücret ile kiralayarak metalaştırmaktadır. Sanayi işçisi( proleteri) onu sendikalarından dolayı muhatap almakta diğer ücretliler ordusunu yok saymaktadır. Proleter bir malı ürettikten sonra diğer ücretliler tüm topluma hizmet götürerek üretilen malı kullanılabilir hale getirmektedir.

Sadece sanayi kollarında değil hizmet kollarında iş üretilmektedir. Dahası üretilen metanın tüketilmesi için emek harcanmaktadır. Proleter ile hizmet kollarının her ikisi de kol gücünü kollanmaktadır. Sanayi proleteri saniyeden gelen gücü dolayısıyla örgütlenmesini tamamlamış diğer hizmet kolları gerek kapitaliste hizmet vermesi gerek dağınık bir yapıda olmaları dolayısıyla örgütlü bir güç olamamaktadır. İşçilerden daha çok hizmetliler sömürülmektedir. Bu aynı zamanda diğer ücretlilerde kapsamaktadır.

Doğu zengin doğal kaynakları ve kalabalık insan nüfusu ile imparatorluklar kurarken batı daha çok kendi millete dayalı küçük devletler kurar. Doğu teokrasi ile bağlaşık içinde kendine ideoloji olarak dini kullanırken batı haçlı seferleri ile batıyı ele geçirmeye çalışan papazlar küçük iktidarları ile küçük devletler ele geçirmek için çatışır. Teokrasi bütünsel olması ve toprak dolayısıyla doğal üretime bağımlı ideoloji geliştirmesi nedeni ile büyük toprak ister ve küçük devletler üzerinde görür kendini oysa batı gerek toprak yapısı gerekse iklimi ile büyümeye elverişli değildir hem insanların iktidardan kaçabilecekleri denizleri hemde küçük adaları vardır. Hatta dağları bile kimi zaman geçit vermez İsviçre kantonları gibi batı bu nedenle mutlak iktidarlardan kolaylıkla kaçabilmiş iktidardakiler kolaylıkla düşmanlarını yok edip karşıtlar olmadan tek düze bir hayatı yaşayamamıştır. Karşıt düşünceleri ile yaşamaya alışmış kimi zaman küçük derebeyiler kendilerini ayaktı tutabilmek için karşıtlarından yardım istemiş hatta diğer küçük devlet ve derebeyilerle bağlaşıklar kurmuştur. Papadan yada iktidarın zulmünden kaçan bilim adamlarını Hollanda’ ya gittiği gibi yada deniz aşırı İngiltere’ye kolayca gidebildikleri gibi. Doğu her yeni ortaya çıkan medeni toplumların zenginliklerini (ganimet olarak almış ama gerisin geriye o medeniyetten sadece çölleşmiş toprakları kalmıştır. Doğuda devlet ile din savaş yapmamıştır. Bu nedenle bilimin dinden kopuşu sağlayamadığından dolayı normal. gelişme seyrine giremeden bilimsel gelişmeler kendi kendini savaşların ortasında bularak yok olmuştur. İktidar dine hakim olduğundan dinle savaşmadığından dolayı kendine yeni ideolojiye ihtiyaç duymamıştır. Oysa batıda hiçbir devlet dine tam olarak hakim olamamıştır. Aksine Teokrasi küçük devletler üzerinde hakim olmaya çalışır, Doğuda iktidar savaş gelirleri ile uzun süre ayakta kalabildiğinden dolayı da ekonomisini güçlendirmek için yeni bir ideolojiye dolayısıyla kendini ayakta tutacak yeni sınıfa ihtiyaç duymaz.

Batı kendi ihtiyaçlarını toprak soylulardan sağlayan küçük devletleri topraklarınında küçük olması nedeni ile büyümek isteğinde yada yeni kaynaklara ihtiyaç duyduğu zamanlarda toprak soylu yeteri kadar üretimi artıracak şekilde insanları çalıştırsa da büyük bir zenginlik yaratamıyordu. Öte yandan ticaretle uğraşan tüccarların gemilerle getirdikleri zenginlikler ve öte yandan denizle birlikte gelişen makinenin topraklar dada kullanılmaya başlar. Asıl olarak insanların ihtiyaçları için zanaat ürünlerinde makine kullanılmaya başlar. Zanaat alanına makinenin girmesi ile üretim artmaya toplum zenginleşmeye başlar Deniz ticareti ile zenginleşen tüccar elindeki sermayeyi daha faz dine bağımlı toprak yerine milli ideolojiye onun ortasına tanrı yerine insanın( bireyi) koyarak yeni bir sınıf ve yeni bir ideoloji yaratır. Yeni sınıf üretimi hedeflerken tümüyle bilime ve makineye yatırım yapar. Devletin dinden tam kopuşu da burada başlar. Hatta öyle kopar ki teokratik iktidara bir toprak parçası vererek onun teokratik iktidarını kendinden uzakta tanır. Dini dünyevileştirir. Dolayısıyla tanrıyı gökyüzünden indirip ona bir devlet verir. Vatikan devleti.

Konumuza dönecek olursak yönetmeye talip olanın yeteneğine ve çalışmasını göre ücret alması esastır onuda yine belirleyen ve tüm emek sahiplerini oylarıyla oluşacak ücretlendirmedir. Burada sermayedarın söz hakkı vardır ama kapitali oranında değil birey olarak, çünkü üretimi yönlendirme genel çıkarlara hizmet eder. Genelde bireyler ne isterse onu yapar.

Kapitalist elindeki para ya da birikmiş emek gücü ile toplumda belirleyendir ve en çok çalışan ve en iyi yatırım yapar kurumlara katılarak tek tek bireylerin genel çıkarlarındaki hantal büyümeye ve rehavete yön vererek üretimi artırma tercihinde kullanır.

Burada hem bireyin hemde metanın sirkülasyonun hızlı yapılmasıdır. Birey üretimde birikimli olarak ayrılırken sadece potansiyel emek olarak değil birikmiş emeğinde sahibidir. Birikmiş emeğin sayesinde hem kendini geliştirebilecek hemde birikmiş emeğe (üretim araçlarına) üretim esnasında söz sahibi olacak aynı zamanda üretim araçlarını bir kendisinin ve başka birinin hor kullanmasını sıradan bir çalışan olarak sahip çıkacaktır. Sadece üretim aracına sahip olan kapitalist ya da onun seçtiği müdür veya şeflerin sahipliğinde değil çalışanın kendi işine ve kullandığı araçlarına sahip çıkarak üretim araçlarının daha üretken kullanılmasını sağlayacak ve şeflerin ya da müdürlerin şirkete sahip olması mekanı yönetmesi değil iyi bir eğitişim sağlayarak sadece sahip olmaya değil üretimin artırmak için şefler ve müdürler üretime katılacaktır. Her çalışan böylece üretimi kendi genel çıkarları doğrultusunda yönlendirecek üretimin artırılması için her türlü yeniliğe açık olarak çalışacaktır. Oysa eski üretim mekanizmalarında makamını ve konumunu korumak için özel mülkiyetin sahipliğinde özel bir ideolojiyle insanları yönlendirmeye ve baskı kurmaya çalışmayacak bizzat üretime yönelik olarak eylem felsefesini ve yaşamını sürdürecektir.

Kapital üretime bizzat içeriden değil dışarıdan üretime katılacaktır.. İçeriden katılması gerektiğinde üretime bizzat katılanlar kadar söz sahibidir. Hiçbir zaman çalışanların üzerinde üçte bir oranından fazla bir hakka sahip olamaz bu yine üretimin biçimlenme esasına göre özel mülkiyete hiçbir zaman mutlak söz hakkını sahip olamaz. Bu durum üretimin yeniden biçimlenmesi esnasında bile olsa hiçbir şekilde mutlak bir yetkiye sahip olamaz.

Proleterya ne zaman bu birikime sahip olacaktır. Proleter olmamayı seçtikten sonra ve kendine hizmet etmesini sağlamaya başladığında

Proleterya küçük birikimlerini ve tüketim gücünü ekonomik etkinliğe dönüştürdüğü anda yeni ekonomi bütüncül ekonomiyi kendine hizmet eder hale getirir.

Günümüzün şartları önce devleti ele geçirmek değil yeni ekonomiyi kurmaktır, zira devleti ele geçirmekle yeni ekonomi kurulmaz hiçbir egemen sınıf kendi ekonomi politiğini kurmadan iktidar savaşına girmemiştir. Daha önce devleti ele geçirme deneyimleri yeni ekonomiyi kurgulamadan ve gerçekleştirmeden yapıldığından dolayı sadece kamu mülkiyetine mahkum olarak ancak doğal komünizme basit eşitlikçi felsefeye ve iktidarı elden kaçırmamak için sadece iktidarı koruma içgüdüsüne dönüşerek yeni ekonomi politik kurgulanmamış ve sadece devletin içinde el yordamı ile kamu mülkiyetinin yanında anti-mülkiyetçi bir ideoloji ile insanları kamunun otoritesine mahkum edilmiştir. Oysa tüm egemen sınıflar önce kendi mülkiyetleri bazında kendi sınıfını yaratmıştır. Mülkiyet sahip olmayı sahip olmada büyümeyi büyüme gelişmeyi sağlarken kendi sınıflarına koruyarak kollayarak gelmişlerdir. Şimdi tarihin artık kölelikten kurtulma özgürleşme zamanıdır. Çünkü bilimsel ilerleme gelişme bazına girmiştir. Artık yoksulluğu paylaşmak ve diğer insanların artılarına el koyarak gerçekten özgürleşmek mümkün değildir. Çünkü kendi mülkiyeti korurken karşı tarafta mülksüz ve açların ve kölelerin var olduğu yerde her zaman kendini korumak kollamak için mücadele edecek kazanımlarını kendine koruma duvarları kurmak ve her zaman savaşmak zorunda ve zorunluluğunda kalacaktır. Yeni toplum kendi mülkiyetini kurgularken hiçbir zaman egemen sınıflar gibi insan üzerinde emeklerini el koyma ve artı emeğine sahip olma biçiminde olmayacağından dolayı her zenginleşme bir başka köleleştirme biçimi olmayacaktır. Yeniden üretim savaş biçiminde olmayacağından dolayı insanların gerçek rekabetinde var olacaktır. Savaşta rekabet değil kıyım vardır. Karşıt olanların birbirini yok ettiği bu nedenle tarihin durduğu ve gerilediği noktadır.

Yeni ekonomi politik insanlığın özel mülkiyetle başlayıp kamu mülkiyeti ile ve devlet eli ile her türlü baskı ve zoru kullanarak insanların sömürü ekonomi politiğine hizmet eder hale getiren ve bunun için her dönem yeni ideolojiler üreten devlet aynı zamanda bu ideolojinin hem sahibi hemde koruyucu görevini görür çünkü devleti oluşturan daha önceki tiranları yerine yeni dönem seçilmişlerin seçim yaparken insanların para ile oylarının satın alındığı ve bunun içinde yaratılan ideolojinin egemen olması için her türlü devlet zorunun kullanıldığı demokratik burjuva rejimi eski kölelikleri devam ettirmek için her türlü yolu kullanacaktır.

Yeni ekonomi politik aynı burjuvazinin kendi adaylarına her türlü maddi desteğini sağlarken emek mülkiyetinden yana olanlar kendi yandaşlarına sadece örgütlü bir güçle değil ekonomik gücü ile de destek olacaktır. Ki her türlü örgütlenme kendi ekonomi politiğini oluşturmadığı sürece ancak egemen güçlerin kurduğu ekonomik ve politik destekle yok etmek için zoru kullanacaktır. İnsanlar alenen yapılan şey ekonomi politiktir. Zor ancak legalleştiğin oranda toplumda hoş görülecektir. Bu nedenle her türlü örgütlenme kendi ekonomisini ve ekonomi politiğini kurmalıdır. Eğer ki egemen sınıfların ekonomi politiğini benimsediğinde o sistem her ne kadar iyi niyetle emek demokrasisini desteklese de sonuçta yine egemen ideoloji yeniden üretmekten başka bir sonuca ulaşmaz.

Yeni ekonomide devleti ele geçirmek ancak devleti egemen sınıflarla yaşayan devletler var olduğu sürece devlet var olacaktır. Yeni ekonomi kurgulandığı ve hayata geçmeye başladığında devletin yerini alacak bir çok mekanizmayı hayata geçirecektir. Dolayısıyla ileri ki aşamada özel mülkiyetle insanların emeğinin sömürüsünün sona erdiği bir dönemde devlete de gerek kalmayacaktır. İnsanlar kendilerini korumak kollamak için güce sahip olacak ama hiçbir zaman bir başka sınıf katmanlara baskı uygulayan bir ceberut bir devlet olmayacağından devlet de eski devlet olmayacak kendini yine kamunun özgürleştirici yüzü olacaktır. Kamu mülkiyeti çeşitli mülkiyetleri bölünerek her türlü örgütlenme biçimi kendi mülkünü koruyarak bir sınıfa hizmet etmek yerine kendi kurguladığı örgütüne ekonomi politiğini kurgulayarak egemen sınıfa hizmet etmek zorunda kalmayan dolayısıyla özgür bir kamu gücü oluşacaktır. Bu kamu gücü egemen sınıfların toplumları komünizmdeki gibi doğaya ve insanal dünyayı düzenlemek için ortak kamu güçlerinden biri olacaktır. Çünkü devletin dışında başka rakip güçlerde var olacağından dolayı sadece devleti ele geçirmekle yönetimi ele geçirmek yetmediği gibi ekonomik güçlerde bir başkasını köleleştirmek istemediğinden dolayı devletin baskı ve zor mekanizmaları sönümleşecek şimdiki zengin sitelerinin yaptığı gibi her kurum kendi güvenliğini oluşturacaktır.

Özel mülkiyetin bireyleri korumak gibi bir derdi kalmayacaktır. Proleter olarak kimse kalmayacağından dolayısıyla ekonomi çapulculuktan çıkıp herkesin birikimli bir tüketici yapısıyla herkes yapıcı olacaktır. Yıkıcı savaş ekonomisi yerini barış ekonomisi olacaktır. Proleterya sadece ücretli değil hem fabrikada söz sahibi hem de üretimden payı olan kişi olarak sadece ücretli köle olmayacaktır. Dolayısıyla tarihteki üretimde ve dünyayı sahiplenmede başat rolü gerçek anlamda çalışanlar ve üretenler kendi kendilerine sahip olarak üretenler yapacaktır. Ve dünün toplumanda olduğu gibi kafa ve kol gücünü oluşturan emekveren gruplar proletarya değil sınıfların ortadan kalktığı dolayısıyla hür insan özgür insan ortaya çıkacaktır.

Potansiyel emekle birikmiş emek ve karşılıklı birebir konumdaysa artık birikmiş emeğin bir fiyatı ücreti dolayısıyla kiralanması artık birikmiş emek ücretli emeğin yerine geçmiştir. Ücretli emek potansiyel emek olarak artık kiralanamaz. Birikmiş emeğin (mal meta eşya makine) amortisman giderleri kardan düşülüyorsa ve net kar öyle hesaplanıyorsa ücretli potansiyel emeğin amortisman gideridir onun yaşaması zorunlu gideridir. Emekçinin çalışarak elde ettiği kısa günün karı değildir. Ücretin emekçinin zorunlu giderleri için yapılan ödenti olduğundan dolayı proletaryanın birikim yapamamasının nedeni budur. İhtiyacı ve zorunlu giderleri yetecek kadar verdiği için ücretli köle durumuna düşürerek karını maksimize eder birikmiş emeğe sahip olan kapitalist yada rantiyer karı tümden ele geçirir. Dolayısıyla ekonomi askeri ve polis ekonomisidir.

Devletin ayakta tuttuğu ve devletin karı maksimize etmek için ona zemin hazırladığı ona kaynak aktardığı hatta özel yasalar hazırladığı bilinmektedir. Devlet hiçbir zaman kendiliğinden insancıl yasalar hazırlamaz Ancak para ve rant ekonomisinin izin verdiği ve ona zarar değil kar getirecek durumdaysa insancıl yasalara izin verir.

Bu sebeple potansiyel emek sahibi sadece emek gücüne sahip değil( makine mal ve teçhizat) burjuva ve rantiyerin elindeyse ücretlerde potansiyel emeğin amortisman gideri olarak kardan düşüldükten sonra kalan kardır. Burada tek çalışan ve iki mal sahibi varsa yine değişen bir şey olmaz aynı şekilde paylaşılır. Ancak mal sahibi de çalışanın arasına katılırsa ücretlinin tüm haklarına sahip olur. Hem ücret hemde kardan diğer ücretli kadar pay alır. Sadece ücret kişinin çalışmasına göre belirlenir. Nasıl teçhizatın ve üretim araçlarının büyüklüğü karını belirliyorsa emekçide ne kadar çok çalışırsa o kadar fazla ücret alır kardan çalışması kadar elde edilen kar çalışanların çalışma saatine bölünerek eşit bir şekilde kişilerin paylarına aktarılır.

Herkesin çalışıp daha çok üreterek kazanması esas alınmaktadır. Birikmiş emek sahibi üretim araçlarının sahibi yada geniş arazilerin sahibi olan kişi kendi kira gelirlerinin yanında üretime katıldığı oranda çalışan hür insanlar gibi üretim artışından kendine pay alacaktır yada çalışmadan elindeki mallar kendi yaşaması için yeterli miktarda ise kira gelirleri kendi ihtiyaçlarını karşılıyorsa kendi mal ve mülkünün idaresinin ve kendi kapitalinin yatırıma dönüştürürken verimli üretimi artıcı sanayi yada hizmet kollarında yeniden üretim için değerlendirebilir. Daha önceki egemen sınıfların yaptığı gibi birikimlerini yatırıma dönüştürmek için illede çalışmak zorunda değildir. Bu yönüyle kapitalist özel mülkiyetini insanların satın alınması ve kiralanması için kullanamayacağından dolayı sömürü oluşmayacağı bu nedenle eldeki birikimleri değerlendirmesi için finans yada mülkiyet sahipleri var olacaktır. İnsanların hiçbir zaman eşit olarak dünyaya gelmediği gibi yaşaması için eşit ortamlarda var olamaz sadece olanaklar insana eşit sunulur sonuç olarak insanlar ondan eşit oranda değil kendi ihtiyaçları oranında azami fayda sağlar.

Bireyin hem hem üretime katılması hemde birikmiş emekle üretimi yönlendirmesi insanın iki elini kullanması gibidir. Herkesin hiçbir zaman iki elinde aynı işleve sahip olduğu aynı gücü sahip olması mümkün değildir. Bir diğerine göne göreli olarak güçsüz ya da az işleve sahiptir. Üretimin gücü de birikmiş emek ile potansiyel emek her ikisi üretimin bileşkesi ayrı ellerde toplanması üretimin kantitesini (niceliğini) artırır ama kalitesini artıramaz. Nasıl tek elle iş yapabilir bir şeyleri birikimini sağlayabilirsin ama hiçbir zaman iki el çalışmadığı sürece kaliteli iş yapamaz. Her iş iki elin potansiyel emekle birikmiş emeğin bileşiminden yeni işler çıkarır bu nasıl iki elin senkronize çalışması gibi her iki emek de bu şekilde çalışır. Nasıl basit el emeği alet olmadan hiçbir şeyse yani tek elle çalışmanın hiçbir şey olması gibi her iki elin yani aletle insan emeğinin birleşmesi gerekir. Bunu tarihsel süreç üçersinde aletlerin gelişme sürecini birikimin oluşması mümkün olmuştur. Birikim üretimin içinde ancak sahiplenmeyle mümkün olmuş insanların hemen hepsi emek üretmekte ama sahiplenme bilinci sonradan oluşmakta yani üretim belli bir boyutu aştığında belli birikim oluştuğunda ancak sahiplenme bilinci gelişmektedir. Bu nedenle insanlarda sahiplenme bilinci belli bir birikimin sonucunda ortaya çıkmış bu yüzden insanlar birikim yapmak için diğer insanları kullanmaya savaş kölesi olarak kullanmaya başlarken süreç içerisinde bu savaş esirlerinin azalması savaşta kayıp çok olması nedeni ile toprağa bağlı yaşayan insanların insanların geçimliklerini karşılayarak emeklerini alıp satmaya başlamıştır. Birikimin arttığı ve nominal parasal birikimin ortaya çıkması ile alınıp satılan emek bu sefer belli bir saat karşılığında kiralanmaya başlamış ve buda alınıp satılan kölelerden toprağı ile alınıp satılan köylüye (aşiret ve derebeyi sistemi) daha sonra kiralanmaya göreli olarak serbest olan proleter emeğe dönüşür. İngilizcede proleter döl demek ve alt tabakada bulunan sefil insanlara para karşılığı çalışan insanlara denirken bu gün emeğinden başka bir geliri olmayan insanlara proleter denmektedir. Dolayısıyla döllenmeyi sağlayan emekçi sınıfı emeğinden başka satacak ve kiralayacak şeyi olmayan insan ise yeni toplumda emeği ile çalışan insanın ürettiği şeyi ücretini aldıktan sonra kira ve ekipmanların amortismanı ve kalan miktar (karı) herkesin çalışmasının toplamından sonra eşit olarak bölüşülerek miktar emekçinin mülkiyetine aktarılır dolayısıyla bu mülkiyete sahip olanın sahiplenme bilinci de gelişir yine birikimin öncülleri olacaktır. Ama üst bir sınıfın bir başkasının emeğine el koymak için birikim yapmak için her türlü eylemi insan üzerinde kurmak için bir çaba içine girmeyecektir. Bu da emek ile alet arasındaki birliğin sağlanması ile mümkündür. Sadece birikimlerini yönlendirmek v yatırımlarına iyi bir getiri sağlamak için toplumun içinde ileri üretim seviyesine ulaşan üretim yerlere gereken yatırımlarını yapacaktır.

Yeni toplumda emeği ile çalışmasının yeteneğine ve çalışma saatine göre gündeliğini alan emekçi sınıfı emeğinin dışında artı emekten çalışma saatine göre eşit pal alacağından dolayı mülkiyete sahip olacak dolayısıyla artı emeğe el koyan bir tabaka ve üst sınıf ortadan kalktığından dolayı artık proleterya da ortadan kalkacak ve aynı zamanda soylular sınıfı köylü yete kent soylasu kalmayacak çünkü herkes kendi birikimleri ile gerek emek olarak kendini geliştirerek gerek sermaye ve üretim aracı birikimleri ile üretimin yönlendirilmesine katkı sağlayacaktır

Sosyalist solun iktidar savaşında proleter sınıfın yöneticilik yapma ve yöneticiyi yönlendirme bilincinin olmaması ve aynı zamanda sahiplenme ve mülkiyet bilincinin gelişmemesi nedeniyle iktidarı tek elde toplanmasına ve devleti tek başına ele geçirme eylem felsefesine yönlendirmiştir. Bu da sosyalist demokrasinin oluşmasını engellediği gibi aynı zaman proletaryanın sadece proleterya olarak kalması ve yine artı emeğin proletaryaya değil devlete aktarılması dolayısıyla artı emek ortak amaçlar için kullanılırken yatırımın yönlendirilmesi bürokrasinin inisiyatifine kalır. Bu durum ekonominin bürokrasiyi yönlendirmesi nedeniyle gelişmesi bürokrasinin istek ve arzularına göre olur proletarya sadece adı iktidarda ama artı emeğine hala el koyulan hala proleter olarak hayatını sürdüren zavallı bir diktatördür ve sadece diktatörlüğün kendisine rol verilen ama sadece çalışmaya mahkum olmuş yine ürettiği fazlaya hakim olmayan özgür olmayan üreticidir dolayısıyla özgür üreticiler birliğini kuramamış bu nedenle özgür birey değil yine ücretli bir köle olarak tarih sahnesinde devletin yeni biçtiği bir roldür.

Devletin küçülmesi ve aynı zamanda baskı gücünün( polis ve askeri) diğer kamu güçlerinin topluma devredilmesi özellikle adalet sisteminde kastın ortadan kalkması ve yine halktan kişilerin kişisel ve toplumsal vicdanlarına göre adalette yerini alması yine her birimin devletin zor kullanma yetkisine sahip olan polisiye gücünün diğer toplumsal kurumlarında kendi kolluk birimini oluşturması sadece devletin ortak gücün oluşturan üst hakem olarak görev yapması devletin evrilebilecek şekilde toplumun ihtiyaçlarına cevap veren toplumları bir arada tutan üst rol üstlenmelidir.

Kişilerden değil üretimden ve onun artışı ile elde ettiği gelir ile yaşamalıdır ve bu nedenle devlet üretimi artırmak insanların refah seviyesini geliştirmek için çaba göstermelidir. Kişilerden aldığı vergiler kişilerin emeklilik ve sigortalanmasında kullanmalıdır. Günümüz kapitalist rejimin insanal olan her şeyi kullanılmalı insanal olmayan her şeyi bir bir ekonomi dışına dolayısıyla tarih dışına atılmalıdır.

Eski ekonomide olduğu gibi sermayeye bağımlı olarak ücretli – köle gibi çalış ya da yeni politika deyip sadece ücretliyi kamuya bağlayarak her şeyi devletleştirerek ücretliyi bürokratın kölesi   yap. Her ikiside ücretliyi köleleştiren ve göreli olarak fakirleştiren mekanizmadır. Her iki birikim türü sermaye birikimini sağlamak yüksek teknolojiler için hem insan yetişmesi hemde yüksek teknoloji için büyük yatırımlara harcamak için büyük tasarrufları kıyasıya sermaye birikimini zorunlu kılıyorsa ileri kapitalist ülkelerin çizdiği ve yaşadığı tarihsel gerçeklerdir. Bundan sonra yüksek teknoloji sahibi ülkeler ellerindeki olanakları değerlendirirken teknoloji fakiri ülkeler hala emekleme peşindedirler.

Yüksek teknoloji için hem ideolojiyi hem ideolojiyi hemde kıyımı göze almışlardır. Bu gerçekte sadece yüksek teknoloji için mi tüm bunlar yapılmıştır. Hiç öyle değildir. Özellikle proletarya diktatörlüğünden korkan burjuvazi kendi sınıfsal çıkarları için karını azamileştirmek için kıyasıya savaşa girmiş önce kendi içinde birinci paylaşım savaşını sonrada ikinci paylaşım savaşı sosyalist iktidarı yıkmak için Sovyetler’e saldırmış ve burjuvazinin yarattığı nasyonal burjuvazinin kendini Sovyet sosyalistlerinin karşı koyma gücünde hem tarihsel olarak intiharına hemde tümden yıkmadan. tüm toplumu ilkel bir çağa dönüşümünü sağlamadan yenilgiye uğramıştır. Oysa Göçebe toplumun yerleşik toplumları ezip geçtiği gibi Avrupayı nasıl ezip geçen Nazizm Sovyetler’ ide ezip geçse idi ve Amerika üçüncü atom bombasını Avrupa’ya atmış olsa idi ekonominin bu günkü gelişmesi ve Amerikanın dünyadaki rolünden çok belki kuzey Amerikanın yeni İnka uygarlığına evrilmesi Asya’dan da karşılık atom savaşında tarihin ne olacağını nasıl evrim geçireceğini düşünmek hayal etmek bile mümkün değildir.

Sovyetler ile soğuk savaşta Batıda yüksek teknoloji ile birlikte proletaryanın uzmanlaşması kendini geliştirmesi ve eğitilmesi yeni emekçi sınıf, bilinçli bir emek sınıfını ortaya çıkarır. Dolayısıyla burjuvazi ile mülkiyeti paylaşmaya ve üretim artışından pay almaya yene Ceo’ lar kendilerine kurumlarda ve fabrikalarda yer edinmeye başlar: Bu Ceo’lar zaten var olması gereken yeni sınıfın müjdecisidirler ve yeni toplumda başat rol oynaması gereken öncüllerdir.

Kendi sınıfına hizmet etmekten yarınki toplumda rol oynayacaktır. Ama bu gün itibariyle burjuvazi ile iktidarı paylaştığı ve burjuvaziye hizmet ettiği sürece aynı burjuvaziye hizmet eden devletten farkı yoktur. Burjuvazi yeni Ceo’larına mülkiyet bilinci vererek sahiplenmeyi ve yeniden üretim için emekçinin hem emek olarak hemde mülkiyet bilinci ile yeni ideoloji üretilmesine sefil proleter ideolojinin yeniden üretilmesine; proleter olarak karşı sınıfa hizmet etmektedir. Yeni toplumda rol verilmediği sürece egemen sınıflar her zaman üst sınıflara hizmet eden yeni hizmetçileri bulmakta zorlanmayacaktır

Yüksek teknolojiyi kullanmaya yüksek ücretli yetişmiş proleterya lazımdır. Proletarya arasında göreli zenginleşme ücretler arasında büyük uçurumların oluşmasını sağlamıştır. Aynı küçük burjuvazi büyük burjuvazi gibi küçük proletarya ve büyük proletarya arasında zengin fakir proleter sınıfını ortaya çıkarmıştır. Böylece büyük proletaryada burjuvaziye hizmet eder hale gelmiştir.

Zengin ve fakir işçi sınıfını ortadan kaldırmanın sosyalizm uğruna herkesi ücretli (köle) ve çalışan ama sahip olmayan birilerini atayarak işçi sınıfını yönetmeye çalışan sahipsiz sahip bürokratlar yaftasının ekonomik çıkar yerine statükocu, yerini korumaya daha yüksek görevlere çıkmak için ekonomik faaliyet yerine daha çok politik faaliyetle ekonomiyi batırmanın maliyetini Sosyalist iktidar (Proletarya diktatörlüğü) savunucularının toplumsal maliyetini yine halka ödetmişlerdir.. Ücretli yine ücretli, bürokrat yine bürokrat olarak kamu ekonomik faaliyet yerine politik faaliyet ilerler bu hamleler ve politikalar derken tek ülkede sosyalizmi yaşatmak ve diğer sözüm ona sosyalist ülkeler duvara toslamıştır. Kendi sonlarının geldiğini en son başkanın itiraf ile yeniden yapılanma (peresteroyka) ile ilan etmiş Tek parti iktidarını devrederken tek partili hükumetler iktidardan bir şekilde uzaklaştırılmış hatta zor kullanılarak Romanya’da Çavuşesko ile son sosyalist hükumet yıkılmış çoğul partilerin iktidara gelirken devlet kurumları satılmaya burjuvazinin ülkelerine davet etmeye Başlaması ile Proletarya diktatörlüğünün felsefik üstünlüğü ve pratikte zemini altından kaymıştır. Dolayasıyla Proletarya diktatörlüğünün savunucuları artık Sosyal demokratlaşmış ve artık burjuvazinin çeşitlendiği proletaryanın iktidara yürümenin eski kollektif sınıf olmadığından mümkün olmadığını bu nedenle eldeki toplumla uzlaşmak gerektiğini ama hala sömürünün devam ettiğini söyleyen sözcüleri sosyal demokrasiye rücu etmişler altlarındaki tabanları yok olmuştur.

Sovyet tipi sosyalizm tek ülkede sosyalizmi kurmak kendini çevre ülkelerle koruma içgüdüsünün yanında iktidarkiler sosyalizmi kurmak değil onu kovmak değişik fikirleri yok etmek kendini alternatifsiz bırakmak gibi gücünü kullanan politik fakirlikten nasibini almış doğu tipi 40 yıllık iktidar düşkünü kapitalist ülkeler içinde geçerlidir. Dünya kapitalizminin kendini arayışının yanında ekonomik gelişmişlik iktidardaki politik güçlerin kendilerine ilerleme ve gelişmeye açık değil ekonomik savaşın devam ettiği kapitalizmin kendine söylem geliştiremediği ve kıyı ülkelerde savunmaya çekildiği uzak doğuda yeni savaşlar deneyerek kendine başat üstünlük sağlama eylemlerinin sonucu olarak kapitalizm üretim araçlarının geliştirilmesine Amerika ve Japonya ile birlikte hız verdi. Kapitalist çağın paranın tedavüldeki gücünün en yüksek seviyeye çıktığı dönem geçirdi. Anti-kapitalistlerin bile kapitali (parayı) kullandığı bir erken kapışma çağı yaşandı.

Ekonomik faaliyet yerine kısır politik çekişmeler itişme kakışma ve yerel savaşlar ve mafya ekonomisiyle sermaye birikimini sağlamaya çalışmalar ülke ekonomisinin gelişmesini bile sosyalizasyon olarak algılayan ülkeler politik manevralarla elde edilen hibeler yardım paraları küçük kredilerle yaraların sarılması değil sadece ekonomik kaçak ve çatlakların enkazını örtebilen parçalı kapital ekonomileri asalak ekonomilerdir.

Asalak ve yağmacı ekonomiden kurtulmak ancak burjuvazinin ve proletaryanın el birliği ile çalışarak ama kardan ortak paylaşarak ve her ikisininde hem sahiplenmeyi hem çalışması ülkenen çalışma hamlesi hem üretimi hemde tasarrufu artırır. Artık gerçek anlamda kağıt üzerine basılan nakitin bilişim çağında ortadan dolaşımının azalması kapitalin insanlar üzerindeki göreceli üstünlüğünü azaltmıştır. Kapitalist artık kapitali ile değil kendi üzerindeki mal ve mülkü ile kendini değerli hissetmektedir. Kapitalin dolaşımı artık kapitalin elinde değil bankaların elindedir. Kapitalin böylece bireydeki üstünlük derecesi ve ekonomiyi yönlendirmesi tümüyle bankaların finans piyasasının elindedir. Böylece kapitalin reel (gerkçek9 üstünlüğü yerini nominal(bankada hesap olarak) ekonominin içindedir. Kimse artık parasını kendi kasasında tutmadığından dolayı kapitalin piyasadaki gerçek üstünlük yerine nominal üstünlüğe bırakmış ve piyasanın içinde kendi salınımına bırakılmıştır. Bu nedenle kapitalizm çağı yerini değerler çağına nominal değeri yüksek olan Chip çağına bilgi çağına bırakmıştır. Artık haberi bilgiyi büyük medyanın yönlendirmesi saklaması gizlemesi mümkün değildir. Bilgisayar bilgiyi kapitalin elinden almış avamlaştırmış insanileştirmiştir. Dolayısıyla kapitalistler birikim sahipleri yeni kar kaynaklarını ileri teknoloji ile kendilerini sürekli yenilemek zorunda kalmaktadır. Çünkü tüketim üretimi yönlendirmekte bilgi demokratikleşmektedir. Oysa önceki yüzyılda üretim meta ve mal tüketicisine göre imal edilirken üretim belli metotlara dayanmakta idi metotların gelişmesi ileri tekniklerin gelişmesi tüketimin artması insanların tüketirken seçici davranması ve reklamların insanlar üzerindeki etkisi tüketici bireyin seçici davranması sürekli (rekabeti) gelişmeyi ve ilerlemeyi zorunlu kılmıştır.

İnsanların zorlayarak üretim metotları ile işsiz kalma işten atılma korkusu zor kullanarak değil üretimi artırmayı heveslendirmesi üretimin aldığı payın artması ile kapitalist gibi üretimi sahiplenecek bir başkasının üretimi denetlemesine emekçinin işten kaytarması işini boşlaması mümkün olmayacak dolayısıyla zor kullanan şefler çalışması için dürtükleyen yöneticiler değil olağan denetimleri yapan eksikleri saptayıp onları düzenleyen yeni yöneticiler ortaya çıkacaktır.

Sadece burjuvazinin mülkiyet üzerindeki tam hakimiyeti kırılacak ve toplumun mülkiyet üzerindeki tam hakimiyeti sağlanarak sadece bir sınıf için değil tüm toplum için çalışma ve üretme devri başlar

SOLLAR VE İHTİLALCİLER

Sollar ve ihtilalciler iyimser insanlardır. Karamsarlığın anarşinin ve yıkımın içinden yeniyi yaratmayı bilmiş öncülerdir. İhtilal eski mantığın yıkılıp yeni mantığın konduğu olmaz denilen olabilirler arasına konduğu ve tarihin içinde oluşan yarıklardan kırıklardan ve çürümüşlükten eski dünyanın yıkılışını ve yerine yenisini koyma çabasıdır. Olamaz denileni olabilir yapandır.

Eski dünyanın zaferi bir ülkeyi ele geçirip onun zenginliğini sahip olmak Ya da onu köleleştirmektir. Yeni dünyanın zaferi eski geleneklerin yıkılmaz kalelerin bükülmez bileklerin bu eski dünyadaki gibi savaşla ve her şeyi tahrip ederek değil yeni dünyayı eski dünyanın çürümüş parçaların artıklarını onun üstüne kurmaktır.

Bu nedenle ihtilal bir savaş biçimi değil bir kopuş yeninin filizlenmesi için ona imkan ve olanak yaratmaktır. Tarihin eskiyen durağanlaştıran ve yıkım derecesinde insanları sefalete düşüren eski tarihleri yeni yarattığı tarihle değiştirmektir.

Bu nedenle yeni tarih eski toplumların zenginliklerini kanla yıkan tarih değil eskinin üstüne kansızca kurulan bir tarihtir.

Bu nedenledir ki sol ve sollar tarihi stabilize eden yüklerinden kurtulup silkinmeleri ve tarihe yeniden yön vermelidir. Ekonomiye sahip olmayan sol teoriye saplanmış kalemşörler gibidir. Yeni ekonomi emeğin sömürüsüz kurulduğu bir dünya yaratmaktır. Çünkü tüm dünya zenginliği emeğin ve tekniğin üzerine kuruludur. Servet ve mülk sahiplerinin hatta devletin emeği sömürmesine el konmalı ve tarih tersine dönüştürülmelidir.

Bu tarih köleleştirmenin değil özgürleştirmenin tarihidir. Emeğine sahip olmayan birey köledir. Bu emek ne şekilde ödenirse ödensin ücret ne kadar yüksek olursa olsun her satılan emek köle emeğidir. Servetin kölesidir. Servet sahibinin kölesidir. Servet ne kadar büyük olursa ve ne kadar büyük servete sahip olunursa olsun zenginliğin yaratıcısı ve büyük servetin (tekniğin) yaratıcısı insan emeğidir. Servet : zenginlik olsaydı tek başına en büyük kara parçasına sahip olan en zengin olacaktı. Oysa emekle işlenmeyen servet zenginlik sadece doğanın kendi kendine yaşayan canlısı olarak hayvanların barınak ve yiyeceklerini üretir.

Öyleyse insan bir hayvandan başka bir şey emek verendir. Hayvan ham doğanın içinde yaşar Oysa insan dünyası sadece servet (doğa) değil kendi emeği ile yarattığı (servettir) dünyadır.

Emek servetin ve mülkün sömürüsünden kurtulduğu vakit kölelikten kurtulacaktır. Çağlar boyunca emeğin özgürleşmesinin sağlanmaması emeğin doğrudan servete yönelik olarak kanalize olması ve ilk sahiplenilen şeyin emek harcanan şeyin servetin (doğanın) sınırlarını çizerek ona sahip olan emektir. Demek ki servet sahip olmayla elde edilen şeydir.

İkinci şeyde şudur. Bu sınırlandırılmış sahip olmuş bir emeğin koruyucu başka bir emekle sahip olmayan sadece doğal hayattaki servet gibi sahiplenmesi olmayan başıboş ve sahiplenilmiş emek( köle) emeği ile yaratılan zenginlik servet genişleyerek (alanını büyüyerek) değil servetin emekle işlenerek pozitif bilgi donanıp yaratılan tekno zenginliktir. (uygarlık) Bu zenginliği yaratan köleleşmiş ve köleleştirilmiş kolektifleşmiş emektir.

Oysa serbest çalışan aile ekonomileri doğanın yaşayan zenginliğinin dışında biraz fazla zenginlik üretip kapalı bir ekonominin dışına çıkamamışlardır. Kolektif üretimi emek zenginliğini yaratamamışlardır.

İhtilalciler kendi kendinin hakimi insanlığın sembolü olabilirler mi?

İhtilali düşünenlerle yapanlar aynı olsaydı ihtilal değil reform olurdu. Çünkü ihtilal eskiden kopuş yeni filizin yeşermesi için yaratılan bir vahadır. Örnektir bir modeldir. İnsanlığa esin kaynağı olur. İhtilali düşünenler zaten o toplumun eski toplumun çarkında yükselen birkaç kişinin olacağı ama İhtilali yapanlar yeni toplumun öncüleridir. Aynı kral için savaşan din için savaşanların toprak kazanımları tarihteki şehitlerini öncülerini unutturuyorsa ihtilal de kendi trajedilerini yaşar. İhtilal de   bir model oluştu ise insanlığa yeni bir yönelim yeni strateji olanakları oluşur; bu gerekli bir şeydi.

Fransız devrimi sınıfların ortaya çıkması manifaktür sanayinin proleter sınıfı oluşturması ile ilk sanayi devrimi gerekli kılmaktaydı. Fransız İhtilali batının uyanışıdır. Karanlık çağdan aydınlık çağa yöneliştir.

Sovyet devrimi doğunun uyanışıdır. Sanayi devrimini bile tamamlayamamış bürokratik monarşi içinde ezilen toplumları tabidir ki toplumsal devrimi (hızlı ihtilali) yaşayacaklardır. 1789 dan 1917 kadar burjuvazinin gelişimi Doğunun arkaik monarşi yanlısı burjuvazisi ile ne kadar sanayi devrimini tamamlayabilirdi.

Batının 200 yılda yaptığını 50 yıla sığdırılması gerekiyordu.

Yoksa ki doğuda bu uyanış olmasaydı dünyayı paylaşma savaşı hatta yok etme (atom bombası) savaşında karşı konulmaz bir güçle ikinci dünya savaşında faşizmin yenilgi ile değilde yengi ile çıktığını düşünüldüğünde belki bir Napolyon gibi ele geçirip ilerlemeyecek düşmanın kalelerinde taş üstünde taş bırakmayacaktı.

Her ne kadar soğuk savaş ideolojilerin savaşı ise de Yeni yüzyılda insanlığın savaş kabiliyeti ve teknolojisi artmış dolayısıyla mutlak zaferin telaffuz edilememesi nedeniyle galibi olmayan mağlubu insanlık olan savaş olarak (faşizm zafere ulaşmış olsa idi); tarihleri yakıp yıkarak kendi tarihini ve talihini yaratacaktı.

Her ne kadar eşitsiz gelişim mantığına sahip olsa da kapitalizm genişleme ve yayılma ve dahası pozitif bilimi kullanıyor olması onu evrenselleştirmiş ve bilimi tekel olmaktan uygarlığı yerel olmaktan çıkarmış gelişimi yayılarak genişleyen bir uygarlık olarak evrenselleşmiş eski çağların yıkım savaşları yerini akıl ve mantık alarak zaferi olmayan konsensüs sağlayan bir bilince ulaştırmıştır. Bu da zenginliği ve uygarlığı pozitif bilime ve onun verilerine dayanarak gelişme mantığına tabii olan bu uygarlıklar hep bir arada yaşama felsefesine ulaşmıştır. Zenginlik toprakta değil onu işleyen emekte olduğunu kapitalizm kendi üretimleri kanıtlamıştır. Kapitalizm kendi içindeki düşmanlığı yok ederek kendi ilk yaratım argümanlarından olan hümanizme yeniden sarılmıştır. Hem sosyalizme alternatif olarak hemde kendi halklarına teolojik ahlak yerine hümanist bir etik yaratmaya çalışmıştır. Bu hümanizmini hatta feodallerle barış imzalayarak zaferi olmayan bu savaşı teknolojik savaşa çevirmiştir.

Birinci savaş yakın doğunun Rusya’nın eski dünyadan kopuşuna neden olurken İkinci savaş yakından doğudan kopuşlara ve uzak doğunun hem kopuş hemde yeniden uyanışına olmuştur.

İhtilallerin kendi öldürdüğü çocukları bile olsa bir Vietnam bir Kore savaşı Birinci paylaşım savayı ikinci paylaşım savaşı   geriye gidildiğinde sürekli savaş halindeki imparatorlukları düşünüldüğünde ihtilaller daha masum ve gerekli olan bir kıyım gibi görünür. İhtilaller karşı tarafı öldürürken kendide bir çok kurban verir. Hatta kendi tarafınkileri bilerek öldürür. Ama bu ihtilal kara savaşlarını durdurup toplumun içindeki iç savaşı ortaya çıkarmıştır. Bu iç savaş toplumdaki yeni dengeleri ve ilerleme ruhunu ve uyanışı, ilerici sınıfın uyanışını dahası tüm toplumların uyanışını sağlamıştır.

Köle isyanları bir karşı koymaydı bir iç savaştı ama ne pozitif bilgi nede ilerici sınıflar vardı.

Doğudaki iç savaş feodalizmin karşısında yeni düzen taraftarları aynı ülke savaşlarında olduğu gibi tahrip edilmiş ve yok edilmiştir. Hatta ortadan kaldırılmıştır.

Oysa ihtilaller Fransız ya da Sovyet ihtilalleri bir anlamda eşitler arasında yeni güçlenen sınıfın kendini iktidara taşıma provalarıdır.

Sovyet ihtilalinde burjuvazi artık monarkları aristokratlar ve geri ögelerle bağlaşık kurması Fransız ihtilalinde kilise ile çatışan krallar yeni güçler karşısında ilerleme ruhunu kaybetmiş gerici bir sınıftır

Üstelik Doğu kendi burjuvazisini kendi yaratamadığından diğer geri kalmış ülke monarkları karma ekonomileri ile hala sefaleti yaşar. Çünkü burjuvazi ilericiliği kendisi için istemiştir. Kendi iktidara geçince belli bir güce ulaşınca yeni uyanan sınıfları iktidarı teslim etmesi hele topluma

teslim etmesi o kadar kolay olmayacaktır. Çünkü daha eski güçlerle işbirliğine girerek sermaye birikimini onlarla beraber yapacaktır.

Batıda aristokrasinin sefaletinden ve Hıristiyan’ lığın zalim yorumlarından bıkan emekçiler kendi gönülleri ile şehirlere göç etmiş kendi gönülleri ile proleterleşmesi kolay olmuştur

Fransız ihtilaline sadece burjuvazi değil tüm yenileşme hareketleri ve halkı da içine katmışlardır. Bu nedenle yeni toplum yarattığı sanayide derebeyine serf olup 24 saat bağımlı olmak yerine 15-16 saat çalışarak burjuvazinin kölesi olmaya kendisi istemiştir. Kendi sefaletini kendi yaratmıştır. Ama bile kurtuluştu. Çünkü derebeyi keyfi şekilde üründen pay verirken burjuvazi hem daha az saat çalışıyor hemde eline üründen kalan fazla malı değil çalışmasına karşılık para veriyordu. Para serfe göre proletaryayı serfe göre özgürleştiriyordu. Derebeyinin bahşettiğini değil kendi ihtiyaçlarını kendi belirliyor kendisi seçme hakkına sahip oluyordu.

Oysa Rusya hala köylü idi ve monarklar bürokratik tarzdan meşruti bürokratizme geçiyordu. Burada Fransız ihtilalinin esintileri geç geldiğinden ve köylülerin rahatı yerinde olduğundan (derebeyin serfleştirdiği köylüler değil hala kapalı ekonomi olarak yaşayan aile ekonomileridir) neden proleterleşecekti. Üstelik ne ticareti gelişmiş nede doğru dürüst bir sanayisini kurmuştu, Ama burjuvazi iktidarın büyük ortağı olarak sahneye çıkıyordu.

Oysa batının içinde gelişen yeni devrimin toplumsal devrimin öncüleri bu savaşı kaybetmişti, 1848 Paris Komünü

Bunu örnek alan Lenin iktidarın büyük ortağına gerekli olan dersi vererek burjuvazinin eski sınıflarla bağlaşıklık yapan ve birde sömürge savaşına giren Rusya yı toplumsal uyanışın timsali yapmıştır.

Ve iktidarın büyük ortağını gericileşen burjuvaziyi sahneden silerek iktidarı emekçi sınıfına vermiştir.

Doğuda burjuvazi gelişir miydi? Doğuda yüzyıla yakındır burjuvazi eskiden kopuşu sağlayamadığı gibi Sovyet devriminin korkusuna daha da gericileşiyor. Geri kalma şampiyonluğu yapıyordu.

Oysa batıda ilerici sınıfa proletaryaya savaş açmıştı. İkinci paylaşım savaşında yeni büyük bir kopuşla geri çekildi. Hem kapitalizm kendi yarattığı canavarını kendi öldürürken hemde karşısında yeni bir güç yaratmıştı. Sıcak bir savaşın yerin yeni soğuk savaşı başlatmak zorunda kalmıştır.

Özellikle doğunun zaten ayağına pelesenk olmuş bürokrasinin bu sınıfı da durağanlaştıracağı aynı köylü toplumların hep doğuya bağımlı tutan sıcak savaşsız hayatta kalamayan doğunun despotik monarşilerinin meşrutileşemeyeceğini bildiğinden ve iktidar tek parti ve bu partinin diktatörlüğünde (kılavuzluğunda) yeni toplumun yaratılamayacağından dolayı devletleştirme politikası doğunun savaşsız yaşayamayan bürokratlarına savaş yapmadan savaşı sürdürerek ve kendini de dahada ilericileştirerek yeni sınıfa haklar vererek, eski sınıflara baskı uygulayarak yeniden ilerici sınıf pozisyonuna girdi. Teknolojideki ekonomi dışı faaliyetleri daha çok savaş araçları üreten ekonomi politikaları Sovyet ekonomisini yalnızlaştırma ve takas ekonomisini yeni ekonomi politiğin temeli yaparak ekonomi politik üzerinde güya uzmanlaşmayı (ülkeler arasında üretimi paylayarak) sağladığını zannederek ve dünya ile ticaret yapmayarak kendi kurduğu ekonomik paktların içinde küçültme politikası başarılı oldu. Ama dünya politikasında ikinci lige düşmekten kurtulamadı.

Uygarlık ve Medeniyet Çatışması

Uygarlık bilindiği üzere tüm medeniyetlerin ortak ürünüdür. Medeniyet belli bir bölgede belli bir zaman diliminde kendi uygarlığını yaratma çabasındaki toplumların şehirleşme biçimidir.

Görüldüğü gibi medeniyet bir şehirleşme biçimiyse uygarlık tarihe ivme kazandıran insanlığın buluşları ve bunu hayata geçirebilme güdüsü ve eylemidir. Bu nedenle tüm medeniyetler uygarlığa bir katkı yaparlar. Bu ister batı medeniyeti olsun ister doğu medeniyetleri.

Doğu medeniyetleri bilindiği daha çok mistik yönleri ile anılmaktadır. Hindu, İslam ve Konfüçyüs felsefeleri dolayısıyla medeniyetleri çok çeşitlilik göstermelerine rağmen batının mistik alandan uzaklaşarak kendi yarattığı medeniyet bağlamında batı medeniyetinin uygarlık olarak diğer medeniyetlerden en öne geçmesi onun yarattığı birikimin diğer medeniyetler üzerine de tahakküm kurması ile sonuçlanmıştır. Dolayısıyla kendi medeniyetini uygarlık olarak dünyaya lense etmektedir

Medeniyetleri kendilerini devlet olarak yaşama geçirmektedir. O çağda hakim olan devlet kendi uygarlığının öne çıkardığı gelişmeler ışığında tarihteki öncülüğünü yada yıkıcılığını tüm milletlere ve insanlığa yaşatmaktadır.

Tüm bu uygarlık ve medeniyet çatışmalarından sonra yakın ve şimdiki tarihimize baktığımızda tarihin sonu yeni dünya düzeni ve medeniyetler çatışması tezlerinin hemen hepsinin uygarlığın taşıyıcısı olduğunu iddia ettiği Amerikan yapımı tezler kendi ihtiyacı olan tezleri ortaya sermektedir. Tarihin sonu ile komünizmi yok ettiğini sanan Amerika yeni dünya düzenini kuramayınca bu sefer medeniyetleri çatışması tezi ile komünizm düşmanının yerine diğer medeniyetleri koyarak kendine yeni düşman yaratmaya onu yok etmek için kendini yeniden tarif etmeye çalışmaktadır. Batı medeniyeti kendi uygarlığını yaratırken kendi içinde çatışmalarla bu seviyeye gelmiştir. Dolayısıyla burjuvazi işçi çatışmasının yerini devletlerin zaten tarihsel gelişme dinamiği üzerine kurulu mistik bir alana kaydırarak hem kendine hedef koymakta hem de İslam medeniyetinin üzerine kurulu olduğu enerji tekelini eline geçirme gayretidir. Artık medeniyetler geri kalmışlıkları ve ilerlemeleri ile çatışmamakta, enerjiye sahip olmaları ile yegane güç olabilmektedir. Amerika’nın İslam medeniyeti hedef göstermesi bu medeniyet içindeki arkaik unsurları ortadan kaldırmak onun uygarlaşmasını sağlamak için değil aksine arkaik unsurlarını yaşatmak onları yeni faşizmin simgesi yapmak için özellikle yaratmaktadır. İslam medeniyetlerinin kendini savunma mekanizması olarak kuran ve sünnete dönüş felsefeleri hemen hepsi eskiye özlem düşleminden öteye gitmemektedir. Çünkü hemen hepsi belli bir tarihsel dönemde yaşanmış o tarihin kurgulayıcısı olmuş ve uygarlığa bir katkı yapmıştır. Eskiye dönülmez sadece yeni olan eski tarihin içinden çıkartılarak bilim ışığında üretime katkı yaparak kendi öz medeniyetini yükseltebilir. Kuran ve sünnet Hz Muhammed döneminden önce var mıydı. Tabi ki vardı. Kabe daha öncede vardı ve aynı zamanda İskenderiye kütüphanesinin bilimsel ışığı tüm toplumları etkilemişti. Ve İpek baharat yolunun devlete ihtiyacı vardı ticaretin uygarlığın gelişmesi için. Bu dönemdeki bir ihtiyacın giderilmesi toplumların tek felsefede mistik bir dünyada birleştirilmesi önemliydi. Hz Muhammet bunu yaptı ve daha sonra gelen devletler içinde belli bir dönem hakimiyet savaşları yapılsa da daha sonra bu yolların hakimi olarak Osmanlı   medeniyetini yarattı. Dolayısıyla kuran ve sünnet tarihsel süreçten geçerek bu güne gelmiştir.

Tabidir ki İslam toplumları kendi öz kütlüleri üzerinde uygarlığa ışık tuttukları sürece gelişimlerini tamamlayacaktır. Bilimi kendine şiar edinen toplumları her ne mistik felsefe ile yaklaşırlarsa yaklaşsınlar yada medeniyetle her birisi uygarlığı katkısını yapacaktır

Batı medeniyetinin kendi açmazları mistik felsefeden uzaklaşması ile kendi felsefesini insan felsefesini ortaya atmıştır. İde (Teo, Tanrı) yerine insanı koymuştur. Ama bu batı medeniyetinin kendini diğer medeniyetlerden bir adım öne geçmesini sağlamıştır. İnsanın tarih sahnesinde merkez konuma gelmesi ile üretim insan merkezli olmuştur. Hıristiyan dünyasından İslam dünyasının geri kalması hala insanı merkez almaması ide(Teo) merkezli felsefe ve düşünce üretme gayretidir. Henüz İslam medeniyeti ayakları üstünde yürümemekte. Ancak başka medeniyetlerden ikame edilen hümanizma ile ayakta kalmaktadır. İslam dünyasının hem de İslam medeniyetinin diğer toplumlar tarafından her türlü savaşta ezilmesine ve buda daha çok içe kapanma eskiye özlem senaryolarına neden olmaktadır. İslam medeniyetleri artık insan unsurunu ön plana çıkarmalıdır. Tüm işlerini din alimlerinin yaşam felsefelerine göre değil kendi insanını merkez alan üretim ve planlama kendi medeniyetini ilerletip diğer toplumlar karşısında ikinci sınıf vatandaş davranılmasını önleyebilir. Yoksa her zaman İslam dünyası birinci dünya değil ikinci dünya yada üçüncü dünya içinde tarihteki rolünü oynamaya devam eder.

Din merkezli felsefelerin yanındaki insan merkezli felsefe üretemediği sürece İslam dünyası kendi kendinin efendisi olamayacaktır. Nasıl Hz Muhammet kendi döneminde köleliği kaldırmaya çalışıp, kız çocuk öldürmeyi yasakladı ve her şeyin önüne insanı koydu ve yine her şeyi insana yardım etmesi örgütledi ise yeni dünyada tanrı yerli yerindedir. Kimse zaten onu yerinde koparmaz yok demekle yok olmaz var demekle de var olmaz. Tanrı insanın kendi içinde var olan şeydir: onu yaratan ve yok edende insanın kendisidir. İslam medeniyeti eğer gerçekten medeniyet ise kendi uygarlığın nasıl dün bilim adamlarının ışığında var etti bilime ilk katkıları yaparak o kocaman imparatorlukları yaşattı ise kendi çöl topraklarındaki petrol zenginliğini kendilerinin şeyhliklerini korumak için harcayan Arap bedevileri hala bazıları çadırlarından bazıları da kendilerini altından yapılmış fildişi kuleleri içinde yıldızları bol otel odalarında Müslümanlık yaşayarak İslam medeniyetine katkı yapamazlar. İslam medeniyetine katkı İslam dünyasındaki insana yatırımla bilime yatırımla gelişebilir. Tarihteki en ileri İslam ülkelerine bakıldığında bilim olarak bilim adamına en çok yatırım yapan devletler olmuşlardır.

Uygarlık tüm medeniyetlerin katkı yaptığı bir üründür. Hiçbir medeniyetin tek başına yarattığı bir şey değildir. İlk yazıyı bulan medeniyet. İlk barutu icat eden medeniyet. Yada ilk tıbba büyük katkıları olan medeniyet. Tüm bunların ışığında ilk ışığı bulan ve telefonu icat eden medeniyet hangisi birbirinden üstün olabilir. Biri olmadan diğeri var olamazdı. Yazı olmadan neyi ifade edebilirdiniz. Barut ve ateş olamadan ne gibi güçleri ortaya çıkarabilirdiniz. Tıptaki gelişmeler olmasaydı dün insanları savaşlardan çok salgın hastalıklar yok etmekte idi. Bu gün ışıksız elektriksiz ve telefonsuz bir medeniyet düşünebiliyor musunuz.

Medeniyetler çatışmaz medeniyetler uzlaşarak uygarlık yaratır. Çatışanlar devletlerdir. Devletleri çatışmaya iten o dönemde çıkarları zedelenen yeni çıkar peşinde koşanlardır. ,

SOVYET DEVRİMİ BİR HATAMIYDI?

Öyle bile olmasa Menşeviklerin yaptığı gibi ekim devrimine karşı çıkmış olmaları nedeni ile başarısız olsaydı Sovyet devrimi bu gün kapitaliz ikinci bölüşüm savaşında yeteri kadar gelişen faşizm dünyayı karanlık bir çağa daha kolay geçmesine ilkel ekonomilere geri dönülmesine yol açacaktır Faşizm her ne kadar komünizme karşı olarak çıksa bile paylaşım savaşında yeteri kadar teknolojiye sahip olan Nazizm ve faşizme tüm komşularını esir almış ancak 1945 yılından sonra Sovyet devriminin yeterli bir gelişme potansiyeli gösteremediyse de kapitalizmin gelişmesine sosyal demokrasinin ilerlemesine yol açmıştır

Sovyet devriminin kapılarında durdurulabilmiştir. Nazizm Sovyetler tarafından durdurulamaması durumunda tarihin nasıl bir seyir göstereceği bilinmezdi.

Her ne kadar Nazizm i ve faşizmi tarih sahnesine gönderen Sovyet devrimi Sosyalizm ve Komünizmin Marks tan sonraki Leninist yorumu ile Proletarya Diktatörlülüğünün mümkün olup olmadığını (proletarya diktatörlüğünün bürokratik diktatörlüğe dönüşmesi)ve yeni yönetim ve kapitalizmin gelişmesine yardım ettiği aşikardır.

Tarih sahnesine baktığımızda Sosyalistlerin yenildiği yada başarısız olduğu yerlerde akıbeti hiç de iyi olmamış yok edilmiştir. Bu durum aynı matbaayı ülkesin sokmaya bir ülkenin yıllarca uyutulması gibi tarih sahnesine çıkamayan Sosyalizm birkaç yüzyıllık ideal olarak kafalarda kalacaktı. Oysa kapitalizm birinci ve ikinci paylaşımda tarihi nasıl bir kıyıma yol açtığı yok edici güçleri eline alanların tarihsel kıyımlara çok kolayca karar verdiği görülmüştür.

Kapitalizmin gelişmiş olduğu yerde sosyalizmin ortaya çıkacağı tezi de bir varsayımdı ve bu da bu güne kadar mümkün olamadı. Ama az gelişmiş bir kapitalizmde devleti ele geçirmenin ve aynı zamanda kapitalizmin paylaşım savaşında ortaya çıkması doğru bir adımdı ve iktidar ele geçirmek toplumları sürüklemek o kadar zor olmadı. Ama önemli olan bürokratik yönetimin yerine sosyalist yönetimin ortaya konamayışı birazda sosyalizmin anti-mülkiyetçi bir yöneliminde kaynaklanmaktadır. Bürokrasiyi eli geçirmek devleti ele geçirmek kamu mülkiyetini hakimiyeti altına almak demektir. Özel mülkiyetin dışındaki diğer mülkiyetlere baktığımızda kamu mülkiyeti ve onun yanında bulunan halk adına hayır kurumları vakıflar dernekler ve sivil toplum örgütleri. Her birinin veçhelerinin ayrı olduğunu ve karakterlerinin ayrı olduğunu söylememize rağmen özel mülkiyetin dışında diğer mülkiyetler ekonomik karakterinin pek olmadığı kamu mülkiyetinin de özel mülkiyetin destekçisi olduğu diğer mülkiyetlerinde kamu ve özel mülkiyet tarafından boş bırakılan alanlarda ortaya çıktığı toplumsal vicdanlara ve yeni oluşumlara ve birliktelikler ve örgütlenme güç olmak için kullanılmaktadır.

Proletarya diktatörlüğün de ise kamu mülkiyetinin hakim olduğu ve proletarya nın özel mülkiyetin emrinde değil kamu gücünün emrinde yine ücretli bir şekilde çalıştığı ve proletaryanın hiçbir karakterinin değişmediği sadece ekonomiyi yönetenlerin özel mülkiyet sahipleri değil bürokrasinin sahipleri olduğu ve proletaryanın yönetime katılamadığı ve artı emekten hiçbir pay alamadığı bu nedenle özel kapitalizm yerini bürokratik kapitalizmin ikame edildiği yeni mülkiyet sosyalist mülkiyet yerine kamu mülkiyetinin egemen olduğu sadece Proletarya adına iktidarı ele geçiren bir parti politbürosunun iktidarı şeklinde devleti geliştirme güçlendirme ve savaş ekonomisinden beslenen karakteri ile toplumları ivme kazandırdığı spesifik alanlarda çok ileriye gittikleri görülecektir.

En gelişmiş sanayi ülkesinde sosyalizmin mümkün olduğun söyleyen Marks kendisi de Paris komününde mücadelesinden görmüştü. Ama bu onun öngörüsün hangi zamanda ki ileri kapitalizmde ortaya çıkacağı şimdiye kadar bunu iddia edenlerin ne gibi mücadele ettiği ne kadar başarı sağladığı ne gibi aşamada olduğu sorulduğunda bir başka bahara atmanın gerekçesi olduğu görülecektir.

Evet dün kapitalizm yumuşak karnında ilk müdahale yapılmış kapitalizmde kölelerinde iktidara yürüdüğü mümkün olabileceği ekonomik veçhesinin yaratması gerektiği devleti ele geçirerek sosyalizmin yaratılamadığı bu günkü toplumda var olan ekonomik argümanların kullanılarak yarınki toplumda büyüyebilecek nüveleri oluşturmak gerektiği bir kez daha kanıtlanmıştır.

Kapitalizm hiçbir zaman derebeyileri şatolarında onları ele geçirerek değil yada derebeyilerin kalelerin de en güçlü olduğu yerlerde değil ondan daha uzak yerlerde ekonomik veçhelerini geliştiren manifaktür üretimle ekonomiye ivme kazandıran ve ekonomik birikimini kazandıktan sonra yeni birikim ve yeni sömürü teknikleri geliştirerek emperyal karakter kazanarak bu gün dünya gücü olmuş diğer toplumları kendine uydu yaparak yada uyumlaştırarak yada gerektiğinde onunla savaşarak bu günkü gücüne kavuşmuştur.

Bizim yapmamız gereken her nerede olursa olsun özel ve kamu mülkiyeti dışındaki toplumlarda değişik şekilde var olan her tür mülkiyet vakıf dernek yada örgütlü güçler elindeki mülkiyete ekonomik karakter kazandırarak geliştirmek mümkündür. Bu hiçbir zaman angarya yada imece türünde birleştirerek ilk birikim yada örgütlenme yada emek mülkiyeti(Sosyalist mülkiyetin öncülü) olabilirken hiçbir zaman bunun ötesinde ücret li emek bağlamında hiçbir zaman kabul edilmemesi ve onun ötesinde ileri adım atılmalıdır. Bürokratik mülkiyetin yine ücretli emek ile kamu adına işlem yaptığı ve yine özel mülkiyetinde ekonomik kazancının oluşturan ücretli emek ile artı emeğe el koyduğu ve bu nedenle ekonomik kazancının kar adı altında el koyduğu bu nedenle köle emeği serf emeği ve proletarya emeği ile biçimlenen işçi emeğinin gelişimi ile emek köleliğinin devam ettiği görülecektir.

Bu nedenle özel mülkiyet ve kamu mülkiyetinin dışındaki tüm mülkiyetlerden yararlanılarak bunlara ekonomik karakter kazandırılarak artı emeğin el konularak değil artı emeğin çalışana geri verilerek aylık çalışma karşılığın alındıktan sonra geri kalanların çalışanlara eşit şekilde paylaşımı birikmiş emek ve amortisman giderleri karşılandıktan sonra geri kalanların çalışanların hanelerine mülkiyet olarak( taşınır yada taşınmaz mal karşılığı olarak pay verilmeli) bu pay üretimin yeniden dönüşümünde gelişmesinde tekrar kullanılmalıdır.

Sovyet devriminde Sosyalizmin olgunlaşmadığı doğruluğunu kabul edilseydi ki buna inanan ülkeler Amerika’daki sosyalizm akıbeti diğer yandan buna hiç inanmayan kendi yorumunu getiren Troçki, Luxemburg Buharin, Zinovyev Lucacs Gramsci bir çok diğer yorumcuların pratikteki varoluşları ve tarihteki yerleri ve sosyalizme pratik dışında düşünce ideoloji yaratmış her biri hiçbir pratik yaratmadan tarihteki sadece isim ve kendi ideolojileri kapitalizm tarihe gömmüştür. Ki köle isyanlarında kendi pratikleri ve liderleri vardı. Serf isyanlarında kendi pratikleri ve liderleri olmadığı gibi proleterleştikten sonra kendi pratiklerini kendiliğinden devrimce köle nin devrimci karakterine hemen büründü. Bur da köle isyanlarından önceki düşünürlerin yetersiz ideolojileri kitlelerin kendiliğinden oluşan özgürleşme bilinci fiilden kuvvete dönemedi. Lenin in dışındaki diğer ideologlar sadece kendiliğinden oluşan devrimci karakteri devrime dönüştüremedi ve tarihe kendi yenilgileri ile sadece isimleri kaldı. Lenin olabilirlikleri ve olamazları ile tarihe bir pratik bıraktı onların bu pratiğin ışığında toplumlar altın çağ (İsa’nın yeryüzüne ineceği çağ)yada Mehdinin son imamın yeryüzüne ineceği (Mehdi çağı) beklentisini bilimselleştirdi ve kamu mülkiyeti(yönetimi) üzerine bina etmeye çalıştı. Tarihe kölelerin isyanı gibi işçi isyanları(proletarya isyanları) tarihe sönümlemeden bilimsel bir pratik ve oluşumlar ile bir kazanım yarattı. Tarihte kendiliğinden hareketler ve tarihteki çöküntüler ve büyük savaşları ezilenler bir kazanım yaratmalıdır. Bunun içinde tarihte her zaman bir nüve olarak kendini yeniden var etmenin toplumları özgürleştirmenin mücadelesini yaparlar. Buda toplumlarda azınlık durumuna düşen toplumları toplumu özgürleştirme ideolojileri yeniden yeniden kendi toplumsal pratiklerinde ideoloji olarak yaratırlar. Önemle olan bunun için bir pratik yaratmaktır.

Troçki ve ardılları “Devrim Rusya gibi ülkelerde başlayabilir ama sosyalist bir toplumun gelişmesine tam gelişmesine ancak sanayi bakımından en ileri ülkelere yayılırsa eğer yol açabilir yirminci yüzyılın trajedisi bu teşhiste saklıdır. “iktidar ve para

Evet Gelişmiş sanayi ülkelerine yaymak için ne yaptı sosyalist ideologları Ya da sanayi olarak gelişmiş ülkelerin sosyalistleri sosyalizme katkı yapacak herhangi bir pratikleri var mı? Sadece ortaya çıkan Kapitalizmle bütünleşen bir sosyal demokrat partilerin ortaya çıkması ve Adı sosyalist ama kendini sosyal demokratlaştıran argümanları geliştirerek sosyalist ülkelerden ve dolayısıyla sosyalist düşünceden uzaklaşarak kapitalizm ve burjuvazi ile kaynaşmış liberal ve muhafazakar hükumetler den çok farklı karakteri olmayan sadece toplumların bunalımlı dönemlerinde muhafazakar hükumetler uzaklaşan toplumları toplumların gazını almak sosyalistleri kendi içinde törpüleyen kapitalizme hizmet etmesini sağlayan burjuvaziye entegre olmuştur. Sadece adı sosyalist olan partiler sömürü mekanizmalarının gelişmesi kimi sosyal kurumlarla ile toplumu devrimci radikal karakterlerini elimine etmişlerdir, Özgürlükler başka bahara kalmıştır. Artı emeğin sömürüsü toprak rantının ve toplumları icatları ile gelişen ekonomileri kendi yeni zenginlerini her dönem yeniden yaratmışlardır.

Kendi konumuza gelince gelişmiş sanayi ülkelerinde devrim yayılırsa sosyalist devrim gerçekleşebilir demek için ancak yeni bir mülkiyet yeni bir toplum yaratmayla mümkündür. Bu hiçbir zaman burjuvazinin ve proletaryanın var olduğu birbirini sömürünün olduğu yerde proletarya köle olarak artı emeğe koyan özel mülk sahipleri tabidir ki tüm güçleri maniple edecek birikim yaratacak ama proletarya örgütlü gücü ile iktidara gelecek. Bu ham hayaldir. Proletarya ne kadar gelişirse gelişsin ne kadar örgütlenirse örgütlensin kendisi kolektif karaktere sahip olursa olsun kendi birikimine el koyan bir toplumda ücretli köle olarak kalacaktır. Ancak örgütlü güç olarak kendi konumunu koruyabilir ve gelişmesine iyi bir ücretli köle olarak yaşamasına mücadele ile yol açabilir ama bunun mücadelesini verirken diğer az gelişmiş ülkelerdeki işçiler proletarya daha çok ezilerek ancak birikimden sosyal politikalarla katkı yapar ki zaten toplumlarda bu şekilde gelişmiş bunun dışında hiçbir pratik geliştirmemiştir. Toplumlar özgürleşmesi için ne özgür emek birliğini ne onun birikimleri nede yeni toplum projelerini gerçekleştirmek için uğraşmamıştır. Sadece Sovyet devriminin başarısızlığı üzerine kapitalizmin eleştirileri ve kapitalizmin ekonomik kazanımları ile kendi işçileri zengin sosyal kurumları olan ama proletarya diktatörlüğünü iddia eden proletarya daha fakir değişen proletaryanın göreli olarak iyileşmesi proletarya diktatörlüğünün ekonomik karakterinin kamu mülkiyetinin ekonomik karakteri üzerine bina edilen özgür emek birliğinin yaratılamaması ve mülkiyet karşıtı ideolojilerin zamanda ve mekanda yer bulamadan kamu mülkiyeti iflasını istemiş kapitalizme elindeki proletaryayı teslim etmekte parti içi muhalefet hiç gocunmadan teslim etmiş proletaryada yeni yani eski patronları kavuştuğu onların kendi proletaryası gibi daha iyi şartlarda yaşamak için teslim olmuştur. Proletarya devlet diktatörleri yerine ekonomik diktatörlerini toplumu geliştirmesi için çağrı yapmış kendiliğinden devrimci karakteri olan proletarya kendiliğinden gerici bir karakter kazanarak kendi yarattığı sendika ile kapitalizm için Polonya’da kendine karşı devrim yapmıştır. Yani faşistleşmekte iktidarı devretmek hiçbir sakınca görmemiş yeni egemenlerini çağırmıştır. Yaratılan sosyalist blok sosyalistleşemeden kapitalistleşmiş kapitalizm restorasyona tekrar başlamıştır

İleri sanayi ülkelerindeki Sosyalist devrim beklentileri hala Godo’yu beklemeye Ya da İsa nın geri dönmesine ve Mehdi’nin yeryüzünü fethine bir başka bahara kalmıştır. Başka bahar ise bilindiği gibi toplumlar kendi yarattığı krizlerle karanlık çağdan çıkışı müjdeleyen yeni toplum önderlerine kalmıştır. Ama Lenin’in kendi yarattığı toplum sayesinde Sosyalist toplumların yaşayabileceği sömürünün nasıl yüzyıllarda oluştu toplumlara nasıl militarize ettiği nasıl toplumlar üzerinde baskı kurduğu dini nasıl toplumları geri bırakmak için hurafeleri içine katarak nasıl yeni dini ideolojiler yarattığı toplumları mezheplere milletlere bölerek nasıl yönetme kabiliyeti öğrendiği tarihi okuduğumuzda hiçbirinin kansız olmadığı ama iktidarı ele geçirmenin her zaman kendi ekonomilerini yarattıklarında var olabildikleri yeni teknolojiler ile diğer toplumlar yok etmek için her türlü etmeni kullandığı savaşsız bir yarım yüzyılın geçmediği görülecektir.

“Bürokrasinin iktisadi köklerini kıtlıkta bulmuştuk” “Meta üretimi ile özgürce birleşmiş üreticilerden meydana gelen bir toplum(yani komünizmin alt evresi olarak sosyalist bir toplum) arasındaki çelişki tarihsel materyalizmin temel akidelerinden biridir” iktidar ve para sh30

Bürokrasi iktisadi kökleri toplumların kıtlık dönemlerinde bir araya gelerek kimi imece kimi angarya kimide yaratılan dini duygulardan yararlanarak birliktelik kolektivizm yaratılarak ilk devlet örgütlenmeleri içinde toplumun temel ihtiyaçları karşılamak için yapılan aktivitelerdir. Nasıl toplumun güvenlik eğitim ve sağlık adalet gibi meseller toplumsal bir ihtiyaç olarak var olmuş ve bunu karşılayan kurumların ortaya çıkması ile bu gibi kurumların gelirlerinin elde edilmesi için salmalar ve daha sonra maddi karşılıklar ve nakdi parasal karşılıklar alınmıştır. Ve bunun içinde en çok güvenlik kurumu geliştirilerek kamu mülkiyeti toplumsal bir mülkiyet olarak toplumun ortak çıkarlarını karşılamıştır. Bu toplumlardan topluma kamu gücünün gelişmesi toplumun ihtiyaçlarını dinlerin yaratmış ideolojilerle devletlere yön vermesine göre orta çağda toplumlar gelişme göstermiştir.

Kıtlık dönemlerinde toplumların ekonomik ihtiyaçları için bürokrasi tabi ki ekonomik karakter kazanmış ve toplumu refaha ulaştırmada başarılı olmuş ama kıtlık döneminin aşılması ile ihtiyaçtan kaynaklanan güdülenme belli bir zaman sonra sönümlenmiş toplumların istek ve dileklerine göre devlet ( bürokrasi kendini rölantiye almıştır) cevap vermeye onun dışında kendine yeni birikimler yaratmayı yeni toprak kazanımı olarak algıladığı için ekonomisini düzeltmek için bile savaşmayı göze almış hem büyüme hem de gelişme edimi olarak ekonomisini savaş temeli üzerine kurmuştur. Modern devletin ortaya çıkmasına; burjuvazinin devleti yeniden organize etmesine kadar bu bu şekilde gelişmiştir. Hatta kapitalizm yeniden büyüme edimine ulaşmak için her zaman savaşı her zaman gündemde tutmuş devletin bu karakterini belli devletlere devrederek topyekun bir üçüncü savaşı da engellemeye çalışmaktadır

Bürokrasi kıtlık dönemlerinde iktisadını geliştirirken metanın bollaştığı dönemlerde mülkiyet karakterinin toplumların ihtiyaçlarına cevap vermesine göre konumlandığından dolayı Kamu mülkiyeti hizmet almaya göre( hizmet ederek büyüme ekonomisi değil) toplumların ortaya çıkmış sorunlarını gidermeye yöneliktir. Bu yüzden kamu gücü işinin az olması için işinde sorun olmadığı sürece iş yapmaktan kaçmaya kendine zarar gelmediği sürece kaytarma becerilerini geliştirir. Kamu gücünün başındakilerde ortaya çıkan sorunları yönetmeye göre başarılı yada başarısız sayılır ta ki bir başka ülke ya da devlet işlerine karışmadığı sürece toplumla birlikte konservatif olarak yaşamayı kendine zenginlik ve özgürlük olarak algılar. Tüm bu nedenlerle olsa gerek bürokrasi ve devletin ekonomik zenginliği kısa süreli tümüyle lidere bağlı olarak gelişmiş liderine karakterine ve ideolojilerine göre kendini yenilemiştir. Mülkiyet ilerleme büyüme ve gelişme edimlerini dışında gücünü muhafaza etme güçlü görünme ekonomik desteğini toplumların ekonomisini vergilendirerek yaşamaya çalışmıştır. Buda kamu mülkiyetinin karakterini oluşturmuştur. Toplumların ihtiyaçlarına göre kamu mülkiyeti değişiklik göstermiştir.

Özgürce birleşmiş üreticilerden meydana gelen bir toplum

nasıl olmalı acaba üreticiler zaten özgürce bir araya gelmiyor mu? , geliyor da özgürce paylaşmıyor mu?

Neden özgürce birleşmiş üreticiler meydana gelmiyor. Üretim sermaye üretken emek ve her ikisini birleşimini sağlayan mülkiyet ile üretim ve yeniden üretim meydana gelmektedir özel mülkiyet ve kamu mülkiyet birbirini tamamlayan her ikisi de orta çağ yakın çağ arasında gerekli olan tarihsel ekonomik birikimleri yaratmıştır. Ama her ikisi de bu   toplumları bir arada tutma sermaye birikimi yaratılması için emeğin kullanılması artı emekle servetlerini artırmaya köle emeği serf emeği gibi basit insan emeği yerine aleti işleyen ve ustalaşan hatta uzmanlaşan proletarya emeği ile teknolojik gelişimi yaratmış insanın doğal yaşamının dışında teknolojik bir dünya yaratarak daha konforlu refah içinde yaşayabileceği bir toplumları yaratmıştır. Ama tüm bunlar artı emeğin hala el konulması üzerine kurulu insanın özgürleşmesi değil bağımlı yaşaması için hala her şey gibi insan emeği satın alınmakta kiralanmakta özel mülkiyet ve kamu mülkiyetinin kölesi olarak yaşamaktadır. İnsanların angarya (köle) serf( toprağa bağımlı) proleter( yirmi beş yıl )ücretli köle olarak bilinen sömürü özel mülkiyeti hala insan emeğini sömürmek için insanları hala köle olarak kullanmakta hala bir şekilde emek üzerindeki egemenliğini bırakmak istememektedir. Bunun için her türlü savaşı göze almakta eskiden belli toplumları kendine muhalif yaparak kendine insanları bağlarken o yarattığı düşmana göre toplumu biçimlendirirken şimdi ekonomik özgürlüğünü sağlamaya çalışan emekçilere ve onlara öncülük yapmaya çalışanlara karşı amansız bir savaş yapmaktadır.

Daha önceki kendiliğinden oluşan köle ayaklanmalara ve kendiliğinden oluşan proleter ayaklanmaları her biri kendi çağında kölelikten kurtulmaya çalışan emekçilerin kolektivizmden yararlanarak ortaya çıkardıkları toplumsal yeni aktif güçlerdi. Kendi çağının bilim adamları bunlara yabancı kalamazdı. Köle ayaklanmalarında sadece aktivist güçler hareketi yönlendirirken proleter isyanlarında artık bir parti hem önderlik hemde teorisyenliğini yapmaya çalıştı ve bu bize hem bir pratik hem de kötüde olsa bir deneyim bıraktı.

Varsayalım ki   Paris Komünü gibi yenilgi ile sonuçlandı Sovyet devrimi yada Troçki düşünceleri hakim oldu yada Sosyal demokratlar güçlendi. Sonrası ufku olmayan teorisini pratiğe dökmeyi beceremeyen toplumlar gibi ağır bir yenilgi yada sosyal demokratlar(Menşevikler) gel iktidarı paylaşalım diyecekti. Sonrasında Sovyet burjuvazi iktidara yeniden geçecek ve oda diğer Faşistleşen ülkeler gibi kızıllaşamayan totaliter yapı sarılaşacak sonrasında sarı totaliter rejimlerin altında Avrupa canhıraş ezilecek ve Alman totaliterliğinin önünde hiçbir güç kalmayacak. Fransa’da İspanyada ve diğer tüm küçük kalkışma hareketi yapan Tüm Avrupa’nın Sosyal demokratları ve sosyalistleri bir bir yenilecek. Ve sonrasında belki Amerika üçüncü atom bombasını Avrupa’ya da atacak yada Alman faşizmi kendi atom bombası ile Amerika’ya karşılık verecek ve ikinci bin yıldan sonra üçüncü bin yıl yeniden karanlık bir çağa doğru evrilecekti.

Faşizm yada yeni krallıklar kurulacak tüm muhalif hareketler yok edilecek sonrasında Sosyalistler ve sosyal demokratlar yok olduktan sonra Avrupa ya Sosyal demokrat partilerin katkıları hiç olmayacaktı. Sovyetler Birliği olmasaydı Soğuk savaş da olmayacaktı. Soğuk savaş olmadığına göre sıcak savaşlar paylaşım savaşları devam edecek ve Doğu da olduğu gibi tüm muhalif güçler yok olacak sonrasında muhalefetin yok olması ile bilimsel çalışmalar Soğuk savaş dolayısıyla ortaya çıkan Sosyalizm mi Kapitalizm mi daha çok tarihsel ve ilerlemeci bilim taraftarı mücadelesi olmayacaktı. (Soğuk savaş )olmadığında ise kapitalizm kendi muhaliflerini yok etmeye Faşistleşme başlaması nedeniyle Yeni Sosyal Demokrasi nin kalesi denilen benelux devletleri hiç var olamayacaktı. Nasıl kapitalistleşmiş Afrika, Asya’- daki ülkelerin hala otoriter muhalefetsiz iktidarı yeğledikleri bir türlü demokratlaştıramadıklarımız Asya ve Afrika ülkeleri kolayca Faşist diktatörlüğe geçtikleri teknolojik yeniliklere burjuvazinin kendisini geliştirmesine rağmen Burjuvazinin Faşist karakteri her zaman toplumları vahşi şekilde sömürmeye devam etmesini Bir türlü demokratlaşamadıkları Avrupa’nın dışındaki tüm ülkelerde görülecektir. Ve Hemen hepsinin teknolojik yatırımları yapamadıkları ve bunlara da egemen ülkelerin izin vermediği görülecektir.

Varsayalım ki Köle ayaklanmaları başarılı olsaydı Belki Helen uygarlığının ortaya çıkarmış olduğu teorisyenler yeniden filizlenecek Dünya bin yıl uyumak dinlerle uyutulmak zorunda kalmayacaktı. Hıristiyan’ lığın İskenderiye Kütüphanesinin çevresinden çıktığı bilindiği gibi Roma ya kadar yayılmış Helen Aydınlanmasının üzerine Hıristiyanlık havarileri küllerle örtmüş karanlık bir orta çağ yaşatmıştır. Diğer yandan yine İskenderiye kütüphanesinin küllerinde yeni bir din (İslamiyet) doğmuş Toplumları düzene koyma mücadelesi vererek Uzak doğu ticaret yollarını ele geçirmiş ve bir düzen kurmuş imparatorluklar bu ideolojiler ile beslemiştir. Yine Horasanda ortaya çıkan İslamiyet’in Objektif yorumları ortaya çıkmış Helen kültürü ile bağlantılı bir sürü bilimsel çalışmalar ortaya çıkmış sonrasında iktidarların hasisliği kamu mülkiyetinin karaktersizliği yüzünden hemen hepsi yeniden sönümlenmiş bir yüzyıl bile sürmeden totaliter güçler eli ile karşıt tilmizleri İslamiyet karanlık çağa geri dönmesine İslamiyet’in kendi orta çağını yaşamasına neden olmuşlardır. Görüldüğü üzere gerek otoriter (İmparatorluklar ve küçük sultanlar)   gerek totaliter (Faşizm ve Nazizm) gibi tarihsel güçler nasıl muhalefetleri yok ettikleri tarihi yok ettikleri bilimi nasıl ortadan kaldırdıkları tarihe bakıldığında hepsi görülecektir. Her ne kadar bu da bir savaş biçimi idi denilmesine soğuk savaşın yerel ve kıyı ülkelerde Küba, Kore, Vietnam’da bilek güreşine tutulduğu ve kendi sınıfına ihanet etmemek için burjuvaziyi (ortadan kaldırmamak) için ne Amerika ne de onun ortağı Avrupa yeniden sıcak savaşı kendi ülkelerinde göze alamamış bu da toplumlarının bilinçlenmesine yatırımların bilimsel çalışmaları gitmesinde ve sosyal demokrasinin kurumları gelişmesine ve Sosyalizm korkusu ile kapitalizmin sosyal demokrasinin iktidar olmasın izin verirken kendisinin de değişimine yol açmış totaliter yönelimini ve otoriter hükümetleri güçler ayırımına tabii tutarak burjuvazinin demokratikleşmesini sağlamıştır. Ama bu sadece merkezde ki ülkeler muhalefetin var olduğu yada Sovyetler’e en yakın ülkelerin Daha çok Sosyal demokrasiyi seçtikleri görülecektir. Diğer ülkelerde bunlardan uzaklaşılması için her zaman kendilerinde otoriter ve totaliter güçler Amerika’da olduğu gibi sosyal demokrasi ve güçler ayrımı ilkesi yerine Başkanlık sistemi ile tek elden yönetme edimlerine yol açmıştır. Ve bununda daha çok vahşi kapitalizmi bağrında yaşatması ve bu nedenle de kapitalizmin jandarma görevi görmesine diğer Emperyal Avrupa’nın da nasıl Amerika’nın arkasına takıldığını Demokratik Avrupa’nın Amerika ile birlikte nasıl çıkarlarını dokunulduğundan savaş çığırtkanlığı yaptıkları 1990 yıllardaki Irak savaşı ile hareketleri çok yakından görülmektedir.

“Gelişme süreci içinde sınıf farklılıkları yok olduğu ve tüm üretim bütün halkın dev birliğinin elinde yoğunlaştığı zaman, kamu iktidarı siyasal niteliğini yitirecektir. Gerçek anlamıyla siyasal iktidar, bir sınıfın ötekini ezmek için örgütlü gücünden başka bir şey değildir. Burjuvaziyle olan kapışması içinde proletarya, koşulların zorlamasıyla kendini sınıf olarak örgütlemek, devrim yoluyla kendini egemen sınıf durumuna getirmek ve böylelikle eski üretim koşullarını zor yoluyla silip atmak zorunda kalmışsa, bu demektir ki, eski koşullarla birlikte sınıf antogonizmalarının ve genel olarak sınıfların var olmasının koşullarını da silip atmış, böylelikle bir sınıf olarak kendi üstünlüğünü de kaldırmış olacaktır. Sınıflarıyla, sınıf antagonizmalarıyla, eski burjuva toplumunun yerini, tek tek herkesin özgür gelişmesinin, tüm toplumun özgür gelişmesinin koşulu olduğu bir birlik almış olacaktır.” (Komünist Manifesto

Alman İdeolojisin de Marks Toplumsal iş bölümü ile ilgili şunları söyler

Gerçekten de, işbölümü ortaya çıkar çıkmaz, herkesin kendisine özgü, yalnızca kendine ait bir faaliyet alanı olur. Bu faaliyet alanı ona zorla dayatılır ve kimse bu alanın dışına kaçamaz. Kişi avcıdır, balıkçıdır, çobandır ya da eleştirmendir, eğer geçim araçlarını yitirmek istemiyorsa, işini sürdürmek zorundadır. Oysa komünist toplumda, yani kimsenin sınırlanmış bir faaliyet alanının içine hapsolmadığı, herkesin arzu ettiği bir dalda işin üstesinden gelebileceği toplumda, toplum genel üretimi düzenler. Böylece, bugün başka bir şey, yarın başka bir şey yapmak, hiçbir zaman avcı, balıkçı, çoban ya da eleştirmen olmak durumunda kalmadan, akla estikçe, sabahleyin avlanmak, öğleden sonra balık tutmak, akşam sığır yetiştiriciliği yapmak, yemekten sonra da eleştiri yazmak mümkün olur.”

Birinde herkese emeğine göre olan paylaşım,diğerinde herkese ihtiyacına göreye dönüşmüştür

 

Gelişme süreci içindeki farklılıkları yok olduğu ve bütün halkın dev birliğin elinde yoğunlaştığı zaman kamu iktidarı siyasal niteliğini yitirecektir. Gerçek anlamıyla siyasal iktidar bir sınıfın ötekini ezmek için örgütlü gücünden başka Bir şey değildir…diyor Marks üretim araçlarının ortak mülkiyeti kastıyla eğer bütün halkın dev birliğinin elinde yoğunlaştığı zaman kamu iktidar siyasal niteliğini yitirecektir demekte ama üretim araçlarının dev birliğin elinde yoğunlaşması ile proletarya yine ücretli olarak kalacak ve insanlar mülkiyetsiz olarak dev birliğin mülkiyetine geçecekse bu üretim araçları bunların sahibi yine siyasal iktidar mı olacak yoksa bürokratik kadromu olacak yoksa kamunun kendi inisiyatifine kalacak. Bütün halkın dev birliğin. eline geçmesi Sovyet devriminde sağlanmış ama bu kamu mülkiyetinin dışında ekonomik başka mülkiyet biçimi yaratamamıştır Sovhozlar aracılığı ile topraklar köylüye kiralanmış mühendislerden oluşan bürokratik yapı ile yönetmeye çalışılmıştır.

Görüldüğü gibi topraklar köylüye kiralanma yoluna gidilmiştir başka türlü de zaten küçük tarım ölçekleri yeniden üretim yapamazlar. Ki var edilmeye çalışılan mülkiyet çeşidi kamu mülkiyetidir. İnsanların mülkiyet bilincinin ortaya çıkması ile toplumlar bir şeyleri sahiplenmeye onları çoğaltma çalışmış üretimin niceliksel olarak artmasını sağlamıştır. Özel mülkiyet kişisel mülkiyet eşyalarının artmasını sağlamıştır böylece kişiler ellerindekini artırmak için kişisel bir yarışa girmiştir. Bu toplumlar bir arada tutan etmenlerin yanında özel mülkiyet yarışma bilincinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Özel mülkiyet araçlarının artması ile yarışmanın yerini rekabet almaya başlamış niceliksel olan artan özel mülkiyet araçları zamanla çoğalmış toplumun birikimlerinin yanında yeni birikim yaratmıştır. Toplumlar bir araya gelirken toplumsal mülkiyet kamu mülkiyetini yarattılar ve üretim alanlarının mülkiyetini ortak ( miri) arazi olarak kabul ettiler zaten insanlar her birşeyi doğal üretim içinde kendilerinin ihtiyaçlarını karşıladığından zaten tüm doğal üretim ortak paylaşım içinde idi.

Ama özel mülk araçlarının sahipleri üretim araçlarına da sahip olmaya başlaması ile bir kişinin üretimi dışında diğer insanların emeklerine ihtiyaç duymaya başladı bunun içinde aile yeniden üretim için gereken çekirdek ailenin dışında büyük aile (malikaneler)ortaya çıktı böylece üretim araçlarının mülkiyetini aile mülkleri aracılığı ile sürdürmeye köylü üretimi kendini böylece yeniden üretimini sağlamaya çalıştı ne kadar büyük aile bir araya getirebilirse o kadar büyük üretim alanına sahip oluyordu. Ancak köylü üretiminin içindeki büyük aile dışından bir başka insanları aile içinde konumlandırmaya ve kötü işlerini onlara yaptırmaya başlaması ile büyük ailenin yanında ağalık rejimi ortaya çıkar. Bu da toplumu sindirmeye kimi zaman angarya olarak köylüyü çalıştırmaya kimi zamanda baskı tehditle mülk araçlarını el koymaya köyün kaymağını yemeye başlar. Şehirlerin ortaya çıkması ile güvenlik sorunu ve aynı zamanda zanaatkarların düzenlenmesi aile malikanelerinin güvenliği şehirlerin güvenliği ve ortak alanların bakımı toplumun sağlık işleri yeniden eğitim gibi toplumsal gücü gerektiren görevler içim kamu gücünden yararlanmaya başlar. Tüm bu edimler toplumun içinde bir başka insanın emeğinin angarya( köle emeği) toprağa bağlı ( serf emeği) ve toplum içindeki ücretli emek( proleter emeği) tüm bu emeklerin ortaya çıkması ile birikim daha çok artırmaya insan emeğinin şu ya da bu şekilde kullanılması ile insanların üzerinden birikimin yaratıldığının anlaşılması ile toplumlar bu tip örgütlenmelere doğru kayar ve bunu göre mülk sahiplenin güvenlik işlerini ayarlar. Siyasal gücün ekonomik kaynağı vergilerden oluştuğu için ve vergileri daha çok üretim yapanların verdiği görüldüğünde siyasal iktidar üzerinde kolayca ekonomik gücünün kullanmaya kendi adamlarını siyasal gücün temsilcisi olarak göndermeye başlar tüm bunlar siyasal iktidarın şeklini ortaya çıkarır. Ekonomik gücü elinde tutanlar siyasal gücün her şeyini kendi çıkarlarına kullanmaya başlar.

Burada görüldüğü gibi ekonomik gücün ortaya çıkması insan emeğine el konması artı emeğe el konması ile niceliksel olarak büyüyenler üretim araçlarına sahip olmaya başlar böylece köle emeği ile serf emeği ile ya da proleter emeği ile zenginleşenler var olan üretim araçlarını mülkiyetine alarak dahada zenginleşmeye emeğin sömürüsüne sağlamlaştırmaya çalışmaktadırlar.

Üretim araçların ortak mülkiyeti hiçbir zaman kamu mülkiyeti olarak algılanamaz ve burada üretim araçları ortak mülkiyete geçse bile insan emeğinin üzerindeki köle emeği ile başlayan artı emeğe el koyma biçimleri ortadan kalkmadığı sürece ister kamu ya da ortak mülkiyet diye hitap edilsin hiçbirinin birbirinden bir farkı olmadığı sadece doğal üretim biçimlerinin ortak alan olarak algılandığı doğal üretim gibi ortak mülkiyet (Doğal komünizm) bir doğal üretim alanı değildir (şu anki elimizdeki üretim araçları ) ve alanın sahibi de sahipsiz doğal seleksiyon da hiç değildir.

Üretim araçlarının Ortak mülkiyeti tüm mülkiyetin bir kişiyi ait olduğu (Ortak Şirket sahipliğinin olmadığı) mekanik üretimin başat olduğu bir dönemde marksın tahayyüllerinden biridir. Ki insanlar zaten bira araya gelerek üretim araçları üzerinde belli bir pay (hisse)ile sahiplenmeyle üretimin yönlendirilmesini üretimini bilgili yetenekli kimselerin eline bırakmışlardır. Diğer yandan kamu mülkiyeti de üretim araçlarını eline alarak ortak mülkiyet olarak topluma sunmuş ama ekonomik karakteri olmadığından dürtülerle ancak gelişme gösteren ama kendi haline bırakıldığında ancak toplumun isteklerine göre cevap veren atıl bir kapasiteye sahip olduğu devletleştirmiş ekonomik işletmelerin karakteri ortaya çıkar.

Marks’ın üretim araçlarının ortak mülkiyeti ve bütün halkın dev birliğin elinde yoğunlaştığı tezi ne karaktere bürünmesi gerekiyor.

Üretim araçlarının ortak mülkiyet daha önce ki yazılarımda söylediğim gibi artı emeğin el koyma işleminin ortadan kalktığı zaman emek ve emekçi hakkettiği karşılığı aldığında ve proleterlerinde çalışmaları ile üretim araçlarına sahip olmaya başladığı ve bu üretim araçlarınında emeği ücret olarak satın alamayacağı ancak üretim araçlarının kiralanabildiği emeğin hiçbir zaman ne angarya ne köle ne serf nede proleter emeği şeklinde çalıştırılamayacağı emeğin kiralanamayacağı satın alınamayacağı ancak emeğin dışında her şeyin kiralanacağı satılabileceği emeği sadece ortak emek olarak üretime katılacağı yaşaması için yine yeteneği ve çalışmasını göre aylık olarak belli bir getirisinin olacağı ve emeğin çalıştığı gün ya da saat kadar şirketin üretim birimimin kendi amortisman giderleri kira giderleri ve üretim için gerekli zorunlu giderler çıktıktan sonra geriye kalan payın kişilerin çalıştığı üretim saatlerine göre pay edileceği bu payın emeğin isterse kendini alabileceği ya da şirkete gelir kayıt ederek şirket üzerinde hisse alabileceği ya da bu getirisini başka bir alanda kullanabileceği bu şekilde emeğin üzerindeki artı emeğe el koymanın ortadan kalkması ile insan üzerinden elde edilen rantın ortadan kalkması mülkiyet   sahiplerin kar adı altında elde ettiği haksız kazanç ortadan kalkacak herkes çalışmasına ve yeteneğine göre getiriye sahip olacak böylece haksız kazançla elde edilen büyük birikimle insanların satın alınması kamu gücünün elindeki ekonomik güç ile artı emeğe el koymuş soylular kamu gücünü satın alamayacağı ve siyasal iktidarı mülk sahiplerinin ekonomik gücünün kullanarak kendi adamlarını seçemeyeceği bu şekilde kamu gücünününde bir etik kazandırılarak kamunun güvenliğe gereksinimi azalacak çünkü haksız bölüşmeden kaynaklanan haksız kazançların azalması ile mülkiyet üzerindeki mücadele zayıflayacaktır Mülkiyetin getirisinin azalması ile emek getirisi artacak böylece başat sınıf çalışan emekçi sınıf olacaktır. Bu da toplumun emek üzerine kurulmasından dolayı emeğin etik kuralları geçerli olacaktır diğer sınıfların yarattığı ahlak kurallarının insanca olanları emeğin ezilmesine değil özgürleşmesine sağlayan kuralları yeğlenecek toplum böylece çalışma emek üzerine kurulu olacak böylece çalışanları hakkınca paylaşıma sahip olduğu özgür toplumun yaratılması sağlanacaktır.

Bunun için yapılması gereken nasıl toplumlar köle emeğinin ortaya çıkması ile köle olduktan sonra kölelikten kurtulmak için ölümü göze alarak mücadele etmesi firar etmesi başkaldırması gerekti ise proletarya da kendini inkar etmelidir. Her adı ne olursa olsun ister her şeyin ortak olduğu ya da her şeyin devlet eli ile ortaklaşa yürütüldüğü tüm mülkiyetlerde hala ücretli olarak yaşamını sürdürüyorsa artı emeğine sahip olamıyorsa her zaman emekçinin fakirleşmesine ama birilerinin zenginleşmesine sebep olacaktır. Bunun adı ne olursa olsun ortak mülkiyet bir çeşit faşist mülkiyettir.

Marks ın bunu algıyamaması onun zamanında sadece doğal üretim seleksiyonla var olduğu merkantilist ekonominin burjuvazinin yeni ortaya çıktığı insan emeği üzerinden sermaye birikiminin vahşice sağlandığı bir dönemde faşizmi görmesi zordu. Tarih faşizmi görerek öğrendi. Kapitalist ya da Sosyalist Diktatörlük her biri proletarya emeğini bir şekilde sömürdüler ve kendilerinde kamu mülkiyeti ile uygarlıklarını yarattılar. Ve tarihe yaptıkları ile ortak mülkiyetin eşitlikçi hiç karakteri ortaya çıkmadı proletarya ne Faşizmde ne de Proletarya diktatörlüğünde proletarya yine proleter olarak kaldı ekonomik bir gücü ücretinden başka Bir şey olmadığından hiç kölelikten kurtulamadı. Hatta proletarya örgütlenmesi engellendiğinden dolayı kendiliğinden oluşan devrimci karakteri bile her iki totaliter ülkelerde hiç var olamadı. Tüm bu olanlar dev (ekonomik) birliği sağlanamadığı gibi üretim araçlarının ortak mülkiyete kamu mülkiyetine geçmesine rağmen proletaryanın sömürüsü devam etti ve proletarya kendini dönüştüremedi. Ne üretime katılabildi nede üretimden eşit bir şekilde pay alabildi.

Çünkü üretim mülkiyet karakteri sadece özel ellerden kamu eline geçti. Bur da kamunun gücünü oluşturan bürokrasi direkt ekonominin içinde kendi artı emeğe el koymaya başladı. Kamu mülkiyet tipi edilgen mülkiyet (savunmacı, muhafazakar, sorunlara çözüm aramaya yönelik) olduğundan özel mülkiyet gibi etkin mülkiyet ile etkin bir ekonomi yaratamadı. Artı emeğin birikiminin dahada edilgenleşmesine neden oldu tüm kralların mülkiyeti gibi kapitalist mülkiyet (özel mülkiyet) içinde başarısız olarak proletaryayı kapitalizme teslim etti.

Özel mülkiyete sahip olanların tüm mülklerinin kamu mülkiyetine devredilmesi mülkiyetin edilgenleşmesi demektir. Önemli olan artı emeğe el konulmasının önüne geçilmesi gerekir. Üretim araçlarının mülkiyetinin kimin elinde olduğu önemli değildir. Mülki elinde bulunduranların tarihsel olarak insanların köleleşmesi ile insan emeği üzerinde kurdukları emeğin karşılığı olarak zorunlu ihtiyaçlarının karşılanması (köle emeği)ya da toprağa bağımlı yaşayarak zorunlu ihtiyaçlarının karşılanması (serf emeği) ve en son emeğin ücretlendirilerek göreli özgürleşmesi ve yüksek ücretler vererek (uzmanlaşmış proleter emek)emeğin yeteneklerine göre özel mülkiyetin bunu kullanmasıdır. İlk çağlarda kendi köleleri için yarattıkları din ideolojisi ile vicdanları esir almaya insanları bu kurallarla ile yönetmeye çalıştılar o dönemlerde polis gücü olmadığından insanların vicdanları ile semavi din kurallar yönetmeye çalışırlar ama din ideolojisi de her zaman yerleşik topluma hizmet etmesine rağmen her zaman özgürleştirici karakteri vardır. Diğer yandan semavi dinler köleliğe karşı olarak var olmuş belli bir dönem köleliğin kaldırılması için çalışmıştır. Orta çağda din yoğun olarak toplumları idare etmek için yoğun şekilde kullanılmış bunun yanında dini kurallar yanında yeni kurallar ortaya çıkararak yasa yapmaya meclisler kurmaya büyüyen toplumları idare etmek için çalıştırlar toplumlar büyüdükçe dinin yarattığı felsefe yetmemeye ve krallar kendi yasalarını kurmaya beyler aşiretler kendi yasallıklarını kimi törelerle kimileri yazılı yasalarla yeni kurallar koyarak yönetmeye çalışmışlardır. Toplumlar büyüdükçe din kuralları yetersiz kalmaya başlar Şehirlerin ortaya çıkması doğal üretimin( topraktan üretim) dışında merkantilik üretim motor gücü ve elektrik gücü ile şehirler büyümüş yeni felsefeler tanrı felsefesinin dışında insan felsefesi insanın kendi bilincine varması ekonomik üretimine sahip çıkmak istemesi kendiliğinden oluşan kalkışmalar yeni felsefelerin ortaya çıkmasına insanın kendine dönmesine ve yarattığı şeye sahip olmak istemesine kadar bu güne gelinmiştir.

Artık bundan sonra emeğin kendini özgürleştirici karaktere kavuşmak için kendi birikimini bir araya getirmeli ve emeğin kiralanması ya da belli bir süreliğine da satılması satın alınması kendi birikimleri ile yarattığı üretim araçları mülkiyetinde buna izin vermemeli ve emeğin dışında her şeyin satılması kiralanması sağlanmalı.

Emeğin kiralanması belli bir ücret karşılığı çalıştırılması köle emeğinin devam etmesi demektir. Bunu her ne ad altında olursa olsun hiçbir şekilde emek kiralanamaz. Emeği kiralayan ücretlendiren onu köleleştiren kişilerdir. Ve dolayısıyla insanı köleleştirenlerdir. İnsanın özgürleşmesi her şeyin eşit bir şekilde paylaşılması değildir. İnsanın kazandıklarının tam karşılığını aldığında tam eşitlik sağlanmış olacaktır.

diyelim ki insanlar bu şekilde çalışmaya başladı üretim araçları mülkiyet sadece bir kira gelirine sahip olduğunda insanlar mülk edinimine mülkiyet için rekabete devam edecekler mi. Tabidir ki devam edecek artık eskisi gibi sadece üretim aracına sahip olanlar artı emeğe dolayısıyla kar a el koymayacak ne kadar çok üretim yaptı ise emekçi ne kadar çok çalıştı ise o kadar üretim artacak ortak bölüşüm herkesin ne kadar saat çalıştı ise o oranda eşit olarak bölünecek böylece artı emeğe el koyan bir soylu sınıf mülkiyetine sahip olmayacak kişiler üretime katıldığı oranda daha çok kazanacak ve daha çok üretim yapacak mülkiyet sahipleri ellerinde mülklerini de hangi üretimde daha çok kira geliri elde ederse ona göre yatırım yapacaklardır. Bu günkü bankaların değerli kağıtlarını alır gibi şirketlerin değerli kağıtlarını alacaktır. Kişilerin elinde kara para, kardan elde edilen yüksek paralar olmadığından şirket sahipleri borsalar elinde yarattıkları spekülatif dalgalanmalarda az olacaktır. Şirket ortakları borsa kağıtları gibi değerli kağıtlara mülki kaydı olan değere sahip olacaktır.

Özel mülkiyetin etkin karakteri ortak mülkiyet biçimlerinden biri olan kamu mülkiyeti gibi baskıcı edilgen bir yapıda değil hangi şirket ne kadar kazançlı ise ona yatırım olarak katılacak ve parasının kirasını ya da faizini alacaktır. Ama emeğin hiçbir zaman artısına el koyamayacak emekçinin ortak olarak ne değer biçti ise o değerde kiralayacak ama aynı zamanda emekçi kendi yarattığı artısını şirketin katarak şirkettin hisse sahibi olurken aynı zamanda hem çalıştığı kadar ücret alacak aynı zamanda şirketinin hisseli ortaklarından olduğundan kira geliri de olacaktır.

Böylece proletarya ücretli bir köle olarak değil çalışmasının tam karşılığını alarak mülkiyete ortak olacak onun üzerinden bir gelire sahip olacaktır. Böylece proletarya kendini inkar ederek bundan böyle emeğin hiçbir şekilde kiralanamayacağını mülk sahibi olarak bunu tarihsel olarak izin vermeyeceği toplumları nasıl biçimlendirilirse o şekilde toplumların yaşadığı görülecektir. Tarihe baktığımızda bizdeki ücretli emeğin geçmişi 100 yılı geçmezken batıdan belki 200 yüzyıllık geçmişi vardır. Ondan önceki emeğin kullanılması serf emeği ve köle emeği şeklindedir. Ücretli emekten emeğin özgürleşmesine emek mülkiyetine geçmesi tümüyle emekçilerin kendilerini inkar etmek yaratacakları birikime ve toplumu mülkiyet sahiplerini emeğin köle serf ya da proleter emek şeklinde kullanmasına izin vermemesine bağlıdır.

Nasıl Ağalar beyler aşiretler derebeyiler aristokrasi ve kentsoylular artı emeğe el koymak için kendi ideolojilerini kendi kolluk kuvvetlerini kullandı bunun için elindeki birikimleri kullandı ve başat bir sınıf olarak tarihe hükmetti ise emekçi de kendi birikimlerini tek elde toplamalı ve emeğin köleliğine son vermek emeğin (insanın) kiralanmasına satılmasına satın alınmasına Hiçbir şekilde izin vermemeli kendi çevresini bu şekilde düzenlemeli ve yarattığı üretim ile de topluma önder olmalı buda toplumların gelişmesini sağlar.

Bunun bu şekilde birikimine ve yeniden üretime dönmesine hiçbir şekilde eski toplum izin vermeyecektir.

Bunun için yapılması gereken üretimin nasıl yeni toplumun eski toplumun en güçlü olduğu yerde değil daha bakir olan eski toplumun gelişmesinin az olduğu yerde kendine alan yaratmalı üretime başlamalı. Bunun için gerektiği kadar gerekli güvenliğini sağlamalı legal ve illegal şekilde Artık toplumların krizlere girmesine kendiliğinden hareketlerin ortaya çıkması ile onlara önderlik etmek beklenmemeli

Artık toplum teknisyenleri toplumların vicdanını temsil eden aydınları toplumun bu şekilde bölüşümüne karşı çıkan aktivist güçleri hemen her biri güç birliği içinde yeni toplumun gelişmesi birikimi ve kendi etiğini oluşturmak için özgür ekonomik birliğini kurmalı bunun kendi partisinde kendi derneğinde ücretli emeği kaldırarak emek verenlerin üretime katılmasına yönetime katılmasına elit bir önderliğin değil ekonomik güç ile ortaya çıkan yeni emek mülkiyetini sömürüsüz mülkiyetin var olacağını ortaya koymalıdır bunun için yapması gereken kendi birikimlerini getiri az olacak (kira) ama çalışanların getirilerinin çok olacağı özgür emek birliğinin ortaya çıkması için var gücü ile çalışmalıdır. Kapitalizmin ve özellik mavi yakalıların çok güçlü olduğu ideolojilerinin kolluk güçlerinin ve kendi ekonomik mafyalarının var olduğu yerde değil gerçek ekonomilerini kapitalistlerin göreli olarak daha zayıf olduğu ama bu bilince sahip proletaryanın üretime girmesi halka halka genişlemesi ve çekim merkezi olması gerekir. Bunun için sıradan bir proleterin değil özgür proleteri yaratacak ekonomik gücünü ortaya çıkaracak özgür proleter bilinci sahip olanları tarafından kurulmalı bunun için mavi yakalı kahverengi yakalı ve beyaz yakalılar hep birlikte emek birliği kafa kol emeğinin birliği şeklinde özgür ekonomik birimini yaratmalıdır.

Üretimden sonra tüketim için dağıtım kanallarını yine parti kanalı ile insanlar bilinçlendirilerek belli bir bilince ulaşanlar tarafından bu üretime ve dağıtıma katılmalıdır. Eski proleter kafa ile ya da eski toplumda yetişmiş insanı yeni toplumun yaratılması için ortaya konmamalı yeni insan bilinci eğitimle geliştirilmeli insanlar köle etiğine değil özgür insan etiğine göre yetiştirilmelidir. Veren el alan elden üstündür diye vermeyi değil Ya da ne iş olursa yaparım. Bana belli ücret verilse yeter ben bir şeye karışmam diyenlerden değil tam tersine özgür insanın yaratılmasını sağlayacak etik kuralların eğitiminden geçirilmeli. Hasislikleri birbirlerinin sırtından geçinme edimleri birbirini çekememezlik gibi geri toplumsal etik biçimleri insanlar üzerinden atılmalı kendisi için üretim yapan üretim yaptığı kadar üretimden pay alan üretim ve yönetim uzman ve seçilmiş kişilerden oluştuğu yeterli üretimi elde edemeyen yönetimden geri çağrıldığı gerçekten çalışkan yetenekli insanların kullanıldığı ve bunlara normal ücretin dışında yeteneğine göre verimi artırmasına getiri sağladığı ve bu getiriden herkesin çalışması saati katar eşit paylaşım yapıldığı ve yine üretim artışına göre kira gelirinin belirlendiği bu şekilde de atıl duran sermayenin çekiminin sağlanarak üretime dönülmesinin sağlanması ve yeni toplum ve yeni insanların yaratılması için özgür eğitim sürecinden geçilmesi ve tarihsel sömürüye geri dönülmemesi için insanların değişmez insan hakların bu yeni haklarınında yazılması tarihe örnek örgütlenme örnek bir üretim ve toplumların gelişmesini sağlayan yeni icatların gelişmesinin desteklenmesi hemen hepsi özgür insanın yaratılmasını büyük bir çabanın çalışmanın ürünü olduğu her şeye sahip olmanın zorla el koyarak değil çalışarak gelindiği bu şekilde geleneğin oluşturulması ve bunun yazılı bir şekilde anayasa olarak kabul edilmesi köleliğin sona erdiği son kölelerin ortadan kaldırılması için mücadelenin genişleyerek devam edeceği ni

TARİHİN SONU VE SON İNSAN

“Liberal demokrasinin muhtemelen “insanlığın ideolojik evriminin son noktası” ve nihai insani hükümet biçimini temsil ettiğini öne sürmüştüm” buna göre liberal demokrasi “ tarihin sonuydu” Önceki hükümet biçimleri, sonunda kendi çöküşlerine yol açan büyük eksiklere ve akıldışı özelliklere sahipken , liberal demokrasi çarpıcı bir şekilde bu tür temel iç çelişkilerden uzaktır. (sy 7)

Evet tarihin sonuna doğru geliyoruz bilinen ve biçimlenen emek üzerine konumlanmış onun artı emeğinin ele geçirilip zenginlik biçimlerinin en üst seviyesine gelmiş bulunuyoruz. Faşizm komünizme karşı egemen sınıfların yeni krallık biçimlerinden biriydi ve tabidir ki yine Sovyet komünizmi ile yenilgiye uğramıştır. Çünkü varlık nedeni yine Sovyet komünizmi olduğundan yine onun tarafından yok edilir. Faşizmi kendileri içinde yok edici yıkıcı olmasından sonra egemen sınıflarda totaliter milliyetçiliğin yıkıcı karakteri nedeniyle tekrar yarattıkları canavarı yok etmeye ve bir daha ortaya çıkmaması için önlem almaya itmiştir.

Liberal demokrasi: Sovyet komünizmine tepki olarak yeni sosyal demokrasinin yüzleri ile barışması liberalizmin sosyalleşmesi ile ortaya çıkmıştır

Şu bir gerçektir ki gerçekten kendilerinin de söylediği gibi liberal demokrasinin gerçekten egemen emek sömürüsü üzerine kurulu düzenin bu teknolojisi gelişebileceği en yüksek aşamaya ulaşmıştır artık demokrasinin en geniş kesimlere yayılması için teknolojinin olanakları genişlemiştir. Ve artık bu liberal demokrasi kendi sonunu kendi hayalleri ve artık karşısında hiçbir güç kalmadığı için şişerek büyüyen demokrasinin kendi açmazları ve aynı zamanda kendi ekonomik krizlerini de beraberinde getirecektir.

“Birleşik Devletler’de Fransa’da ve İsviçre’de adaletsizliklerin ya da derin sorunların olmadığının öne sürmek istemiyordum. Ne var ki böylesi olumsuzluklar modern demokrasinin iki ilkesi olan özgürlük ve eşitliğin yeterince gerçekleştirilmemiş olmasından kaynaklanmaktadır.” (sy 7)

Liberal demokrasinin belkide kendini en iyi ifade ettiği Birleşik Devletler kendi içinde sosyal demokrasiyi ve onun tüm düşünce adamalarını yok etmesi nedeni ile sosyal demokrasi kadük kalmakta liberaller ile sosyal demokrat arasında çok az fark olmaktadır. Sadece gündemdeki dünya politikasının gerektirdiği kadar sosyalleşmekte bu kendi ülkesine yansımadan yok olmaktadır. Zaten   iktidar olan partinin her defasında yeniden başkan seçmesi partiye bağlı olmayan bir başkan kimliğinin ortaya çıkması kendi kendini yenileme stratejisini de gerçekleştirmektedir. Başarılı olan partiyi değil başarılı olan başkan dünyayı da yönetmeyi beceren başkanlar seçilebilmekte ve başarısız olan başkanı yeniden partinin başında tutmamaktadır. Bu belkide liberal demokrasinin tek demokratik iyi kazancı olabilmekte başarısız olan gitmekte yeni insan gelmekte dolayısıyla eski başkanın yeni parti yaratmak heyulası ve tecrübelerinden daha iyi yararlanmak sevdası ortadan kalmaktadır. Yeni politika yeni lider ile gelmektedir. Yeniden o parti içindeki klikler ortaya çıkmadan her hükümlet seçilişinde parti liderini de seçmekte bu da Amerikan liberal demokrasisini canlı tutmaktadır. Ama bu Amerikan liberalizminin kendini yenileyebilen yapısı kendi sorunlarını bir başka ülkelere ihraç edebilmesi onun ideoloji geliştirmedeki güçlüğünü de beraberinde getirir. İyi pratisyenler yetiştirir ama iyi teorisyenler sosyal demokrat düşüncelerin kovulması nedeniyle fikir olarak dünyada tek fakir ülkedir. Adalet burada da tüm liberal hükumetler gibi kapital (para) üzerine kurulmuştur. Adalet parası olanlar içindir. Özgürlük ten hiç bahsetmek istemiyorum

Eski Demokrasinin beşiği olan Fransa ve yeni demokrasinin beşiği olan İsviçre’deki adaletsizliklerden ve bahsetmekte . Özgürlük sorununu yine liberal çizgide ve eşitliği de aynı bağlamda görmektedir. Tüm bu sorunlar ekonomik olarak ihracatını fazla yapan ya da sömürü olanaklarının genişletememiş bu ülkelerden kaynaklanmaktadır. Fransa ilk liberal bağlamda gelişen sosyal fikirlerinde aynı bahçede yetiştiği bir yerdir ve diğer ülkeler gibi kendini sosyal fikir ve düşüncelerden soyutlayamaz. Bu nedenle sorunlar ve çözümleri daha sert olmaktadır. Öte yandan Baltık Cumhuriyetleri içerisinde fazlaca liberal olmayan diğer yanda Sovyet Komünizmine en yakın ülke olması ve faşizan ve milliyetçi bir yönetim yaşamamış olmasından dolayı liberalizmi daha sancılı yaşamaktadır. Nedeni iktidar olmayan faşizm düzenin içine sızar orada kıyımını içsel mekanizmalar içinde yaratır ve bu iktidar içinde iktidar olarak kendi sorunlarını yaratır ama bu sorunlar hiçbir zaman su yüzüne çıkmaz ve çıktığı yerde buharlaşır.

Yoksa ki liberal özgürlük ve eşitlik bilinen ve tümüyle yasalar karşısında sözel olarak ifade edilen ama gerçekleşmesinde düzenin kendi etmenleri ile bir başka çözümler üreten daha çok maddi ve parasal desteklerde elde edilen adalet ile gerçekleşir . Yasalar herkese eşittir ama uygulama zenginli fakiri ayırır. Adaletin gerçekleşmesinde kapital ile desteklenenler ceza almadan aklanabilirken kapitali olmayanlar yasaların acımasız pençeleri arasında adaletin kılıcı ile kesilir. Özgürlük yine bilindiği üzere cebindeki paran kadardır. Paran yoksa yaşam özgürlüğünde yoktur. Yine burada sosyal demokrasinin olanakları ve onun enstrümanları devreye girmekte devlet sosyalleştiği kadar hayatın olanaklarından faydalanılmaktadır.

Tüm bu liberal demokrasi iktidar el değiştirdiğinde sosyal demokrat hükumetler eli yaptığı sosyal politikalar ile toplumları asimile ederken sömürünün az hissedilmesini ve bütçe olanaklarının zayıflaması durumunda kendine gerekçeler yaratarak iktidara yeniden yürümekte kendi asosyal liberal politikalarını uygulamaya yeniden koymaktadır.

Bu hareketler yeni özellikler taşıyor Çok renkliler tek bir kesimin hareketin ya da ideolojinin damgasını taşımıyorlar belli merkezleri yad liderleri yok daha çok sosyal medya aracılığı ile örgütleniyorlar ve çok esner yapılara sahipler; yapıcı tutumlara giriyorlar, geniş hareketler olarak ortaya çıkıyorlar küresel vicdanı ahlakı savunuyorlar.

Doğu ülkelerinde mutluluk oranı daha yüksektir. Bu gün dünyanın en zengin ülkeleri mutluluk oranın en düşük olduğu ülkelerse demek ki çok ciddi bir sorun var. 20

Yani vaktiyle Robert Owen ın18 inci yy başlarında denediği gibi komünler kurmak alternatif toplumu kapitalizm içinde kurmak o zamanlar mümkün değildi ama bu günkü ekonomik gerçeklikte mümkün ve yapıyorlar da sh 36

Her dönem kendine özgü reddiyeler kendiliğinden oluşan aksiyonlar kendi kültürlerini yaratır. Her biri kendi başkaldırı kültürü yaratırken aynı zamanda bir gelenek oluşturmaya çalışılır her biri kendiliğinden eylemlerdir ve bunlar ancak teorisini yapanlar Ya da zaman içinde ayakta duran örgütlenmeler katılır katkı yapar ya da ortaya çıkan boşluğu tamamlar. Tarih ve talihimiz hiçbir zaman boşluk kabul etmez bir yerde hareket varsa orada oluşan enerji boşalımından var olan güçler gündeme oturmaya çalışır.

Tarihin gündemini yakalamak ancak böylesi tarihin bölgesel temalar içinde kendi devrimlerini ve evrimlerini yaşarlar. Artık tarihimiz içinde gelecek krizleri beklemek veya hareketli grupların içinde örgütlenmek ve ayakta durmaya çalışmak ancak radikalleşerek marjinalleşir marjinalleşenler de küçülerek yaşam mücadelesi verir.

Verili toplum içinde bulunduğumuz ilerleme ve birikim üzerine kurulu artık devletleşmiş (aşiret derebeyi krallığın) ötesinde milli devleti aşmış yeni emperyal düşler kuran emperyallerle işbirliği içindeki otoriter ve yarı totaliter devletler işbaşındadır. Tüm sömürü mekanizmalarını böylesi kamu gücü altında yaşamakta çeşitli mülkiyet biçimlerini özel mülkiyet hakimiyetinde sindirmeye ve uluslararası sömürü mekanizmalarına açık bir şekilde kendi burjuvalarını oluşturmak için her türlü Uluslar arası güçle işbirliği içinde yapılır. Yeni yatırımlarını yapmak için her türlü sömürü emeğin her türlü kuşatılmışlığı teknolojik yenilik ve tüketim kültürü ile perdelenmeye çalışılır ve sosyal demokrat tipi sosyal politikalar ile insanlar maniple edilir apolitik güçler yaratılarak köle tipi ekonomik bölüşüm yeni formasyonlarda devam eder.

Artık yeni bir burjuvazinin büyük krizi ve bu krize hazırlıklı güçler ve zinde güçlerin varlığını aramak yirminci yüzyılın başlarına geri dönmektir. O dönem kapitalizmin güçlenmeye çalıştığı ve vahşi bir sömürü (16-18 saat çalışma) altındaki proletaryanın kendiliğinden kolektif   hareketi varlığı aydın kesimlerinin kendine yönelim araması ve kolektif hareketinde kendine aydın yol gösteren ve lider yaratma mücadelesi artık yoktur. Artık proletarya 16 saat sefalet içinde çalışmamakta daha rafine 8-12 saat arası kendi rızası ile sistem kurgulanmakta işsiz proletarya ile örgütsüz proletaryayı kolay bir şekilde sisteme kanalize etmekte kendiliğinden hareketler ortaya çıkmadan yok edilmekte marjinal gruplardan yalıtarak devlet otoritesi ile baskı altında tutulmaya çalışılmaktadır..

Proletarya kendi kişisel krizini ve sefaletini yaşamadığı sürece zinde ve aktif güçler arasına katılmamıştır. Şu an itibariyle eski kolektif üretimin zayıfladığı proletaryanın artık büyük kitleler halinde değil küçük gruplar halinde makineleşen üretim içinde proletarya uzmanlaşmakta göreli olarak gelirleri artmakta ve böylece sistemle uzlaşmaktadır. Ancak proletarya işsizler ordusu arttığında işten çıkarmalar çoğaldığında kendiliğinden hareketler artmaya başlar. Ezilme arttıkça ezilen sınıf olduğu bilincine ulaşır. Tarihin ilericileri her zaman zinde güçlerini tarihsel olarak onlara yön vermek ve yeni toplumu eski toplum içinde var etmek için yeniden ekonomik olarak örgütlemek ve tarihin insanın insan tarafından kıyımına son vermek için hamle yapmak zorundadır. Bu tarihsel vicdandır ve aynı zamanda başkaldırısının kendi hikayesini yazmaktır. Yazmadan yaşamak yaşarken (kendi beynine kurşun sıkmaktır) kendini öldürmektir. Tarihsel olarak kişisel ve özel yaşamındaki açmazlara kıyımlara kırımları tanık olurken onun yolunu yordamını kendi gözleri ile gördüklerini tarihe sunmaktır.

Bunu sunamayan aydınlar ya taraf değiştiren egemen dile sahip olan ve egemen sınıfların sahibi olduğu ve aynı zamanda satın aldığı yüksek ücretli köleleridir. İşe yaradığı ölçüde kendi tarihini zenginleştirir ve işe yarayanlara da devam etmesi için bol bol ödül verir. Karşısında ki aydınlara kendi hapishanelerinde mahkum eder. Egemen güçlerin aydınları çoktur ama yaratıcı aydınları bu yüzden azdır. Çünkü aynı emekçi gibi değer verdiği şeyleri satın alır ekonomik güdülerine ve ekonomik yönelimine hizmet eden teknik güçlerle işbirliği içinde çalışır. Sosyal yönlerini devlet eli ile hükumetler eliyle kapatmaya çalışır.

Bütün topluma konuşmak sadece ezilen sömürülen sınıfları değil tüm toplum adına konuşmak evet güzel özel bir durum Ezilenler kendiliğinden hareketler içinde var olmuyor kendi örgütlerine ve sendikalarına sahip çıkmıyor çıkamıyor sendikalar gittikçe sarı sendikalar haline dönüşerek konformizmin içinde elitist bir kadro tarafından yeni mülkiyet miri mülkiyet biçimlerinden birini yaratarak orada çalışanların (sendikal bürokrasi) kendilerine hizmet ettiği ama ideolojik ve sistematik olarak işlevsizleştiği sadece Uluslar arası proletaryanın düşüncelerini iletmek arada bir devlet ile sözleşme yapmaktan başka bir ediminin var olmadığı bir proletaryanın gündemi ne olabilir.

Devrimler ve evrimler

Köy devrimi

Şehir devrimi

Kent devrimi

İlkel insan küçük topluluklar halinde göçebe halinde yaşamaya çalışırken bazı toplum kendi yarattıkları birikimleri ile yanındaki ve karşısındaki topluluklar üzerinde hakimiyet kurmaya çalışır. Göçebe toplumlar toplayıcılık ile geçinirken doğal üretim biçimleri ilk insanlara yitiyordu. Tıpkı diğer hayvanlar gibi. Oysa insan toplumları diğer hayvanlar gibi çoğalmıyor yılın her ayında aynı üretkenliği gösteriyor ve her doğum yapabiliyordu. Ve bu yavrularına bakabilmek içinde yılın tüm aylarında avlanmak yada birikim yapmak zorunda idi. Zor kış şartlarında ya göçmek zorunda idi yada orada konaklamak için kendine sığınak bulmak zorunda idi ilk sığınaklar taş delikleri yada kendi oyduğu konaklama yerleri nüfusun artması ile yetmemeye başladı.

Bir yandan çoğalıyor bir yandan yeni yerleşim yerleri ve onları yaşamlarını idame ettirecek yiyecek birikimleri yaramak zorunda idi. Tüm bu olanlar insanın kendi kendine başına açtığı dertlerle uğraşmak zorunda idi. Bir kısım insanlar buna çözümü sıcak memleketlere göçerek sağlamaya çalıştı. Hem verimli topraklar buluyor hemde yeni yerleşim yerleri yaratıyordu. Tepelerde taş kovuklarında kışı geçirmiyor sıcak memleketlere doğra akıyordu. Ama bazı insanlarda kışı geçirmek için zor şartlara uyum sağlamaya çalışıyordu. Bunun için hayvan inlerini mesken tutuyor oraları genişletip kendine barınaklar yaratıyordu. Hem verimli arazileri terk etmemiş oluyor hemde yaza kadar kendi kendine yetmeye çalışıyordu.

Tüm bu olanlar gezginci toplumları savaşçı yerleşik toplumları da birikimci olmaya başlıyordu. Yerleşen klanlar baharda fazla üretim yapmaya ve kışı rahat geçirmek için birikim yapmayı öğrenirler ve çevrelerini düzenlemeyi yeniden üretimi zor kış şartlarına dayanarak öğrenirler. Bu öğrenilen şeyler avcılık ve toprağın yeniden üretimi toplumların yerleşik hayata köy hayatına geçmesini sağlar. Ovalarda üretim fazla olduğundan birikim yapmaları da kolay olacaktır.

Göçebe toplumları toplayıcılıktan avcılığa ve savaşçı bir topluma evrilirken aynı zaman onlarda hayvanları evcilleştirmeyi onların çoğalmasını sağlayarak kendi ihtiyaçlarını kullanmayı öğrenirler Yerleşik toplumlar bitkileri ekip dikmeyi öğrenirken göçebelerde hayvan üretimini geliştirirler. Böylece kendi kendine yetebilen küçük insan grupları köyler ortaya çıkmaya başlar. Köyler birbirleri ile iletişimlerinde birbirine yakın olanlar dostluk kurarken dostluk kuramadıkları köyler birbirleri ile çeşitli savaşlara girerler orman paylaşımı yada sınır paylaşımı gibi bu gibi durum otoriteyi güçlendirirken köyler aralarında bağlaşıklar kurarak küçük krallıklar yaratırlar,

Tüm bu birikim ve paylaşım savaşları Toplayıcılıkla gelişip avcılık ve en son göçebe toplumlar hayvan sürüleri ile gezginler toplumunu yaratır. Ve Köy devrimine karşı avcılıkla geçinen toplumlar kolaylıkla at üstünde tarım devrimi yapmış olan küçük kralları ve beyleri dize getirirler . Tüm bu olanlar köy devrimi ile ortaya çıkan yakın kavimlerin göç etmeye zorlar. Göçebe ve sığır çobanları kavimleri batıya doğru sürükler,

Göçebe toplumlar köy toplumları gibi tanrılara taparak bilinmezi onunla bilinir yapmaya ve dünyayı tarif edilebilir ve bilinir bir dünya yapmak için tanrılarını tarif etmeye başlarlar. Yerleşik toplumlar kendi çevresindeki hayvanlara bazen kendi yarattıkları ikonlara taparlarken. Göçebe toplumlar doğada gezginci oldukları için güneşe aya göğe yere taparlar dünyalarını ve hayallerini onunla tarif etmeye çevrelerini anlamaya çalışırlar. Tüm bu olanlar tanrıları yaratan onu kollayan sınıfları ortaya çıkarır. Bu sınıf aynı zamanda toplumları bir arada tutmaya onları ritüeller ve dini törenler ile hayatlarını hem zenginleştirmeye hemde kendilerine kaynak aktarmaya çalışırlar.(papazın kiliseyi kurup oraya gelir temin etmesi gibi)

Oysa doğu toplumlarında din adama ile yönetici birbirinden ayrılmaz bir haldedir. Çünkü doğunun uçsuz bucaksız toplumlarını küçük klanlarını idare etmek dini liderin yapabileceği bir şey değildir. Kral kendi ideolojisini üretebilecek bir dini lidere ihtiyaç duyar. Tüm bu nedenlerle kimi zaman doğuda dini lider bir yönetici yada bir yönetici kendini dini lider olarak tanıtır ve insanları bir araya toplayabilir. Bu doğu toplumlarının lidersiz bir arada tutmanın olanaksız olduğu aynı zamanda bir çok dinin kendine alan bulabileceği büyük kara parçalarına sahip olması ve göçebe toplum karakterine sahip olmasındandır. Bu yüzdendir ki yerleşik hayatın yeniliklerine uyum sağlaması daha zor ve o ideolojiyi kabullenmesi de daha güç olmuştur. Bu nedenledir doğu üç beş din (İslamiyet Musevilik, Budizm, vs)ortaya çıkarken batıda bir tane din ancak kendi içinde bölünerek din evrilmiş (Protestan ve Katolikler) ve pozitif topluma adapte olabilmiştir

Batıda din ve devlet ayrı ayrı örgütlenirken din tüm toplumları kapsamaya çalışırken tutal bir karakter sunar oysa devlet beyler aracılığı ile toprağa bağımlı küçük köy topluluklarından oluşan orta ölçekli şehirler yaratırlar ama bu şehirleri yine köyler besler şehir kendi kendine yeter halde değildir. Bu nedenle beyler derebeyleri bizzat tarım üretimine girerek kendileri üretimi artırmaya çalışır ve köle ekonomisinden toprağa bağımlı serfler yaratarak köle ekonomisi ortadan kalkmış olur köleler yerini yeni köylüler almıştır. Toprakla birlikte alınıp satılmaya devam eder. Batıda köylülük derebeyleri aracılığı ile rafineleşir toprağa bağımlı yeni emek orduları yaratır. Oysa doğuda köylü toplumları bizzat beylerin toprağı işlediği üretimin başındaki kişiler değildir. Sadece köylüden yıllık olarak vergilerin toplar üretim aşamasına karışmaz. Şehre kaynak aktarmaya köyün üretim fazlasını şehirlere aktarmaya çalışır. Doğuda beyler yeni yerleşim yerlerini ele geçirmeye savaş ganimeti sağlamaya çalışır. Doğu beyleri dışa dönük olarak çevreyi toparlamaya onların güvenliğini sağlamaya çalışır ve tüm bunların din ulemaları ile beraber yapar

Batıda ise batı beylere derebeyleri olmuş kendi derelerini arazilerin kuramaya evlerini şato halinde kurmaya ve kendi küçük devletçiklerini surlar içine almaya çalışarak komşu derebeyiler in den kurunmaya çalışır. Aynı zamanda din adamları bu ayrıksı derebeyleri ni bir arada tutan bir tutkal görevi görür. Birbirlerini yenişemeyen beyler ancak bir araya gelerek düşmanlarını yenmeye çalışır. Bu birleşme din adamlarının çabaları ile mümkün olur. Derebeyiler inin bu karakteri içsel birikimi üretim artışının ve ticaretin gelişmesini sağlar. Ticaret ile zenginleşmeye çalışan şehirler ortaya çıkar. Ama kaynak sorunu gelişmesini sağlayamaz. Bu arada din adamlarını yanına alan bağlaşıklık yaparak büyüyen doğuya seferlere katılan (dere) beyler haçlı seferleri ile doğunun zenginlikleri ile tanışırlar aynı zamanda doğunun felsefesini ve bilimi ile tanışırlar böylece pozitif bilim doğudan batıya doğru yola çıkar. Birbirlerini doğudaki gibi ezip geçen yok eden beyler yerine birbiri ile yarışan yeni dünyaları keşfe çıkan beyler deniz yolu ile daha hızlı kaynak aktarmaya ve ticari zenginleşme (sömürgeleştirme) ile şehirler büyümeye başlar şatoların dışında şehirler daha zengin ve çekim merkezi olmaya başlar. Derebeyileri kendi üretimleri yerinde sayarken şehirin gölgesinde kalmaya başlar. Şehirlerde yeni zenginler ortaya çıkar sermaye köyden şehire doğru akar şehir köye bağımlı değil köy şehir e bağımlı hale gelir

Oysa doğuda şehirler köy üretimine bağımlı köylünün birikimlerinin tüketildiği yerlerdik basit zanaat ile köyün ihtiyacı karşılanır şehir savaş ganimetleri ile Ya da köylerden alınan vergiler ile ihtiyacı karşılanır

Batıda şehirler su yolunu kullanarak aracısız istediği ülkeye giderek kendi malını satıp ham madde alarak yaşadığı şehre gelir orada yeniden üretim yapmaya zanaat üretim yerini mekanik üretime oradan da manifaktür üretime geçerek hem çevresine hemde sömürge ülkelerine mamul maddeler hazırlar. Tüm bunlar pozitif bilimin geliştiği yerlerde mümkün olur. Tüm batı deniz yolu ile ticareti öğrenir kendi gelişim dinamiğini yakalamaya çalışır

Doğuda şehirler kendi yakın çevresine üretim yaparken uzak doğuya da üretim yapar ama aradaki uzun konaklama yerleri aracıların çokluğu yolun güvenliği kimi dönemlerinde büyük devletlerin ortaya çıkmaması ihracatı ve ithalatı kısıtlı halde kalmış ticaret yolunun güvenliği de aynı zamanda gelişmiş ve güçlü devleti zorunlu kıldığından Her dönem ya savaş halinde yaşamış Ya da güçlü imparatorluğun gölgesinde ticaret yapabilmişlerdir. Bu ticaret develer ve atlar üzerinde yapıldığından mamul mal kadar ancak ham madde elde edebilmiş buda doğu batı ticaret yolunu Birkaç beygir gücünü aşmayan kısıtlı bir ticari platform olmuş bu nedenle şehirler tam anlamıyla ticari bir şehre dönüşememiş kısmi olarak bazı yörelerde ve beylerin sultanların olduğu yerlerde malikanelerin ihtiyaçlarını karşılayan sanat ve zanaat ustaları ortaya çıkmış bilim isem bazı beylerin iyi yetişmesi veya iyi bir ortamda gelişmesi ile sultanlar ve beylerin kendi çabaları ile gelişmiş İslamiyetlin ilk dönemlerinde pozitif bilime kapalı olmadığı dönemde doğunun gelişme ivmesi kazandığı dönemde batıdan helen döneminde alınan felsefe ile matematik astronomi gelişmiş edebiyat ilerlemiş horasan orta doğu felsefesine kaynaklık etmeye başlamış ve ibn-i Sina’ların ortaya çıkmasını sağlamıştır.

Tüm bu olanlar büyük imparatorluğun ortaya çıkmasına kadar kısmi olarak İslamiyet bilime katkılarını yapmıştır. İmparatorlukların ortaya çıkması küçük devletlerin uydu devleti olmaya başlaması ile devletler arasındaki medeniyet yarışı yerini büyük devleti genişlemesi tümüyle ekonominin ganimet ekonomisine dayanması bu şekilde gelişmesi ile İslamiyet in pozitif yönünü tırpanlayan metafizik yönü ağır basan Gazzali gibi felsefecilerin ortaya çıkması ile rasathaneler kapanmış matematik tali bir din sadece savaş sanatına hizmet eden kol olarak fen bilimleri doğuda yerinde saymaktadır.

Batıda gemilerle deniz yoluyla yapılan ticaret kara ticaretinden daha büyük ve Birkaç beygir gücünden daha yüksek rüzgar gücünü kullanarak zenginlik yaratmış birikim sağlayarak gelişme dinamiğini metafiziğin yerini reel fizik pozitif diğer bilimlere yatırım yapmaya başlayan şehir beyleri ( burjuvazi) mekanik fiziğin ardından manifaktür küçük ölçekli seri üretim yapmaya mamul üretimi hızlandırarak zanaat üretim(basit el üretim) yerini almaya başlar doğu hala zanaat üretimi yaşamaya ayakta kalmaya çalışırken mekanik bilim kendini geliştirir bilimde yeni buluşları buhar gücünü ve ardından motor gücünü yaratır. Motor gücünün ortaya çakması ile rüzgarın dışında başka bir enerji buhar gemilerde kullanılmaya başlaması ile birlikte yeni dünyalar keşfedilir ve Afrika nın çevresinden uzak doğuya batı kolayca ulaşmanın yolunu açar. Bu arada sömürgeciliği de geliştirerek hem fazla üretimini oralarda pazarlar aynı zamanda kendi kültürünü de pazarlayarak oraları kendine uydu haline getirir.

Böylece köy devrimleri dere beyleri kralları sultanları beyleri yaratırken bu arada oluşan birikim şehirleri ortaya çıkarmıştır. Bu devlet biçimleri kendi içlerinde metafizik ile yaşamaya çalışan doğu toplumlar kendi tarihlerini ve talihleri yıkarak hep kendisini tekrarlarken batı küçük derebeyleri bir araya gelerek bağlaşık kurmaya savaş ekonomisini ( yıkım savaşı) yerini ekonomik savaş alarak güçlenmiş çevre ülkeleri kendine bağımlı hale getirerek sömürüsünü sürdürmüştür. Bu sömürü köylülerin rantlarından elde edilen gelirler beylerin ve sultanlar el koyarak kendisine biat etmesini sağlarken batı derebeyiler inde şatolarında köylü kendisine bağlayarak rant ın dışında emek üzerinde elde ettiği fazlaya artı emeğe de el koymaya başlar

Manifaktür üretimin yaygınlaşması ile birlikte rant ekonomisi rant sömürüsü yerine emek ekonomisine emek sömürüsüne dönüşür bu birikim doğaya bağımlı birikim ekonomisi yerini düzenli gelir elde eden basit insan emeğinin sömürüsünün daha fazla getirisi olduğunun anlaşılması ve aynı zaman usta emeğinin bilimi pozitif bilimi yeniden üretmesi ile birlikte motor gücü el emeğinin eklenmesi ile birlikte doğu ile batı arasındaki birikim tam tersine artmaya başlar büyük imparatorluklar hantallaşmış ilerlemediğinden gerileşmiş kendi kendini idame ettirecek ekonomiyi sağlayamadığı gibi eski savaş teknikleri ve toplumu bir arada tutan metafizik öğretileri hepsi birden çökmüş yirminci yüzyıl imparatorlukların parçalanması küçük şehir devletlerinin devleşmesi ve eyalet sistemi ile yeni dünyada kurulan ülkenin tarih sahnesine çıkması deniz aşırı gücü ile bağımlı ülkeler batıyla bağlaşık bir şekilde şehir devrimini tamamlamıştır.

Köy devrimi yarı pozitivizm ile tanışarak medeniyetler ve imparatorluklar yaratırken Şehir devrimi eyalet devletleri milli devletleri ortaya çıkarır imparatorlukları yıkıp geçer doğunun tarih sahnesine çıkmayan kendi halinde yaşayan uzak doğu devletlerinin yeniden uyanışını sağlar. Pozitivizm kolayca uzak doğuya nüfus ederken yakın doğu üzerindeki metafizik örtüyü çıkarmaları daha zor olmaktadır. İmpatorluktan milli devlet olabilme küçük devletlere bölünmesi kendi tarihini ve talihini yeniden yaratmada metafiziğin baskısı altında büyük devletlerin uydusu olarak Ya da baskısı altında ezilmektedir.

YENİ YAPILANMAYA DOĞRU

Özel Mülkiyetin ürettiği ücretli emek kendini var eden mülklülerin yanında yeni mülksüzleri de üreterek   geçen yüz yıl ayağa kalkarken kendi anlayışını savaşkan bir mülkiyet edinme biçimi olan kamu mülkiyetine ağırlık vererek yeni ekonomik komünalliğini yaratacağını sanırken kendini tümel bir mülksüzleştirmenin içinde buldu. Eski komünalliğin yerini yeni komünalliğin almasını isterken yarı komünalliğin içinde kendini ve kendi yarattığı batağın içinden kendi idollerini yaratırken kendini aşkın ve özgür insanı yaratamadı. Bırak yeni insan yaratmayı kendisi için bile üretimi artırmayı başaramadı. Tekel ve tümel diye ayrılır mülkiyet çağımız Kamu mülkiyeti özel mülkiyetten daha kısıtlayıcı ve eşitleyici mantıkla gidilirken kendi kendini yok etmeye başladı. Kamu mülkiyeti kendi aslına tümel mülkiyetten tekel mülkiyete kolayca dönüştü. Çünkü emeği özgürleştireceği yerde onu özel mülkiyetin tekelci yapısından daha kötü bir şekilde tüm insanları mülksüzleştirdi. Aynı zamanda hem kamuyu hem de toplumu sahipsizleştirdi. Mülkiyetsiz toplum sahiplenilmeyen toplumdur. Bu yapısı ile İlkel (Eski) Komünaliteye karşılık gelir. Asıl olması gereken modern Komünalitedir buda toplum sahiplenildiği sürece kendini yaratır aynı zamanda özgür insanı yaratır

Kamu mülkiyeti zaten toplumda zorun rolünün ortaya çıkması ile doğmuş zor ortadan kalkınca özel mülkiyete hizmet etmeye başlamıştır. Tarihteki zor daha çok insanların kendi aralarındaki savaşlardan kaynaklanır. Doğayla savaştan daha çok insanın insanla savaşı; paylaşım savaşımlarından insanlar ancak yeni bir şeyler üreterek kurtulmuştur.

Kendi kendini yenen insan büyük insandır. Çünkü önce insan kendini aşmalıdır. Kendini aşan zaten kendi eşlerini geçmiş ilerlemiş demektir. Toplumlarda her şey kendine özgüdür. Hiç şey bir diğer şeylerin aynısı değildir. Sadece aynı olan maddenin kendisidir. Yalnızca kendini yanı şekilde ürettiği sürece. Kamu mülkiyetindeki zor (savaşlar yakın tehlikeler (yaratılan düşman) gereksiz- leşince kamu hizmet gücü olarak var olduğu için toplumu harekete geçirme gücü zayıflar. Oysa toplumun harekete değil üretime ihtiyacı vardır. Çünkü yaşayan şeyler tüketir. İnsanları yaşatmaya çalışıyorsan üretmek zorundasın. Üretim yapamayan toplumlar kendini yada kendi altında-kileri tüketir. Üretmeden tüketmek bir yok oluş öyküsüdür.

Mülkiyeti kamulaştırarak insanları zenginleş-tiremezsin ancak insanları doğal mülkiyete biraz fazla yaklaştırarak düzleştirir ve durgunlaştırırsın sonuç olarak yerinde sayan toplumlar geri kalmış en alttakiler olur ki oda kendi kendini tüketir.

Emeğin ve emekçinin özgürleşmesi mülkiyetin kamulaştırılması ile stabilize olurken ücretli emeği tüm topluma yayarak toplumu daha da fakirleştirmiştir emeğin özgürleşmesi ancak ücretli emeğin ortadan kalkması ile mümkündür. Emeğin eşitlenmesi eşitliği idolleştirirken eşitlik yüceltilmiştir. Eşitlenme bir eşitlik değildir. Çünkü hiçbir emek eşit değildir Ücretli emek emeği zaten eşitleme yani durağanlaştırma kendini pasifleştirme biçimidir Buda etiğin eşitlik ilkesine aykırıdır. Çünkü hiçbir emek bir diğerinin eşit emeğini üretmediği gibi aynı üretimi hatta aynı biçimi bile yeniden üretmez her üretim kendini yenileme ve aşma (tecrübe) biçimidir. Emeği

ücretlendirmek kendi kendini boğmasına neden olmak yada alttakileri üsttekilere boğdurmaktır. Çünkü ücretli emek biteviye kendi kendini aynen üreterek toplumun kendini tekerrür etmesine neden olur.

Bu nedenle asıl insanı özgürleştirecek olan ücretli emeğin ortadan kalkmasıdır.

Birilerinin sandığı gibi mülkiyeti ortadan kaldırdıktan sonra yerine kamu mülkiyetini koyarak özel mülkiyetin tam tersi olan etik insanı, özgür bireyi ve üretici

bir toplumu yaratamazsın Üretmeden tüketmek doğal mülkiyete özgüdür ve doğal seçim ile canlılar ayakta kalır. Çünkü doğada üretim doğal koşulların ürünü olan yeniden kendini üretme biçimi ile karşı karşıyadır. Kamu mülkiyeti üretici bir yapısı olmadığından ve daha da ücretli emeği artırarak insanları mülksüzleştirmiş doğal mülkiyete doğru evreye geçerken özel mülkiyet kendine kolayca dönüştür- müştür

BATILI OLAMAYIŞIMIZIN NEDENLERİ

Doğu kültürü ve batı kültürü tarihi ve coğrafyası ile iki ayrı kültürdür. Her ikiside zaman içersinde biri diğerine galebe çalmış öne geçmiş kendisine bağımlı hale getirmiştir. Dolayısıyla her iki kültür kendisini kendi içinde yarattığı kültür ile diğer kültürler üzerinde egemen kılmaktadır.

Doğu düşünme ve doğu kültürü kendine has karakteri vardır ve bu karakter kendini dinsel tema üzerinde düşünüş ve yaşayış olarak algılar. Dolayısıyla zaman içinde egemen kültür başat uygarlığı yaratmıştır. Orta doğuda İslamiyet Uzak doğuda budizm en egemen yaşam ve uygarlık biçimidir. Yandaş olarak ortaya çıkan diğer dinler ana din kültüründen kopan ya da aynı toprakların ortaya çıkardığı dinsel öğelerdir

Uygarlık tarihi ana unsur olarak emeğin sömürülüş tarihi olsa da bu sömürüye payanda oluşturan toplumların ruhunu yaratan şey dinlerin kendi içindeki mücadeleleri tarihidir.

Avrupa bu mücadeleyi yaparken mistizmin çok fazla egemen olmadığı helen ve site kültürü ile ortadoğu orijinli Hiristiyanlığı kendi içinde mücadeleleri ile pozitivizme yarattı.

Daha önceki İslamiyetin batı üzerindeki egemenliği sadece savaşlar ve ilhak etme ile ilgili olduğu halde buda İslamiyetin kendi yarattığı ruh ve toplumsal bileşen ile güçlü bir toplum yaratması mümkün olmuştur. Ama pozitivizm yinede sadece askeri alanda da olsa İslamiyetin üzerine pozitivizm düşünmeye çalışması ordunun pozitivist politikaları teçhizatları geliştirmesi ve tabi ki rasathaneyi kullanmaya başlamaları ile Osmanlı kendi kültürünü zamanın en güçlü uygarlığı olarak tarihe geçmiştir. Ama Osmanlının halada devam eden hastalığı pozitivizmi sadece askeri alanda görüpte diğer alanlara pozitivist düşünceyi ve aktaramamış olması tek yönlü pozitivizmini diğer toplumsal katmanlara ve aktaramamıştır. Dahası askeri alanda güçlü oluşu nedeni ile muhalif olanın o kültürü besleyen kendi karşıt kültürünü yaratamayışı daha yaratılmasına izin vermemesi kendi kendini yineleyen ama yenileyemeyen kültür olarak yine doğu batı ile sarmalında kendini savaşa itmektedir.

Batı kendi kültürünü yaratırken daha kendi kendini yıkarken karşısında güçlü bir askeri kesim bulunmaz dolayısıyla muhalif olanlar kendilerine yaşam olanağı bulurken yarının iktidar olabilme seçeneğinin de yaratmasını bilmişlerdir. Yeni olan kendini ortaya çıkarmaya fırsat bulmuştur. Oysa doğu tek kültür ile övünürken batı da çok kültürlülük yaşanır. Kısa erimde tek kültür egemen olur ama uzun erimde kendi kendini yeniden yaratamadığından kendi kendini tüketerek gelişme dinamiğini dinamitler durur. Dolayısıyla tarih kendisi için tekerrürden ibaret olarak yaşamaya devam eder bir başka uygarlık tarih sahnesine çıkana kadar .

Tanzimatçıların doğrudan doğruya sorgulama olmadan batıyı sonuçları ile çözümleyerek bize uyarlamaya çalışmaları doğu kültürünün karakteristik yapısını belirler. Toynbe Ya da Huntington doğunun batıcı olamayacağını doğru olarak söyler. Batı düşünüş yapısına hiç sahip olmadık ki dolayısıyla batının sonuçları ile alıp kendimize monte ederiz. Her şeyden önce batı toplumları gibi düşünüş ve yaşayış olarak kendi içinde pozitivizmi kendi kültürümüzde yaratmadık. Ama pozitivizmin etkisinde ve egemenliğinde kaldığımızdan pozitivizmi ithal etmeye çalıştık mucitlerimiz maneviyatçı (yaratma sadece Allaha mahsus) olunca mucit işide sadece batıya kaldı bizlerde sadece batının ürettiği yeni teknolojileri alırken bizde onların karnını doyurma görevi yıkıldı.

Bizler Tanzimatçı kafa yapısını aşmadığımız, muhalif olana hayat hakkı tanımadığımız sürece yeniyi yaratamayız. Yeniyi yaratamayan eski zamana dünün teknolojisine ve dolayısıyla dünde yaşadığımızdan dolayıda yarını yaşayan toplumların oyuncağı olmaktan öteye geçemeyiz.

Geçmiş tarih övünmek kadar bu gün yaptıklarınla övünemiyorsan seni geri bir tarihte yaşıyorsun demektir. Bu gün yaptıklarında kendi toplumunu ve yakın çevreni mutlu edemiyorsan yarın mutsuzluklar seni bekliyor olacaktır.

KOMÜNAL TOPLUMDA

Komünal toplumda toplumların zorunlu ihtiyaçları için bir araya gelerek toplu üretimdeki üretkenliğinin fark edilmesi ve hızlı bir birikim yaratması ile küçük klan ve topluluk beyleri emeğin yoğun bir şekilde kullanmaya başlar. Toplumun egemen güçleri insanları angarya için bile olsa yoğun bir örgütlenme ihtiyacı doğar. Çünkü insanları çalıştırmak için hem düzenlemeye hemde zor kullanmadan bu tip üretimin yapılamadığından dolayı zor kullanmayı öğrenir. Düzenleme ve zor güçlü bir örgütlenme ihtiyacını doğurur Güçlü bir örgütlenme yaratan birlikler toplumun zor kullanmaya başlaması ile birlikte gönüllü birliktelikler bozulur. Gönüllü birlikler ve klanlar zoru yanındaki en yakın komşusuna uygular. Bu zor angarya üretiminden daha kıyıcı ve zorlayıcı olur. Komşusuna uygulanan zor kimi zaman birisinin yok olmasına yol açar. Ve insanlar vahşi döneme girmeleri ile birlikte bir yanda da mal gibi ele geçirilen insanlar alınıp satılmaya ve angarya işlerde çalıştırmaya zorlanır. Bu zorlanma angaryanın köle emeğine dönüşmesine neden olur.

Köle emeği üretime yeni bir boyut getirir. Toplumun gönüllü birliklerinden ve angarya usulleri yerini daha çok zor kullanılarak elde edilen birikimler almaya başlar. Bu birikimler klanın beyliğin dahada büyümesini sağlar ve örgütlenme artık törel bir biçimde toplum bağıtlanır. Sözel (törel) yasalar konur.Ve cezaların caydırıcı olması için her türlü şiddet ve düşünsel oluşumdan faydalanılır. Toplumlar şiddetle ayakta kalamadığından onun yerine büyüler klan idolleri ve felsefi düşünceleri geliştirmeye çalışır başarılı olan toplumlar uzun süre ayakta kalır toplumları bir arada tutamayanlar ya kendileri dağılır yada daha güçlü bir örgütlenme tarafından ortadan kaldırılır. HER TOPLUM BİR BİRİKİM VE DOLAYISYAL BİR UYGARLIK YARATIR.

Üretime aracı sahibi olmayanlar maddi birikimleri zamanla eriyip yok olur Bir tarafta üretim araçlarına sahip olanlar diğer tarafta üretim aracına sahip olmayan büyük çoğunluk azınlığa tabi olarak yaşama başlar. Bu tabiiyet ve üretimle sürekli bağımla yaşaması mülkiyete sahip(bir üretim aracına) olmayan maddi dünyadan uzak bir formasyon ve bilinç gelişir bu üretimin en önemli aracı olana insan emeğinin kolektif bilincidir. Bu bilinç üretim yapısının bir tarafında ezilenler sınıfı olarak tarih boyunca süre gelir. Bu kolektif bilinç toplumu üst sınıflar toplumu ezmeye ve ekonomiyi keyfiyete alt sınıflara karşı zorbalığa götürdüğünde bu bilin kendiliğinden gelişir.

Üretimin kolektifleşmesi toplumun dolayısıyla üst sınıfın zenginleşmesini sağlar. Emeğin kolektifleşmesi   ezilen sınıfların birlikteliğinin ve dayanışma ruhunu geliştirir.

Egemen sınıflar savaşı insanları mülksüzleştirme ve mülklerine el koyma aracı olarak kullandılar. Üst sınıflar toplumu sürekli savaş halinde tutar ve insanları yok ederek sorunları çözmeye çalışırken diğer taraftan yenilenlerin mülklerinden terk etme ve ölenlerin mallarına ve hatta ailelerine el koyarak kamu mülkiyetini özel mülkiyete çevirme biçimi olarak kullandılar Kolektif silahlı örgütleri ile üst sınıfları çevresine duvarlar örerek kendilerini büyüttüler

Toplumun ezilenleri bıçak kemiğe dayandığı zaman insanları üst sınıflar gibi dış düşman yaratarak toplumu savaşa götürme yerine yönetime karşı isyana götürür bu emeğin kolektifleşmesinin bir sonucudur. Kendiliğinden oluşan isyan bilincidir (Kendiliğinden sınıf) Ki köleler isyan eder ama üretim aracına sahip olmadıklarından isyanlarının maddi temeli yoktur. Maddeye sahip olan üst sınıflar maddi temel üzerinde sahipliklerinin ve maddeyi yönetme biçimleriyle tarihin her sahnesinde yenilmelerine rağmen en sonunda onlar galip gelmişlerdir.

Her isyan maddi temeli olmayan bir kalkışmadır. Ne kadar güçlü ne kadar kolektif olursa olsun maddeyi yönetme biçimine sahip olmayan her türlü kalkışma bir isyan olarak tarihin ilerletici gücü ( ezilen ve her isyan eden) olur ama tarihin kendisi olamaz Maddeye sahip olma ve yönetme ve işleme gücünü bir arada geliştirmesi gerekir ki bu üreten ve yöneten ruhun bileşkesi sınıfları ortadan kaldırır. Ama bu tarihin üzerindeki sömürerek birikim yapma biçiminin tümden ortadan kaldırılması ile mümkündür.

Üreten ile tüketen arasında bir sahip vardır bu üretime el koyar dolayısıyla her türlü maddi birikim üst sınıfın elinde kalır. Üretenin isyanında maddi bir birikimden çok dayanışma ruhu vardır ama maddi zemin olmadığından elindeki tüm birikimler maddi temele bürünme biçimi yaratmadan kolektif ruh   dayanışma birikimini tüketir, sadece geçmişimizde tarihin güzellemeleri olarak yer alır.

İNSANAL OLAN HİÇBİR ŞEY BİZE YABANCI DEĞİLDİR, HER ŞEY İNSAN İÇİNDİR” Karl Marx

YENİ YAPILANMAYA DOĞRU

Özel mülkiyetin ürettiği ücretli emek onca mülklülerin bulunduğu yerde daha çok mülksüzleri üreterek mülkiyet sahibi olmuştur. Emek mülkiyeti (Sanskritce de köleye iki ayaklı mülk hayvana dört ayaklı mülk denir) kamu ve özel mülkiyetin biçimlenme aşamasında birikim yapma aracı olarak emek (insan) üzerinde hakimiyet sağlamaya çalışır. Emeği mülkiyetin bir parçası yapmak için emeğin ve emekçinin elindeki her türlü üretim aracı elinden alınarak onu iki ayaklı mülk yaparak(köle) mülksüzleştirir ve zor kullanarak insanı mülküne geçirir.

Ortaçağ’ın sonlarına doğru Toprak soyluların karşısına kentsoyluların çıkması ile kamu gücü yeniden düzenlenme ihtiyacı doğar. Kentsoylu kendi teorilerini kurmaya çalışırken kamu mülkiyetinin teorisyenleri kamu komünalitesini yeniden kurarlar. Özel mülkiyetin karşısına kamu mülkiyetini koyarak özel mülkiyetin topluma verdiği zararlardan ve emek köleliğini kurtarmaya çalışarak özgürleştirme teorileri geliştirir. Kentsoylularda iktidara için kamu mülkiyetine ağırlık vermek zorunda kalır. Kent soylu ( özel mülkiyet) kamu gücü olmadan tek başına ayakta kalamadığı gibi tek başına devlet olmadan iktidarda olamayacaktır. Ekonomik gücünün (yeni sınıfın) yanında kendine bağlı kamu gücünün de var olması gerekir.

Kentsoyluların iktidar yürüyüşünde Kamu komüncüleri (kamu teorisyenleri )yeniden uyanışa geçer. Oysa tarihte görüldüğü doğal komünizmin (toplayıcı toplumlar) ikinci aşaması olan kamu komünalitesi asker devleti olmanın ötesinde ekonomik bir varlık gösterememiş eski yunan devletlerinden biri olan Isparta’da   kalıcı bir uygarlık yaratamadığı gibi Atina’nın köleci ve özel mülkiyetin başat olduğu ve nesnel bilginin ortaya çıkmasını sağlayan maddesel ve tinsel felsefenin de üretilmeye başladığı ülke kadar kalıcı olamamış ve tarihe hiçbir birikim bırakmadan (bilim ve bilgi) üretmeden yıkılmıştır.

Daha sı doğunun tüm kamu gücü ile donatılmış (imparatorlukları) ülkeleri hakim kamu mülkiyeti biçimiyle uzun süre ayakta kalmış ama ortaçağ kafasından ve basit aletler ve hayvan gücünü kullanan toprağa bağımlı üretim yapısından ileri üretim ekonomisi geliştirememiştir.Köle komünalitesi, (Isparta) Serf komünalitesi (doğu kamu mülkiyetinin başat olduğu) ülkeler

Doğunun kamu mülkiyetinin ağırlıklı toplumlar ve. Ücretli komünaliteye (Sovyet Tipi ) doğru evirilirken hepsinde kamu mülkiyetinin egemen olduğu görülür. Hemen hepsinde durağan bir toplum

üretmesinden öte bir mutluluk getirmemiştir. İnsan yapı itibari ile simetrik yapıdan çok asimetrik yapı gelişmeye ve değişmeye yatkındır. Gerek köleci gerekse serf komüncüleri ayakta kalmak için iyi bir askeri organizasyona gitmek zorunda kalmışlardır.

Kamu gücünün gelişmesi ve biçimlenmesi ile mülkiyet ortaya çıkar. Ve mülkiyet bilinci gelişmeye başlar. Mülkiyet bilinci özel mülkiyet bilincinin gelişmesini sağlar kamu mülkiyeti toplumların zordan kurtulmak için ortaya çıkardığı mülkiyet biçimidir. İnsanlar toplu olarak yaşamak zorunda olduklarından dolayı ortak yaşamın gereksinmeleri ve ihtiyaçları için birikim yapılır, BİRİKİMİN KORUNMASI İHTİYACI SAHİPLENMEYİ SAHİPLENME MÜLKİYETİ DOĞURUR. Bu dışardan ve içerden gelecek tehlikelere karşı korunma ve toplumun ihtiyacını karşılamak için askeri (Korumacı) bir sahiplenme ideolojisi gelişir. Varlığını sürdürebilmek için kamu kendi sınırlarını çizerek birikimleri korumaya alır. Her türlü birikimin korumaya alınması sınırların çizilmesini zorunlu kılar. Çizgiler mülkiyetin sınırlarını belirler. Ganimetin korunması yada üretim fazlasının iç ve dış güçlere karşı koruma tüm bunlar kamu mülkiyetinin gelişmesini sağlar. Kamu gücü zayıfladığı zamanlarda yada dağıldığı zamanlarda kamu mülkiyetini elinde tutanları tüm birikimleri o kişi kendi üzerine geçirir.

Böylece özel mülkiyet ideolojisi ortaya çıkmaya başlar. Kamunun yanında yeni bir mülkiyet türü oluşur. Bu mülkiyete toplumun ileri gelenleri sahip olduğundan diğer toplum üyeleri rıza gösterir. Kişilerin kendi kullanmalık (kişisel eşya) edinimlerinin yanında toplumun ileri gelenler kişi mülkiyetine kamunun mülkiyetindekileri, üretim araçlarını ele geçirmeye başlar. Oysa kamu gücünün başat olduğu toplumlarda özel mülkiyet bilinci gelişmez hatta kamu gücü bu tür mülkiyetleri (doğu toplumlarında) yasaklama yoluna giderek bireyin taşınmaz mal (üretim aracı) edinmesini kişinin yaşamı ile sınırlar. Mülkiyet devredilmediğinden birikim olmaz. Birikimin amacı soyun devamı sağlayan kişi miras kalması olmadığından, birikimin amacı yeni nesil için değil hayatta kaldığı sürece iyi yaşamak ve gerisi kendi doyumlarını tinsel öğelerde aramakla geçer. DOĞU KAMU MÜLKİYETİ İLE BİRİKİM TİNSEL (RUHSAL), BATI TOPLUMU ÖZEL MÜLKİYET İLE BİRİKİMİNİ MİRAS OLARAK SOYUNA DEVREDER Kİ BİRİKİMİ MADDİ OLARAK YAPAR .

Batı toplumlarında kamu gücünün zayıf olması nedeni ile kamu mülkiyetinin karşısında güçlü bir özel mülkiyet edinimi ve ideolojisi gelişir. Kişisel mülkiyetin üretim araçlarına sahip olması ile özel mülkiyet ideolojisi üretimde başat rolü oynamaya başlar.

Buda toplumlar eşitsiz bir gelişimin dinamiğini oluşturur. Böylece toplumlardaki simetrik gelişme yerine asimetrik yapı ortaya çıkar. Toplumun eşitsiz gelişmesini ve ilerlemesini sağlar ekonomik olarak toplumun genelinden bir kopuşu sağlar. Bu kopuş üretim araçlarına sahip olanların zenginleşmesini sağlar Hatta kamu gibi köle emeğinin kendi hesabına kullanır. Böylece kamunun dışında yeni bir üretim aracına sahip olan güç ile özel mülkiyet ideolojisi gelişir.

Oysa doğuda klasik anlamda özel mülkiyet gelişmez hatta bu gelişme köleliği doğu toplumlarının ret etmesinden dolayı üretim aracına sahip olanlar batıdaki gibi bir ekonomik üst sınıfı yaratamaz. Çünkü sadece devlete (kamu) gücüne sahip olanlar köleliği( angarya) olarak kullanır. Burada hiç bir zaman üretim aracı tam anlamıyla batıdaki gibi bireyin eline geçmez. Taşınmaz mallara üretim aracına sahip olması kişinin ömrü sınırlıdır. Bu nedenle üretim aracına kişilerin sahip olmaması ve bu birikimlerini miras olarak bırakamaması nedeni ile mülkiyet ideolojisi ve özel mülkiyet gelişmez. Büyük devletin yanındaki beyler yarı kamu yarı derebeyi şeklinde bir büyük devlete bağımlı yaşar. Bağımsızlığını iddia eden olursa büyük devlet küçük derebeyin sonunu getirir.

Batıda Roma’ dan sonra büyük imparatorluk kurulamayışı kamu otoritesinin zayıflamasına derebeyler kamu adına üretim araçlarını el koyar. Köle emeğinin daha rafine ederek serf emeğine dönüştürüp daha üretken olmanın yolunu bulurlar. Bu doğu imparatorlukları gibi küçük devletlerin zenginlikleri kendine ağır vergilerle alarak değil kendi ürettikleri ile ayakta durmak zorundadır. Çünkü çevresinde imparatorluklar kurulamasa da etrafı küçük devletlerle doludur. Bu devletlerini (derebeyiler) aile devleti yaparak çevresine mülk dağıtarak ayakta tutmaya çalışır. Ve üretim tümüyle emeğin sömürüsü üzerine kuruludur. Üretim aracına sahip olan alileler bir devlet gibi emeği keyfi sömürüsü devam eder. Ondan en yüksek getiriyi almak için ideoloji geliştirir. Ve toplumu mülkiyetsizleştirirken kendi çevresine üst sınıfına özel mülkiyet ideolojisini geliştirir.

Böylece bireyin kendi kiişel kullanımlık malın yanında üretim aracına sahip olarak üretim mülkiyetini kamudan özeline geçirerek onu özel mülkiyeti haline getirir. Ama bu sadece herkesin üretim aracına sahip olarak gelişen bir mülkiyet değil toplumun büyük çoğunluğunu üretim aracından mahrum bırakarak onu mülksüzleştirerek mülkiyetin çok az kuşunun tekeline geçer üretim araçları. Üretim araçlarının tek ellerde toplanması toplumun büyük bir kesimi fiili olarak ellerindeki kişisel eşyalarına kadar el konur. İnsanlarda üretmeden tüketim yapamazlar.

Köle toplumlarında insanlar zorla köleleştirilirken özel mülklerinde şiddetle çalıştırılır. Derebeylerin şatolarında artık köle toplumuna ayakta tutacak kamu gücü ortada yoktur. Bu nedenle insanlar zorla şiddet kullanarak angarya çalıştırılamamaktadır. Bunun yerine toplumun elinden alınan ve kamu adına kullanılmayan üretim araçlarını derebeyleri toplumu kendine bağımlı yapmak için kullanır. Elinde hiçbir birikimi olmayan ve emeğinden başka kendine gelir getirecek her şeyleri ellerinden alınır. Köleler toprağa bağlanır. Üretimden ayni karşılık (ücret) vererek köle olmadığı hissi verilir. Köleler başka bir şekilde toprağa bağlanması ekonomik olarak üretime hakim olan bir tabaka yaratır. Bu tabaka zenginleşmesi ile birlikte yeni bir yaşam biçimini soyluluk ideolojisi geliştirerek üst sınıfını yaratır,

Doğu toplumlarında topraklar üzerindeki üretim fazlası saraylarda tüketimlerine yetmektedir. Ayrıca kral yada padişah istediği yere girip oranın zenginliklerini kendine alabilmektedir. Bu nedenle saraylar üretimle değil toplumları örgütlemek ve paylaşımı sağlamakla meşguldür. Hindistan havzası her türlü dini barındırabilecek ve yaşatabilecek bir iklime sahiptir. Çin dünyası dış dünyaya açılma ihtiyacı duymaz gerek iklimleri gerekse çevresel faktörler ve geniş topraklar yayılmacılığı engeller ve doğal üretim merkez i(kendi kendilerine yeterli) olmaları üretim fazlası olması dolayısıyla ellerindekileri batıya doğru ihraç ederler. Batı yolu üzerinde güçlü hakim devletin ortaya çıkması da ipek ve baharat yollarının esenliğini sağlar. Böylece ortaçağ dünyasının ihtiyaçlarını karşılayan doğu üretim yolu esenliğe kavuşmuştur

Batıda üretim aracına toplumun küçük bir kesimi sahip olmuştur Böylece Üretim aracından yoksun olan halk hayatını kazanmak için üretim aracına sahip olanların yanında kendi rızası yeni köle beyine değil derebeyine teslim olur. Derebeyi onu toprağa bağımlı hale getirir. Ve emekçiyi toprağın malın bir parçası yapar. Hatta toprağı alıp satarken üzerinde çalışanları ile beraber alıp satar.

Doğu imparatorluklar altında kimileri inilerken kimileri refah içinde yaşar. Kölecilikle tanışan İslami toplumlar köle birikimlerini başat birikim olarak algılamaz. Çünkü bereketli toprakları bu toplumların kendi kendilerine yetmesinden ticaret yolu üzerinden yeterli kazanç elde etmesinden dolayı köle emeğine ihtiyaç duyulmaz. Bu nedenle köle tipi sömürü biçimlerini yaratmayı başaramaz..

Batıda gelişmeler tam tersi olur. Geniş toprakların olmayışı ve çevresinin denizlerle çevrili olması ve doğudan ve kuzeyden gelen halkların buralara kadar ulaşması Roma’ nın parçalarından faydalanma isteği batıyı kozmopolit bir toplum yapar. Kendi kendine yetmediği halde doğu ve kuzey akınları daha da fakirleştirir. Böylece köle emeği Roma’ dan sonra başıboş kalmıştır. Buna çeki düzen vermesi derebeyilerine kalır. Bu köle emeği onların zenginleşmesini sağlayacak toplumu refaha götürecek kapıyı açar. Ama bunun için batı toplumunu doğuya akınları başarılı olamayınca batıya ve güneye yönelir. Güney yolu, uzak doğu ile yeni ticaret yolunu bulmalarını sağlarken batı yeni kıtanın kapılarını önlerine açar .

Akın bu sefer doğuya değil Yeni dünyaya (batıya) yönelir. Bu onları yeni ticaret biçimini yaratmalarını (emperyal) ellerine geçirmelerini ve doğrudan ticaret yapma olanaklarını artırır. Aynı zamanda yeni dünya (Amerika) altın ve yeni yurt edinmelerini sağlar. Böylece derebeyler arasındaki rekabet dış dünyaya açılmalarını sağlar. Ticareti aracısız kendi ürünlerini satarak daha ucuza ham madde temin etmeye başlar.

Doğu ile batı arasındaki devletlerin tarihi yollardaki fonksiyonları böylece etkisizleşir. Doğunun kamu mülkiyetine dayalı feodal toplumları çökerken batı toprağa bağımlı ilkel üretim araçlarından sıyrılıp yeni oluşan birikimlerin hepsini üretimi artırmak için kullanır. Çünkü toprağa bağımlı yine aristokratik güç değil kente bağlı yeni bir sınıf doğar. Artık toprak kavgalarından (toprak savaşları) yerini ekonomik savaşlara dönüşür. Ve bağlamda herkes kendi sınırların belirleyerek millet bilincini geliştirip milli ekonomilerini yaratırlar. Her yeni sanayi savaşına katılan Devlet (millet) yeni sömürge bulup onun üzerinde gelişmek için savaşmadan ele geçirme yoluna gider kendilerine bağımlı halk yaratırlar.

Tabidir ki bu doğuya doğru değil daha çok geri ve bakir kalmış Afrika üzerinde sömürge paylaşımı başlar 1 ve 2. Paylaşım savaşı doğunun yeni kopuşu başlatır. Doğu batının gelişen ekonomisi ve uygarlığı karşısında ayakta durmaya savaşlarla kendini idame ettirmeye çalışsa da artık kendi kamu mülkiyeti yarattığı uygarlığın sanayi uygarlığı olmadığından son savaşları kaybeder. Çünkü doğunun uygarlığı hayvansal güce dayalı doğal tarımsal üretim ile doğal felsefeyle yoğrulmuş ve kamu her alana hakim olduğundan dolayı her türlü muhalefet yok edilmiş yada cılız bırakılarak tarihi kendileri için tekerrür edici bir şekilde düzenlemişlerdir. Taa ki başlarına her şeyi sanayisi ile hakim olan yeni güçlü bir devlet ve sınıf savaş ve ekonomide zafer elde edene kadar yeni uyanışlara kapılarını kapatmışlardır. Bu nedenle eskiden kopuş olmamış çünkü yeni olan doğmadan yok edilmiştir.

Muhalefet bilinci gelişmediği ve karşıt olanların iktidar olacak kadar güçlenip hiçbir zaman iktidara yürüyemediği iktidarsız muhalefet iktidara yakın olsalar bile iktidarın gereklerini yerine getiremediklerinden hiçbir zaman iktidara gelememişlerdir. ( Hatta bazıları iktidarı kendilerini bozacağı korkusuyla yeni dönemde iktidardayken bile kendi iradeleri ile muhalefeti seçmişlerdir (baykal gibi) Her iktidarın el değiştirmesi her şeyin toptan yıkılması her şeyi sıfırdan başlama anlamına geldiği yada her muhalifin sonun ölüm yada yok oluş olmasından doğu kendi tarihinin sadece isimlerin değiştirerek tarihini değiştirmeden yaşamıştır. Bu son yüzyılda batı, doğu felsefesinin ve ekonomisinin sonunu getirmiştir.

Ama buna rağmen doğu kendi üzerindeki kamu gücünü ve tinsel baskıyı atabilmiş ve özel mülkiyeti içselleştirebilmiş değildir. Bu nedenle Sosyalizmin ilk versiyonu olan kamu mülkiyetine dayalı devlet sosyalizmi doğu toplumlarda kolayca iktidar olabilmiştir. Çünkü doğuda devleti besleyen başat bir ekonomik sınıf olmaktan çok tabakalar zanaat kesimleri ve tarım üreticileri tam anlamıyla toplumdan kopuşu sağlayacak bir sınıf yaratmadıklarından dolayı kamunun bürokratik güçlerinin el değiştirmesi ve yeni ideoloji edinmeleri sadece kamu gücünün bürokrasisinin el değiştirmesi savaş dönemlerinde kolay olmuş ve sonrasında yeni sınıf yaratmadan toplumu proleterleştirmeleri artı emeğe el koyarak birikim yaratmaları eski devlet bürokrasisinden daha iyi sonuçlar elde etmiş toplumu gönendirmiştir. Ama Bu bu devletlerin uyguladıkları devlet kapitalizmi olduğundan ve karşıt sınıf (üst) sınıf olmadan sınırsız bir emek sömürüsü yapmaları nedeni ile oluşan birikimler yeniden üretime dönmeyip bürokrasinin ihtiyaçları ve yeni ideolojinin gereklerine harcanması toplumların gelişmesi savaş sanayisi dışında diğer sanayilerde geri kalmalarına ve taklit sanayisine yönelmelerine neden olmuştur. Tüketim bir sınıfın tüketim kalıplarına ve onun kar mekanizmalarına göre değil devlet elinde bulunduran ve parti adına plan yapan bürokrasinin ihtiyaçlarına göre biçimlenir. Bu zaten doğu toplumlarının kaderidir. İster adı sosyalizm olsun ister kapitalizm yada krallık (vs) ne olursa olsun tüketim kalıplarını kurmacasına yapan bürokrasidir. Biri proletarya adına diğeri kapitalizm adına her ikiside kardan değil rant payı almak peşindedir. Ekonomik bir sınıf karakteri taşımadıklarından ekonomik riske girmeden gelir etme yoluna gider buda toplumu durağanlaştırır. Bürokrasi riski sevmez ama gelirin sürekli olması hayati güvencesidir.Bu nedenle doğu savaş dönemlerinde ileri gider ama geri kalan uzun dönemde bürokrasi kendi primini yemeyi sever çünkü savaştan başka bir ekonomi bilmez.

(Nizamü’ül Mülk eğitim(gece orduları) için büyük paralar harcarken karşıtları onun harcadığı paralar orduya harcansa idi bu ordu sancağını taa İstanbul surlarına dikerdi diye Melikşah’a şikayet ederler) tarihin sarı sayfaları. Böylece Nizamülmülk ardılları bu zihniyetin altında ezilir

Tüketici ile üretici arasına kapitalist müteşebbis girdiği andan itibaren geniş ve belirsiz bir piyasa için üretim sisteminden kaçınılamaz. Kapitalist üretimin bir şekli ile karşı karşıyayız demektir.

Üretici ile tüketici arasına kapitalizmden öncede müteşebbis girdiği hallerde mübadele kapital değil aracı altın idi. Kapitalizm güçlenmesi milliyetçiliğin güçlendiği dönemlerdeki burjuvazinin hakimiyetini sağlaması ile ortaya çıkar. Her toplumda şu yada bu şekilde mübadele yapanlar ortaya çıkar. Asıl Kapitalizm emeğin üretkenliğini artıran makinenin üretime girmesi ile gerçek hüviyetine bürünür. Üretim artarken ücret aynı kalır. Ayrıca üretim artarken karı maksimize etmek için ücretler düşürülmeye çalışılır. Hatta zarar gösterilerek işçi tümden uyutulmaya çalışılır. Böylece kapitalizm karları artması ile birlikte motorize kapitalizm üretime girer. Üretimin artması ile iç piyasada ücretlerin artmaması nedeniyle iç piyasa çöker. İçeride tüketilemeyen ürün dış piyasaya açılımı zorunlu kılar. Dış piyasaya motorize müteşebbis kapitalistler devreye girer. Bu tarihin bir evresidir. Motorun bulunması sömürüyü de motorize hale getirir. Motorize kapitalizm hem üreteni hemde tüketeni sömürme yoluna giderek kapitalizm kendini büyütmek için vahşi bir piyasa yaratır. Böylece burjuva sermayesini ve burjuva bankasının yaratır

Yeni bir çağa girerken yeni bir zamanda yeni başlangıçlar yeni düzenler yeni insanlar ve daha güzel bir dünya yaratma çabamız daha fazla olmalı. Kendisinin kurtaramayan insan hiçbir şey kurtaramaz kendisini kurtaran insan sadece kendisini kurtaran insan her şeyi kurtarmış değil tek bir şeyi kurtarmış sayılır. Önce emek bankası ve sol sermaye yaratılmalıdır

Özel mülkiyetin (kentsoylu) ürettiği ücretli emek onca mülklülerin arasında birlerce mülksüzleri üretir. Özel mülkiyet kendi anlayışını savaşların sonucunda kamu mülkiyetine veren yeni ekonomiler doğal komünalliği yaratma çabaları ve sürgit ortaya çıkan savaşların insanları mülksüzleştirmesi ve kamu mülkiyeti gibi zorunluluğun ürünü olan (birlik ve beraberliği ihtiyaç duyulduğu zamanlarda) ekonomik zorunluluk ortadan kalkınca zorun sahip olduğu ekonomi sahipsiz kalır ve çözünmeye aslına geri dönmeye özel mülkiyete (parçalı mülkiyete) doğru evrilmeye başlar. Toplumsal ihtiyaçlar giderildikten sonra o toplumsal ihtiyaçla bütünlenen kişiyle bütünleşir. Ama en önemlisi kamu iradesi ona sahip çıkıldığı ve ihtiyaç duyulduğu sürece varlığını korur. Devlet erki dolaysıyla Kamu mülkiyeti nasıl kendisine hizmet etmeyi zorunluluk olarak görüp insanları angarya olarak çalıştırdı ise savaşın sonunda devletten kopartılan yada devlet tarafında kişiye verilen topraklarda aynı devlet gibi kişileri angarya olarak çalıştırmaya başlar köleyi devlet yaratırken onu en iyi kullanan özel mülk sahibi olur. Devlet kamuya ait işleri düzenlerken özel mülk sahibi kendisine bağladığı kişiyi tüm gün kendine bağlar. Hem ekonomisini düzeltmede hemde ev işlerini görmede kullanır bu nedenle doğuda azaplık olarak evrilen köle batıda şatoların derebeyilerin toprakları işlemesin için evrilen ekonomik bir öge olarak serfe dönüşür. Oysa bu doğuda köle sadece beyine bağımlı hizmet eden kişi olarak kalır. Üretimin herhangi bir aşamasında süreklilik arz eden şekilde kullanılmaz . Daha sonraları köle azat edilir ama yine köle beyin kapısından ayrılmaz beyine azık karşılığı azaplık yapar. Köle özel mülkün üretim aşamasında kullanılmadığından ekonominin asıl üreticisi olamaz

Batıda derebeyiler birbirlerini savaşlarda yenişemeyince doğu gibi büyük bir devlette yaratamazlar. Büyük devlet olmayınca devletin gerek ganimetler gerekse alınan vergiler yeterli olmayınca derebeyi kendi elindeki gerek savaş esirlerini gerekse kendi kölelerini toprakta çalıştırmaya başlar. Üretimin temel öğesi yaparak verimini artırmaya ve azami kar elde etmeye çalışır. Ne doğu gibi büyük arazileri vardır nede doğu gibi iklimi kendisini doyuracak ılıman iklime sahiptir. Bu nedenle üretim artırmak için köle dolayısıyla serf emeğine ihtiyaç duyar. Batıda üretimi artırmak için aynı zamanda basit insan emeğinin yanında aletleri kullanmaya az insanla çok iş yapmaya çalışır. Oysa doğu gerek insan gerekse arazi bakımından çok büyüktür ve daha çokda ipek yolu üzerindeki ovalarda uygarlığının doruğuna çıkmaktadır.

Ama batı bütün bunlara sahip değildir. Hele sınırları da gerek küçük devletlerle gerekse denizlerle çevrilidir. Denizlere yakın olan küçük ülkelerin denizin tümüyle insan aklıyla üretim yapması dolayısıyla alet bakımından buralarda gelişme gösterir. Bunun en iyi örneğini Hollanda yapar. Öte yandan asıl gelişme her tarafı denizle çevrili İngiltere’de makinenin ve motorun gelişmesi tesadüf değildir. Hem denizle çevrilidir. Dolayısıyla karadaki gibi kaba insan gücüne değil denizin altından ve üstünden kendini doyurmak için daha çok akıla ve makineye ihtiyaç duyar. Bu nedenle ilk motorun bulunması denizin sayesindedir. Gerek kara ile bağlantı kurmak gerekse diğer komşulara ulaşmasının zor olması nedeni ile kendi gereksinimlerinin kendinin karşılaması için ihtiyaç duyar. Bu hem üretimini artırır hemde ticaretini geliştirir. Oysa doğu üretimini artırmak için yeni topraklar fethetmeye ve bu topraklardan alınacak gelirlerle devleti ayakta tutmaya çalışır aynı zamanda ipek yolunun güvenliğini sağlamaya çalışır.

Doğu zengin doğal kaynakları ve kalabalık insan nüfusu ile imparatorluklar kurarken batı daha çok kendi millete dayalı küçük devletler kurar. Doğu teokrasi ile bağlaşık içinde kendine ideoloji olarak dini kullanırken batı haçlı seferleri ile batıyı ele geçirmeye çalışan papazlar küçük iktidarları ile küçük devletler ele geçirmek için çatışır. Teokrasi bütünsel olması ve toprak dolayısıyla doğal üretime bağımlı ideoloji geliştirmesi nedeni ile büyük toprak ister ve küçük devletler üzerinde görür kendini oysa batı gerek toprak yapısı gerekse iklimi ile büyümeye elverişli değildir hem insanların iktidardan kaçabilecekleri denizleri hemde küçük adaları vardır. Hatta dağları bile kimi zaman geçit vermez İsviçre kantonları gibi batı bu nedenle mutlak iktidarlardan kolaylıkla kaçabilmiş iktidardakiler kolaylıkla düşmanlarını yok edip karşıtlar olmadan tek düze bir hayatı yaşayamamıştır. Karşıt düşünceleri ile yaşamaya alışmış kimi zaman küçük derebeyler kendilerini ayaktı tutabilmek için karşıtlarından yardım istemiş hatta diğer küçük devlet ve derebeylerle bağlaşıklar kurmuştur. Papadan yada iktidarın zulmünden kaçan bilim adamlarını Hollanda’ya gittiği gibi yada deniz aşırı İngiltere’ye kolayca gidebildikleri gibi. Doğu her yeni ortaya çıkan medeni toplumların zenginliklerini (ganimet olarak almış ama gerisin geriye o medeniyetten sadece çölleşmiş toprakları kalmıştır. Doğuda devlet ile din savaş yapmamıştır. Bu nedenle bilimin dinden kopuşu sağlayamadığından dolayı normal. gelişme seyrine giremeden bilimsel gelişmeler kendi kendini savaşların ortasında bularak yok olmuştur. İktidar dine hakim olduğundan dinle savaşmadığından dolayı kendine yeni ideolojiye ihtiyaç duymamıştır. Oysa batıda hiçbir devlet dine tam olarak hakim olamamıştır. Aksine Teokrasi küçük devletler üzerinde hakim olmaya çalışır, Doğuda iktidar savaş gelirleri ile uzun süre ayakta kalabildiğinden dolayı da ekonomisini güçlendirmek için yeni bir ideolojiye dolayısıyla kendini ayakta tutacak yeni sınıfa ihtiyaç duymaz.

Batı kendi ihtiyaçlarını toprak soylulardan sağlayan küçük devletleri topraklarınında küçük olması nedeni ile büyümek isteğinde yada yeni kaynaklara ihtiyaç duyduğu zamanlarda toprak soylu yeteri kadar üretimi artıracak şekilde insanları çalıştırsa da büyük bir zenginlik yaratamıyordu. Öte yandan ticaretle uğraşan tüccarların gemilerle getirdikleri zenginlikler ve öte yandan denizle birlikte gelişen makinenin topraklarda kullanılmaya başlar. Asıl olarak insanların ihtiyaçları için zanaat ürünlerinde makine kullanılmaya başlar. Zanaat alanına makinenin girmesi ile üretim artmaya toplum zenginleşmeye başlar Deniz ticareti ile zenginleşen tüccar elindeki sermayeyi daha faz dine bağımlı toprak yerine milli ideolojiye onun ortasına tanrı yerine insanın( bireyi) koyarak yeni bir sınıf ve yeni bir ideoloji yaratır. Yeni sınıf üretimi hedeflerken tümüyle bilime ve makineye yatırım yapar. Devletin dinden tam kopuşu da burada başlar. Hatta öyle kopar ki teokratik iktidara bir toprak parçası vererek onun teokratik iktidarını kendinden uzakta tanır. Dini dünyevileştirir. Dolayısıyla tanrıyı gökyüzünden indirip ona bir devlet verir. Vatikan devleti.

1 – İŞ ARAÇLARI (üretim araçları)

2- ÜRETİM METODLAR( bilim ve teknik adamları)

3- EMEK GÜCÜ (kalifiye ve basit el emeği)

Son iki formasyon üretimin aktif unsuru olan iş gücünü oluşturur. Üretim metodları ve emek gücü üretim güçlerinin esas oluşturucusu ve sermayenin işleyişini emeğin nesnelere ve kullanım değerlerine dönüştüren üretim aletlerini harekete geçiren esas formasyonlardır. Üretim araçlarının ve üretim güçlerini esas belirleyen şey bu iki formasyondur. Özel mülkiyetin gelişmesi ve genişlemesi ile kamu mülkiyetini ele geçirmeye başlaması ile üretim araçlarını kamu mülkiyetinin küçük kral(derebeyi) aristokrasiye oradan da kent soyluya geçmesi ile birlikte kent soylunun teknolojik üstünlüğü , kamu mülkiyeti alanını tam anlamıyla ele geçirmiştir. Hatta doğunun ortaboy krallarının yakın tarihteki savaşımı içinde kamu mülkiyeti alanı yeniden belirlenmeye çalışılmaktadır.

Her ne kadar özel mülkiyet kamu mülkiyeti ile beraber üretim araçlarını bölüşerek götürsede özel mülkiyetin genişlemesi özel alana bırakılamayacak kadar hatta bir kişinin yönetemeyeceği ( bir devlet teşşekkülü kadar) büyüyebilmektedir. Üstelik ne milliyeti nede sınırları bellidir.

Devlet kadar büyüyen özel mülkiyet aynı kralın tek iradesine bırakılamayacak kadar büyümüş hatta kimi yerde küçük birimlere kendi altyapılarını kurarak biçimsel özerkleşme yoluna gitmiştir. Bu itibarla sermayenin bütünleşmesi artık tek bir kişinin çabalarıyla olacak bir şey değildir. Özel mükiyetin ilk zamanlardaki yapısı itibariyle %100 özel mülkiyet iken bu gün kontrolü elinde tutarak devlet ile yada diğer sermaye sahibi kişilerle özel mülkiyeti paylaşmaktadır. Öte yandan karar mekanizmaları artık özel mülk sahibi ile birlikte kurullar içinde kararlar alınmaktadır. Bu iş araçları

sahibin in mülkiyet gücüne ortak olan iş gücü nün fiili ve meşruti gücü almıştır. Artık %100 tek sermayeli bütünsel formasyonlara rastlanmadığı gibi sermayesiz bir iş gücü nede rastlanmaz. Ancak % 100 tek sermayeli olan şeyler gerçekten özel mülkiyettir.

Burada yeni bir mülkiyet doğmaktadır. Sermayesini % 51 e kadar bölünebilen yerde aile dışında tek bir kişinin dahi sermayeye katkısı (maddi veya manevi) bu nakdi yada karar organların da yer alması yeni bir mülkiyete tekabül eder.

EMEK MÜLKİYETİ.

Emek gerçek anlamda sermayeyi sahiplendiği zaman gerçek emek ortaya çıkar dolayısıyla ilerleme ve gelişme ideolojileri kendi ihtiyaçlarını göre belirleyen emek mülki yeti doğacaktır

Günümüz ideolojileri özel mülkiyetin çıkarlarına göre yada kamu mülkiyetinin .ihtiyaçlarına göre şekillenirken gerçek üreticinin ne çıkarı nede ihtiyaçları göz önüne alınır. Bu nedenle üretim tümüyle yanılsama ideolojileri ile üretim yapar. Çünkü gerçek üreticinin kendi ideolojisi değil bir üst sınıfın yada örgütlü güçlerin ideolojisi olarak belirir ki;. en son halini milliyet üzerine kurulu devletlerin milliyetçi ideolojileri ile otoriter ve totaliter devlet örgütlerini yaratmıştır

.Emeği mülkiyet olarak değilde ücret olarak ele (Ayni yada nakdi) alındığında mutlaka yanılsama ideolojileri din ve milliyetçilik gibi bunları kullanarak bir ideoloji yaratmaya çalışırken ideolojinin yetmediği yerde baskı uygulamaya çalışır. Başarılı olduğu olduğu sürece etnik yada dini kendi uygarlığını yaratır. Bu uygarlık insanlığın hizmet ettiği sürece ayakta kalır. eğer ki kendisinden daha gelişmiş ve bilime hizmet eden bir uygarlık ortaya çıkana kadar başat bir uygarlık ve yaşam biçimi olarak tarihe hizmet edecektir Artık Kapitalizmin uluslararasılaşması ve milli benliğini yitirmesi dolayısıyla ya enternasyonal bir ideoloji yaratacak (insan hakları vb) yada gerçeğin kendisi bilimselleşecektir Oda ilerleme ve gelişme bilimidir. İlerleme ve gelişme bilimi emeğin kendini sahiplenmeye başladığı kişinin nasıl birey olması ile( sermayedar olması nedeni ile yeni bir sınıf yarattığı gibi) emek ve emekçi toplumsallaşabildiği oranda emek özgür bir birey olacaktır bu sermaye gibi elinde sömürü aracı olan ücretli emenin ortadan kalkmasıyla birlikte emek kendi kendine aldatan bir ideolojiye ihtiyaç duymayacağı için özgür birey gerçek anlamda ortaya çıkacaktır.

Sermaye sahibi egemen birey kentsoylu birey gerek sınıfsal karşıtlıklar gerekse yanılsama ideolojilerinin esiri olduğundan ne kadar sermaye birikimi yaratırsa yaratsın sınıfsal özgürlüklerin ötesine geçemeyecektir. Birikiminin kendi kölesi olacaktır. Çünkü bu birikim haksız bir şekilde elde edildiği gibi bir çok geri ögelerin yaşaması için finanse etmeye çalışacak hem eski sınıflardan hemde mülksüz sınıflardan sermayesini korumak, kendini korumak için çevresine özgürlüğü kısıtlayan duvarlar örecektir. Oysa emek birey sınıfsal kıstasların ötesinde özgürlüğü kendisi yaratacak hiçbir zaman kendi çevresine duvar örme ihyacı duymayacaktır.

Çünkü bir alt sınıf var olmadığı gibi tüm emeklere saygı duyacaktır. Hatta bu eski birikmiş emeğe de saygı duyacaktır. Çünkü sermaye uluslararasılaşması değil emeğin kendi gerçekliğinde uluslararasılaşmasıdır Emeksiz sermaye nesnedir; ham doğadır, sermayesiz emek sade köledir, serftir, proletaryadır. Sermaye ile emeğin birliği sağlanmalıdır. Herkesin sermayedar olabileceği taşınır yada taşınmaz sermaye ile bir varlık olduğu ancak herkesin; gücü yeten herkesin bir emek veren kişi olduğu ve üretime katılmasının bir zorunluluk olduğu bilinmeledir. Sermaye birikmiş emeğin bir toplamı olduğu için asıl üretici sermayede emek mülkiyetinin ta kendisidir. Sadece birikmiş emektir. Bu nedenle ister devlet elinde olsun ister kişi elinde isterse bir grup elinde olsun her birinin birikmiş emek sahibi olarak toplumu yönlendirme hakkına sahiptir. Yine herkesin doğuştan gelen emek gücü ile emek mülkiyetine sonradan birikmiş emeğe sahip olabilir. Kapitalizmin itici gücü sermayedarın nereye nasıl yaparsam daha çok kazanırım mantığı ile gelişmiştir.

Emekçinin üretime ortak olması birlikte artı emeğe el koyma ile değil emeğin daha üretken bir yapıda geçmişin kazanımları ile birlikte sermayedarında üretimin yönlendirilmesinde aktif etkenlerden biri olacaktır Kapitalizmin elinden artı emeğe el koymasının alınması ile birlikte daha az çalışma daha fazla eğlence mantığı ortadan kalkar. Çünkü eskiden kazanımı olmasa da artı emeğe el koyarak kendi yaşamını sürdürebilirken artık sermayenin gerçek yol göstericiliği ve birikimlerini ortaya koymaya başlayacaktır. Toplumsal barış gerçekliğini ancak o zaman yaşayacaktır.

Proletaryanın kentsoyludan koparmaya çalıştığı hakları ki bunlar daha az çalışma rahat çalışma ortamı yaratmaya çalışmak gibi egemen ideolojiye proleteryayı sendikalizasyon ile sömürücü düzene payanda yapmaktan ve ona destek vermeye devam etmekten başka bir şey değildir. Bu iyileştirme mantığı ile bu günü kurtarma yoludur. Hem kentsoylu bireyi kısıtlı özgürlüğüne mahkum etmek hemde emek özgür bireyin yaratılmasını engellemektir. Sermayedarın birikmiş sermayeye ihtiyaç duyması nedeniyle kıyasıya bir mücadele ve iç örgütlenmeleri ile emek üzerinden el koyduğu artı emeğin kullanarak üretimde siyasette yönetimde söz sahibi olmuştur.

Emek mülkiyetinin hakim olması ile birlikte üretim ve yönetim değişeceğinden dolayı ücretli bir sınıfın ortadan kalkması ile birlikte devletin karekteride değişecektir. Çünkü üretime hakim olan devlete de hakim olacaktır. işçinin sosyal haklarının yükseltilmesi yada ücretlerinin iyileştirilerek kardaki (artı emek) payının artırılması ile değil asıl olan EMEĞİN bir mülkiyet olarak birikmiş emekle kaynaşması işini sahiplenmesi işinin üzerinde yönetme hakkının ve yöneticisini seçme hakkını alması ve dahası gerçek üretici olarak birikmiş emeği(sermayeyi) ücretlendirmesi (faiz) ve kendisinin elde ettiği kar üzerinden çalışanlara üleştirmesidir. Emekveren kendisi ücret almaz. Sadece çalışmasının karşılığını alır ve karını emekveren sermaye ücreti(faiz) ve kira giderleri gibi giderleri düştükten sonra kalanı eşit olarak paylaşır. Çalışanların üzerine sermaye olarak üretime geri döner. Herkes çalışmasının karşılığı kadar alacaktır. Dolayısıyla çalışmasının karşılığından sonra kalan (Artı emek ve rant gelirleri yada piyasa gelirleri) hemen hepsi sermaye olarak üretime katılır. Ancak emekçi işten ayrıldığı yada iş değiştirdiğinde kendi payına düşeni alır. Yada yıl sonu kendi birimlerinin yapacağı kar dağıtımlarından faydalanır

Çalışmanın karşılığı alınan ücret, birimin karına ve zararına göre belirlenir dolayısıyla kişinin çalışmadan ücretlendirilmesi diye bir şey söz konusu olmayacaktır. Herkes kazandığının karşılığını alacaktır. Burada çok çalışan çok kazanırken az çalışan az kazanacaktır

Tecrübesi olan yetenekleri olan bilgisi ve görgüsü ile olan kişiler yönetimde yükselerek ek gelir elde eder. Buda daha iye üretme ve kaliteli bir üretimi hedef alır yönetim çalışanların elinde olduğundan dolayıdır ki kendi sosyal ihtiyaçlarını ve kültürel gereksinmelerini kendi karşılayarak sosyal haklar manzumesi yazmaya ve hak alma mücadelesine girmeye gerek kalmayacaktır.

Yine sermayedar üretimden aldığı faiz ve kira gelirleri ile ana sermayeden pay sahibi olurken, kendi sermayesini o birimde tutmaya veya başka birimlere aktarma yaparak üretimin yönlendirilmesine katkıda bulunur. Emekverenin göremediğini sermayedar görerek üretimin gelişmesine ve ilerlemesine yardım eder. Böylece herkesin proleterleştirerek sadece kamu mülkiyetinin egemenliğine sokarak toplumu işçi devleti sınıfsız bırakarak devlet hegemonyası kurmanın ve toplumu fakirleştirmenin önüne geçilmiş olur. Birikimsiz sermaye olamayacağı gibi emeksiz sermaye olmaz . Birikim hiçbir üretim karakteri olmayan sadece üretim

in bekçiliğini yapan kamuya üretim teslim edilemez . Çünkü devlet sınıfsız var olamaz

Sınıflar olmadan da üretim olmaz. Ancak sınıfları ikiye bölüp bir diğerine ortada bırakarak üretim var olmaz. Ancak bu güne kadar özel mülkiyet balamında emeği köleleştirerek bu gelmiş olan üretim

yapısı ile emek köle olmaktan çıkmış ücretli hale gelmiştir. Özel mülkiyet eseri olmaktan emek kurtulduğu andan itibaren sermaye sınıfı başat bir sınıfı emeğin üzerinde hakimiyet kuran baskıcı bir sınıfı değil emekverenin kendi ulaşacağı bilinç ile üretim araçların esiri dolayısıyla bir sınıfın eseri değil kendi kendisinin kölesi ve kendisinin efendisi olacaktır. Sermayede tarihsel görevlerini sürdürmeye devam edecektir. Buda ancak emekverenin kendi artı emeğine sahip olduğu andan itibaren kendiside bir sermaye sahibi olabilecektir. Ama sermaye sahibi olmayan insanların yine ücretlendirilerek sermayesizleştirilmemeleri için

EMEĞİN KİRALANMASI YADA BELLİ BİR ÜCRET KARŞILIĞI SERMAYEDARA ÇALIŞMASI YASAKLANMALIDIR. Buda ancak ilk zamanlarda yasaklama daha sonra gelişecek bilinç ile bu sağlanır.

Kapitalizmde ücret parasal değerlere sahip olduğu için paranın dalgalanmalarına tabii olur. Ücret nominal olarak artsa bile gerçekte ücretin alım gücü düşer. << Ücret bu nedenledir ki parasal değer olarak iş gücü kendi değerine özdeş olamaz>>

Kendi değerine özdeş olması ancak kendi çalıştığının karşılığını alması ile olasıdır. Kapitalizmde veya devlet kapitalizminde çalışsa da çalışmasa da, çok çalışsa da yada normal çalışsa da yine ücret aynıdır. Kapitalizm buna çare olarak sosyal haklar ve primi ön plana getirerek çalışmayı özendirmeye çalışır. Ama bu sermayedarın kazancının yanında çok küçük bir rakamdır. Çünkü Sermayedar piyasa koşulları yada rantın yanında en önemli gelir kaynağı artı emektir. Emek vereni güdüleyen ideolojilerin ve denetim mekanizmalarının gücüne göre emek üretkenliğini artabilir. <ücret kapitalist için elden geldiğince düşük tutulmasında çıkarı bulunan bir bedel, emek veren için bir gelir gibi gözükmektedir> ücret biçimleri özel mülkiyet ve kamu mülkiyeti dolayısıyla tüm mülkiyetler üzerine emek üzerine kurduğu tahakkümden sonra (insanın köleleştirilmesi ve mülksüzleştirilmesi ile atbaşı gider).zamana bağlı olarak ayni mal parça başı ücret primli ücret şeklinde emekverenin gelirini artırma yoluna giderken aynı zamanda emekverenin çok çalışması daha çok prim alacağım diye kapitalisti zengin etmesinden başka bir şey değildir. Her insanın belli bir üretim kapasitesi vardır. Bunu kapasitenin zorlanması kişiye zarar verdiği kadar kapitaliste daha çok kar getirir. Çalıştığı fazlanın tam karşılığını alamaz sadece belirlenen prim kadar alır. Buda kapitalizmde proleterin daha çok çalışarak kapitalisti zengin ettiği göreli olarak proleterin gelirin bir artış olmasına rağmen kapitalist göre arasındaki gelir uçurumu arttığından dolayı patronu karşısında

daha çok fakirleşir. Prim belki onun için zorunlu bir giderin karşılanmasıdır. Ama kapitalist için karının üretime değil eğlence sektörüne akacak kadar (kara paraya) kadın ticaretine ve uyuşturucu

mezrasına doğru akar eğlence parası. Proleter için göreli iyileşme kendisini için bir zenginleşme değil kapitalist için zenginleşmedir.

Emek veren her ne kadar heterojen yapıya bürünse de kapitalizm onu

parasal olarak onu ücretlendirerek bir madde gibi mal gibi kiralayarak metalaştırmaktadır. Sanayi işçisi( proleteri) onu sendikalarından dolayı muhatap almakta dire ücretliler ordusunu yok saymaktadır. Proleter bir malı ürettikten sonra diğer ücretliler tüm topluma hizmet götürerek üretilen malı kullanılabilir hale getirmektedir.

Sadece sanayi kollarında değil hizmet kollarında iş üretilmektedir. Dahası üretilen metanın tüketilmesi için emek harcamaktadır. Proleter ile hizmet kollarının her ikiside kol gücünü kollanmaktadır. Sanayi proleteri saniyeden gelen gücü dolayısıyla örgütlenmesini tamamlamış diğer hizmet kolları gerek kapitaliste hizmet vermesi gerek dağınık bir yapıda olmaları dolayısıyla örgütlü bir güç olamamaktadır. İşçilerden daha çok hizmetliler sömürülmektedir. Bu aynı zamanda diğer ücretlileri de kapsamaktadır.

Proletaryanın kentsoyludan koparmaya çalıştığı hakları ki bunlar daha az çalışma rahat çalışma ortamı yaratmaya çalışmak gibi egemen ideolojiye proletaryayı sendikalizasyon ile sömürücü düzene payanda yapmaktan ve ona destek vermeye devam etmekten başka bir şey değildir. Bu iyileştirme mantığı ile bu günü kurtarma yoludur. Hem kentsoylu bireyi kısıtlı özgürlüğüne mahkum etmek hemde emek özgür bireyin yaratılmasını engellemektir.

Sermayedarın birikmiş sermayeye ihtiyaç duyması nedeniyle kıyasıya bir mücadele ve iç örgütlenmeleri ile emek üzerinden el koyduğu artı emeğin kullanarak üretimde siyasette yönetimde söz sahibi olmuştur.

Emek mülkiyetinin hakim olması ile birlikte üretim ve yönetim değişeceğinden dolayı ücretli bir sınıfın ortadan kalkması ile birlikte devletin karekteride değişecektir. Çünkü üretime egemen olan devlete de hakim olacaktır. İşçinin sosyal haklarının yükseltilmesi yada ücretlerinin iyileştirilerek kardaki (artı emek) payının artırılması ile değil asıl olan EMEĞİN bir mülkiyet olarak birikmiş emekle kaynaşması işini sahiplenmesi işinin üzerinde yönetme hakkının ve yöneticisini seçme hakkını alması ve dahası gerçek üretici olarak birikmiş emeği(sermayeyi) ücretlendirmesi (faiz) ve kendisinin elde ettiği kar üzerinden çalışanlara üleştirmesidir. emekveren kendisi ücret almaz. Sadece çalışmasının karşılığını alır ve karını emekveren sermaye ücreti(faiz) ve kira giderleri gibi giderleri düştükten sonra kalanı eşit olarak paylaşır. Çalışanların üzerine sermaye olarak üretime geri döner.

Herkes çalışmasının karşılığı kadar alacaktır. Dolayısıyla çalışmasının karşılığından sonra kalan (Artı emek ve rant gelirleri yada piyasa gelirleri) hemen hepsi sermaye olarak üretime katılır. Ancak emekçi işten ayrıldığı yada iş değiştirdiğinde kendi payına düşeni alır. Yâda yıl sonu kendi birimlerinin yapacağı kar dağıtımlarından faydalanır

Çalışmanın karşılığı alınan ücret, birimin karına ve zararına göre belirlenir dolayısıyla kişinin çalışmadan ücretlendirilmesi diye bir şey söz konusu olmayacaktır. Herkes kazandığının karşılığını alacaktır Burada çok çalışan çok kazanırken az çalışan az kazanacaktır

Tecrübesi olan yetenekleri olan bilgisi ve görgüsü ile olan kişiler yönetimde yükselerek ek gelir elde eder. Buda daha iye üretme ve kaliteli bir üretimi hedef alır yönetim çalışanların elinde olduğundan dolayıdır ki kendi sosyal ihtiyaçlarını ve kültürel gereksinmelerini kendi karşılayarak sosyal haklar manzumesi yazmaya ve hak alma mücadelesine girmeye gerek kalmayacaktır.

Yine sermayedar üretimden aldığı faiz ve kira gelirleri ile ana sermayeden pay sahibi olurken, kendi sermayesini o birimde tutmaya veya başka birimlere aktarma yaparak üretimin yönlerilmesine katkıda bulunur. Emekverenin göremediğini sermayedar görerek üretimin gelişmesine ve ilerlemesine yardım eder. Böylece herkesin proleterleştirip sadece kamu mülkiyetinin egemenliğine sokarak toplumu işçi devleti adına sınıfsız bırakarak devlet hegemonyası kurmanın ve toplumu fakirleştirmenin önüne geçilmiş olur. Birikimsiz sermaye olamayacağı gibi emeksiz sermaye olmaz. Birikim hiçbir üretim karakteri olmayan sadece üretimin bekçiliğini yapan kamuya üretim teslim edilemez. Çünkü devlet sınıfsız var olamaz

Sınıfları yaratan devlettir. Dolayısıyla devleti idame ettiren devlete muhtaç olan sınıflardır. Sınıflar büyük bir güç olmadan egemen olamaz düşüncelerinin egemen olması için toplumun bütününe egemen olması gerekir buda kamu gücünün temsil eder dünkü devlet ceberut sınıfların yapısı ile bütünleşmiş onların karakterlerini yansıtan devlettir. Yarının devleti sınıfların karakterine göre değil toplumu oluşturan tüm güçlerin bileşimini temsil eden devlet olacaktır. Buda klasik dil ve toprak birliği esasına dayalı devlet yapısının bitişi daha geniş devlet yapılarının ve yeni biçim arayışlarını gündeme getirecektir.

Sınıflar olmadan da üretim olmaz. Ancak sınıfları ikiye bölüp bir diğerine ortada kaldırarak da üretim var olmaz. Ancak bu güne kadar özel mülkiyet bağlamında emeği köleleştirerek bu gelmiş olan üretim yapısı ile emek köle olmaktan çıkmış ücretli hale gelmiştir. Özel mülkiyet eseri olmaktan emek kurtulduğu andan itibaren sermaye sınıfı başat bir sınıfı emeğin üzerinde hâkimiyet kuran baskıcı bir sınıfı değil emekverenin kendi ulaşacağı bilinç ile üretim araçların esiri dolayısıyla bir sınıfın eseri değil kendi kendisinin kölesi ve kendisinin efendisi olacaktır. Sermayede tarihsel görevlerini sürdürmeye devam edecektir. Buda ancak emekverenin kendi artı emeğine sahip olduğu andan itibaren kendiside bir sermaye sahibi olabilecektir. Ama sermaye sahibi olmayan insanların yine ücretlendirilerek sermayesizleştirilmemeleri için

EMEĞİN KİRALANMASI YA DA BELLİ BİR ÜCRET KARŞILIĞI SERMAYEDARA ÇALIŞMASI YASAKLANMALIDIR. Buda ancak ilk zamanlarda yasaklama daha sonra gelişecek bilinç ile bu sağlanır.

Kapitalizmde ücret parasal değerlere sahip olduğu için paranın dalgalanmalarına tabii olur. Ücret nominal olarak artsa bile gerçekte ücretin alım gücü düşer. << Ücret bu nedenledir ki parasal değer olarak işgücü kendi değerine özdeş olamaz>>

Kendi değerine özdeş olması ancak kendi çalıştığının karşılığını alması ile olasıdır. Kapitalizmde veya devlet kapitalizminde çalışsa da çalışmasa da, çok çalışsa da ya da normal çalışsa da yine ücret aynıdır. Kapitalizm buna çare olarak sosyal haklar ve primi ön plana getirerek (çalışmayı zor kullanma yerine) özendirmeye çalışır. Ama bu sermayedarın kazancının yanında çok küçük bir rakamdır. Çünkü Sermayedar piyasa koşulları ya da rantın yanında en önemli gelir kaynağı artı emektir. Emek vereni güdüleyen ideolojilerin ve denetim mekanizmalarının gücüne göre emek üretkenliğini artabilir. <ücret kapitalist için elden geldiğince düşük tutulmasında çıkarı bulunan bir bedel, emek veren için bir gelir gibi gözükmektedir> Ücret   biçimleri özel mülkiyet ve kamu mülkiyeti dolayısıyla tüm mülkiyetler üzerine emek üzerine kurduğu tahakkümden sonra (insanın köleleştirilmesi ve mülksüzleştirilmesi ile atbaşı gider). Zamana bağlı olarak ayni mal parça başı ücret primli ücret şeklinde emekverenin gelirini artırma yoluna giderken aynı zamanda emekverenin çok çalışması daha çok prim alacağım diye kapitalisti zengin etmesinden başka bir şey değildir. Her insanın belli bir üretim kapasitesi vardır. Bu kapasitenin zorlanması kişiye zarar verdiği kadar kapitaliste daha çok kar getirir. Çalıştığı fazlanın tam karşılığını alamaz sadece belirlenen prim kadar alır. Buda kapitaliste proleterin daha çok çalışarak kapitalisti zengin ettiği göreli olarak proleterin gelirin bir artış olmasına rağmen kapitalist göre arasındaki gelir uçurumu arttığından dolayı patronu karşısında daha çok fakirleşir. Prim belki onun için zorunlu bir giderin karşılanmasıdır. Ama kapitalist için karının üretime değil eğlence sektörüne akar. (kara paraya) kadın ticaretine ve uyuşturucu mezrasına doğru akar eğlence parası. Proleter için göreli iyileşme kendisini için bir zenginleşme değil kapitalist için zenginleşmedir.

Emek veren her ne kadar heterojen yapıya bürünse de kapitalizm onu parasal olarak onu ücretlendirerek bir madde gibi mal gibi ücret ile kiralayarak metalaştırmaktadır. Sanayi işçisi( proleteri) onu sendikalarından dolayı muhatap almakta diğer ücretliler ordusunu yok saymaktadır. Proleter bir malı ürettikten sonra diğer ücretliler tüm topluma hizmet götürerek üretilen malı kullanılabilir hale getirmektedir.

Sadece sanayi kollarında değil hizmet kollarında iş üretilmektedir. Dahası üretilen metanın tüketilmesi için emek harcanmaktadır. Proleter ile hizmet kollarının her ikiside kol gücünü dayanmaktadır. Sanayi proleteri saniyeden gelen gücü dolayısıyla örgütlenmesini tamamlamış diğer hizmet kolları gerek kapitaliste hizmet vermesi gerek dağınık bir yapıda olmaları dolayısıyla örgütlü bir güç olamamaktadır. İşçilerden daha çok hizmetliler sömürülmektedir. Bu aynı zamanda diğer ücretlilerde kapsamaktadır.

Doğu zengin doğal kaynakları ve kalabalık insan nüfusu ile imparatorluklar kurarken batı daha çok kendi millete dayalı küçük devletler kurar. Doğu teokrasi ile bağlaşık içinde kendine ideoloji olarak dini kullanırken batı haçlı seferleri ile batıyı ele geçirmeye çalışan papazlar küçük iktidarları ile küçük devletler ele geçirmek için çatışır. Teokrasi bütünsel olması ve toprak dolayısıyla doğal üretime bağımlı ideoloji geliştirmesi nedeni ile büyük toprak ister ve küçük devletler üzerinde görür kendini oysa batı gerek toprak yapısı gerekse iklimi ile büyümeye elverişli değildir hem insanların iktidardan kaçabilecekleri denizleri hemde küçük adaları vardır. Hatta dağları bile kimi zaman geçit vermez İsviçre kantonları gibi batı bu nedenle mutlak iktidarlardan kolaylıkla kaçabilmiş iktidardakiler kolaylıkla düşmanlarını yok edip karşıtlar olmadan tek düze bir hayatı yaşayamamıştır. Karşıt düşünceleri ile yaşamaya alışmış kimi zaman küçük derebeyler kendilerini ayaktı tutabilmek için karşıtlarından yardım istemiş hatta diğer küçük devlet ve derebeyilerle bağlaşıklar kurmuştur. Papadan yada iktidarın zulmünden kaçan bilim adamlarını Hollanda’ ya gittiği gibi yada deniz aşırı İngiltere’ye kolayca gidebildikleri gibi. Doğu her yeni ortaya çıkan medeni toplumların zenginliklerini (ganimet olarak almış ama gerisin geriye o medeniyetten sadece çölleşmiş toprakları kalmıştır. Doğuda devlet ile din savaş yapmamıştır. Bu nedenle bilimin dinden kopuşu sağlayamadığından dolayı normal. gelişme seyrine giremeden bilimsel gelişmeler kendi kendini savaşların ortasında bularak yok olmuştur. İktidar dine hakim olduğundan dinle savaşmadığından dolayı kendine yeni ideolojiye ihtiyaç duymamıştır. Oysa batıda hiçbir devlet dine tam olarak hakim olamamıştır. Aksine Teokrasi küçük devletler üzerinde hakim olmaya çalışır, Doğuda iktidar savaş gelirleri ile uzun süre ayakta kalabildiğinden dolayı da ekonomisini güçlendirmek için yeni bir ideolojiye dolayısıyla kendini ayakta tutacak yeni sınıfa ihtiyaç duymaz.

Batı kendi ihtiyaçlarını toprak soylulardan sağlayan küçük devletleri topraklarınında küçük olması nedeni ile büyümek isteğinde yada yeni kaynaklara ihtiyaç duyduğu zamanlarda toprak soylu yeteri kadar üretimi artıracak şekilde insanları çalıştırsa da büyük bir zenginlik yaratamıyordu. Öte yandan ticaretle uğraşan tüccarların gemilerle getirdikleri zenginlikler ve öte yandan denizle birlikte gelişen makinenin topraklar dada kullanılmaya başlar. Asıl olarak insanların ihtiyaçları için zanaat ürünlerinde makine kullanılmaya başlar. Zanaat alanına makinenin girmesi ile üretim artmaya toplum zenginleşmeye başlar Deniz ticareti ile zenginleşen tüccar elindeki sermayeyi daha faz dine bağımlı toprak yerine milli ideolojiye onun ortasına tanrı yerine insanın( bireyi) koyarak yeni bir sınıf ve yeni bir ideoloji yaratır. Yeni sınıf üretimi hedeflerken tümüyle bilime ve makineye yatırım yapar. Devletin dinden tam kopuşu da burada başlar. Hatta öyle kopar ki teokratik iktidara bir toprak parçası vererek onun teokratik iktidarını kendinden uzakta tanır. Dini dünyevileştirir. Dolayısıyla tanrıyı gökyüzünden indirip ona bir devlet verir. Vatikan devleti.

KAPİTALİZMİN ALTERNATİFİ KENDİ BAĞRINDAN YEŞERİYOR

Yazarımız “artık sosyalist olunamaz “Zülfü Dicleli Kapitaliz alternatifi kendi bağrından yeşeriyor. Evet başka nerede yeşerecekti. Adınını sosyalist diye nitelendiren Sovyetlerci sosyalizmin tarihsel görevini yerine getirmiş ve toplumları ne olabileceği ne olamayacağı tarihin gelişim dinamiğini sergilemesi basit bir tarihsel planlamanın ötesinde bir şeydir. İnsan her topluma verili bir şekilde doğar ve herkes kendi tarihi içinde diğer toplumlarla gelişerek etkileşerek dönüşür. Toplumlar kendi evrim ve devrim çizgilerini yaşamaya başladığında kendi kendini tekerrür eden mekanizmaya değil gelişim ve ilerleme edimine girdiğinde daha önce televizyon ya da matbaa ya şeytan icadı denerek tukaka yapan aynı toplumlar daha sonra aynı mekanizmayı kendi çıkarları için kullanmaya başlar yeni maddeye ya da icadı kullanan insan artık aynı insan değildir değişmiş ve gelişmiş insandır. Bunu kendi çıkarları için kullanmaya başlamış demektir. Bu nedenle her türlü yeniliğe kendine uyarlayan ret etmeyen değişmek ve dönüşmek zorundadır.

“11 tez “Asıl önemli olan açıklamak değil değiştirmektir” Sözünü Mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesi üretim araçlarının özel mülkiyetinin toplumsallaştırılması ve merkezi planlamayla herkesten yeteneği kadar alanap herkese ihtiyacı kadar verilmesiyle sahici özgürlük ve eşitliğin temelleri inşa edilecekti…. Hepimizin elinde bilimsel temellere dayalı proje vardı.”Zülfü dicleli yenidin düşünmek sh 53

İyi ki vardı. Daha önceki etik toplumlarının ellerinde sadece teolojik etik vardı. Ve hiç de bilimsel olma iddiası yoktu sadece iyi olma iddiası vardı. Bilimi öğren diyordu ama hemen her türlü egemen güçler etik teolojiyi kendi çıkarlarına göre yorumluyordu.

Marks sosyolojiyi bilimselleştirdi ve diyalektik yasaları ortaya koydu. Sadece yapılması gereken diyalektik yasaları tüm yasalar gibi mutlak olarak algılamamak hiçbir zaman var olan gerçeğin iki karşıt gücün savaşı değil verili olan güçlerin kendi çok karşıtlığı içinde savaşı olduğu bilincine ulaşmak. Bilimsel analizde iki karşıt gücü karşı karşıya getirirken normal dünyanın dışında sadece iki gücü karşı karşı getirilir tüm diğer etmenler soyutlanır oysa hayat hiçbir zaman soyutlanamaz ve hiçbir zamanda güçler yalın bir şekilde iki karşıt güç karşı karşıya gelmez. Hayatın gerçekliği gibi iki karşıt gücün değil bir çok gücün çarpışmasından yeni gerçeklik ortaya çıkar.

Toplumların ütopyasının bilimsel temelleri attı ve mücadele içinde iktidar elde edilebilir olduğunu Hıristiyanlığın (Altın çağını) İsa’nın yeryüzüne geri geleceği beklentisi, İslamiyetin içinde Mehdi’nin dünyaya geri dönüp tüm kötülerin kılıçtan geçireceği beklentisi ve tüm bu beklentileri doğal komünizm beklentisini modern .bilimsel komünizme dönüştürdü. Ki Marksın öngörülerini sadece egemenleri ezenlerin değil ezilen tarafında olanlarında iktidar için savaştığında iktidar olabileceğini gösterdi. Kapitalizmin olağan birikim krizleri yüzünden tüm toplumlar heyecanlandı. Tüm hıristiyan alemi İslam alemi ve Budistler ve Aztek’lerin torunlarını hemen hemen yeni toplum projeleri için top yekun mücadele etti. Kapitalizmin krizlerini iyi değerlendiren toplumlar hem pozitivizmle sanayi kalkınma hamleleri ile tanıştı hem geniş toplumların egemen olmak için mücadele etmesi gerektiğini bunun bir gelenek olduğunu ve bunun içinde örgütlenmek gerektiğinin tüm doğu ve batı toplumları kendi tiranlarına karşı mücadele biçimleri geliştirdi.

Tüm çabalar toplumları bilimsel gelişmesi kendi kültür uygarlığını geliştirmek için yeni yollar aradılar. Marks dan çok özellikle Engels’ Ailenin ve özel mülkiyetin kökeni ile mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesi ve özel mülkiyetin ortadan kaldırılarak toplumsallaştıracağı varsayımı ile devlet eline devredilmesi herkesin yeteneği ve ihtiyacı kadar verileceğini söylemek ezilen tüm toplumlarda Mülkiyetin tekelleşmesini engellemek için halka dağıtılması ya da devlete devredilmesi öngörülürdü.

Özel mülkiyet diğer insanların mülksüzleşmesin sağladığı için sol literatürde silinmişti ama birikimi sağlayan ve onu koruyan şey mülkiyetti oysa Mülksüzleştirmek toplumun elindeki mülkiyetin sahipsiz bırakılması devlet mülkiyetine geçirilmesi idi. Bu eski toplumlarda ticaretin az geliştiği birikimin cılız olduğu dolayısıyla biliminde cılız olduğu bir dönemde ancak doğal komünizme geri dönülerek topluma eşit dağıtılması ortak kullanıma açılması ile mümkün olabilirdi

Oysa birikimin devasa boyutları ulaştığın artık tek kişinin mülkiyetinde değil bir çok kişinin ortak mülkiyeti ile anonim mülkiyetleri ve başka başka şirket mülkiyetleri doğdu. Hemen hepsi üretim araçlarını sahiplenme biçimi idi. Üretim araçların özel mülkiyetin ellerinden almak için mülksüzleştirenleride mülksüzleştirerek tüm toplumu mülksüzleştirerek herkesi köleleştirildiğinin farkında değillerdi planlama ile başarılabileceği sanıldı. Ama bunların birikiminin yapılması doğal üretimin ürünü değil insan emeğinin ürünü ve aynı zamanda mülkiyetin ürünüdür. Özel mülkiyet yok edilirken ortak mülkiyet yerine devletin ortadan kaldırılacağı öngörülmesine rağmen ortak mülkiyet olarak devlet mülkiyeti algılandığından tüm özel mülk aletleri ve araçları ve tabii özel üretim araçları devlete devredildi. Herkes proleterleştirilerek tek patron yaratıldı devlet ( bürokrasi ) oysa devlet ele geçirerek ezilen toplumların ortadan kaldırılması öngörülürken ve tüm ezilenlerin baskı ve zor kullanım olan devlet aygıtın eline kamunun eline devredildi. Kamu mülkiyeti ile toplumsallaşma sağlandığı sanılıyordu.

Ailenin ve özel mülkiyetin kökeni ilk tarihsel birikim yaratan ekonomik örgütlenme biçimi idi. Aile doğal mülkiyet içinde cinsel bağlamda insanların üremesi için birlik ve birliktelikten mülkiyet doğuyordu. Bu mülkiyet ailenin büyümesi ile ataerkil dönemde geniş aile mülkiyetlerin doğururken ailenin toplum üzerindeki ekonomik baskıları cinsleri ve cinselliği baskı altında tutması ile kendi birikimini sağlıyordu. Aile kendi birikimlerini toplum karşısında güvence altına alabilmek için aile dışı örgütlenmeler baskı gurupları aşiret sistemini köy ekonomilerini ve şehirlerin ve sitelerin ortaya çıkması ile küçük krallar büyük krallar ve devleti ortaya çıkardı ve devlet de kendine hizmet eden kapıkullarını kamu mülkiyetinin sahipleri yarattı ve ortak alanları kamu mülkiyetine alarak dünyanın her şeyini sahipsiz bırakmadı. Tüm bu birikim edimleri insanların mülklerinin ellerinden alınması birikimleri sahip olma savaşının törel ve yasalarla koydukları bağıtlarla yaşama olanağı buldu.

Elde edilen birikimler devlet ortaya çıkışı ve mülkiyete bakışı pazarı geliştirmesi ve ticaret meta üretimi hemen hepsi aile mülkiyetinin gelişmesi ailedeki mülkiyetin tek kişinin tekelinde toplaması ile üretim araçlarının kişilerin mülkiyetine geçmeye başladı. Tek bir kişinin kurduğu atölyelerde insanlar ücretli köle olarak çalıştırılmaya başladı. Böylece özel mülkiyetin birikimin kökenini oluşturduğu ve bu nedenlerden kötülüklerin kökenini barındırdığı, özel mülkiyetten uzaklaşıldıkça insanların daha etik olacağı ahlaka kavuşacağı sanıldı. Birikimi yaratan şeyin mülkiyet olduğu her ne kadar tüm kötülükleri birikim yaratmak için her türlü etik dışı kuralı geçerli sayıldığı burjuva mülkiyetindeki insanlık dışı gelişen burjuva etiğinden uzaklaşmak için ve sömürü mekanizmalarını ortadan kaldırmak için anti-mülkiyet teorileri geliştirildi. Oysa insanlar normal olarak ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra çok insanın birikime ihtiyaç duyduğu ve birikiminde mülkiyet özel mülkiyetten kaynaklandığı bu nedenle mülkiyetin sömürü mekanizmasını destekleyen onu yeniden yaratılmasını sağlayan şey olduğu bu nedenle mülkiyete karşı olmak gerektiği tezleri tüm solun doğal komünizmden kopuşunu sağlayamadı.

Artık doğal komünizm değil insanal komünizm var olduğu ve bunu yaratan birikimi oluşturan şeyinde mülkiyet olduğu mülkiyetin özel ellerde toplanması ile kişinin toplumu kendi keyfine   göre yönlendireceği toplumun ihtiyacına karşılamak için değil kendi keyfiyetin karşılamak için harcayacağı ve toplumsal artı birikimin kişilerin kendi malları gibi karları keyiflerinde harcayarak toplumları gelişmesi ve ilerlemesi için yatırıma döneceği yerde tüketim harcanarak üretmeden tüketen bir kesimin oluşacağından dolayı toplumu sürekli krizlere götüreceği buda toplumların tekrar tekrar kendi kendini yok etmek için kişilerin iradesine kalacağı tahmin edildiğinden hep mülkiyet karşıtı teoriler geliştirildi. Sonuç olarak kamu mülkiyeti toplumsal mülkiyet olarak algılanıp tüm küçük aile mülkiyetleri küçük burjuvalara bile büyük burjuvalar gibi aynı muamele yapıldı. Proleterya diktatörlüğü yerine proleterya köleleri yaratıldı

Dünyaya anlamak ve açıklamak değil değiştirmektir. Hümanist etik anlayışı budur. Değişim her zaman mümkündür sosyalizm ilk projelerinin gerçeklik kazanmaması öngörülerin ortaya çıkmaması insanlığın yeniden İsa’nın dünyaya geri dönmesini ya da Mehdi’nin tekrar yeryüzüne geri gelmemesini mi beklemek gerekiyor.

Doğal komünizm hastalığından kurtulduğumuzda tekrar teolojinin altın çağını beklemek yorgun ( bunamış) geri kalmış düşünürlerin ürünüdür.

Madde boşluk kabul etmek muhalefet kendi projelerini getirmediği sürece mikro ölçekte herkes kendi sorunlarını başat sorun olarak algılar Kadınlar feminizme gayler kendi cinsel tercihlerine doğanın bozulması çevreciliğe ve nice gençlik hareketleri hemen her biri boşalan muhalefet görevinin kendi mezralarından müdahale yapar ala hiçbir zaman gençlerin yeni toplum projesini kimse yıkamaz çünkü eski toplum genç dimağlara kendi içine hapsetmek için onu baskı zor kullanarak yıllar içinde ehlileştirmeye çalışır bu nedenle gençler toplumların vicdanını bozulmamış hümanist etik anlayışını temsil eder. Büyürken dünyalarının kirletmeden bazen toplumlar öldürür kimilerini de kahraman yapar

Özel mülkiyetin elinden alınan üretim araçlarına el konması ile proleterya üretici güçlerin özgürce gelişmesini mümkün kılacak sosyalizm kurulacak

Bu basit bi teori yazımıdır. Ancak ilkokul öğrencilerine tarih anlatma ve tabiki tarih yazdırma teoreminden başka bir şey değil. Kamu mülkiyetini ve özel mülkiyeti sorgulamanın yanında ortak mülkiyeti tarih gündemine getirmek gerekiyor. Her ne kadar daha önce kimi sosyalist aydınların yönetimi işçilere bırakarak başarı sağlayamadıkları yeniden birikin yaratamadıkları görülmüş olmasına rağmen sömürü mekanizmalarının yoğun ve vahşi bir şekilde yaşandığı ve hiçbir katkı yapacak yedek akçenin olmadığı yönetme kabiliyeti olmayan prematüre proleteryayı üretimi devretmek ancak kurtların yanında kuzuları beslemeye benzer. Emekçilerin artık hem yönetme hem uzmanlaşma hemde icat etme her türlü birikime sahip ama sadece sermaye (finans) birikimine sahip değil sömürü sadece mülkiyeti olanlar finansman kaynağı sağlayan bankaların insanların yeniden sömürmesinin mekanizmasını yeniden kurmaktadır. Ki banka kendi üzerine şirketi kurarken şirketi insanların emeklerini kiralamak için değil şirketin insanların kiralamasına ve sömürünün devam etmesini sağlıyor. Kendi finansını güvence altına alırken aynı zamanda sömürü mekanizmalarını yeniden üretilmesini sağlamaktadır.

Yapılması gereken bankanın sermaye ihracı yaparken şirketin sahibi olabileceği gibi daha sonra satarakda kazanç sağlayabilir ama banka hiçbir zaman emeğin alınıp satılmasına kiralanmasına taraf olmayan yeni banka sistemi kurulmalı ve emek örgütlerine emek yoğun şirketlere kaynak aktarmanın ötesinde bu bankanın artı emeğe el koymayan bir şirketlere devredilmelidir.

İlk etapta yapılması gereken dünün vakıf ya da sendikaların mal varlıklarının hepsinin miri arazi niteliğinde tüm mallarını ve mülklerini yeni emek sınıfına (proletarya ya değil) kiralamalıdır. Proleterya kendisinin sömürülmesine alışık olduğundan yeni kadrosu hem mavi yakalı hem beyaz yakalı ikisinin birlikteliğinden doğan ve emeğine ve işine sahip çıkan ve kendi kazancının tekrar sermaye olarak yatırıp kendisininde mülk sahibi olduğu ve elde ettiği artı emeğini tekrar birikimleri ile yatırıma dönüştürdüğü aylık getirisin kendi geçimliği olarak kullanıp kendi işyerinin sahibi olan yeni özgür birey olarak yeni toplum yeni özgür bireyini özgür insanına dolayısıyla özgür üreticiler birliğine kavuşmalıdır. Bunun için illaki devleti ele geçirmek gerekmemektedir. Devleti egemenler sömürücü sınıflar ele geçirmek için uğraşır. Devleti ancak onu ehlileştirmek toplumu özgürleştirmesi için yeniden ele almak ama önce ekonomik gücünü göstermek gerekmektedir. Artık eylem zamanıdır. Nasıl egemen güçleri zoru kullanın devleti varsa hemen her türlü eylemselliğin ortadan kaldırılması gerekmemektedir. Herkes kendi yoluna devam ederken eylem birlikteliği sağcısı solcusu demokratı yeşillercisi hümanisti feministi dindarı dinsizi silahlı ya da silahsız her türlü egemen sınıfın karşısında olan örgütlü gücü olan hemen herkes özgür toplumun oluşması için bu günkü toplumun içinde yarının toplumunu kurmak için ekonomik mücadelesini vermelidir. Sermaye birikimi dersen babadan aileden kalan olması gerekmiyor tüm örgütlü güçlerin kendi birikimleri var hemen her birini sömürünün yeniden üretilmesini sağlayan emeğin alınıp satılması kiralanması veya bir başkasını devredilmesine karşı olan tüm özgürlük isteyen topluluklar ve gruplar eski toplumun sömürücü karakterini ortadan kaldıracak ve yeni topluma sermaye desteği verecek alt yapıya sahip durumdadır yeter ki bankaları ve yeni bankacılığı bu şekilde dizayn edebilelim. Sömürü ve tekrar sömürünün ortadan kaldırılması için toplumları yeteri kadar sermaye birikimini sağlamış ve bunu yatırıma dönüştürmeye çak yakın durumdayken durumdayken illaki birilerinin bir şeyleri malı mülkü sahiplendiği gibi emekçiyi de sahiplenmesi onu satması satın alması ve kiralaması yani köleleştirmeden emeğin yeniden üretimi sağlanmalı ve yeni insan bu şekilde donanıma sahip olmalıdır.

Yazarımız her türlü proje ve kendi ekolojisi içerisinde insanın iradesi dışında geliştiğini diğer güçlerle etkileşime geçerek bir sonuç çıktığını ve amaçlanandan çok farklı sonuçlar çıkabileceğini ve buna örnek olarak Rus devrimini göstermektedir.

Doğrudur Kapitalizmde bu kadar büyük şirketleri değil Birkaç kişinin dünyayı ele geçirerek mülküne geçirerek yönetmeyide arzular ama bölünme ve yenilenme tüm büyük şirketlerin içinden yeni başka şirketleri yaratır. Yeniyi yaratamayan kendisi yok olur.

Tüm toplumsal projeler kendi içerisinde aynı fen bilimi gibi sadece belli güçlerin karşı karşıya getirerek sonuçlarını ve olasılıklarını hesaplar. Fen bilimi de deneyden yaşama döndüğünde onunda açıklayamadığı suyun 100 derecede kaynaması gerekirken her zaman yüz derecede kaynamadığı 100 dereceyi geçerek kaynadığı gözlemlenir ama hiçbir zaman suyun 98 derecede kaynar denmez ama toplumsal eylemlerde her insanın iradi eylemlerinin aynı sonuçları vereceği herkesin aynı sıcaklıkta eylem yapacağını söylemek aynı suyun hep 100 derecede kaynayacağını söylemektir.

Toplumların iradi eylemleri ancak toplumların krizler yaşadığı yaşananları hafızalarında krizler ve geçmiş edimleri içinde eski düzenlerinin bozulması yıkılması durumunda projelerin eylemleri ve onun iradi yaklaşımları ile yeniden biçimlenir. Olağan durumlarda toplumları proje sunulması ve örgütlü mücadele ile mümkündür.

Rus devrimine gelince Proleterya diktatörlüğünden ki devlet kapitalizmine ve gerçekten tüm toplumu proleterleştirdikten sonra artık egemen sınıf olmadığından sömürününde var olamayacağı varsayımına dayanılarak insanlar mülksüzleştirilmiş insanların emeklerini yine birileri alınıp satılmasına insanların kiralanmasına devam edilmiş ve böylece sömürü devam etmiştir. Tüm toplumu proleterleştirmek o toplumu özgürleştirmek değildir ki tüm toplum proleterleşirken proleterin artı emeğine el koyan devlet ya da burjuva ya da şirket tekrar yatırıma dönüştürmediği üretilen şeyin tüketilmesi ve topluma geri dönüşümünü sağlayamadığı ve kendini geliştiremediği yenileyemediği üretime tekrar yatırımı yapamadığı ve yapmadığı sürece proleter daha fakir proleter olarak toplumun içinde paryalaşır. Rus devrimi proleteryayı paryalaştırmış devleti ele geçiren parti pazar ekonomisinin yerine planlı ekonomiyi getirirken pazarı dışlamış olması fen bilimleri gibi dünya arenasının deneysel alanı çevirmeye çalışmışlardır. Oysa dünya pazar ekonomisi gibi güçlerin birbiri ile çatışması varlık- yokluk artı – eksi dost – düşman arasındaki ikili ilişkilerin yanında diğer güçlerle çapraz güçlerin birliği – karşıtlığı içinde gerçeklik oluşur pazar sadece belli argümanların bir araya yoğuşmasıdır. Belli bir yoğuşma ve birliktelik var olduğunda kendi varlık nedenini ve kendini karşıtlarını görme onunla yarışma etiğidir. Planlı ekonomi kendi etiğini pazarını ve kendi yoğuşmasını yapamadığından ki devletin böyle bir ekonomik edimi yoktur. Sadece talebe bağlı olarak gelişen devlet kapitalizmi ancak genel ihtiyaçları karşılarken toplumun ivme kazanması toplumsal birikimleri dışında bireysel birikimler ve bireyin zenginliği sağlanamamış buda bireyin zenginleşemediği yerde devletin kendi kendine yarattığı toplumsal projeler toplumu heyecanlandıramamış ve sonuç olarak devletin zenginleştiği ama bireyin (emekçinin paryalaştığı ücretli köle olarak en düşük ücrete mahkum edilerek bu gün global kapitalizme en düşük ücretle çalıştıracak proleteryayı yarattıkları için teşekkür etmek lazım. Böylece Kapitalizm emperyal sömürünün yanında global sömürüyü de ekleyerek kendine yeni ivme kazandırmış ama kapitalizminde kendi yeni krizlerinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Üretimin daha ucuz iş gücünün olduğu eski komünist ülkelere kaydırarak onları kapitalist yola sokarken daha ucuza üretim yaparak karşıt muhaliflerin üstün konuma gelerek yeni rekabet gücü kazanmıştır. Bu ucuz ve kaliteli iş gücünü yaratan eski Sovyet ve Çin komünist düzen anlaşarak ve yeni globalist sömürüyü yaratanda bu yöntemdir daha önce kapitalistler kendi ülkelerinde üretimlerini satmaya, milli ekonomilerini batırıp kendi mallarını satmaya ülkelerin yer altı zenginliklerini ele geçirip kendi ülkelerine aktarmaya çalışırlardı. Emperyalist sömürü bu şekilde sadece merkez ve çevre ülkelerin göreli olarak zenginleşmesi ve o ülkelerin kendi aralarında iş bölümü ile kalkınma çalışır. Her ülkenin aydınları kendi aralarında sanayilerine kalkındırmak için milli burjuvazi ile birlikte sanayi hamlesi yapmak için sol birikimlerden yararlanmaya çalışırken, merkez kapitalist ülkelerin hamleleri ile savaşa sürüklenip ekonomilerin geliştirmemek için her türlü çabayı güderlerdi. İzin verilen çevre ülkeler Wilson yardımları ile kalkınmasını tamamlarken diğer kapitalist ülkeler uydulaştırılmaya belli üretime mahkum bir şekilde üretime zorlamaya ucuz ham madde ve ihracat üssü olarak kullanırlardı. Sosyal Kapitalist devletlerin yarattığı ucuz ve nitelikli iş gücü kapitalizmin daha rekabet edebileceği aradığı ucuz iş gücünü sundu. Buda Kapitalist ülkelerin iştahını kabarttı hem içerdeki komünist hamleleri yok etmek hem kapitalizmi tekrar restore etmek hemde o ülkelerin bürokrasisinin yapamadığını yaparak bürokrasiyi komünizme değil kapitalizmi hizmet eder hale getirmek için devlet kapitalizmi büyük şirketlerin yatırımları için yeni ülkeler oldu. Merkez ülkedeki giderlerini azaltırken aynı zamanda yüksek kar getirmeye başladı. Bu durum ama kapitalizmin nevisi değişmeye başladı.

Komünistlerle, Kemalistlerin aklın rehberliğinde yeni toplum kurma hayali ortak özellikleri olduğunu söylüyor. Doğunun uyanışının geç olması ve burjuva toplumsal projelerinin geç gelmesi ve krizleri ve sömürü savaşlarının ertesinde kapitalizmle tanışması her ikisininde topluma yeni bir projeyi kurgulamak için çöküntü içinde bir ekonomi bıraktı. Ve savaş yorgunu ve doğu tipi özellikleri taşıyan bir topluma kapitalizmi ya da komünizmi getirmek her ikisi de yeni bir proje idi. Eskinin yıkılıp yerine yenisinin kurulması gerekiyordu. Birisi kapitalizmle yeni tanışıyor diğer kapitalizmle tanışmış ama erken bunalıma girmiş dünya kapitalizminin içinde devlet kapitalizmine kayması hiç de zor olmadı Böylede her ikiside kalkınma hamlelerini yeni düzen kurgulamaya çalışırken topluma ivme kazandırdı ve başarılı olan dünya sahnesinde yeni güç olarak çıkmaya başladı. Kemalistlerin kadrolarının dar olması Atatürk’ten sonra bir kopuş yaşarken Sovyet devrimi ikinci paylaşım savaşından galip çıktı. Kemalistler kapitalistlere teslim olup uydu ülke olmayı kabullenirken (Nato’ya girmesi) Sovyetler kendine çevre ülkeler kazanmaya çalışarak kendi ekonomik düzenini dünyaya yaymaya çalıştı. Kendi kalkınma hamleleri ile çevre ülkelerini(Doğu Avrupa) kendi ekonomisine entegre etmeye çalıştı. Böylece kapitalizmin karşısına aynı şekilde ekonomik ve siyasal karşıt örgütler kurarak birliktelik sağlamaya çalışarak yalnız kalan dünya kapitalizminden soyutlanan ekonomisine destek sağlayacak ekonomiler yaratmak için çalıştı. Her birisine kapitalizmin yaptığı gibi belli malları üretmesi için iş bölümü yapıldı. İşbölümü sonrasında kendi ekonomisini canlandıranlar gelişme sağlarken diğer ülkeler kapitalist ülkeler gibi Sovyet Birliğinin uydusu olarak hayatta kalmaya çalıştı.

Geçen yüzyılda etkili olmuş sol çağrılar ve örgütlenmeler bu yüzyılda etkisini yitirmeye başladığı bir gerçek. Çünkü dünün toplumunda yaşamıyoruz Artık tarih sahnesine Çin ve Sovyet devlet kapitalizmi çıktı ve nitelikli insan gücü ağır kalkınma hamleleri yapmış kapitalizme hizmede hazır dünün model ülkelerinin kendilerini kapitalizmle restore ederken onun karşısında gelişen Anti komünizmin(Milliyetçilik, nasyonalizm, Nazizm, faşizm gibi) düzenlerinin yanında Sosyal demokrasinin geliştirilerek sol önderlerinin topluma örgütlenme bilinci ile dernekleşmesi sendikalar kurması ve Kooperatifler aracılığı ile ortak mülkiyetler yaratması hemen hepsi kapitalizmin komünizme karşı geliştirdiği araçlardı. Toplumları bu şekilde kanalize ederek hem yeniden üretimini sağlarken komünizmin yerine sosyal demokrasiyi ikame ederek komünist düşüncedekileri o tür örgütlenmeleri toplum dışına itmek ve marjinalleştirmek için kullandığı araçlardı. Tüm bunlar dünyadaki komünist oluşumları durdurmak yok etmek için kapitalizmin ikame ettiği şeyledi. Ancak çevre ülkelerde kendi çizgisinin dışına çıkan ülkelerde sıcak savaşlarla komünizmi yok etmeye çalışıyordu. Artık komünist diye hitap edilen ülkelerin gerçekte komünist olmadıkları onlarında bir çeşit kendi ülkelerindeki devlet gibi (karma ekonomiler gibi) devlet kapitalizmini yaşadıkları yeni bir üretim biçimini yeni mülkiyeti yaratamadıklarını görmesi komünizm korkusunu kafasından silinmiştir. İkinci dünya savaşı ile yaşadığı dünyanın komünistleşmesi paranoyasına girmesine gerek olmadığını gördü. Ve dünün mücadele biçimleri komünist modelin kendisini kapitalizmin içine rücu etmesi dünya komünist felsefesinin eski biçimi ile çökmesini dolayısıyla kendi ütopyasının (Sovyet tipi komünist düşüncenin) çökmesine yol açtı.

Artık dünün eldeki birikimleri ve bu günün kapitalizminin bilimde yarattığı gelişmeler ve elde kalan örgütlenmelerinin kendilerini dönüştürmeleri kapitalizmin yeni yarattığı yoksulluğa fakirliğe kendi ekonomi politiğini yaratarak cevap verilmelidir. Elde kalan tüm örgütlenme biçimlerinden marksın yarattığı dünya hümanizmini dünyanın daha güzel daha yaşanılır bir kılmak için dünden daha çok çalışmamız gerekiyor. Artık toplumların krizler içinde ortaya çıkan ezilen sınıfların kendiliğinden hareketleri yerine en gelişmiş ülkede özgür üreticiler birliğini kurmamız kurgulamamız gerekiyor.

Artık Kapitalizmden formel kopuş(Devlet Kapitalizmi tüm toplumun protelerleştirilerek (köleleştirilerek) toplumdaki mülkiyet bilincinin ortadan kaldırılması böylece tüm toplum mülksüzleşmesi ile mülkin ve üretim araçlarının tek elde toplanması engellenerek mülkün dolayısıyla mülkiyetin tüm toplumu köleleştirmek ve birikim sağlamak için sürüleştirmek ve dolayısıyla sömüren sınıfın ortadan kaldırılmasını sağlamakla tüm mülkiyetin devlete kamu aktarılması ile toplumdaki mülkiyet bilincinin ortadan kaldırılacağı sanısına varıldı. Bu ancak doğal komünizmde var olan toplumu ilkelleştiren doğal eşitlik sağlayan ve her şeyin doğal bölüşümünü sağlayarak her şeyi eşit parçaya bölerek gerçek anlamda eşitlik sağlanacağı sanıldı. İnsanların hiçbirisi bir diğerinin aynısı değildir. Dolayısıyla üretimleri de aynı değildir herkesin çalışması ve ürettiğine göre verilmezse insanlar elindeki mülkiyet bilincinin alınması yok edilmesi ile çok çalışan ile az çalışanın devlet kamu içinde aynı statüde görülmesi aynı ücreti alması bir başka eşitsizliği doğurdu. İnsanları çalıştırmaya çalışan işine sahip çıkan (özel mülkiyet)bir sınıfında ortadan kalkması ile işlerinde sahipsiz kalması kamu mülkiyeti genel sahiplenme biçimi ile tümüyle üretim çökerken kamu mülkiyeti zenginleşmenin değil fakirleştirmenin ekonomisini yarattı. Bürokrasinin başındakiler kamu mülkiyetinin sahipleri olarak her şeyin hakimi oldular ve üretimin en kaymak yerlerini kendilerine ayırırken topluma fakirliği paylaşmak kaldı. Toplum zenginleşmek ve dolayısıyla özgürleşmek yerine toplumun alt tabakası fakirliği paylaşarak özgürleşmeden tümden fakirleşti. Doğal özgürlüğü hayvanal özgürlüğü( doğaya bağımla sadece yemek içmek oynaşmak gibi doğal edimlere mahkum edilemeyecek kadar insanoğlunun tarihi vardır. Herkes hangi projede hangi felsefeyi hayata kurgulamaya çalışsın kendi verili yaşamı ve birikimleri ile hayata katılır. Her toplumsal projeye herkes kendi birikimleri ve tarihleri ile katılır. Dolayasıyla her eylem aynı sonuçları vermez her verili ortam kendine münhasırdır. Sonuçlar bu nedenle bir diğerinin aynısı olmaz. Aynı bir gerçeğin diğer gerçekliğe benzemediği gibi

Kamu mülkiyeti mülkiyetin ve üretim araçlarının kamu gibi ortak mülkiyeti temsil eden otoriter bir gücün elinde bulunması ile yüksek kalkınma modeli yaratılabilir ama sürdürülemez. Nedeni kamu gücü aracılığı ile her toplumsal proje hayata geçirilebilir ama proje sahibinin azalması ile yeni projeye sahip çıkacak insanların azalması bu kalkınma modelinin kendi pratiğini tüketir. Kapitalizmin ilk evrelerinde karma ekonomileri amaçlayan bir çok devlet tarafından yine kapitalizmin kendini rahat hissettiği 2000 li yıllardan sonra merkez ülkelerin güdümünde çıkan artık kapitalizmin kendi tarihin sonunu ilan eden yeni sözcülerinin sonucunda merkezin dışında yeni birikimleri yeni atılımları gündeme getirdi dolayısıyla devlet hem sosyal yapısı hemde otoriter yapısı ile kapitalizmde kendi bağlamında devletle birlikte zenginleşme devletin himayesinde zenginleşme yarattı. Bu nedenle kamu mülkiyeti özünde kapitalizmi ve özel mülkiyeti yaratan tarihsel bir gerçekliktir. Devleti ele geçirmek iktidarı ele geçirmektir ama yeni sermaye birikimi yaratmadan ve bu sermaye birikimi ile devleti idame ettirecek ve onu vergileri ile yaşatacak bir oluşum yaratmadan devleti kullanarak toplumu özgürleştirmek mümkün değildir. Devlet özü itibariyle otoritedir ve sosyalleştiği oranda totaliter bir otorite olur ki sonuç olarak devlet tek bir gücün ele geçirmesi ile tarihte görüldüğü gibi dünya vahim sonuçları doğuracak ikilemde kalıp var oluş sorunu yaşayabilir

Devleti ele geçirmek ama onu yeni sermaye birikimi ile dönüştürmek bir tek bir üst sınıf yerine çalışanların emek verenlerin hakimiyetinde sermaye birikimini yaratmak ve elinde mülkiyeti olanların insanları mal gibi alınıp satılan malzeme olmak yerine insanların kiralanması ve her ne şekilde alınıp satılmasının engellenmesi ile mümkündür. Bu da şu an ki çalışan emekçi sınıfın kendi birikimlerini kendi bankalarında kendi sermaye birikimini ve toplumsal hümanist birikimi sağlamalıdır. Artık kapitalistin elindeki mala ya da kapitalistin elindeki bankaya hiçbir birikimini ve kazancını yatırmamalıdır bu şekilde yeni kopuş yaratılmalıdır. Kapitalist birikimin yanında sosyal birikim yaratılmalı ve bu güne kadar nasıl bankaları kendi özel mülkiyetlerine karşılığında sermaye devri sağlayarak yeni yatırımlar yaptığı ve bu yatırımları emekçinin ücretinin düşürülerek ve örgütlenmesinin önüne engel olarak toplumsal yeni oluşumlar engellenmiş ve bunun sonucunda kendiliğinden hareketlerin azalması kapitalizmin krizlerini atlatmak için sosyal çözümler ile toplumun örgütsüzleşmesi ve apolitik olması iye yeni projelerini hayata geçirmeye solun öldüğü ve sosyalizmin öldüğü söylemi ile toplumların 1000 yıl önceki bireysel çözümlere yönelinmesi ve artık sadece tarihsel ve duyarlı duygusal ve kişisel aydın sanatçı kişilerin çabalarını onların omuzlarına bırakılması ile gündemden düşürülmeye tarihin gerisinde kalan düşünce olarak topluma sunulmaya çalışılmaktadır. Bu solun ve sosyal güçlerin artık sömürülmediği iyi bir yaşama sahip olduğu ve bu düşüncelerin tarihsel olarak miadını doldurmuş, ihtiyaç kalmamış bir ideoloji olarak yeni iktidar güçleri yeni ideolojileri böyle idame ettirmeye artık tekil olduğu ve başka çözüm yolları olmadığı gibi ikilem içinde bırakmaktadır.

Yeni bir proje üretilmediği hala yüzyıl önceki projelerle toplumun önüne gelinmeye çalışıldığında toplumlar tabidir ki yeni sorulara yeni cevaplar bulamadığından duyarsızlaşacak ve toplumlar sürüleşirken insanlar kendini tekil umutlara bağlayacaktır. Diğer sosyal umutlar ise otoritenin her türlü güç gösterisi ile tarih sahnesinde bir başka dramlar yaşanacaktır.

Bu nedenle yeni projeler yeni umutlar yaratılmalı eski örgütlenme biçimleri ile yaratılan mülkiyetler artık ekonomik bağlamda insanları eski toplumun sömürü mekanizmaları ile değil yeni toplumun artı emeğine çalışanın sahip olduğu ve bu nedenle çalışırken zenginleştiği zenginleşirken özgürleşmesinin maddi temelini oluşturan mülkiyetten üretim araçlarının mülkiyetine ortak olduğu çalışırken birikim yarattığı bu birikiminin sosyal olarak tekrar üretim yeniden üretim için kullanıldığı ve bu kazandığının ancak ihtiyaçları bağlamında istediği zaman nakde çevirebildiği ve ihtiyaçlarını cevap verebildiği sadece üretim araçlarına sahip olanların değil asıl çalışanların daha çok çalışarak zenginleştiği bir toplumda sermaye birikimi ve tasarruf bilincinin gelişmesi ile eski toplumun kendini yeniden üretmesi zorlaşacaktır. Eski toplum daha da vahşileşecek ve yeni oluşumlara saldırılarını artıracaktır.

Yeni sermaye birikimin aynı zamanda yeni örgütlenme biçimlerinde kendini idame ettirecek bir varlık üretmesi ile yüksek kredilere sahip olan iktidar yandaşları ve iktidar sahiplerinin toplumu ele geçirmesi ve tekelleşmesi önlenecektir.

Kapitalizm kendi dinamiklerini piyasa ekonomisini geliştirirken ürettiği metayı pazar bulmaya çalışır bu pazar içerisinde kendini ve ürettiklerini reklam yoluyla tanıtır ve sürekli kendini hatırlatarak sürekli yeniden reklamlar yoluyla kendini tanıtmaya ve hatırlatmaya çalışır. Tüm bunların yanında tüketim toplumu reklamların yanında kendi ihtiyaçları kendi istek ve arzuları ve yönelimleri ile reklama yönelir ve kendisini aldatan firmaları unutmaz sürekli tüketimini kendi güvendiği markaları   malları tercih eder böylece reklama karşı kendini sürekli korumaya çalışır. Böylece kapitalizmin kendisinin reklamlarla her şeyi satamayacağı aynı zamanda geleceğini de pazarladığı bilinci ile yeniden üretimini sürekli iyileştirerek yeni ürünlerle piyasa çıkar böylece pazarda pay alma kavgası kapitalizmin kendi gelişme dinamiğini belirler bu tüketicininde pazarda kişilik olarak var olduğu yapay ihtiyaçlarının yanında belirle bilinç geliştirdiği buna göre kapitalizmin kendisini sürekli geliştirmek zorunda kaldığı görülür. Bu nedenle kapitalizm kendini geliştirirken toplumsal tüketimin dinamiklerini göz önüne almak zorunda kalır ve tabii pazarda ürettiği malı pazarlayamayan tüzel kişilerin ayakta kalması zorlaşır. Rekabet birbirleri ile mücadelenin yanında kendi ile mücadeleye girerek pazardan pay almaya pazar payını genişletmeye çalışır aynı zamanda kapitalizmin aile şirketinden çok ortaklı şirkete dönmesi tüzel kişiliğin aynı zamanda sahiplerinin ihtiyaçları arzuları istekleri kapitalizmin püriten yapısının özel mülkiyetin tek kişinin mülkiyetinden ortaya çıkan kendi karını azamileştiren ve karını toplum dışı mekanizmalar ve bireysel tüketimin en uç noktalarında kendini tüketerek var eden kapitalistlerden bu gün geniş tabakalara yayılmış çok ortaklı şirketlerin üretimlerinin kazançlarının toplumsal üretim ve tüketim mekanizmalarının genişlemesini sağlamıştır.

Kapitalizmin kendisini bu kadar hızlı geliştirirken ve bireysel tüketimden toplumsal tüketime ve kişisel ve aile mülkiyetinden anonim ortak mülkiyete evrilirken proletaryanın karakteri ülkenin içinde örgütlü ve örgütsüz proleterya ve kamu proletaryasıyla özel mülkiyetin proletaryası arasında mücadele ve gelişmişliği değişmektedir. Kamu mülkiyetinde proleterya kendini sendikalarda var edebilirken özel mülkiyette tüzel kişiliklerde proleterya daha örgütsüz ve daha dağınık ve aynı zamanda ücret bakımından asgari ücret ve mavi yakalıların ücretlerinde uçurumlar oluşmakta ve proleterya ekonomik krizler var olmadığından apolitikleşmekte ve iktidar yanlısı iktidar partisi oylarını alabilmektedir. Demek ki proleterya krizlerde ancak hayatı tehlikeye girdiğinde kaybedecek şeyi kalmadığında kendiliğinden hareketlenmekte onu dışında kolayca apolitikleşmekte ve iktidarın arka bahçesi olarak hayatını icra etmektedir. Az gelişmiş ülkelerde Sosyal demokrat partilere bile uzak durabilmektedir.

Proletaryaya rağmen proleterya diktatörlüğü halka rağmen halk iktidarı gibi iptidai düşünceler ancak yeni totaliteler yaratmaktan öte gidemez. Proleterya diktatörlüğü burjuva diktatörlüğüne karşı geliştirilmiş dünya savaşında sol parti ve örgütlerinin devleti ele geçirerek gerek burjuva diktatörlüğünü (Faşizm ve Nazizm) gibi tarihsel hesaplaşmanın içinde pratik olarak ortaya çıkmıştır. Sosyalist bir partinin ve kendini ayakta tutmak için proleterya diktatörlüğünü tüm toplumu proleterleştirerek yapmış ve toplumda büyük kıyım ve yıkımdan sonra devlet aracılığı ile kalkınmasını sağlamıştır. Zorun getirdiği proleterya diktatörlüğü toplumu proleterleştirerek mülkiyetin ortadan kalkması için savaşmıştır. Mülksüzleştirenleri mülksüzleştirerek toplumun mülkiyet aracılığı ile sömürüsünün ortadan kalkması sağlanmaya çalışılmıştır. Toplum proleterleştirilirken sanayi elektrifikasyon ve kollektivasyon sağlandıktan sonra burjuva (milliyetçi) diktatörlüğü kapitalizme rağmen durdurulabilmiş ve kapitalist ülkelerden yeni kopuşlar sağlanmış buda devlet kapitalizminin kendine güvenini sağlamış aynı zamanda kendine çevre ülkelerle kuşatarak koruma kalkanı yaratmıştır. Tek ülkede Sosyalizmi ayakta kalma korkusu kendini yeniden üretmek kendini yenilemek kendini ekonomik bir insan olarak var etmek yerine tüm toplum partidaş yapılmaya parti kanalı ile ulufeler dağıtılmaya ekonomik insan yerine bürokratik insan yapısı ile hantal üretim malları (metaları değil) rekabet yerini yarışma geliştirilmeye çalışılırken pazara malın üretilmemesi malların metalaşmasını engellemiştir. Böylece kendi iç pazarında kendi kendini yenilemeyen sürekli kendini tekrar tekrar üreterek dünya ekonomik gelişmesinde geriye düşmüştür.

Artık mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesi ve toplumun sadece devlet mülkiyeti ( kamu) dönüştürülmesi toplumu özgürleştirmemiş sadece köleliği proterleşmeyi yaygınlaştırmış herkesi proleterleştirerek herkesi köleleştirmiştir. Hiçbir devlet sınıfsız var olamaz devleti yaratan sınıflardır. Aristokrasi(Kölelerin ilk efendileri) kendi köle ekonomisi ile çiftliklere bağladığı köleleri şehir devletleri ayakta tutmaya yeniden üretimde kullanmaya çalışırken kendiliğinden oluşan köle isyanlarını bastırmak için site devletlerinin kralların kurduğu kadar otoriter bir devlet yapısı olmadığından siteler kendi köleleri ile birlikte uzun süre tarih sahnesinde kalamamıştır. (Yunan siteleri) Ancak köleliği ayakta tutmaya çalışan ilkel devletler devleti otoriterleştirerek kral ya da sultanların otoritesi altında bürokrasiyi geliştirmeye devletin organizmalarını yaratmaya çalışırken köle ekonomisinin ayakta kalması ancak köle biçiminin ortadan kalkması şeklinin değiştirmeye çalışması ve bazı toplumları köleliğin yerine köy ekonomileri küçük beylerin batıdaki şatolarındaki köleleri toprağa bağlı olarak yeni bir etik ve aristokratik ahlak ile toprağa bağlı serf ekonomisi yaratmışlardır. Kralların koyduğu yasalar ve aynı zamanda kurullar aracılığı ile iktidar savaşı başlar. Kölelerin isyanını bastırmak için kralların kurullar aracılığı ile geliştirdiği kurumlar devletin büyümesine gelişmesini sağlamıştır. Devlet ortaya çıkan krizleri çözmek için müdahale etme arabuluculuk yapma ve egemen sınıfların yetiştirilmesi için eğitim vermeye ve yine toplumun sağlık güvenlik sorunlarını toplumsal çözümler üretilmesi için kendini finanse eden egemen sınıflara hizmet etmeye başlar. Geniş toplumsal kesimler ancak 20. yüzyılda tarih sahnesine çıktığı proletaryanın kendiliğinden isyanlarını ve Sosyalistlerin hümanizmi sosyal toplum projelerini bilimselleştirmesi ile iktidar savaşı ve kapitalizmin otoriter devleti yerini totaliter devletler ortaya çıkarırken kapitalizmin ikinci paylaşım savaşından sonra ise sosyal demokrat partilere iktidara gelmesi kapitalizmin sosyalizme evrilmesinin engellenmesi için verilen kapitalizmin tavizleri aynı zamanda 68′ ler hareketi sosyal devletin gelişmesini sağladı. Bu aynı zamanda örgütlenme biçimlerini proletaryanın sendikalaşmasını toplumların dernekler çevresinde örgütlenmesi ve aynı zamanda ekonomik bağlamda kooperatifler aracılığı ekonomik ve ekonomi dışı örgütlenme biçimleri ortaya çıktı. Kapitalizmin kendini savunma refleksleri ve aynı zamanda pazarın gelişmesini tüketimin sosyalleşmesini ve kendi krizlerini atlatabilmeyi üretim fazlasının yaratacağı krizleri dünya pazarında eriterek hibe yoluyla uydu ülkeler yaratarak kendine ucuz hammadde kaynakları yaratmıştır

Görüldüğü gibi otoriter devleti yaratan egemen sınıftır sosyal devleti yaratan proletaryanın verdiği ekonomik ve örgütlenme mücadelesidir. Devletin sosyalleşmesi ezilen sınıfların mücadelesine göre biçimlenmişti. Yeni toplumda devletin sosyalleşmesi esastır aynı zamanda egemen sınıfların otoriter gücünü artırmaları toplumda sesini çıkarmak isteyenleri polis ve zor gücüyle susturulur. Burjuva etiğinin yarattığı burjuva ekonomi politiğinin ürettiği üst kurumlar aracılığı ile toplumun tüketmeden üretmesi egemen sınıflara hizmet etmesi alt sınıfların durmaksızın hayatı boyunca sürekli çalışması istenir ihtiyarlayana kadar. Topluma zor kullanılarak hayatını başka türlü idame ettirecek etik ve estetik oluşumlardan uzak tutarak apolitik bir sürü toplumu yaratmaya çalışılır.

Ekonomik ve örgütlenme mücadelesi ezilen sınıflarda devam ettiği sürece devletin sosyalleşmesi artar ama kapitalizmin otoriter ve karanlık bir burjuva etiği kara paranın piyasaya çıkmak isteyen karanlık güçlerin görünmeyen yüzü olarak savaş ekonomisi uyuşturucu ekonomisi burjuva ahlakının ürettiği kendi ayakta kalma ve kendini yeniden üretme pratiği yaratır. Piyasaya sürelen nakdin geri toplanması için her türlü gayri meşru girişimde bulunmaktan devletin koyduğu yasaları ekonomik gücünü kullanarak her türlü eylemsellik yapmaya kendi çıkarlarına uygun yasaların çıkması için yasama gücünü kolayca baskı altına alır

DEVLETİN DEMOKRATİZASYONU

Devlet gerek aşiretin içinde çıkan resinin benliğinde gerekse serfin üzerinde derebeyin keyfiliğinde gerek köylü ya şehirleşen ülkelerin İmparatorluk bünyesinde örgütlenen devlet monarşi ve imparatorlukların çözülmesi ile monarşilerin yerini oligarşik örgütlenmeler yer almaya başladı.

Devlet önce katmanların arasında filizlendi. Daha sonra sınıfların içinde gelişti ve yetkinleşti. Katmanların arasında ve ihtiyaçlarına cevap veren tarzda gelişir. Kendi kendini ve çevreyi yönetme edimini üstüne alır. Ve bunu birileri adına yapar önceleri aşiretin korunması onun esenliği sonraları totemin yüceltilmesi ve korunması ve sınıflı toplumların ortaya çıkışı ile birlikte totem ilahi dinlerin adına koruma ve kapitalist çağda da milletini koruma adına belli bir zümrenin ya da sınıfın korunmasını gözcülüğünü ve ideolojilerle kurgulayıp kolluk gücü ile de bunu desteklemişlerdir. Her birinde devlet içinde çıktığı aşiretin ya da beyin ya da sınıfın hizmetinde çalışır. Kapitalizmin artık milli sınırları aşılması ile daha muğlak halk kavramı onun adına demokrasi ideolojisi ile kendi kurduğu tabakanın ekonomik gücü ve sosyal gelişmiş yapısına göre otoriteryanizm de totaliterliğe ve kısmı özerkleşme kadar devleti kendi koyduğu yasalara bağlar ya da onun yıkarak yeni yasalar koyar. Her sınıf ekonomik ve sosyo kültürel karakterini göre devletinin biçimlendirir. Tabidir ki devlet yönetimi talip olduğu şeyin karakterine bürünür. Nazizm Germenizm’en tohumlarındı yeşermiştir. Germenizmin dünyayı yönetme arzusu olmasa Hitleri yaratamazdı.

Marksizmin ve Leninizmin temsilcilerinin(doğu bloku temsilcilerinin düşünceleri içinde yer aldıkları sosyo ekonomik vb. ilişkiler ne kadar iyiyse insanlarda o kadar iyi tersine ne kadar kötüyse o kadar kötüdür.

Hiçbir ekonomik sistem hele sınıflı toplumlarda (bu proleterya devleti de olsa) ne tam iyidir nede tam kötüdür. Çünkü sınıflar kendi ufukları ile toplumu sınırları o sınırlar içinde hapseder. Bu nedenle devlete ve baskıcı devlete ihtiyaç duyar ve bunu her zaman yedek ordu halka karşı kullanılan polisi canlı tutar. Sınıflar bir tahakküm aracına her zaman sahip olmak ister. Proletarya tüm toplumu proleterleştirirken mülkiyeti sahiplenmeyi devlete bırakarak devletin baskıcı karakterinin yanına sınıfsal olmayan bir özellik vererek devleti bir kral bir sultan gibi kapitalist yapmaktadır. Kral ne kadar kapitalist olursa devlet o kadar kapitalist olur. Buda devleti yönetenin karakterine ve edindiği ideolojiye bağlıdır.

Kapitalist devlet de ise toplum hem proleterleştirmek hemde işsiz proleterler aracılığı ile birbiri ile rekabet ettirerek proletaryanın kendi sınıf karşıtı yerine proleteri proletere karşı getirir. Hem az adamla çok iş yapar hemde yedeğini hazır tutar. Proleteri sefilleştirir. Bu nedenledir ki devlet proletaryayı onun başkaldırısı zapturapt altına almaya çalışır. Ama bu sosyalist devlet kapitalizm heveslileri, sapma diye, geri dönüş heveslisi diye tüm düşünürleri zapturapt altına alır.

Her iki toplumda polise ihtiyaç duyar buna ikisi de toplumu proleterleştirmektir. Amacı birisi artı emeğe kendi kapitalistine artı emeğin dönmesi daha fazla dönmesi için proleterleştirir. Diğeri de devletin üstündeki yönetme ediniminin başında olanların devleti sürükledikleri düşünce ve eylemlerinde artı emeğe serbestçe kullanır.

Demek ki sadece artı emeğe başkaları el koyarken sadece harcama sahaları ve harcayanlar farklıdır. Birinde proletaryanın yaratıcısı burjuvazi kendi sınıfını ve devletini ayakta tutmak için kullanır. Diğerinde artı emeğe devlet ve onu yönlendiren parti el koyar. Ama devlet bu güne üst sınıflara hizmet etmiş kafa emeğiyle biçimlenen sınıfların bağlaşıklığında doğmuştur. Proletarya ele emeği ağır basan hiç yönetme egemen olma gibi kabiliyeti olmayan son ezilen sınıftır. Bu nedenle devleti eski hali ve proleter hali ile denetlemesi zor olacaktır. Tarihte toplumu projelerleştiren sınıf burjuvazidir. Ama tümden proleterleştirende sol parti ve devlet olmuştur. Toplum tümden proleterleşmesi onun eşitlenmesi dolayısıyla özgürleşmesi demek değildir.

(Özgürlük) ve sınıfsal özgürlük yöneten sınıfın artı emeğe kölenin ya da serfin en son proleterin kol emeğini sahip olma biçimlerinde üretimi kendine mal ettiğini artıları (artı emek) istediği gibi kullanma edimidir

Özgürlük gerçek anlamda insanal özgürlük: Emekle üretilenin şeylerin üretenin kendisinin tüketmesidir. Emekle üretileni emekçinin kendisi değil yönetenler ya da mülk sahiplerinin el koyarak onu sevk ve idaresini kendine alarak elde ettiği özgürleşmesi sınıfsal özgürleşmedir. Yönetenin ne kadar iyi olursa olsun hatta proletaryanın içinden gelsin ancak ömrü ile ve liderin kişisel çabaları ile mümkündür. Modern sınıflar olmadan önce krallar ve sultanlar yönetim onlar topluma bölüştürüyordu ve içlerinde adaletlisi de en kıyıcısı da çıkıyordu. Hemde aynı ana ve babadan ve aynı aileden yan sınıftan çıkması onun iyi yönetmesi samimi olmasını garanti etmez

Ancak proletaryanın (dahası kölenin) kendi kendini inkar etme ile hem devlet hemde proletarya şekil değiştirecektir.

Dolayısıyla proletaryanın kapital Ya da mülk sahibi hem işini hem üretimi sahiplendiğinde kapitalin faiz ve mülkün kira bedeli dışında tarihsel çizgisine döneceği ve proletaryanın insanlığın köleleştirilmesi esaret altına alınan emek ve emekçi özgürleşecektir. Yoksa ki proletarya proleterliğe devam ettiği sürece hangi yüksek ekonomik ve sosyal sistem ne kadar iyi olursa olsun iyilik hem göreli( hemde iyilik karakter sorunu olduğundan) proletarya köleliğe (zorunlu çalışmaya) mahkumdur. Kendi ürettiği fazla ile kendine boş zaman ve bu zaman içinde sanatının üretemeyecektir. Dolayısıyla kendi emeğine sahip olamadığından dolayı da ürettiği kadar bile özgürleşemeyecek aksine ürettiği kadar ezilecek ücretli köleliğe devam edecektir.

Ekonomik sosyal ilişkilerin iyiliğine değil sınıfların ortadan kaldırılıp köylü(doğu) köleci(batı) ötesinde sanayisi üzerinde gelişen üretimi kafa ve kol emeğinin yeteneğine ve daha fazla çalışmasına göre fazla ücretlendiren ve parayı faizle mülkü kire ile Emeği de üretimi yaratan ve üleştiren bir tarzda ekonomi kurgulandığında ilişkiler iyi olmak zorundadır. Çünkü iyilik sınıfın Ya da yönetenlerin ya da liderin iyi niyetli çabaları ile biçimlenmesi tarihin bazen batıp bazen geri dönen bahar güneşi gibidir. Tarih kendi ürettiği meyveyi ancak kendisi yemeye başlarsa o zaman yaz gelecektir. Bu yazın gelmesi demek artık baharın kurguları sınıflı toplumların eline bırakmadan baharı kendi kendinin yeniden kurgulanması ile daha önceki(şimdiki) tarih baharı el yordamı ile doğal şartlar içinde kendi yolunu bulmasına benzer.

Sınıfların ortadan kalkması sömürünün yerine paranın mülkün ve emeğin tam karşılığını alması ile devlette sınıfa hizmet eden değil toplumu düzenleyen bir tarzda gelişeceğinden dolayı bu günkü kamuoyunu oluşturan şeylerin özüne cevap arayan birimlerden oluşur. O dönem ki toplumun ihtiyaçlarına göre biçimlenir. Bu bizim bildiğimiz anlamda egemen sınıfa hizmet eden değil aksine tüm topluma hizmet eden bir tarzda gelişir. Zenginlik emekle ortaya çıkmasından dolayı zenginliğe birikime dönüştüren para ve mülkü çalışanların sahip olabileceğinden dolayı hem çalışma özgürlüğü hemde çalışanların özgürlüğü ortaya çıkacaktır. Çalışanlar ezilmediğinden(çalışmasının karşılığını aldığı bir başka egemenlerin artı emeğe el koyamadığı zaman) dolayı mülk sahipleri bireyi çalıştırıp onu köle (en yüksek ücret dahi verse) olarak kullanamayacağı için sefilleşen toplumu dizginleyecek polis gücüne ve polis devletine gerek kalmayacaktır. Çalışanların artı emeği bölüşmesi dolayısıyla bir çok kamudan sosyal devletten beklenen şeyleri (hakları) kendileri çalışanlar kendileri için yapacaktır. Ancak büyük kamusal işler için devlet var olmaya devam edecektir. Bu da devletin sınıfsal karakterini ortadan kaldırırken bürolarda hizmet eden bürokratlar yerine özerk ve doğrudan seçilmişlerin halk için otokratik tarzdan otonomik (özerk) tarza gelişerek eski yöneticinin güdümünde atanmışların yönlendirmesi ile değil seçilmişlerin kendi kendine çalışma edimine sahip olur. Bu da atanmışların değil seçilmişlerin kamu gücü olacaktır. Egemenlerin üst sınıfların atadığı değil seçenlerin denetiminde var olur ve toplumların ihtiyaçlarına cevap verir.

Seçmek ve seçilmek bir ekonomik güç sorunu olduğunu tarih göstermiştir. Ekonomisi olmayan kişinin seçimi göstermelik olmaktan öteye gidemez nedeni seçilenlerin ya da atananların vergi yaşaması vergi verene( maaşını ödeyene hizmet etmesi, kimin ekmeğini yerse onun kılıcını sallaması) hizmet eder. Seçilmiş ise onu atayanlar olmadığından bir sahibi olmayacak dolayısıyla seçenlere karşı sorumlu olacaktır. Kendini seçenlere ve dolayısıyla kendine kendi gibi olanlara hizmet eder. Atayanların yönetme tarzı merkeziyetçi tarzda olduğundan dolayı tüm birimler birbirini denetim altında tutar.

Yeni emek toplumunda proletarya olmayacağı ve kölelik ortadan kalkacağı için ve bu toplumun köyle değil sanayi toplumu ve kültürü toplumu olması dolayısıyla hem örgütlenmesinin hemde adil bölüşmesinin (eşit değil adil: çünkü kimse eşit emek veremez. ) sağlayarak kendisini yönetme için seçtiği kişileri geri çağırma (işten atma kovma ya da işsiz bırakma şeklinde değil) şeklinde kendi özerk otonom yapısını kurgular ve yöneticisini alt kademeye indirerek yenileme bir başka kişiyi seçerek yenilenme sağlar. Böylece yöneticisini işsiz veya suçlu olarak atıl duruma atma yerine kendi kendini yenileme edimini kazanır.

Proletarya yönetenlere o kadar karşı çıkıyor ayaklar altında eziliyor devletin sesi çıkmıyor nedeni proletarya devleti doyurmuyor bu nedenle devlet yıkılmıyor ama proletarya yıkıma uğruyor sadece yıkılın devlet proleterleştirdiği toplumu tümden sefilleştiren ülkeler kapitalist devletler güçlü kapitalist ülkelerden önce kağıttan kaplanlar gibi 70 yıl sonra iskambil kağıdı gibi yıkılmıştır. Oysa Kapitalizm buhranları krizleri ve şiddetin içinde savaşlarda yıkılmıştır. Ama proleter devlet savaşmadan proletaryanın karşı çıkmasıyla ilk grevlerde daha hızlı yıkılmıştır. Çünkü devlet zenginleşirken proletarya yoksullaşmıştır. Adil olmayan haksız bölüşüm zoru doğurur. Zor şiddeti şiddet de devleti doğurur. Hiçbir zor yoktur ki şiddet olmasın. Oysa bölüşümün adil olduğunu meşrulaşıp kanıksandığı bölgelerde polis (halkı karşı zor şiddet) bu kadar büyümemiştir. Osmanlı gibi fetihçi toplumlar hem adilliğini meşrulaştırmışlar kanıksatmışları ve toplumun yönünü dış düşmana yönlendirerek içerideki haksız bölüşümle oluşan düşmanlığı savaşla tavsatıp içeride savaş ganimeti ile yumuşatmaya çalışmışlardır. İçeride aynı zamanda hem fethin, hemde köylünün kendisine iyi hizmet etmesi için İslamiyeti iyi kullanmışlardır. İslamiyet Hıristiyanlık gibi devletlerin üstünde değil onun iktidar ortağı olarak erkin hizmetinde var olmuştur.

Bu nedenledir ki sosyal ve ekonomik ilişkilerin iyiliği hen pahasına olursa olsun yumuşamayı(detantı) oluşturacak bir artının bölüşümüne sokulmasıdır. Fetihçi toplumlar bunu yaparken Avrupa’da fetihlerin ortaya çıkmaması toplumları yumuşama zeminine sokmaz. Zaten Roma’dan sonra parçalanmış küçük devletlere ve derebeyleri birbirleri ile bağlaşıklık kurarak ve hatta Hıristiyan papazların önderliğinde doğuyu fethe( haçlı seferleri) yönelmiş ama Kudüs’e vardıklarında muzaffer bir ordu yerine küçük bir azınlık hedefe ulaşmış ama ordu dağılmıştır. Batının kralsız fetih savaşı ganimet yaratamadığı toplumlarda yumuşama oluşturamadığı gibi sadece zayıfların çok olması güçlüyü karşı ittifakı zorunlu kılmış ve güçlü olanında bu ittifak kırması ve karşı koyması o kadar olmuştur. İttifak karşı ittifakı kurarken her ittifak aynı zamanda çatlakları da beraberinde taşır bu nedenle ittifaklar uzun ömürlü olamadığından mutlak zaferde tam olmamıştır.

Batının coğrafi yapısı Asya gibi uzun bozkırlar olmadığı küçük Asya Güney Asya gibi yol güzergahı olmadığı ve doğu gibi doğal zenginliği yaratacak iklime sahip olmaması hem fakirliğini hemde dar bir bölgeye sığınmaya çalışması bunların yanında Doğunun zenginliğin içinde yol gösterici Buddha Konfüçyus gibi bilgi düşünürlerin olmaması hem tek tanrılı dinler hem çok tanrılı dinlerin bir çok kavmin akınlarına uğraması barbar akınları ile parçalanması. Roma’nın sonradan devlete monte edilen Hıristiyanlığı bayrak yaparak tüm toplum üzerinde baskı kurması oysa Roma’dan arta kalan Hıristiyanlıktan başka bir şeyin kalmaması bu nedenle tüm ülkeleri birleştiren Hıristiyanlık dışında varlık kalmamıştır. Bu nedenle Hıristiyanlık kendisini Roma’nın varisi saymış ama ordusuz ve kralsız varis kendisi bir kral yaratamadığı gibi Hıristiyanlıkta kendi bir ülkeyi zenginleştirecek bir ideoloji yaratmamış aksine kendisini devlet başkanlarına (krallara) karşı duracak onlar olmadan ordular kuracak kadar güç kazanmıştır. Buna rağmen batı zenginlik yaratamadığı gibi yüzyıl savaşları ile bölgesel savaşlarda yorulmuşlardır.     denizaşırı fetihlere yönelerek zenginleşmesi Romanın mirasından değil sadece Helenizm üzerine bina ettiği düşün ve devlet yapısındandır. Büyük İskender gibi doğuyu fethe çıkmamıştır. Akdeniz’i fethederek batıya deniz ticaretini öğretmiştir. Bu zaten Helenizm’in adalarda kurulu olduğundan deniz ticareti içinde vardı.

Hıristiyanlığı Romanın hem kendisini öldürmesi hemde onu yeniden devlet dini yapması onun ömrünün kısalığını dinin kapsayıcı yayılmacı karakterinin ordu ile birleştirememiştir. İslamiyetin hem orduyu hem devleti yönetmeye talip olması iç içe geçmesini sağlar. Ama Hıristiyanlık sonradan diriltilmeye çalışılmasından dolayı 12 havari 12 çeşit ideolojiyi yaratır. Havarilik aynı zamanda devletin içinde doğduğundan kendisi ordu ve devleti olmadan ordu devlet yönetmeye kalkar. Oysa İslamiyet’in peygamberi hem devleti ele geçirmiş hemde ordu üzerinde hakimiyet kurarak cihat yaparak (savaşarak) ideolojisini ve pratik oluşumlarını geliştirir. Hıristiyanlıkta bu ideolojinin pratik yeteneği sahip olmadığından dolayı Hıristiyanlığı ancak gezgincilik( misyonerlik) yolu ile yayılmıştır. Papazların kişisel çabaları açtıkları okullar ile Hıristiyanlığı yaymaya fetih üzerine değil eğitmeye başlamıştır. Hıristiyanlık savaşçı fetih üzerine değil eğitim temeli üzerine kurulu olduğundan her şehir(site) de kendi okulunu açarak Hıristiyan eğitimine alternatif oluşturmuştur.(Üniversiteler gibi)

Doğuda medreseden başka bir eğitimi kurumunu dindışı ( laik) eğitim yokken batıda dinin devlet ile birleşememesi ve büyük bir imparatorluğu yaratamayan , imparatorun cihanşümul karakteri ilahi bir dini kapsayamamış Hıristiyanlığı etkisine alamamıştır. Hıristiyanlık gezginci papazları ile uzak Asya’ya kadar misyonerleri vasıtasıyla yayılmıştır.

Oysa Osmanlı ya da Araplar dini orduları ve devlet kurumları ile yayarken birbirlerini besleyerek( kurumsal pratikler faydalanarak) Ortaçağda imparatorluğu ayakta tutabilmiştir. Doğu Buddha ve Konfüçyus bilge kişilerin ışığında kendi devletlerinin ve zenginliklerini korumuşlardır.

Orta çağın din ve dindışı eğitimi İslamiyetin toplumların dini eğitimi Helen ve İskenderiye kültürünün gelişmesine ilerlemesine katkıda bulunurken pozitif bilim İslamiyetin içinde beylikler döneminde biraz hayat bulurken ibn’i Sina İbn’i Rüşt ve İbn’i Haldun dönemlerinde bunlar islamiyetin etkisinden kurtulmadan pozitif bilimle islamiyetin içinde yaşatmışlardır. Ve kendi skolastiğini pozitif yöne ağır basar şekilde bilim hayat bulmuştur. Ama arkasından beyliklerin iyi niyetli Sultanların(bilime hoşgörülü ve saygılı) yok olması ve fetih unsurunun yeniden ön plana çıkması ile hem İslamiyet pozitivizmden (dolayısıyla doğu ve tüm Ortadoğu) kopmuş kendi skolastiğini bile oluşturamadan(Gazali skolastiği) islamiyetin yayılmacı karakteri ön plana çıkarılarak devlet ve ordusuyla bileşim içinde doğduğundan hem devlet hem İslamiyeti kullanmış; İslamiyet’te devleti kullanmıştır. Böylece İslamiyet devlet ile birlikte genişlemiştir. Bu nedenle misyoner tipi yayılmacılık olmamıştır. Din ve devlet işi ayrı olmadığından din dışı eğitim pozitif eğitim devletin izin verdiği kadarı işine yarayan (savaş sanayi dışında) bilimler dışında tüm bilgiyi dini ulemanın eline bırakmıştır. Bu nedenle tüm bilimlerin birbirin zenginleştiren karakteri olduğundan her bilim diğer bilimin sınırlarında kendi kendini aşamamıştır. Pozitif bilgi böylece metafizik bilginin boyunduruğunda kalmış ve biz zaman sonrada yıldızlarda melekleri izliyorlar diye rasathane kapatılmıştır. Devletin beylikleri değil imparatorluk saikında örgütlenecek kadar bereketli toprakları ve savaşçı bir milleti(Türkler) arkasında alması ile din ve devlet birbirlerini beslemeye fetihler döneminin dünya aktörlerinden biri yapmaya muktedir olmuştur.

Ama dünyada pozitivizmin kazanması fetih ekonomisinden sanayi ekonomisine geçişle birlikte doğunun din dışı eğitici kurumu olmadığından büyük bir çöküş yaşamıştır. Dinin ve devletin ayrı olmaması ne düşüncede ne bilimde din toplumun yakasını bırakmaz. Devletin demokratizasyonu sınıfın devletin işleyişine ihtiyaç duymasına şekillenir. Tüm sınıflar ve sınıflar öncesi tarım ve hayvancılıkla geçinen tüm toplumlar kendi hegemonyasını kurar. Örgütlenmeleri aile içinde irsiyete bağlı olması dolayısıyla sınıflı toplumlar gibi değişen yenileşen karaktere değil aile ile büyüyüp o ailenin karakterine bürünen monarşik bir devlet yaratır. Sınıfların belirmesi ile seçme ve seçilme dolayısıyla monarkın yanına oligarşiyi getirerek sınıfın devleti keyfiliğin devleti olmadığını ispata çalışır. Monarkların ortadan kalkması ile oligarşik ve seçilmişlerin totaliterliği gündeme gelir. Bunu da biçimlendiren toplumu yöneten üst kapitalistlerin ihtiyaçlarına göre belirlenir.

Devlete vergi veren onu finanse eden ve ayrıca doğrudan bürokratı destekleye(hediye veren) bireyin yada zümrenin hizmetine sunar. Kendi birilerinin hizmetine sunduğu anda diğerlerinin hizmet etmediği dolayısıyla birilerini destek alt sınıflara köstek sunar.

Devlet destek ve köstekle bağlaşık içindedir. Devlet sınıflı toplumda var olmazsa destek ve köstek her ikisini de kullanır. Çünkü ekonomiyi bölüşümü; sahip olana destek ve hizmet yapar ama ekonomisi zayıf bölüşümün uzağında konumlanmış sınıf ve katmanlarda köstek ve hizmet dışı edimler yapar.

Devleti ayakta tutan talan ekonomisi ve onu bölüşümün başındaki bu gün için burjuvazi ise ona hizmet eder çünkü devlet son düzlemde hizmet sınıfını teşkil eder ordusu ile de sınıflı toplumun her şeyine hizmet eden konuma geçer.

Devlet rantiyerin(aristokrasiye) kapitalistin(faizci ve artı emeğe el koyan sanayici) hegemonyasında sürdüğü için devlet destek ve kösteğini sürdürür.

Hegemon bir sınıfın yerine emek mülkiyetinin üretimi ile kölelik ortadan kalkar ezilen tabaka yada sınıf olmadığından dolayı isyan eden başkaldırana olamayacağı için kösteğe ihtiyaç bulunmaz. Dolayısıyla devletin desteği ve hizmeti ön plana çıkar emek verenin, çalışanın artı emeğine el konmadığı için köstekleyecek alt tabaka yada alt sınıf var olmadığı için devlet sadece destekten öte tüm topluma hizmet eder hale gelir. Çünkü karşısında bir başka insanın üzerinden geçinmeye çalışmadığından dolayı kösteklenecek bir sınıf ve ya da tabaka zümre olmadığından devlet destek ve köstek devleti değil hizmet devleti olur ki bu da bildiğimiz anlamda devlet olmayacaktır. Bu devlet dolayısıyla topluma hizmet etmesi köstek karakteri yitirmesi ile yeni devlet eski devlet olmayacaktır.

Sivil toplum kuruluşların toplum adına hizmet yapması( ikili) köstek ve destek iki yüzlü karakteri olmadığından devlet de yasalarla kendini bağlayan yasalarla hizmet yapacaktır. Çünkü tüm toplum ekonomik güce tüm çalışanlar bölüşümü kendileri yaptıklarından dolayı hizmet talep etme hakkına sahip olur. Oysa eksi ceberut devlette ise hizmet değil ekonominin isterlerine ona göre açık gizli bir şekilde kendine ayrıcalıklı hizmet edeni ödüllendirir. Ama bölüşümün başında değil en altında kalan emekçiler devlet açık yada gizli ekonomik gücü olmadığından ayrıcalıklı hizmetin gerisinde kalan desteğin karşıt gücü köstekle karşılaşır. Devlet yada bürokrasi kimin (tabaka sınıf) ekonomik yapısı üzerine kurulu ise ona hizmet eder ona ayrıcalıklı hizmet destek yapar

Devletin bir yarısını da kendisine hizmetleri koruma altına alacak ceberut devleti yaratmaya çalışır. Bölüşümü ne kadar çok kendine yönlendirirse hegemon sınıf o kadar güçlü polis devleti yaratmak zorunda kalır.

Dünkü ya da bu günkü devlet halka belli kaydı şartlar koyarak halk kamuyu bir dereceye getirmeye çalışır, bunun devleti meşruiyeti kazanmasıdır. Bunu anlaşma yada sözleşme olarak nasıl kabul edilirse edilsin iktidarı eline alan bürokrasi ekonomik gücü olana hizmet ederken; ekonomik gücü olmayan sınıfın devleti yoktur sadece üstüne baskı yapan cebir kullanan devlet vardır.

Devlet ekonomisiz ve ekonomik güç olmadan var olmadığına göre devlet öncesi sınıfsız toplum doğal ekonominin doğal paylaşımı vardır.

Köylü ekonomilerinde büyük aile başat roldedir ve cinsiyet ve yaş faktörü tahakküm nedeni olur. Burada ekonomideki gücü ve yaş faktörü rol oynar. Köy toplumunda böyle töreyle bölüşümü (sözlü anlaşma) sağlayarak devletsiz yaşamaya devam eder. Köy ekonomisinin aşılması zanaat ve ardı sıra basit köy ekonomisinin çiftlik ve zanaatın atölye aşamasına gelmesi ile aile içindeki emeğin dışında emeğe ihtiyaç duyar ki bu ailenin cinsiyetçi ve yaş faktörüne bağlı tahakküm ailenin kendisine bağlı köle emeğini ortaya çıkarır. Köle emeği ile aile içindeki cinsiyet ve yaşa bağlı tahakküm yerini köle emeğine tahakküm hale getirir. Ailenin dışında başka birliklerin ve örgütlenmelere ihtiyaç duyar. Aşiretlik beylikler ve derebeyliklerin hemen hepsi aile ekonomisine bağlı olarak gelişir. Hemen hepsi ailenin iyi yada kötü yönetmesine ve kurumsallaşmayı (bürokrasiyi) iyi kurgulamalarına göre imparatorluklar yada batıda siteler yaratır( Kralların babadan oğla geçmesi aile için tahakkümün eseridir)

Sınıfların ortaya çıkması ile köle ve serf ve proletarya egemen sınıfın emek ve üretim araçlarının gelişmesi ile birlikte birbirini geliştirip ilerleme gösterir. Devletin ortadan yok olması diye bir şey sözkonusu olmaz sadece tarih içinde sınıfın ihtiyaçlarına göre belirlenen devlet değil tüm toplumun ekonomik gücü kazanması ile toplumun ihtiyaçlarına cevap veren devlet ortaya çıkar. Bu şimdiki sivil toplumla beraber gelişip onunla ekonomik bütünleşmeye giren karakter kazanması ile gerçek tarihsel görevine oturur. Tarih her kurumu ekonomiyi kotarması ve kendisi için aktarma yapması için kendine göre düzenler.

Sivil toplum ekonominin dışında laf üretme merkezleri yada kamuoyu oluşturma gazete ilan tablosu değildir.

Kamuoyunu medyalar oluşturmaktadır kaldı ki medya bile kemin elinde ise onun gözleri ile kamuoyu oluşturur. Kamuoyu derken kamunun görüşleri anlaşılmasın. Ekonomik veçhenin üretimdeki insanların prototiplerinden farklısını göremezsin çünkü sistem merkeziyetçilik tep tip bürokratı ve teknikeri yetiştirir. Bu nedenle ekonomik dışı veçhe olarak görülen sivil toplum örgütlerin örneğin barolar(avukatlar) birlikteliğini ekonomik güce dönüştürerek devletin tek yönlü adli sistemini toplum adına dönüştürebilir. Yine teknik odalar (mimar ve mühendisler odası) bir ekonomik kuruluş olarak devletin sınıfla hizmet eden tavırlarını hem kendilerine hemde tüm topluma hizmet ederek devletin bayındırlığına alternatif oluşturur. Yine sendikalar ekonomik birlik oluşturarak köle ekonomisini ortadan kaldırabilir. Daha önceden söylendiği gibi emeğin alınıp satılması tümden yasaklayarak mülk sahibinin ailesi dışında hiçbir kimseyi çalıştıramayacağı( köle yapamayacağı) kaydı konarak proleterin ön birikimlerinden kendi kendilerini sömürmeden ne harikalar yaratılacağı ve hiçbir ekonomisinin hiçbir sınıflı ekonomisinin yıkamayacağı özgür emekçiler birliği kurulabilir. Bunun için çok büyük sermaye bile gerekmez mütevazi bir birikimle herkesin yeteneğine ve çalışmasına göre ve kalan birikimin de ortak eşit mülk olarak hanesine yazılması ile ekonomik devrim yapılabilir.

Ekonomik devrimle proletarya yada köle emeği kalmayacağı için tahakküm yapılacak bir sınıfta olmayacaktır. Herkesi ekonomisinin beceri ve çalışmaya dayalı olması dolayısıyla ekonomik güce erişmesi hem devletten hemde başka hizmet veren kesimlerden gerekli hizmeti alabilecektir.

Oysa proletarya ekonomisi sadece kısıtlı bir ücret ve patronun inisiyatifindeki ikramiyeye dayalı olmasından dolayı hem devletin kamu adına yaptığı kısıtlı olanaklardan yararlanmak zorunda olacak hemde kısıtlı ücreti ile hizmet satın alamayacaktır. Bu da ücretin kısmı özgürleştirmesi dolayısıyla eksik özgürlük bir özgürlük olmayacaktır. Hem yetenekli hem çok çalışmasına rağmen tam özgürleşemediği gibi emeği satın alan mülk sahibi fazla emek harcamadan daha çok zenginleşecek ve zenginliği hem fazla hizmet olmasını sağlayacak hemde zenginlik ona saygınlık kazandıracaktır. Kendinin olmayan artı emekle zenginleşerek kendinin olmayan bir özgürleşmenin sahibi olacaktır.

Devletin vergilerle gelişen hantal yapısı bürokratik merkeziyetçiliği , hizmet veren kurumların ortaya çıkması ile ne ekonomik güce erişen toplum devletinde sınıfın önceden ödediği vergilerle istediğini alan toplumun yeni devlete geçiş yapılmalıdır

Devletinde çalışmasına ve kendisine hizmet vermesine göre devlette hizmetin karşılığını hizmeti verdiği anda alır ki bu da devleti vergilerle eziyet eden devlet yerine çalıştığı kadar hizmet ettiği kadar olan bir devlet hüviyetine bürünür ki bu da devletin bürokratik merkeziyetçiliği yerine

devletin çalışıp üretmesine devletin topluma hizmet etmesine göre bir formasyona girer. Devletin yine tüm kurumlarında olması gereken bir tarz değildir. Yine devlet kamunun doğrudan hizmet etmesini gerektiren uzak ve ilerdeki öngörülerini biçimlendirmesi için ona kurumlarda vergi ile yaşayacaktır. Ama bu toplumun bir hizmet istediği anda diğer sivil toplum yada emek birliklerin hizmetlerinin karşılığını almasına benzer. Devlet burada sadece yöneten değil ileriyi ve gelecek zamanı kurgulayan tarzda gelişmesi ile büyük sivil toplum örgütlerinden biri olur ki bu da hem sivil toplum hem kamu gücü olarak tahakkümsüz bir ortaya çıkar. Devlet yine büyük bir örgüt olarak ekonomi dışı formasyonu sürdürür sadece sivil toplum örgütleri emek birlikleri ile hükümet eder yönetir

hakkında admin

Ayrıca Kontrol Edin

Hierapolis Antik havuz, Kleopartra havuzu pamukkale

Hierapolis Antik Havuzu, M. S. 7. yüzyılda gerçekleşen bir deprem sonucunda antik kentin ortasında büyük …

Bir yanıt yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.