Giriş: Demokrasi Kimin İçin?
Demokrasi, kişilere ya da belirli zümrelere özel bir yönetim biçimi değildir. Gerçek demokrasi, tüm yurttaşların eşit hak ve özgürlüklere sahip olduğu bir düzendir. Ancak Türkiye’de son yıllarda yaşanan gelişmeler, demokrasinin nasıl araçsallaştırıldığını ve özgürlüklerin nasıl daraltıldığını gözler önüne sermektedir.
Yargının Siyasallaşması ve Çifte Standart
Bir iktidar, suçu sabit olmadan CHP’li belediye başkanlarını tutuklayıp yargılarken; PKK’nın suçlarını affedip erteleyerek barış sağlamaya çalışıyorsa, burada ciddi bir çifte standart vardır. CHP ise yeni kadrolarının tutuklanmasını yalnızca seyretmektedir.
Demokrasilerde tutuklama ve cezalandırma hukuki süreçlerle işler. Cezası verilmeden tutuklanan her kişi aslında siyasi bir bedel ödemektedir. Kürtlerle barışacağız diye kendi partidaşlarını savunamayan, özgürlük getiremeyen bir parti; başka örgütleri özgürleştirirken kendi örgütünü siyasi tutsak haline getirmektedir.
Kendi Özgürlüğünü Savunamayan Parti
Kendi özgürlük mücadelesini veremeyen bir parti, Kürt seçmeni kırmamak için “evet” demesiyle liberal demokrasinin pragmatist faydacılık anlayışına sığınarak yarın kazanacağını sanır. Ancak yarın dengeler değiştiğinde elindeki kadrolar hâlâ hapistekilere ağıt yakmaya, türkü yakmaya devam eder.
Demokratik mücadele bir bütündür: Bugün Kürtlere, yarın sana. Ya herkes için demokrasi vardır ya da iktidarın izin verdiği kadar özgürlük ve demokratik tutsaklık vardır.
Türk ve Kürt Demokrasi Hastalığı
Sistemin kendini onarmak için yaptığı her müdahaleyi demokrasi sanan aymazlar, dün “yetmez ama evet” diyenlerden bugün çerçeve yasaya karşı çıkmayıp vekilleri serbest bırakmayı bekleyen aynı yeni partidir. Size yapılan az; yarın başkanınızı da fezleke ile elinizden alırlar.
Yarın demokrasi kırıntıları değil, elinizde koca bir hiç kalacak. “Hep beraber ya hiç” diyordunuz; belediye başkanları içeride yatarken kırıntı demokrasiye kanıp iktidarı demokrat yaparsınız. Onlar kendilerini dünden demokrasi havarisi ilan ederler; siz yolunuzdan çıkarak nal toplarsınız.
Atatürk ve Emperyalizm
Atatürk, emperyalistlerin istemediği adamdır. Emperyalist; Osmanlı gibi geri kalsın, teokraside boğulsun, mezhep savaşları emperyalistlerin kucağından inmesin, Afrika gibi madenlerini sömürsün ve zenginliği Batı kendi ülkesine götürsün ister.
Atatürk laikliği getirdi; mezhep ve din özgürlüğünü sağladı. Ekonomiyi yatırımla kalkındırdı, ülkesinin bağımsızlığını sağladı. Türk milletini tekrar dünya milletleri arasına soktu. Diğer İslam ülkeleri ise kendi sefaletleri ve petrolleriyle ABD’ye bağımlı Arap ülkeleri olarak kaldı.
Anayasa ve Barış
Anayasa ve yasaları uygulamayan, demokratik adım atmayan bir iktidar hiçbir barışı getiremez. Kürt ve Türk barışını örgüt ve iktidar kendi konsensüsüyle sağlamak ister; ancak iktidar barışı kullanırken antidemokratik yargı sopasıyla muhalefeti ezerek iktidarını uzatma aracı olarak kullanmaktadır.
Tarih ve İktidar
Tarihsel yüklü amaçların ilk tetikleyici yıkım kararlarının arkasından gelen tepkiler sonucu tarihsel kişilikler ortaya çıkar. Kimi iktidarlarla birlikte birçok lider ya yıkılır ya da güçlenerek çıkar. Tarihsel olaylar, lider kararları sonucu tarih yeniden yazılır.
Tarih yazımı; tarihsel izdüşümler, iktidarda kimin kaldığı, muhalefetin başına gelenler, yenilgiler ve kayıpların tarihini yazar. Dolayısıyla demokrasilerde muhalif, kendi yazarlarını ve sanatçılarını yaratsa da iktidar tüm erkleri ve devlet aygıtını elinde tutar.
Kendi iktidarında iddialarıyla güçlü tarihini, pratiği biçimlendiren tarihi ve talihini yeniden yazar. Demokrasilerde başarısızlık, iktidarların el değiştirmesini sağlar. Otokratik ve teokratik rejimler ise seçim yerine muhalefeti yok ederek ya da sindirerek ayakta kalır. Sonuç: zulüm ile abad olma.
Büyüme ve Gelişme
Büyüme simetrik değildir; gelişme ise simetriktir ama o da kendi içinde asimetriyi barındırır. İki gözün aynı netlikte görmemesi gibi. Bu yüzdendir ki bir neslin birikimlerini üst sınıflar hoyratça tüketirken, gelişme için mutlaka demokratikleşme olmadan halka açılmadan mümkün olmaz.
Biz dünün sefahatini, birikimlerinin zenginliğini yaşıyoruz. Dün zenginler buzdolabı alırken bizim babalarımız tel dolap alabiliyordu. Bugün halk buzdolabı alırken üst sınıf yeni ve ilk o sahip oluyor. Bu, uç veren filizin çiçek açması gibidir. Yeter ki demokratikleşmenin önünü kapatmasınlar.
CHP Gerçekten Arınıyor mu?
İktidar, CHP’yi bölüp belediyeleri ele geçirdikten sonra geçmeyenleri Osmanlı gibi fizana değil ama tutuklayarak suçlu ilan etti. CHP’nin imajını bitirip büyüme ve iktidar olmasını engellemeyi başardı. Ancak CHP’nin küçük CHP olmasını öngöremedi.
Yeni parti miting yapmalı; kendi programıyla beraber yürüyeceği partilerle ortaklık kurmalı. İktidarın belediye başkanlarını ele geçirme politikası, eski CHP’yi eski iktidarsız lideriyle etkisizleştirip büyümesini engellemekti. Amaç ve sonuç aynı olmadı. Belediyeleri yeni partiye almadan programıyla halkla kucaklaşmalı.
İlahiyat Profesörünün Fetvası
İlahiyat Profesörü Hayrettin Karaman, 17-25 Aralık’tan sonra “Yolsuzluk hırsızlık değildir” diye fetva vermiş ve “Yolsuzluğa hırsızlık demek iftira olur” demiştir. “Allah bize günah işleme özgürlüğü verdi” diyerek bugünün iktidarını, yönetimini ve ideolojisini desteklemişlerdir.
İktidarın yolsuzluğuna yol verirken, günah işlemeyi kendilerine mübah görüyorlar. İktidar için her şeyi mübah gören Makyavelist anlayışla kendilerine de her şeyi mübah görerek, vahşi kapitalizmin sermaye oluşturması için sözde Müslümanların iktidarda kalması adına ahlaklarını biçimlendirdiler.
26 Temmuz 2026
SosyalSanat Değişmeyen tek şey değişimdir