Ayrıca kalp ve beyin, karbonhidrat tüketimi minimumda tutulduğunda, adaptasyon gösteriyor ve ketonları yakıt kaynağı olarak kullanmaya başlıyor. Bu da “Tatlı bir şey yemezsem beynim çalışmıyor” bahanesinin geçersiz olduğunu gösteriyor. Bilmemiz gereken ketojenik diyetin karbonhidratların tamamen dışlanması anlamına gelmediği. İnsan vücudunda sadece glukozu yakıt olarak kullanan hücreler var. Bu nedenle az miktarda karbonhidrat tüketimi her zaman gerekli.
Ketojenik diyette ne tür besinler var?
Ketojenik besinler arasında et, yağlı balık türleri, fındık fıstık, tereyağı, kaymak, peynir, yumurta, hindistan cevizi sütü ve yağı bulunmakta. Düşük karbonhidratlı besinler arasında ise ıspanak, mantar, kuşkonmaz, kereviz, yeşil fasulye,Brüksel lahanası, karnabahar, salatalık, marul, pırasa, brokoli, dolmalık biberler, soğan ve sarımsak, karpuz, kavun, çilek, avokado var. Ketojenik diyette tüketilmemesi veya az tüketilmesi gereken karbonhidrat zengini besinler arasında ise bira, gazozlu içecekler, ekmek, süt, makarna, pirinç, patates,mısır, mısır şurubu, havuç, bezelye, şeker, kek, pasta, börek çörek, meyve suları, bal, muz, üzüm, kayısı, şeftali ve kızartmalar. İşlemden geçmiş her türlü gıda maddesi, konserveler ketojenik diyete aykırı. Ketojenik diyette oranlar 4’e 1 olarak ideal kabul ediliyor. Yani her 4 yağ kalorisine karşı 1 karbonhidrat kalorisi. Bu da şu demek; gün boyunca aldığımız kalorilerin tamamının yüzde 80’i yağdan, yüzde 20’si ise karbonhidrat ve proteinden gelmeli.
Karmaşık diyet listeleri oluşturmak yerine “ketojenik diyetin” temel mantığını anlamanızı sağlayacak ipuçları vereceğiz. Nadirde olsa, diyet sırasında kabızlık ve besin eksiklikleri görülebilir. Hekiminiz tarafından laboratuvar tetkikleriyle bu süreç izlenecektir. En önemli unsur, tedavi boyunca günde en az 2-3 litre su içilmesidir. Su; karbonhidrat içermemelidir, yani meyve suyu tüketilmemelidir. İyi filtre edilmiş su, dünyanın en sağlıklı içeceğidir.
Ketojenik diyetin temel özellikleri;
Kanserli hücrelerin temel besin kaynağı olan glukozu ve karbonhidratları diyetimizden çıkartıyoruz. Onların yerine normal hücrelerimizin enerji ihtiyacını karşılayacak miktarda yağ ve proteini koyacağız. Ancak kan şekerinin belirli düzeyde sabit kalmasını sağlayacak kadar da glukoz ilave edeceğiz.
Günlük alınan karbonhidrat düzeyi; 50 gramın altına indiğinde normal hücreler yağları ve ketonları enerji kaynağı olarak kullanmaya başlarlar. Artık enerji kaynağı glukoz değil; yağlar ve ketonlardır. Sinir sistemi hücreleri özellikle de beyin hücreleri ketonları, kendi ihtiyaçları doğrultusunda kullanabilirler. Eskimolar ve Maasailerin geleneksel diyetleri balık, et ve sütten oluşur. Karbonhidrat yoktur. Ancak oldukça sağlıklı bir yaşam sürerler.
Düşük karbonhidratlı ketojenik diyet uygulanan hastaların kan testlerinde; kan şekerlerinin düştüğü ve ketonların arttığı görülür. Ketojenik diyetin en önemli özelliği kanda yüksek şeker düzeylerinin engellenmesidir.
Kanserli hastalarda yapılan çalışmalarda, ketojenik diyet uygulanan hastaların yaşam kalitelerinde artma ve kanserin ilerlemesinde yavaşlama saptanmıştır. Düşük karbonhidrat, yüksek yağ ve proteinden oluşan diyete vücut hızla uyum sağlar. Bu diyet esnasında meyvelerden ve diğer besinlerden alınan şeker ve karaciğer tarafından yağ ve proteinlerden dönüştürülerek sağlanan şeke, vücut için fazlasıyla yeterlidir.
Ketojenik diyete geçilmesiyle birlikte en önemli değişiklik kanser hücrelerine sağlanan glukoz miktarının düşmesinde gözlenir. Kan glukozu sabit bir değere iner
Derleyen:İbrahim Can..
SosyalSanat Değişmeyen tek şey değişimdir