Makale twetlerim(x)

Tarih Kültür, Savaş ve Toplumsal Çöküş Üzerine

Tripoliçe Katliamı:Tarihin Kanlı sayfalarından biri

Kültür, toplumları ayakta tutan ve onlara gelecek sunan temel varlıklardan biridir. Ancak kültürün yıkıldığı dönemlerde yalnızca maddi değerler değil, toplumların vicdani ve insani birikimleri de büyük zarar görür. Doğada acıma duygusu olmadığı gibi, insanın kültürel vicdanı da ortadan kalktığında ortaya çok daha yıkıcı sonuçlar çıkabilir.

Kültür savaşları, toplumların köhnemiş kalıntılarını ortadan kaldırırken insanlığın yüzyıllar boyunca oluşturduğu birikimleri de yok edebilir. Her kültür kendi içinde yenilenmeyi ve yeniliği barındırmadığı sürece ya doğal değişimlerin ya da insan eliyle gerçekleştirilen kültürel yıkımların etkisi altında kalacaktır.

Bir akımın erken ve radikal dönemlerinde bu savaşlar daha yıkıcı hale gelebilir. Özellikle kültür içerisinde gelişen aşırı milliyetçilik akımları, insanlığın eski ve vahşi dönemlerini hatırlatan sonuçlar doğurabilir. Eski toplumlar kendilerini kurtarmak adına birçok şeyi feda ederken zaman zaman insanı ve insanlığı da yok edebilirler.

Asıl olan insanın ve insanlığın ayakta kalmasıdır. Yeni çağlara ve yeni toplumsal oluşumlara daha yumuşak geçişler sağlanarak kültürel zenginlik artırılabilir ve teknoloji çağının imkânlarından yararlanılabilir. Bunun dışındaki yol, insanlığın eski vahşi çağlarını yeniden yaşatmak anlamına gelir. Bunun adı zulümdür. Zulüm üzerine hiçbir kültür abad olmaz.

22 Eylül 2026

Savaş, Emperyalizm ve Avrupa

Haydi Avrupa, Ruslar bu savaşın çok kısa süreceğini söylüyor. Kendi dışında taşeron olarak ABD ile Uzak Doğu ve Ortadoğu’da oynadığın savaş oyunlarına benzemez. Stalin karşınızda yok ama Putin var.

Üçüncü Dünya Savaşı böyle başlar: Mazlum halkların sömürülmesiyle değil, büyük güçlerin doğrudan karşı karşıya gelmesiyle. İkinci nükleer bombayı Berlin’e mi, Paris’e mi istersiniz?

22 Eylül 2026

Yunanistan ve Ege Meselesi

Yunanistan, ateşle oynama. Ege’de denize döküldüğün günleri unutma.

İngiltere’yi arkana aldığın gibi, yalnızca Batı’yı değil, ABD’yi de ortak olarak yanına alsan bile bu kez mesele Kıbrıs değil; Ege adalarının bir bölümünün elinden çıkması olabilir. Atatürk’ün döneminde güçlü bir donanması bugünkü gibi olsaydı, belki de Ege adalarına yalnızca turist olarak gelebilirdin.

Türkler, tarihin kanla yoğrulduğunu yaşamış bir millettir. Türkler, tarih boyunca imparatorluklar kurmuş, birçok toplumu Osmanlı coğrafyasında bir arada yaşatmıştır. Bununla birlikte Osmanlı’nın askerî gücünün temel unsurlarından biri Türk askerî geleneğiydi.

Osmanlı, Arap etkisinin güçlenmesinden önce üç kıtada topraklarını genişleten büyük bir devletti. Daha sonraki dönemlerde yaşanan siyasi, ekonomik ve askerî gerilemeler ise imparatorluğun parçalanmasına kadar uzandı.

Abdülhamit döneminde donanmanın Haliç’te tutulmasının güvenlik ve ekonomik gerekçeleri olduğu savunulmuştur. Atatürk döneminde ise yeni devlet, savaşın ardından bağımsızlığını ve egemenliğini koruma anlayışı üzerine kurulmuştur.

Biz, yurtta barış, dünyada barış isteyen bir milletiz.

16 Eylül 2026

Muhalefet ve Demokrasi

Demokratlara, güçlü muhalefete, büyüyen partiye, iktidara alternatif olan harekete ve oyları yükselen cumhurbaşkanı adaylarına geçit yok.

İki bağırıp çağırmayla, güzel sözler söyleyip milleti peşine takarak koca 25 yıl heba edilemez. Yargısı, yöneticisi, sözcüsü ve gözcüsüyle oluşturulan siyasi düzenin de bir hesabı olmalıdır.

İşte Türk demokrasisi budur.

15 Eylül 2026

Tarih ve Siyasi Başarı

“Atatürk devlet adamı değildir.” diyenlerin yeniden tarih yazmaya kalkması, tarihin siyasi mücadelelerde nasıl kullanılabildiğini gösteriyor.

Tarih, yalnızca sözlerle değil; zaferler, devrimler, ekonomik gelişmeler ve sanayileşme adımlarıyla şekillenir. Bir ülkenin kaderini değiştiren siyasal hareketler, yalnızca söylemleriyle değil, ortaya koydukları sonuçlarla değerlendirilir.

Muhalefet kendi başarısızlığının tarihini yeniden yazabilir; ancak tarihi değiştiremez. Küçük başarıları büyütmek, başarısızlıkların üzerini örtmek anlamına gelebilir.

İktidarın ardından devleti büyüten, geliştiren ve dünyada söz sahibi yapan yönetimler kendi tarihlerini güçlendirir. Ekonomiyi büyütemeyen, ülkeyi krize sürükleyen yönetimler ise kendi tarihleriyle yüzleşmek zorunda kalırlar.

Tarih, sonuçları kaydeder. Başarılar da başarısızlıklar da zaman içerisinde kendi yerini bulur.

Din, Dil ve Kimlik Üzerine

“Adem ve Havva Arap’tı ve Arapça konuşuyordu. İnsanların atası Arap’tır, dillerin dedesi Arapçadır. Allah’ın cennetinde Arapça konuşulacağını bize müjdeliyor. Her Müslümanın ana dili Arapçadır; cennet dili olan Arapçayı öğrenmek zorundadır.”

Bu tür iddialar, din ile dil ve etnik kimlik arasında doğrudan bir bağ kurmaktadır. Ancak farklı dillerin ve toplumların varlığı, insanlık tarihinin çok daha karmaşık olduğunu göstermektedir.

Eğer bütün insanlığın tek bir dil etrafında birleşmesi gerektiği düşünülüyorsa, dünyadaki diğer dillerin ve kültürlerin varlığı nasıl açıklanacaktır? Tarih boyunca farklı toplumların farklı inançlara ve dillere sahip olması, insanlığın kültürel çeşitliliğinin temel unsurlarından biridir.

Dini inançların siyasi ve kültürel mücadelelerde araçsallaştırılması ise ayrı bir tartışma konusudur. Bir dinin adına hareket ettiğini söyleyen siyasi güçlerin birbirleriyle savaşması, din ile siyaset arasındaki ilişkinin ne kadar karmaşık olduğunu göstermektedir.

Sol, Sovyetler Birliği ve Değişen Dünya

Sosyalist ve radikal solun tarihsel olarak gerilla siyasetinde geri çekilmesi ve Sovyetler Birliği’nin Rusya’ya dönüşmesiyle birlikte dünya solunda önemli bir kırılma ve geri çekilme yaşandı.

Bu süreçte Rusya-Ukrayna Savaşı, NATO’nun geleceği tartışmalarını yeniden gündeme getirirken Çin’in ekonomik yükselişi de küresel güç dengelerini değiştirdi. Batı’nın klasik emperyalizm anlayışının değiştiği yönündeki tartışmalar bu gelişmelerle birlikte daha fazla önem kazandı.

NATO blokunun ekonomik ve bilimsel alandaki gelişmeleri, ABD’nin yüksek borçluluk düzeyi ve enerji kaynakları üzerindeki mücadeleler yeni ekonomik arayışları beraberinde getirdi.

Ortadoğu’daki savaşlar, İran, Hürmüz Boğazı ve petrol kaynakları etrafındaki mücadeleler, enerji güvenliğinin dünya siyaseti açısından önemini yeniden ortaya koydu.

Yükselen BRICS ekonomileri, Çin ve Rusya’nın teknolojik gelişmeleri ve büyük devletlerin askerî kapasitesindeki değişim, dünya sisteminin dönüşümünü hızlandırıyor.

Artık yalnızca savaş siyaseti değil; ekonomi, bilim, teknoloji ve enerji üzerinden yürütülen bir küresel mücadele de söz konusu.

Türkiye’de Sol ve Muhalefetin Dönüşümü

Türk solunun radikal hareketlerinin 12 Eylül sonrasında ve 1990’lı yıllarda yaşadığı baskılar, Türkiye’nin siyasal tarihinde önemli kırılmalar yarattı.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin geçmişte radikal sol hareketlerle kurduğu mesafeli ilişki ile günümüzde iktidar-muhalefet mücadelesinde yaşanan gelişmeler arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır.

Muhalefetin, iktidarın belirlediği siyasi gündem içerisinde hareket etmek yerine kendi tezlerini ve politikalarını geliştirmesi gerektiği yönündeki eleştiri burada önem kazanmaktadır.

Bilgi, Bilim ve Tarih

Herkes, sahip olduğu bilgi ve bilim düzeyinin imkânları ölçüsünde yaşar. Kral ya da padişah da gücünü, bilgeliğini ve tarihsel birikimini ne kadar kullanabildiği ölçüde ayakta kalabilir.

Son Osmanlı padişahları, yenilenme ve ekonomik reform çabalarını yeterli ölçüde gerçekleştiremedikleri dönemlerde toprak kayıpları yaşadılar. Osmanlı’nın askerî ve siyasi yapısındaki değişimler imparatorluğun son dönemini belirleyen önemli unsurlar oldu.

Osmanlı’nın yenilikçi ve savaşçı askerî kadroları, emperyalist güçlere karşı mücadele ederek imparatorluğun kalan topraklarını savunmaya çalışırken, Mondros sonrasında İstanbul’un işgali ve son Osmanlı hükümetlerinin tutumu yeni bir dönemin başlangıcını oluşturdu.

Yenilgiden zafer çıkaramadığınız gibi, yeniden tarih yazarak gerçekleri değiştiremezsiniz. Artık yalnızca vakanüvisler değil; toplum, kurumlar, belgeler ve tarihsel sonuçlar da geçmişi kayda geçiriyor.

Tek yönlü yazılan tarih, iktidarın günü kurtaran propagandasına dönüşebilir. Ancak zaman, propaganda ile gerçek arasındaki farkı ortaya çıkarır.

2026

Siyasette Çöküş ve Gerçeği Görememek

“Kürsü çöküyor, kürsü çöküyor.” diye bağıran adamı siyasi propaganda yapmakla suçlayan bir siyaset anlayışı, geçmişte Bayan Çiller ve ekibi döneminde gerçekten çöken ekonomik ve siyasi yapı ile yüzleşmek zorunda kaldı.

Yalanlara o kadar çok kişi inandırılmıştı ki, çürük bir yapı üzerine kurulan kürsünün çökmesi kaçınılmaz hale gelmişti. Gerçeği söyleyenlerin uyarıları ise zamanında dinlenmedi.

Siyasiler ekonomik krizi ve çürüyen yapıyı göremedi. 2000’li yılların başındaki krizler Cumhuriyet tarihinin önemli ekonomik ve siyasi kırılmalarını hazırlarken ne partiler ne de liderler meclis dışına düşebileceklerini öngörebildi.

Yıkım bazen tam da böyle gerçekleşir. Eğer yıkımın işaretleri önceden görülebilseydi, gerekli önlemler alınabilirdi. Bu durum geçmişte olduğu gibi bugün de farklı biçimlerde karşımıza çıkmaktadır.

2026

Din, Savaş ve Enerji

Tarihsel savaşlar aynı zamanda zaman zaman dinsel savaşlar biçimini de almıştır. Batı, yüzyıllar boyunca mezhep savaşları yaşadı. Yeni yüzyılda mücadeleler kapitalizm ve sosyalizm eksenine dönüşse de günümüzde kapitalizm, dini çatışmaları kendi çıkarları doğrultusunda biçimlendirebilmektedir.

Petrol ve enerji kaynaklarının güvenliği, bölgesel savaşların önemli nedenlerinden biri olarak tartışılmaktadır.

Ortadoğu’daki çatışmaların önemli bir bölümü mezhep farklılıkları üzerinden şekillenmiştir. Şii ve Sünni gruplar arasındaki tarihsel ayrılıklar, bölgesel ve küresel güç mücadeleleri içerisinde yeniden üretilmiştir.

İsrail üzerinden Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesi, Hürmüz Boğazı ve İran’ın petrol kaynakları üzerindeki mücadeleler, enerji güvenliği ile bölgesel siyasetin ne kadar iç içe geçtiğini göstermektedir.

ABD’nin Ortadoğu’daki yeni güç dengelerini şekillendirme çabaları devam ederken, bölgesel ittifaklar ve enerji arzının güvenliği yeniden gündeme gelmektedir. Türkiye’nin bölgedeki konumu da bu güç mücadelelerinden bağımsız değildir.

2026

Muhalefetin İktidar Politikalarına Tepkisi

Yeni ve yeniden şekillenen siyasi dengelerde AKP’nin farklı siyasi aktörleri kendi politikaları etrafında bir araya getirerek siyasi kazanım elde ettiği yönünde değerlendirmeler yapılabilir.

Muhalefet ise kendi iddia ve tezlerini yeterince ortaya koyamadığı dönemlerde seçmeni seçeneksiz bırakma riskiyle karşı karşıya kalabilir.

Kürt seçmene ulaşma çabaları, terörle bağlantılı suçlamalarla karşı karşıya olan kişiler hakkındaki hukuki süreçler ve tutuklu belediye başkanları konusunda muhalefetin ortaya koyduğu politikalar bu tartışmanın parçalarıdır.

İktidar bir yandan Kürt siyasi hareketini eleştirirken diğer yandan farklı dönemlerde siyasi açılımlar gerçekleştirmiştir. Muhalefetin ise bu süreçlerde kendi bağımsız tezlerini oluşturması önemlidir.

Geçmişte Ergenekon, FETÖ ve çeşitli siyasi davalar üzerinden yürütülen süreçler, Türkiye’nin yakın siyasi tarihinde derin izler bırakmıştır.

Bugün de iktidarın belirlediği siyasi gündem karşısında muhalefetin kendi siyasetini ve demokratik tezlerini oluşturması temel bir tartışma alanıdır.

2026

Tanrı, Toplum ve İnsan

Her millet ve her kavim, yarattığı tanrı anlayışıyla büyür. Tanrı anlayışı büyüdükçe toplumların da büyüdüğü düşüncesi, din ile toplum arasındaki ilişkiyi anlamaya yönelik felsefi bir yaklaşımdır.

Bir millet, kavim veya mezhep kendi tanrısını nasıl büyütüyor ve yaşatıyorsa, kendi inanç sistemini de o ölçüde yaşatır.

İnsanlar yarattıkları tanrı anlayışıyla yaşarlar. Bilişsel bir varlık olan insan, ölüm karşısında çaresizdir. Tüm canlılar gibi yaşamın sonuna doğru ilerler. Ölümü anlamlandırmak için dinsel ritüellere ve inançlara başvurur.

Dinsel ritüeller, özellikle eski toplumlarda toplumsal düzenin devamlılığında önemli bir rol üstlenmiştir. Sınıflı toplumlarda din, insanların korkularını, umutlarını ve duygularını yönetmenin araçlarından biri haline gelebilir.

Sistem kendisini okul, bürokrasi ve güvenlik kurumları aracılığıyla yeniden üretir. Böylece toplumun bireyleri belirli kurallar ve değerler içerisinde yetiştirilir.

Ancak tarihsel toplumlarda bilimsel yarış başladığında değişime ayak uyduramayan yapılar kaçınılmaz olarak gerilemeye başlar. Gerilemek, yalnızca ekonomik anlamda kayıp yaşamak değil; aynı zamanda toplumun üretim gücünü ve kültürel dinamizmini kaybetmesi anlamına gelir.

Bu durum krizleri, yıkımları ve savaşları beraberinde getirebilir. Eski toplumlarda savaş çoğu zaman ganimet elde etmek ve üretime el koymak amacı taşıyordu.

Modern toplumlarda ise savaşın niteliği değişmiştir. Savaş artık yalnızca cephede gerçekleşen askerî bir mücadele değildir. Ekonomik yaptırımlar, ambargolar, enerji savaşları, teknoloji ve bilgi üstünlüğü de savaşın parçaları haline gelmiştir.

Bu nedenle günümüz savaşları yalnızca askerî yenilgiye değil, toplumsal çöküşe ve ekonomik sefalete de yol açabilir.

Eski toplumlarda savaş cephede gerçekleşirken günümüzde cephe ile birlikte bütün toplum savaşa dâhil olmaktadır. Ekonomik ambargolar, üretim kayıpları ve sermaye hareketleri toplumların tamamını etkileyebilir.

Biriken ekonomik ve toplumsal kaynaklar tükendiğinde, zengin toplumlarda bile durağanlhaşma ve gerileme başlayabilir.

Sonuç olarak insanlığın geleceği yalnızca askerî güçle değil; bilim, ekonomi, kültür, teknoloji ve toplumsal dayanışma ile belirlenecektir.

12 Ağustos 2026

hakkında admin

Ayrıca Kontrol Edin

tiwitter yazılarım15

Milliyetçi ümmetçi ile milliyetçiler karşı karşıya. Pragmatist yaklaşımla mafyalaşan milliyetçi parti ümmetçi, anti milliyetçi söylemi …

Bir yanıt yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.